Yalnız Mesajı Göster

İnceden İnceye İstanbull

Eski 11-04-2012   #46
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İnceden İnceye İstanbull



Türbeler Müze Müdürlüğü (Eminönü)



İstanbul Eminönü ilçesinde, Sultanahmet yapı topluluğunun bir bölümünü oluşturan Sultan IAhmetin türbesinin müştemilatında İstanbul Türbeler Müze Müdürlüğü bulunmaktadır Müze Müdürlüğünün bulunduğu Sultan Ahmet Türbesi Mimar Sedefkâr Mehmet Ağanın eseridir

Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkarılan “Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin seddine ve Türbedarlıklarla bir takım unvanların men ve ilgasına dair” 677 sayılı yasadan sonra, Konyada Mevlâna Dergâhı dışındaki türbeler kapatılmış ve içerisindeki eserler Vakıflar Genel Müdürlüğünün teberrükât depolarına kaldırılmıştır Bu kanunun ardından 16 Eylül 1925 günlü kararname ile bu tür yapılarda bulunan tarih, sanat tarihi ve etnoğrafya yönünden değerli eşyaların müzelerde toplanacağı belirtilmiştir Bundan sonra 6 Nisan 1926 günlü karar ile Mevlana Dergâhının müze olarak açılması kararlaştırılmıştır1950 yılında çıkarılan bir yasa ile Türk büyüklerine ait mimari ve sanat yönünden değerli olan türbeler ziyarete açılmıştır

İstanbulda bulunan ve şehrin değişik semtlerine dağılmış olan türbelerin bazıları Vakıflar Genel Müdürlüğünün, bazıları belediyenin, bazıları da Milli Eğitim Bakanlığı Kültür Müsteşarlığının yönetiminde bulunuyordu İstanbulda bulunan türbelerden 119 tanesi mülkiyeti Vakıflarda kalmak şartı ile işlevleri önce Topkapı Sarayına, sonra da Türk ve İslâm Eserleri Müzesine bağlı bir birim olarak ayrılmıştır İstanbuldaki 119 türbenin müzelik nitelikte oluşundan ötürü 1979 yılında İstanbulda Türbeler Müze Müdürlüğü kurulmuştur Bu türbelerin başında Osmanlı Hanedanına, Evliya mertebesine erişmiş olanlar ve Türk büyükleri gömülü bulunmaktadır



Türbelerden büyük çoğunluğu mimari ve tarihi yönden son derece zengin yapılardır Bu türbeler arasında Eyüp Sultan Türbesi, Sultan IAhmet Türbesi, Sultan II Beyazıt Türbesi, Kanuni Sultan Süleyman Türbesi, Hürrem Sultan Türbesi, Mihrişah Valide Sultan Türbesi, Karacaahmet Sultan Türbesi, Yavuz Sultan Selim Türbesi, Aziz Mahmut Hüdai Hazretleri Türbesi, Sultan II Mahmut Türbesi, Sultan Reşat Türbesi, Sultan II Abdülhamit Türbesi, Zal Mahmut Paşa Türbesi, Keçecizâde Fuat Paşa Türbesi, Şehzade Mehmet Türbesi, Ramazan Efendi Türbesi, Hattat Mustafa Rakım Efendi Türbesi, Ferhat Paşa Türbesi, Ya Vedud Sultan Türbesi, Cerrah Mehmet Paşa Türbesi, Cedid Havatin Türbesi, Sümbül Efendi Türbesi başta gelmektedir

Bu türbelerden Sultan IAhmet Türbesi, Eyüp Sultan Türbesi, Fatih Sultan Mehmet Türbesi, Turabi Baba Türbesi, Şeyh Vefa Türbesi, Turhan Sultan Türbesi ziyarete açık bulunmaktadır Onun dışındaki türbeler, Türbeler Müdürlüğünden alınan izinle ziyaret edilmektedir

At Meydanı, No:2 Sultanahmet
Eminönü-İstanbul
Tel : (0212) 518 29 19
Faks : (0212) 517 05 44

TBMM Milli Saraylar Dairesi Başkanlığına Bağlı Müzeler

Dolmabahçe Sarayı (Beşiktaş)



İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde, Boğaziçi ile Dolmabahçe Caddesi arasında yer alan 250000 m2lik alanda kurulmuş olan Dolmabahçe Sarayı, günümüzden dört yüzyıl öncesinde büyük bir koy konumunda idi Osmanlı döneminde donanmanın sefere çıktığı, dönüşte karşılandığı bu koy XVII yüzyıldan sonra doldurulmuş ve çoğu kez de padişahların eğlenceler düzenlediği bir Hasbahçeye dönüşmüştür

Evliya Çelebi buradan şöyle söz etmiştir: “Eskiden servili küçük bir bağ iken, Sultan Osman-ı Şehit fermanı ile donanma iki bin kadar kayık ve mavnanın taş toprak getirerek koyu doldurmuştur” Aynı yüzyılda yaşamış olan Eremya Çelebi Kömürciyan, Sultan I Ahmetin (1603–1617) veziri Nasuh Paşanın zamanında 1611–1614 yıllarında sahilin doldurulduğunu yazmıştır Böylece doldurulan bu alanda Sultan II Selim (1566–1574) ilk defa burada bir kasır yaptırmıştır Silahtar Tarihi ile Raşit Tarihi de burada yapılmış olan yalı ve köşklerin 1680 yılında yıktırıldığını, çevresindeki bostanların ve yolların buraya katıldığını yazmaktadır Naima Tarihinde de Sultan IV Muradın (1623–1640) Sultan Ahmet Han köşkünde oturan padişahın Nefinin hicivlerini okuduğu sırada yanına bir yıldırım düştüğünü ve bunu uğursuzluk saydığı için şairi bir daha hiciv yazmamaya yemin ettirdiği yazılıdır

Sultan IV Mehmet (1648–1687) ve Lale Devrinde Sultan III Ahmetin (1703–1730) buradaki eskimiş yapıları kaldırdığı ve yerlerine yeni sahil köşkleri yaptırdığı kaynaklardan öğrenilmektedir Sultan I Mahmut ise (1730–1754) Dolmabahçe Bayırında Bayıldım Köşkü isimli bir köşk yaptırarak sık sık buraya gelmiştir



XIX yüzyılda Melling ile İsveç elçisi dOhssonun albümlerinde burada yapılmış olan köşk ve kasırların resimleri görülmektedir Bu alanda yapılmış olan köşk ve kasırların en tanınmışlarından birisi de Beşiktaş Sahil Sarayı idi Bu saray Sultan Abdülmecit döneminde (1839–1861), 1843 yılında bölüm bölüm yıkılmıştır Bu alanda yapılan Dolmabahçe Sarayı 15000 m2lik bir alanı kaplamakta olup, sarayın temelleri meşe kazıklar ve ağaç hasırlar üzerine atılmıştır Saray XIX yüzyılın ikinci yarısında Batı etkisinde gelişen bir mimari üslupta devrin önemli mimar ailesi olan Baylanlardan, Agop Karabet Balyan ile Serkiz Balyanın eseridir Dolmabahçe Sarayı yarı kâgir bir yapıdır Sarayın ana duvarları taştan, iç duvarları tuğladan, döşemeler de ahşaptan yapılmıştır Çatı ahşap ve kurşun kaplıdır Sarayın deniz ve batı cephesindeki pencereler saray camhanesinde özel olarak yaptırılmış ve güneş ışıklarını süzen eflatun renkli camlardır Önemli oda ve salonlarda her şey aynı renk tonuna sahiptir Bütün zeminler birbirinden farklı, çok süslü ahşap parke ile kaplıdır Bu sarayın yapımından sonra Topkapı Sarayı terk edilmiştir

Dolmabahçe Sarayı dikdörtgen birbirlerine simetrik planlı bir yapı olup, 285 oda, 46 salon, 6 hamam ve 68 tuvaletten meydana gelmiştir Denize 600 m lik bir rıhtımı olan sarayın kara tarafında ise biri çok süslü olmak üzere iki anıtsal, yedi de tali kapısı bulunmaktadır Deniz tarafında ise beş yalı kapısı bulunmaktadır Anıtsal kapılardan Hazine Kapısı denilen kitabe ve tuğralı kapı Dolmabahçe Sarayına yönelik olan kapıdır Diğer anıtsal kapı Merasim veya Saltanat Kapısı ismini taşır Hazine Kapısına göre daha özenli ve daha büyük olan bu kapının asıl özelliği içte ve dışta içbükey oluşundan kaynaklanmaktadır Kapı ard arda getirilmiş bir çift bükey duvardan meydana gelmiştir Buradaki içbükey duvarların uçları küçük birer kule şeklinde yükseltilmiştir Yapı topluluğu içerisindeki Veliaht Dairesinin de ayrı girişleri vardır Muayede Salonunun karşısında bulunan giriş ise oldukça büyük ölçüde ve çok bezemelidir Kapının iki yanında kare planlı ayaklar ve bunları birbirlerine bağlayan lentolar görülmektedir Bu ayaklar son derece zengin dekore edilmiş olup, çeşitli motifler, madalyonlar, taşlara adeta bir dantel görünümünde işlenmiştir



Bu kapılardan içeriye girilen saray bahçesi dört ayrı bölüm halinde düzenlenmiştir Bunlardan kareye yakın dikdörtgen olan ön bahçe Fransız bahçe mimarisinden örnek alınarak düzenlenmiştir Köşeleri yuvarlatılmış, denize paralel sekiz köşeli bir havuz ile daire biçimli bir göbek bahçenin ana noktasını oluşturmuştur Deniz yönünde uzanan bahçe ise ön bahçenin bir uzantısı olup, saray rıhtımı boyunca uzanmaktadır Bu bölümde Muayede Salonu eksenine göre simetrik, oval göbekler meydana getirilmiştir Bunların dışında kalan sarayın diğer bahçeleri kapalı ve özel nitelikli bahçelerdir Özellikle Veliaht Dairesi, Harem ve Kuşluk bahçeleri bunların başında gelmekte olup, bahçelerin ortalarına oval veya daire biçimli havuzlar yerleştirilmiştir Bütün bu bahçeler yüksek duvarlarla çevrelenmiştir

Sarayın ana yapısı kıyı boyunca denize paralel olarak yapılmış ve birbirine paralel üç bölümden meydana gelmiştir Bunlar Mabeyn-i Hümayun, Muayede Salonu ve Hususi Daire isimlerini almıştır Bu plan düzeni sarayın kendine özgün bir tasarımıdır Burada kitle ve cephe kurgularına özen gösterilmiş, ana form dikdörtgen bir kitle görünümünü kazanmış, köşelerde yer alan salonlar ise öne çıkarılmıştır Böylece cephe görünümünde ölçülü bir hareket sağlanmıştır Sarayın ortasında diğer bölümlerden daha yüksek ve daha gösterişli tören ve balo salonu bulunmaktadır

Sarayın Muayede Salonu dıştan dışa 25x37 m ölçüsünde kareye yakın kitlevi bir yapı olup, içeride tek mekânlı olmasına rağmen dışarıdan iki katlı görünümdedir Yanındaki Resmi ve Hususi dairelerden iki kat daha yüksektir Nitekim bu salonun katları birbirinden ayıran kornişi diğer binaların saçak kornişleri aynı hizadadır Böylece diğer yapılarla bir bağlantı ve süreklilik sağlanmıştır Muayede Salonunun cephesinde yedi aks üzerinde yükselen kolon veya plaster çiftleri yerleştirilmiştir Girişteki açıklık öne çıkarılmış ve yapının daha anıtsal bir görünüm kazanmasına neden olmuştur Bu mekânın yarım daire kemerli yüksek pencerelerinin iki yanına kolonlar yerleştirilmiştir Üst kattaki pencerelerin barok alınlıkları altına dekoratif açıklıklar ve kolonlar yerleştirilmiştir Burada üç yöne doğru açılan görkemli bir merdiven Muayede Salonunun anıtsallığını daha da belirginleştirmiştir



Muayede Salonu dıştan çatı, içten basık kubbeli olup, ortasına 5,5 tonluk askı sitemine bağlı bir avize asılmıştır

Muayede Salonu dışında kalan ve onu tamamlayan Resmi Daire bölümü iki katlı olup, yüksek bir bodrum üzerine yapılmıştır Oldukça geniş mermer merdivenle çıkılan bir sahanlıktan sonra içeriye girilmektedir Bu giriş özel olarak belirtilmemiş ve sade bir kapı ile yetinilmiştir Kapının iki yanında kemerli ve yüksek pencereler bulunmaktadır Resmi Daire bölümü merkezi hol, köşelerde salon gruplarından oluşan üç bölüm halindedir Girişte merkezi bir hol haç planlı görünümdedir Denize dik olarak yerleştirilmiş dikdörtgen orta mekân dört yönde yan mekânlarla genişletilmiştir Denize ve arka bahçeye bakan bu bölümün dar kenarı üzerinde ön cepheden farklı daha az derin kolonlarla hareketlendirilmiştir Bu yapıda hafif içbükeylik yüksek aynalarla daha da vurgulanmıştır

Dolmabahçe Sarayının en görkemli mekânlarından olan Süfera (Elçilik) Salonu birbirine dik iki eksen üzerinde açılmış mekânlarla genişletilmiş, merkezi planlıdır İçerisi altın varaklı motiflerle bezenmiştir Tavanlarda barok üslupta kıvrık dallardan oluşan göbekler, kartuşlar ve rozetler görülmektedir Bunların çevreleri akantus, meandr ve yumurta dizisi motifleri ile çevrelenmiştir Süfera Odasına açılan diğer köşe odaları da aynı özende yapılmıştır Bunlardan Kırmızı Salon olarak tanınan bölüm denize doğru uzanmış dikdörtgen planlı bir hacimdir Padişahın elçileri kabul ettiği bu salon son derece gösterişli yapılmıştır

Resmi Dairenin iki plan düzenini büyük kristal bir merdiven birleştirmektedir Böylece her iki yapı arasında bütünlük sağlanmıştır Bu merdiven denize paralel dikdörtgen bir hacim içerisine yerleştirilmiştir Bunun sonucu olarak da her iki salonda birbirine bağlanan simetrik bir düzen meydana getirilmiştir Resmi Daireden Muayede Salonuna kadar olan alanda da her ikisi arasında bağlantıyı sağlayan bir ara bölüm bulunmaktadır Bu bölüm Camlı Köşke bağlanan uzun bir geçitle ayrılmıştır Bu bölüm belirli bir plan tipine uymamakta ve daha çok koridor ve servis merdivenleri için kullanılan bir alandır



Hususi Dairenin plan şeması ve mekân yapılanması ile iç dolaşımı sarayın en karmaşık bölümünü oluşturmaktadır Bu bölümde altlı üstlü beşer büyük orta salon görülmektedir Üçüncü yalı kapısının karşısına gelen bölüm Valide Sultana aittir Burada giriş holü, deniz ve bahçe tarafına yönelik birer büyük oval merdivenler bulunmaktadır Harem taşlığı olarak isimlendirilen bu holün güney tarafında büyük bir harem merdiveni bulunmaktadır

Harem bölümü denize dik doğrultuda yerleştirilmiş olup sarayla L biçimli bir plan düzeni ile birleşmiştir Bu bölümde büyük orta mekânlar, kapalı özel daireler uygulanmıştır Ortak mekânlar haremin ortasına alınmış ve birbirlerine çift koridorlarla bağlanmış, aralarına aydınlık hacimleri ve servis bölümleri yerleştirilmiştir

Haremin orta mekânları yapının ekseni üzerine dizilmiş, birbirleri ile bağlantılı dikdörtgen salonlardan meydana gelmiştir Bunlar karşılıklı büyük merdivenlerle genişletilmiş ve merdiven başlarına, köşelere toskana başlıklı düz gövdeli yassı plasterler yerleştirilmiştir Tavanlar geometrik çerçeveler içerisine alınmış kıvrık dallardan oluşan çiçek motifleri ile doldurulmuştur



Sarayın Hünkâr Dairesi iki büyük salondan meydana gelmiş olup, içerisindeki dekorasyondan ötürü Mavi Salon ve Pembe Salon olarak isimlendirilmiştir Bu salonlar barok ve rokoko üslubunda olup bezemeleri Süfera Salonuna benzemektedir Tavanlarda kare ve dikdörtgen çerçeveler içerisine alınmış manzara resimlerine yer verilmiştir Denize ve bahçeye doğru eyvanlarla genişletilmiştir Bunlardan Pembe Salon sarayın diğer salonlarından farklı olarak kapalı ve tek bir mekândan meydana gelmiştir Denize yönelik geniş terasa açılan pencereleri aydınlatmayı sağladığı gibi içeride bulunan büyük boydaki aynalar da onları tamamlamaktadır Bu salonun duvarları da mimari resimlerle süslenmiştir

Sarayı yaptıran Sultan Abdülmecit erken yaşta öldüğünden ötürü burada uzun süre oturamamıştır Yerine geçen kardeşi Abdülaziz 1876 yılına kadar burada kalmış, Sultan V Murat üç ay gibi kısa bir süre burada yaşamıştır Sultan II Abdülhamit Yıldız Sarayını tercih etmiştir Sultan V Mehmet Reşatın (1909–1918) burada oturmaya karar vermesi üzerine Mimar Vedat Bey sarayı yeniden onarmış ve yeni bir düzenleme yapmıştır Osmanlı tahtına 1918 yılında geçen Sultan IV Mehmet Vahdettin (1918–1922) bir süre burada yaşamış, 1922 yılında buradan bir İngiliz gemisine binerek ülkeyi terk etmiştir Abdülmecit Efendi 18 Kasım 1922de halife olarak buraya yerleşmiş ise de hilafetin kaldırılmasından sonra O da saraydan çıkarılmış ve ülkeyi terk etmiştir

Cumhuriyetin ilanından sonra 3 Mart 1924te çıkarılan 431 Sayılı Yasa ile Osmanlı hanedanının malları arasında bulunan Dolmabahçe Sarayı başta olmak üzere bütün saray, köşk ve kasırlar millete geçmiştir



Dolmabahçe Sarayı çeşitli tarihi olaylara da sahne olmuştur İstanbula 1 Temmuz 1927de gelen Atatürk sarayda kalmıştır Atatürkün Savarona Yatında geçirdiği rahatsızlıktan sonra 25–26 Temmuz 1938de Muayede Salonundan sonra geçilen ve denize bakan dördüncü odaya yerleşmiş ve burada 10 Kasım 1938de ölmüştür Atatürkün isteği üzerine düzenlenen ITürk Tarih Kongresi 1932 yılında; I ve II Türk Dil Kurultayı 1932 ve 1943 yıllarında burada toplanmıştır

Dolmabahçe Sarayı TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığı yönetiminde müze olarak ziyarete açılmıştır Aynı zamanda da kültür bilim tanıtım merkezi olarak işlevini sürdürmektedir Burada konferanslar, sergiler, bilimsel araştırmalar yapılmaktadır Kültür Bilim ve Tanıtma Merkezi sarayın girişindeki Mefruşat Dairesinde bulunmaktadır Bu merkezin alt katı konferans, sergi salonu ve fotoğraf laboratuarıdır Üst kat basın ve yayın merkezinin kitaplık, bilimsel araştırma ve saray arşividir Ayrıca önündeki avlu sarayı gezenlerin oturup dinlenebileceği bir mekân olarak düzenlenmiştir

Sarayın Mabeyn-i Hümayununda giriş salonu, sadrazam odası, şeyhülislam odası, yemek salonu, binek salonu ile günümüzde sarayın değerli eşyalarının sergilendiği mutfak bölümü bulunmaktadır Burada padişahın kullandığı değerli eşyalar, altın ve diğer değerli taşlarla süslü çay ve tabak takımları, gümüş ve kakma opal takımlar, sarayda kullanılan çeşitli takımlar, altın yemek ve çay takımları, değerli çay kahve ve su takımları, gümüş yemek ve servis takımları, Sultan Reşatın merasim kılıçları onları tamamlamaktadır Ayrıca mescit kısmında yazılar, rahleler, şamdanlar, mihrap panoları ve minber bulunmaktadır Bunun dışında bu bölümde Süfera Salonu, Zülvecheyn (ibadet odası), Müzik Odası, Hünkâr Hamamı ve Hatıralar Salonunda da Sultan II Mahmut, Sultan Abdülmecit, Sultan Abdülaziz, Sultan V Mehmet Reşata ait anılar bulunmaktadır



Dolmabahçe Sarayının Harem-i Hümayun bölümünde; Valide Sultanın Kabul Odası, Org, Mavi Salon, Valide Sultan Yatak Odası, Atatürkün Çalışma Odası, Atatürkün öldüğü Sarı Oda, Abdülaziz Odası, Abdülmecit Odası, Harem-i Hümayun Binek Salonu, Şehzadelerin ders gördüğü oda, Abdülmecitin hastalığı sırasında kullandığı oda müze olarak düzenlenmiştir

Bu bölümlerde porselen meyvelikler, dantel işlemeli porselen yemek takımları, günlük yaşamda kullanılan porselen çay takımları, gümüş tepsiler, mangallar, meyvelikler, Osmanlı armalı kristal takımlar, gümüş su takımları, buhurdanlıklar, porselen, kristal ve gümüş çay-kahve takımları bulunmaktadır Pembe Salonda ise yağlı boya tablolara yer verilmiştir

Osmanlı döneminde bayramlaşma, devlet törenlerinin ve tarihi toplantıların yapıldığı Muayede Salonu galerilerinde de elçilik mensuplarına verilen davetlerle ilgili anılar bulunmaktadır Sarayın Veliaht Dairesi ve içerisinde binlerce kuşun beslendiği Kuşluk, Camlı Köşk ve Resim Galerisi de müze olarak ziyaret edilmektedir



Saray salonlarında Bohemia, Bakara ve Beykoz yapımı 36 kristal avize bulunmaktadır Ayrıca Avrupa kökenli saray için yapılmış bir kısmı Mısır, Çin ve Hindistandan hediye olarak gönderilmiş mobilyalar da bulunmaktadır Sarayın kristal şömineleri, kristal merdiven korkulukları, kristal aynaları, kristal ve gümüş şamdanları da dikkati çekmektedir Ayrıca Çin, Japon, Fransız Sevres gibi yabancı ülkelerin ve Yıldız Porselen Fabrikasının 280 adet vazosu da burada sergilenmektedir Türk ve Avrupa yapımı 158 adet saat ile çini sobalar da ilgi ile izlenmektedir Dolmabahçe Sarayında Türk ve yabancı ressamların tabloları da bulunmaktadır Bunların başında; Aiwazovsky, Daubigny-Frofoıtrow, Gerfelt, Gerome, Gudin, Hier Van Manafs, Mosgrıngny, Rosien, Schreyer, VWahtberg, Zonaro, Ahmet Hamdi, Ahmet Şeker, Bigalı Bahaddin, Halil Paşa, Hidayet, Hikmet Onat, Mehmet Ali, Osman Hamdi Bey, Ressam Rıza, Ali Sami, Seyit Süleyman, Şevket Dağ, AZiya ve Manastırlı Şerifin tabloları gelmektedir Sarayın iç mekânlarında Avrupa ve Uzakdoğunun dekoratif el işleri de görülmektedir XIX yüzyılda Herekede dokunmuş ipek ve yün halılar da sarayı süslemektedir

Sarayın Şehzadelere tahsis edilmiş kuzeyindeki Veliaht Dairesinin bir bölümü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi yönetiminde, Resim ve Heykel Müzesi olarak düzenlenmiştir

Dolmabahçe Caddesi Beşiktaş-İstanbul
Tel : (0212) 236 90 00–20
Faks : (0212) 259 32 92

Beylerbeyi Sarayı (Üsküdar)



İstanbul ili Üsküdar ilçesi Beylerbeyinde bulunan Beylerbeyi Sarayının bulunduğu yer ve arkasındaki geniş alanlar tarihte İstavroz Bahçeleri ismi ile tanınıyordu İstanbulun fethinden XIX yüzyılın başlarına kadar geçen süre içerisinde İstavroz Bahçeleri şehrin önde gelen mesire yerlerinden birisi idi Fatih Sultan Mehmet bu geniş araziyi Mir-i Aleme temlik etmiş sonra da bu arazi vereseden geri alınmış ve Emlak-ı Hümayuna katılmıştır

Osmanlı Padişahları İstavroz Bahçelerine büyük ilgi göstermiştir Sultan IV Mehmet zamanında bu bahçeler en parlak günlerini yaşamıştır Burada birbiri ardına kasırlar ve köşkler yapılmıştır Sultan I Ahmet, Şevk-ı Abad Kasrı yakınına mescit ve yanına da devlet önde gelenleri için bazı köşkler yaptırmıştır Sonradan Sultan IV Murat ismi ile tahta geçen şehzadelerinden Şehzade Murat da burada dünyaya gelmiştir XVIII yüzyılın sonlarına doğru Sultan I Abdülhamit İstavroz Bahçelerini bölmüş ve satmıştır Bunun sonucu olarak da İstavroz Bahçeleri Osmanlı padişahlarının yaz aylarını geçirdikleri yazlık olmaktan çıkmıştır

Sultan II Mahmut (1808-1839) Boğaziçinde Avrupai biçimde büyük bir saray yaptırmaya karar verince aklına öncelikle bir zamanların İstavroz Bahçeleri gelmiştir Bunun üzerine çeşitli kişilerin mülkiyetine geçmiş olan İstavroz Bahçeleri yeniden kamulaştırılmış ve burada çeşitli dairelerden meydana gelen iki katlı ahşap, sarı boyalı bir sahil saray yapılmıştır Balyan ailesinden Mimar Kirkor Amira Balyanın 1826–1832 yılları arasında yaptırdığı bu sarayın çevresinde Mabeyn-i Hümayun, Zülvecheyn, Harem-i Hümayun, Serdap Köşkü, Bendegân Daireleri, hamamlar, mutfaklar ve Has Ahırlar bulunuyordu

Sultan II Mahmut 1832 yılı Muharrem ayının beşinci günü Çırağan Sarayından saltanat kayığı ile bu yeni saraya gelmiştir Padişahın bu gelişini Reşat Ekrem Koçu şöyle anlatmıştır:
“…Bu esnada saray önünde demirli bulunan harp gemilerinden toplar atılmış ve rıhtım boyunca dizilmiş Hassa askerleri de selam resmine durmuş ve bir mızıka selam havasını çalmaya başlamıştır

Sultan Mahmut merasim kıtalarını geçerek Boğaziçinin kendi devrinde yapılmış ilk büyük sarayına girmiştir Ertesi günü bütün rical, ulema, yüksek rütbeli askerler sarayın Mabeyn Dairesine gelerek padişaha yeni sarayında mesut gümler geçirmesi temennisinde bulunmuşlardır Bu arada şairler birbirleri ile yarışırcasına tarihler düşmüşlerdir Ayıntablı Ayni Efendi Sultan Mahmutun Beylerbeyi Sarayına ilk gelişi için şu tarihi düşürmüştür:

İş bu târihi göreydi cem atardı tâcını
Nakli nev sâhil serâ kıldı şehri âli himen

İstanbula gelen pek çok yabancı devlet adamı ve gezgin Beylerbeyi Sarayından söz etmiş, hatıralarında saraya geniş yer vermiştir Mareşal Moltke de Beylerbeyi Sarayına şöyle değinmiştir:

“Beylerbeyi Sarayının cephesi pencereden görünmez Sarayın arka tarafındaki bir kapıdan bahçeye girdim Havuzlardaki mercan balıklarını, tarhlardaki nadide çiçekleri seyir ile meşgul idim Bahçe birçok sedlerle arkadaki tepenin zirvesine kadar uzanıyor ve yüksek yeşil duvarlar hududunu tayin eyliyordu Sarayın deniz cephesindeki pencereleri hep kafesli, kafesler sade harem pencerelerinde olmayıp selamlık kısmı da bunlarla örtülmüştür Fakat harem tarafındakiler hem daha yüksek hem daha sıktır



Miss Pardoe de anılarında Beylerbeyi Sarayına yer vermiştir:

“Sultanın Anadolu yakasındaki yazlık Beylerbeyi Sarayı Boğaziçinin en zarif eseridir Bu sahil boyunca uzanan gayrimuntazam cepheli kâşane olup, Boğazın suları pırıldayan mermer merdivenleri yıkar Şurada burada esrarengiz kafesli menfezlere girer Bina ahşaptır Harem kısmı yaldızlı küçük tahta kepenklerle mestur pencerelerle müzeyyen bir sıra müselleri yüksek dairelerden mürekkeptir İdare-i Hükümete ait odaları sultanın şahsına mahsus salonlar ve Maiyet-i Şahanenin işgal ettiği yerler, selamlık, sekiz köşeli muazzam bir kısım teşkil eder ki bunun sivri damının tam ortasında yaldızlı, uçları güneş ışığında parıldayan bir yıldızı kavuşturmuş bir hilal vardır Bütün bina beyaz ve sarıya boyanmıştır; bir insan eserinden ziyade büyülenerek yeryüzüne çıkmış bir peri sarayını andırır

Merdivenlerin müntehasındaki mermer kapudan müzehher ve muhattar bir bahçeye geçilir Buradaki havuzlardan savrulan fıskiye suları ruha sukün veren nağmelerini etrafta dağıtırlar Rengârenk çiçeklerin arasında kavsi kuzahın bütün elvanı ile mülevver parlak tüylü kuşlar dolaşır Bu güzel bahçeyi deniz tarafındaki nazardan saklayan yaldızlı kafeslerin yanından geçildikten sonra muhteşem bir kapıdan saraya girilir

Sarayın dâhili iç bakışta bir fevkaladelik arz etmez Hemen orta yerden Hilâlvari yükselen, bir çift merdiven, yaldızlı muazzam sütunlar salonu nispetsiz bir biçimde küçültmektedir Fakat hakikatte böyle değildir Bu salona padişahın maiyetine tahsis edilmiş ve döşemeleri nadide ağaçlardan yapılmış, arabesk tavanlı, müzeyyen en az sekiz geniş oda açılmaktadır



Yukarı katta devlet işlerinin görüşüldüğü Şark ve Garbin lüksünü mezcetmiş altın yaldızlı daireler bulunur Burada Türk divanları sim işlemeli kadifeler yerine Avrupakâri koltuk ve kanepeler; Cenevreden, Sevrden Pompeiden, İngiltereden, İrandan gelmiş türlü tezyinat, eşya, porselen, biblo halılar görülür Bunlar arasında Hünkâr İskelesi Muahedesini müteakip Rusya Çarı tarafından padişaha hediye edilen dünyanın en muhteşem altı endam aynası vardır Dairelerdeki mefruşat ve müzeyyenatın hayalleri iki imparatorluğun armaları bulunan bu aynalardan daha füsunkâr tesislere bürünerek inikas ederler Kabartma çiçeklerin zemindeki parlak renkli halıların salona bahşettikleri ışık ve neşe atmosferini, pencerelerin dışında nazarları okşayan fıskiyeler, yaldızlı kafesler teyit etmektedir

Sultan Abdülmecit (1839–1861) 1851 yazında sarayda bulunduğu sırada yangın çıkmış, yangın hemen söndürülmüşse de bunu uğursuzluk sayan padişah Beylerbeyi Sarayını terk ederek Çırağan Sarayına geçmiştir Bundan sonra saray kendi haline bırakılmıştır

Sultan Abdülaziz (1861–1876) tahta çıktıktan bir süre sonra eski saraylarla birlikte Beylerbeyi Sarayını da yıktırmıştır Bundan sonra Balyan ailesinden Mimar Serkis Balyan ile kardeşi Hassa mimarı Agop Bey Balyana bugünkü Beylerbeyi Sarayını yaptırmıştır Yeni sarayın yapımına 1861 yılında başlanmış ve saray 1864 yılında tamamlanmıştır Abdülaziz 21 Nisan 1864 günü Cuma namazını Beylerbeyi Camisinde kılmış ve ilk defa saraya gelmiştir

Beylerbeyi Sarayı eskisinden daha küçük ölçüde, Avrupai üslupta bir yapıdır Yeni Beylerbeyi Sarayı geniş bir rıhtımın arkasında yer almaktadır Saray deniz köşkleri, selamlık ve harem olmak üzere yapılmıştır İki katlı sarayın 6 büyük salonu ve 24 odası vardır Sarayın birinci katı tamamen mermer, ikinci katı mermer taklidi olup, taşları Bakırköydeki taş ocaklarından getirilmiştir Simetrik bir düzenin hâkim olduğu sarayın içi ve dışı son derece süslü ve zariftir Odaları, salonları, tavanları rokoko üslubunda bezemelerle süslenmiştir Salon ve odaları süsleyen Bohem avizelerinin benzerlerine İstanbulda o dönemde rastlamak mümkün değildir Yıldız Çini Fabrikasında yapılan nadide vazolar, kristal yanalar, sedef kakmalı ceviz eşyalar, pusulalı, barometreli, termometreli, müzikli saatlerle sarayın içerisi adeta bir masal görünümündedir

Beylerbeyi Sarayının eski saraydan kalmış olduğu düşünülen ancak, yeterli belge bulunamadığından yapım tarihleri kesinleşmemiş olan yapılar da vardır Bu yapılardan en tanınmış olanları ise Mermer Köşk ile Sarı Köşktür Mermer Köşk veya Serdap Köşkü tanınan yapı büyük mermer levhalarla kaplanmıştır Büyük olasılıkla eski saraydan kalmış olan bu yapı denizden sonraki üçüncü set üzerinde, büyük havuzun arkasındadır Bu yapıda Sultan II Mahmut dönemine özgü ampir üslubunun özellikleri görülmektedir Toksan başlıkları, ince uzun yüksek plasterler cepheye düzgün ve eşit aralıklarla yerleştirilmiştir Bunun dışında cephe görünümünde başka bir dekoratif unsura yer verilmemiştir Köşkün ortasında büyük bir salon ve iki yanında da birer oda, arkasında da küçük servis bölümleri bulunmaktadır Son derece sade bir planı olan bu köşkün orta sofasında büyük oval bir havuz ve selsebil bulunmaktadır Köşkün duvarları somaki taklidi mermerlerle kaplıdır Tavanlara da çerçeveler içerisinde hayvan ve av resimleri yapılmıştır

Sarı Köşkün yapımı konusunda kesin bilgi olmamakla beraber, Sultan II Mahmut döneminde yapılan saraydan arta kaldığı sanılmaktadır Sarayın kuzeydoğu köşesinde dördüncü set üzerindeki bu köşk, yüksek bir bodrum üzerine iki katlı ve kâgir olarak yaptırılmıştır Köşkün ortasında giriş, barok bir merdivenle çıkılan büyük bir salon, iki yanında da birer büyük oda bulunmaktadır Plan düzeni dışarıya taşkın haçvari çıkıntılıdır İçerisi geometrik çerçeveler içerisine alınmış, stilize edilmiş bitkisel motifler ve romantik denizle ilgili resimlerle kaplanmıştır

Sarayın güney kanadında uzun bir rampa ile çıkılan, üçüncü set hizasındaki düzlükte Has Ahır bulunmaktadır Rıhtımdaki deniz köşkleri ile benzerliği olan Has Ahırın yeni Beylerbeyi Sarayı ile birlikte yaptırıldığı sanılmaktadır Ahırın girişten sonra ince uzun bir koridoru, bunun iki yanında da ahır bölümleri sıralanmıştır

Sultan Abdülaziz sarayın set set bahçeleri arasına içerisinde aslanların da bulunduğu bir de hayvanat bahçesi eklemiştir



Beylerbeyi Sarayında birçok tarihi kişi misafir edilmiştir İran Şahı Nasireddin Şah, Karadağ Prensi, Ayestefanos Antlaşmasından sonra İstanbula gelen Grandük Nikola bunlar arasındadır Sultan Abdülazizin Fransa seyahatini, Fransa İmparatoru III Napolyon iade etmiştir İmparatoriçe Eugenie Beylerbeyi Sarayındaki misafirliğinden anılarında uzun uzun söz etmiştir

Eski Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey “13 Asr-ı Hicri İstanbul Hayatı” isimli kitabında İmparatoriçe Eugenenin Beylerbeyi Sarayında geçen günlerinden söz etmiştir:

“İmparatoriçe Türk kadınları usulünde yıkanmayı arzu ettiğinden en maruf hamam ustalarından İstavroz Hamamındaki Vesile Hanım celbedilerek sarayın hamamında müşarünileyhâyı eli ile yıkamıştır Vesile Hanım Eugenienin güzelliğini, endamının tenasübünü, bâhusus billür gibi vücudunu söylemekle bitiremezdi Bu kadının dediği gibi İmparatoriçe hakikaten pek güzeldi

Vesile Hanım bellediği birkaç kelime Fransızcayı karışık bir şekilde söyler, İmparatoriçe de pek çok gülermiş İmparatoriçe giderken kendisine haylice hediyeler vermiş olduğundan bu parayı sermaye yapıp bohçacı olmuş ve hamam ustalığını terk etmişti

Sultan II Abdülhamit (1876–1909) Beylerbeyi Sarayı ile ilgilenmemiş ve Onun zamanında saray kapalı kalmıştır Tahttan indirilip götürüldüğü Selanikteki Alatini Köşkünden sonra Yunanlıların Selanike yaklaşması üzerine Beylerbeyi Sarayına getirilmiştir Abdülhamit sarayın bahçesine bakan ve annesinin öldüğü odayı kendisine seçmiştir Böylece II Abdülhamit hayatının son günlerini burada geçirmiş, 1918de de burada ölmüştür

Beylerbeyi Sarayı TBMM Milli Saraylar Dairesi Başkanlığının yönetiminde olup, ziyarete açıktır Sarayın mimari yapısının yanı sıra içerisindeki Hereke halıları, Sevr vazoları, Bohemya kristal avizeleri, Fransız saatleri, Beykoz işi şamdanlar, Çin, Japon, Fransız ve Yıldız porselenlerinin yanı sıra mobilyaları ile de dikkati çekmektedir

Alıntı Yaparak Cevapla