|
Prof. Dr. Sinsi
|
İnceden İnceye İstanbull
İstanbul Kasırları
Küçüksu (Göksu) Kasrı (Beykoz)

İstanbul Beykoz ilçesi, Anadoluhisarında, deniz kıyısında bulunan Küçüksu Kasrının XVII yüzyılda Sultan IV Murat (1623–1640) döneminde yapıldığı sanılmaktadır Bu kasır Sultan III Mustafa (1757–1774), Sultan III Selim (1789–1807) ve Sultan II Mahmut (1808–1839) dönemlerinde restore edilmiştir Bu kasır ile ilgili bilgiler Antoine-Ignace Melling ve Michel François Preaultun XIX yüzyıl başlarında yaptığı resimlerden öğrenilmektedir
Kasır denize doğru uzanan tek katlı bir yapı olup, arkasında da iki katlı bir bölüm bulunuyordu Kasır T planlı olup, ahşap kubbeli, kare planlı bir orta mekân ile bunun çevresinde biri denize doğru olmak üzere uzanan üç yönlü uzantılardan meydana gelmiştir Kasrın odalarının bir kısmı da deniz yönünde kazıklar üzerine oturtulmuştur Bu kasır yıkılmış ve yerine bugünkü yapı yapılmıştır Kasrın ne zaman yıkıldığı konusunda kaynaklarda yeterli bilgi bulunmamaktadır Bugünkü kasır Abdülmecit döneminde, 1856da kâgir olarak yapılmıştır Yapının mimarı Balyan ailesinden Nigogos Balyandır Kasrın iç dekorasyonu Viyana Operasının dekoratörü olan Sechan tarafından yapılmıştır
Küçüksu Kasrı yüksek bir su basman üzerine iki katlı, mermer kaplamalı bir yapıdır XIX yüzyıl barok ve rokoko karışımı bir üslubu yansıtmaktadır Kasrın bodrum katında kiler, mutfak ve hizmetli odaları, diğer iki katta ise orta mekâna açılan dört köşe odasından meydana gelmiştir Yapının cephe mimarisi dikkat çekicidir Burada çiçek, yaprak, çelenkler, rozetler yüksek kabartma tekniğinde duvarlara işlenmiştir Oldukça ağır bir rokoko üslubu yapının barok mimarisi ile birleşmektedir

Kasrın deniz cephesi üç bölüm halinde olup, orta bölüm düz, iki yandakiler de dışbükeydir Kasrın iki yönlü giriş merdiveni, havuzu, çeşmesi ve giriş kapısı ile dikkati çekmektedir Denize yönelik pencereler her katta zemine kadar inmiş ve bunların önleri mermer parmaklıklarla sonuçlanmıştır Kasrın yan ve arka bölümlerinde üst katta balkonlara yer verilmiştir Üst katın bitiminde mermerden bir kısa duvar çatıyı gizleyerek yapıyı çepeçevre dolaşmaktadır
Kasrın kabartma ve kalem işi süslemeli tavanları, birbirlerinden fark ve biçimde İtalyan mermerinden yapılmış şömineleri, ince bir işçilik gösteren parkeleri, Avrupa Arnavoa üslubunda mobilyaları ile dikkat çekmektedir
Bu kasırda Sultan Abdülaziz (1861–1876) döneminde, daha sonra İngiliz tahtına geçen Galler Prensi Edward (VII Edward) ile Eflak Boğdan Prensi I Jean Alexandre ağırlanmıştır Bunların yanı sıra kasır Sultan V Mehmet Reşat ve son halife Abdülmecit Efendi (1839–1861) tarafından da kullanılmıştır Cumhuriyetin ilanından sonra bir süre konukevi olarak kullanılmış, 1970li yıllara kadar bazı özel günlerde kasırdan yararlanılmış, 1983te ziyarete açılmıştır Ardından yapılan yeni düzenlemeden sonra da 1994 yılında TBMM Milli Saraylar Daire Başkanlığına bağlı anıt müze olarak ziyarete açılmıştır
Tophane Kasrı (Beyoğlu)

İstanbul ili Beyoğlu ilçesi, Tophanede Necatibey Caddesi üzerinde bulunan Tophane Kasrını İngiltere Elçiliğinin yapımı için İstanbula 1841 yılında gelen ve 1853 yılına kadar burada kalan İngiliz Mimar William James Smith tarafından yaptırılmıştır Tophane Müşiri Halil Paşanın denetiminde 1851–1852 yıllarında tamamlanmıştır
Bu kasır padişahların Tophanedeki askeri kuruluşlarını ziyaretinde veya şehre deniz yolu ile gelen yabancı devlet adamlarının karşılanmasında kullanılmıştır Tophane Kasrı Rus Çarının kardeşi Grandük Konstantinin Sultan Abdülmecit (1839–1861) tarafından burada kabulü ile tarihe geçmiştir Ayrıca Osmanlı-Rus Savaşını sonlandıran 1894 yılı Uluslar arası konferans ve Lozan Antlaşmasından sonra Uluslar arası Boğazlar Komisyonunun toplantılarına da sahne olmuştur Bunun yanı sıra II Dünya Savaşı sırasında Sıkıyönetim Mahkemesi burada toplanmıştır
Karaköy-Beşiktaş arasındaki caddenin genişletilmesi sırasında kasrın batısında bulunan Top Arabacıları Kışlası yıkılmış, doğusuna bugünkü liman binaları yapılmış ve bunun sonucu olarak da kasrın deniz ile bağlantısı kesilmiştir Uzun süre Malül Gaziler Yurdu olarak kullanılmış, günümüzde de Mimar Sinan Üniversitesinin kullanımındadır
Tophane Kasrı kuzey-güney doğrultusunda, denize paralel, 22 00x10 00 m ölçüsünde dikdörtgen planlı, iki katlı bir yapıdır Tophane Kasrı cephe mimarisi yönünden İngiliz Mimarı William James Smithin diğer yapılarından farklılıklar göstermektedir Prizmatik kütleli, denize yönelik doğu cephesinin ekseninde dışarıya taşan bir giriş bölümü ile batı cephesinin birinci katında konsollarla taşırılmış geniş çıkmalar yapıya hareketli bir görünüm kazandırmıştır Kasrın ana girişi dört kolonun taşıdığı, üzeri balkon olarak kullanılan bir giriş görünümündedir Ayrıca güney cephesinin ekseninde de bir servis girişi bulunmaktadır Zemin kattaki giriş holünün iki yanında iki oda, doğusunda kare planlı bir sofa yer almaktadır Sofadan üç kollu bir merdivenle ikinci kata çıkılmaktadır Burada iki sıra halinde yerleştirilmiş odalar bulunmaktadır
Neo-Klasik üslupta bezenmiş olan kasrın kalem işi tavanları korint düzeninde plasterler ve mermer şöminelerle iç mekân zengin bir görünümdedir Dışa yönelik kemerli pencereleri, kemer hizasında devam eden yatay silmeler, madalyonlar barok mimariyi yansıtmaktadır Yapının üzerini örten çatı plasterlerle desteklenmiş, buradaki madalyonlara kurdeleler eklenmiş, pencere aralarında ve onların altında yatay ve düşey bitkisel motifli panolara yer verilmiştir
Beykoz Kasrı (Beykoz)

İstanbul ili Beykoz ilçesinde, tarihi Hünkâr İskelesinin güneyinde bulunan bu kasır Mısır Hıdivi Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından Sultan Abdülmecit için yaptırılmıştır Kasrın mimarı Balyan ailesinden Nigogos ve Sarkis Balyandır Kasrın yapımına 1855 yılında başlanmış, Kavalalı Mehmet Ali Paşanın oğlu Sait Paşa tarafından on bir yıl sonra 1866 yılında tamamlanmış ve o sırada tahta geçen Sultan Abdülazize armağan edilmiştir
İstanbulu ziyaret eden Fransa İmparatoriçesi Eugenie şerefine Beykoz Çayırında düzenlenen av partileri sırasında buraya bir pavyon eklenmiştir Ancak bu pavyondan günümüze hiçbir iz gelememiştir Bununla ilgili bilgiler eski fotoğraflardan edinilmektedir
XX Yüzyılın başlarına harap bir durumda gelen kasırda önce bir Darül Eytam, sonra Trahom Hastanesi açılmış, bir süre göçmenler burada iskân etmiş, daha sonra da ordu emrine verilmiştir Sağlık Bakanlığı 1953 yılında bu kasrı onarmış ve klinik olarak kullanmıştır 1963te Beykoz Prevantoryumu olmuştur Günümüzde Beykoz Çocuk Göğüs Hastalıkları Hastanesi olarak kullanılmaktadır
Beykoz Kasrı Boğaziçinde yapılan ilk kâgir ve Neo-Klasik üslupta yapılan bir yapıdır Cephe kaplamasında kullanılan taşlar İtalyadan getirilmiş, bunların yanı sıra yer yer beyaz mermerlere de yer verilmiştir Kare planlı olan yapı iki katlıdır Katların ortasında sofa, bunun çevresinde de odalar bulunmaktadır Katlar arasındaki yükseklik 8 m yi bulmaktadır Sofanın ortasında camekân ve fener kasrın üç katlı olarak algılanmasına neden olmaktadır Odaların arasında beyzi planlı merdiven sofası, merdivenin karşısında da yine beyzi bir salon bulunmaktadır Deniz ve kara tarafındaki cephelere dört kolon üzerine oturtulmuş dikdörtgen planlı geniş balkonlar eklenmiştir

Kasrın ana girişi deniz tarafındadır İç mekânlarda beyaz somaki mermerler kullanılmış, duvarlarına büyük boyda endam aynaları yerleştirilmiştir Kasır gecelemek için düşünülmediğinden mutfak, hamam ve servis bölümlerine yer verilmemiştir Çevresi teraslarla kuşatılmıştır Bu nedenle de kasır kademeli bir piramit şeklinde gittikçe genişleyen bir teras kaide üzerine oturtulmuştur
200 dönümlük bir arazi içerisinde bulunan kasrın bahçesinde manolya, çam ve ıhlamur ağaçlarından oluşan geniş bir koruluk vardır
Bahçe içerisinde dar ve dolambaçlı bir yolla girilen yapay bir mağaraya kubbeli küçük iki oda yerleştirilmiştir Bu tür yapay mağaralar XVIII yüzyıl Avrupa bahçe mimarisinde sık sık kullanılmıştır Bu odaların duvarları istiridye kabukları ile süslenmiştir
Aynalı Kavak Kasrı (Beyoğlu)

İstanbul ili Beyoğlu ilçesi Hasköy Aynalı Kavak Caddesinde bulunan bu kasır, Osmanlı dönemindeki Tersane Sarayı arazisindedir Buradaki kasrın ne zaman yapıldığı kesinlik kazanamamıştır Evliya Çelebi XVII yüzyılda burada bir hamam, sofa ve şadırvan olduğunu belirttikten sonra bu kasrın Fatih Sultan Mehmet zamanında ilk defa yapıldığına değinmiştir Ardından da Sultan İbrahim zamanında yenilendiğini belirtmiştir Naima Tarihinde de Sultan I Ahmetin 1613 yılında Edirneden gönderdiği bir hatt-ı hümayunda Tersane bahçesinde bir kasır yapılmasını istediğini yazmıştır
Sultan I Ahmet (1603–1617) 1614te İstanbula döndüğünde bu kasrı ziyaret etmiş ve yanında da bir çiçek bahçesi düzenlenmesini istemiştir Kasrın yapımını Kaptan-ı Derya Halil Paşa üstlenmiştir Kasır 1677 yılında yanmış ve Sultan IV Mehmet tarafından 1679da yenilenmiştir Sultan IV Mehmet 1677 yılında Haremi ile birlikte bir süre bu kasırda yaşamıştır Ancak bu dönemde çıkan bir yangın yapıya zarar vermiştir Fındıklılı Mehmet Ağa Tarihinde Polonya seferinden dönen Sultan IV Mehmetin şerefine üç gün üç gece kasrın önünde şenlikler düzenlendiğini yazmıştır Padişah da gemilerden, kayıklardan oluşan denizdeki bu şöleni kasırdaki kafesli köşkten seyretmiştir
Osmanlı tarihine geçen bu kasırla ilgili bir başka şenlik daha bulunmaktadır Sultan III Ahmet zamanında Padişah 1720 yılında dört oğlu ile birlikte Sadrazam Damat İbrahim Paşanın oğlunu ve yoksul çocukları burada sünnet ettirmiş, 30 gün süren şenlikler yapılmıştır
Tersane Sarayının Aynalı Kavak Sarayı ismini alması XVII yüzyılın ortalarına rastlamaktadır Sieur du Loir 1654te sarayın görkemli aynalarla kaplı olduğunu belirtmiştir Pasarofça Antlaşması (1718) sonrasında Venedik Cumhuriyetinin Osmanlı sarayına hediye ettiği aynalar kasrın dairelerini süslemiştir Bu yüzden de kasrın ismi halk arasında Aynalı Kavak Kasrına dönüşmüştür
Bu dönemde yapılmış olan Surnâme-i Vehbinin minyatürlerinde bu kasır resmedilmiştir Minyatürlere göre direkler üzerinde denize taşan üç sofalı bir yapı idi La Motrae 1727 yılında bu kasrı görmüş, üzerinin zengin nakışlı bir kubbe ile örtülü olduğunu, bunun dışında kalan alanların da çatı ile kaplı olduğunu yazmıştır
XVIII yüzyılda kasır terk edilmiş, bazı binaları Sultan Abdülhamitin Sadrazamı Koca Yusuf Paşa tarafından 1766–1787 yıllarında onarılmıştır Kaptan-ı Derya Küçük Hüseyin Paşanın Tersaneyi genişletmesi sırasında bu yapılardan bazıları yıkılmış ve Tersaneye katılmıştır Kalan yapılar da 1787–1788 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında erzak ambarı olarak kullanılmıştır

Sultan III Selim 1791de Balyan ailesinden Kirkor Balyana kasrı tamir ettirmiştir Bununla beraber Sultan III Selim, Sultan II Mahmut ve Sultan II Abdülhamid zamanında Tersaneye yapılan eklerden dolayı kasır Haliçten içeride kalmıştır Bu nedenle günümüze gelen Aynalı Kavak kasrının ön cephesi kara tarafında kalmıştır Arazi eğiliminden ötürü iki katlı olan kasrın Haliç yönündeki cephesi üç katlıdır Planı kuzeydoğu-güneybatı ekseninde salonlardan meydana gelmiştir Güney cephesinin ortası hafif bombeli olarak yükseltilmiş olup, sade bir görünümdeki sahanlıktan yapıya girilmektedir Bunun karşısında giriş holü ile merdivenler bulunmaktadır Arazi eğiliminden ötürü bu bölümün altında hizmet odaları yapılmıştır
Giriş holünün solunda yan odalar ve servis bölümleri, büyük sofa bulunmaktadır Haliçe yönelik eyvan şeklindeki salonun iki tarafında simetri göstermeyen dört oda bulunmaktadır Bu bölüm kasrın harem bölümüdür
Giriş holünün sağındaki bölüm üç eyvanlı bir divanhane ve ona bağlı bir arz odasından meydana gelmiştir Kasrın en önemli mekânları olan bu odalardan arz odasının üzeri kubbelidir Divanhanenin pencereleri üzerinde Yesarizâdenin talik yazı ile yazdığı Enderuni Fazılın Aynalı Kavak Kasrını öven şiiri bulunmaktadır Divanhaneden geçilen arz odasının pencereleri üzerinde de Yesarizâdenin talik yazı ile yazdığı Şeyh Galibin Sultan III Selimi öven şiiri bulunmaktadır
Kasrın selamlığı olarak nitelenen bu bölümün bezemeleri son derece zengindir Bezeme yönünden kasrın en önemli bölümü divanhane ile arz odasıdır Buradaki pencerelerin arasında basık kemerlerle birbirine bağlanmış dekoratif kolonlara yer verilmiştir Bu bölümde kemer ayaklarının içerisi mermer levhalar ve aynalarla kaplanmıştır Bugün müze özelliği taşıyan bu kasrın arz odası, divanhanesi duvarlarını çepeçevre dolaşan yazıtları, alçı şebekeli pencereleri, Sultan III Selim tuğralı barok ve rokoko üslubunda bezemeler burada görülmektedir
Ihlamur Kasrı (Beşiktaş)

İstanbul ili Beşiktaş ilçesi Ihlamur Yolunda bulunan bu kasrın olduğu yerde Hacı Hüseyin Bağı olarak tanınan bir mesire yeri bulunuyordu Bu mesirenin miriye geçmesinden sonra Padişah için bir bağ evi yapılmış ve halk arasında da Hacı Hüseyin Bağı Köşkü olarak tanınmıştır Bu köşk Sultan I Abdülhamit (1774–1789), Sultan III Selim (1789–1807) ve Sultan II Mahmut (1808–1839) tarafından kullanılmıştır Sultan I Abdülhamit dönemi sadrazamlarından Seyyid Mehmet Paşa burada bir namazgâh yaptırmış, Sultan III Selim ve Sultan II Mahmut zamanında ok atışları sonunda buraya nişan taşları dikilmiştir
Sultan Abdülaziz bu köşklerin bahçesinde horoz ve koç dövüşleri ile güreş müsabakaları yaptırmıştır Sultan V Mehmet Reşat sık sık buraya gelmiş, İstanbulu ziyaret eden konuklarını, özellikle Sırp ve Bulgar krallarını 1910da burada ağırlamıştır
Fransız şair Alphonse de Lamartine bu köşkün dört köşeli bir planı olup, salonun ortasında fıskiyeli bir havuzun bulunduğunu, oldukça sade olduğunu belirtmiştir
Sultan Abdülmecit bu köşkün yerine 1849–1855 arasında iki yeni biniş kasrı ile bir de çeşme yaptırmıştır Buradaki mesirede düzenlenen av partileri ve ok talimleri sonunda dinlenme yeri olarak kullanılmıştır

Sultan Abdülmecit Balyan ailesinden Nigogos Balyana burada Merasim Köşkü ve Maiyet Köşkü olarak isimlendirilen iki kasır yaptırmıştır XIX yüzyıl Avrupa mimarisi üslubunda yapılan köşklerden Merasim Köşkü günümüzde Ihlamur Kasrı olarak tanımlanan yapıdır Yüksek bir su basman kaide üzerine tek katlı, kesme taştan dikdörtgen planlıdır Cephesi dönemin saray mimarisine uygun olarak girlantlar, istiridye kabuğu motifleri, vazolardan çıkan çiçekler, salkımlar ve ayrıca sütunçelerle bezenmiştir Giriş cephesindeki iki yönlü merdiven ve balkon yapının cephesindeki en dikkat çeken bölümdür Giriş holünün iki yanında iki oda ile çatıya çıkışı sağlayan bir ara mekân bulunmaktadır Cephesi son derece bezemeli ve hareketli olan yapının içerisi oldukça sadedir
Merasim Köşkünün biraz ilerisindeki Maiyet Köşkü daha da sade bir yapı olup, iki katlıdır Bu yapıya da giriş cephesindeki iki kollu bir merdivenle ulaşılmaktadır Girişin ortasında bir hol merdivenler ve köşelerde de dört adet oda bulunmaktadır
I Dünya Savaşı sonrasında ve Cumhuriyet döneminde boş ve bakımsız kalan köşkler 1951 yılında İstanbul Belediyesine verilmiştir İstanbul Valisi ve Belediye Başkanı Fahrettin Kerim Gökay Maiyet Köşkünde Tanzimat Müzesini kurmuş, Merasim Köşkünü de ziyarete açmıştır Köşkler 1966 yılında TBMM Milli Saraylar Dairesi Başkanlığına devredilmiştir
Maslak Kasırları (Sarıyer)

İstanbul ili Sarıyer ilçesi Büyükdere Caddesinde, İstinye ile Tarabya kavşaklarının birleştiği noktada, Haznedar Çiftliği içerisinde bulunan Maslak Kasırlarının bulunduğu alandaki ilk yapılanma Sultan II Mahmut (1808–1839) döneminde başlamış, Sultan II Abdülhamidin (1876–1909) veliahtlığı sırasında da av ve dinlenme alanı olarak düzenlenmiştir Bununla beraber bu alandaki yapıların yapım tarihleri kesin olarak bilinmemektedir Büyük olasılıkla da Sultan Abdülaziz (1861–1876) döneminde, 170 000 m2lik koruluk alanda yapıldığı sanılmaktadır Kasr-ı Hümayun, Mabeyn-i Hümayun, Çadır Köşkü, Paşalar Dairesi ve Limonluk günümüze gelebilen yapılardır
Sadrazam Rüştü ve Mithat paşalar Kasr-ı Hümayuna gelerek yaşamının büyük bir kısmını veliahtlığı sırasında burada geçiren Sultan Abdülhamidi Osmanlı tahtına çıkmaya burada davet etmişlerdir Sultan V Mehmet Reşat da zaman zaman buraya gelmiş ve dinlenmiştir Osmanlı kaynaklarından Sultan II Abdülhamidin oğullarından Nureddin Efendinin annesi ile birlikte burada oturduğu öğrenilmektedir
Bu köşklerden Kasr-ı Hümayun arazi eğimine göre iki katlı olarak yapılmıştır Yarı kâgir olarak yapılan kasrın birinci katına kadar bölüm taştan, bunun dışında kalanlar ahşaptandır Girişin üzerinde yer alan ve görkemli sütunlara oturan balkonla, üst kata çıkan merdivenler barok üsluptadır Buradaki bezemeler doğa ve mimariden alınmıştır
Cephe düzeninde pencere dizileri ile çatı katının pencereleri uyumlu bir düzen içerisinde yapılmıştır Katlar arasında saçaklar, silmeler bulunmaktadır Ayrıca cephe duvarlarının köşelerine geniş plasterler ve pervazlar yerleştirilmiştir Orta sofa etrafında sıralanmış salonun ve odaların tavan ve duvarları zengin bir dekoratif bezeme ile kaplanmıştır Özellikle tavanlardaki kalem işleri, natürmortlar doğadan esinlenilmiş resimlerle bezelidir

Kasr-ı Hümayunda Sultan II Abdülhamidin çalışma ve yatak odaları bulunmaktadır Haluk Şehsuvaroğlu bu odalarda padişahın yaptığı ve üzerinde A H yazılı aynalı bir kapıdan yatak odasına geçtiğini belirtmiştir Ayrıca burada ceviz bir karyola, sedefli bir masa bulunduğunu da eklemiştir
Mabeyn-i Hümayun Kasrı, kasırların bulunduğu alanın kuzeybatısında yer alan küçük tek katlı bir yapıdır Mermer basamaklı girişin sağ ve solunda birer oda, arkasında da büyük bir salon bulunmaktadır Bu salon geniş bir kapı ile büyük bir seraya açılmaktadır Kasrın cephesinde pencereleri çevreleyen tuğlalarla dekoratif bir görünüm sağlanmıştır Ayrıca basık kemerli, kepenkli, yüksek pencereler iki mermer sütunun taşıdığı, döküm korkuluklu balkon da cepheye ayrı bir görünüm sağlamıştır
Köşkün seraya açılan odasının tavanları kalem işleri ile bezenmiş, duvarlara altın varaklı büyük kristal aynalar ile porselen bir şömine yerleştirilmiştir Buradaki kapıların kornişlerinde aynanın üzerinde ve seranın kapısında Sultan II Abdülhamidin A H markası işlenmiştir
Kasr-ı Hümayunun kuzeybatısında Çadır Köşkü yer almaktadır Köşk alt katta ocaklı bir mekân ile üst katta tek bir odadan meydana gelmiş sekizgen planlı bir yapıdır Üst kattaki odaya mermer basamaklı çift yönlü ve demir korkuluklu bir merdivenle çıkılmaktadır Köşkün etrafı balkonla çevrili olup, balkon korkulukları, çatı saçakları ve direkler ahşap bezemelerle doldurulmuştur

Kasr-ı Hümayunun kuzeydoğusundaki Paşalar Dairesi, Kasr-ı Hümayuna paralel olarak yapılmıştır Büyük olasılıkla bu yapı kasırları korumaya yönelik olarak yapılmıştır Mabeyn-i Hümayunu tarihi su deposuna bağlayan bahçe duvarı Paşalar Dairesini her iki yapıdan ayırmaktadır Kâgir ve tek katlı olan yapının iki ayrı girişi vardır Ana girişin iki kanadında koridorlara açılan odalar sıralanmıştır Girişin sol tarafında ise içerisinde külhanın da bulunduğu bir hamam vardır Bu hamam bahçe yönünden ikinci bir giriş vardır Paşalar Dairesinin cephe görünümündeki dekorlar ile pencere dizileri Mabeyn-i Hümayuna benzemektedir
Cumhuriyet döneminde I Ordu ve Gülhane Askeri Tıp Akademisi tarafından prevantoryom ve malzeme deposu olarak kullanılan Limonluk 1981de TBMM Milli Saraylar Dairesi Başkanlığına devredilmiştir
Kasırların bahçesinde Sultan II Abdülhamidin Fransadan getirttiği kamelya ağaçları, Grolto ve Cycos ağaçları bulunmaktadır Ayrıca çeşitli çiçek ve ağaç örnekleri de burada bulunmaktadır
Maslak Kasırlarının bulunduğu arazide çeşitli havuzlar ve büyük ölçüde göletler de bulunmaktadır Günümüzde TBMM Milli Saraylar Dairesi Başkanlığı yönetiminde müze olarak ziyarete açıktır
Ayazağa Kasırları (Şişli)
İstanbul, Şişli ilçesi Ayazağa Köyü yakınında, eski Haznedar Çiftliği arazisi üzerinde bulunan bu kasırların bulunduğu alana Sultan II Mahmut sık sık avlanmaya gelirdi Bu nedenle de burada iki katlı bir kasır yaptırılmış, kasrın ve arazinin bakımı ile Başsilahtar Ali Ağa görevlendirilmişti
Ayazağada günümüze gelen kasırlar Sultan Abdülaziz (1861–1876) döneminde Ser Mimarı Devlet olarak tanınan Sarkis Balyan tarafından yaptırılmıştır Bu yapılar II Meşrutiyetten (1908) sonra ordunun hizmetine verilmiş ve I Dünya Savaşı sırasında Süvari Astsubay Mektebi olarak kullanılmıştır Bunlardan ana yapı 1930lu yılların başında onarılmış ve Süvari Yedek Subay Okulunun müştemilatı arasında kalmıştır Ordudan süvari sınıfının kaldırılmasından sonra 1960 yılında Jandarma sınıfına tahsis edilmiş, 1973te onarılmıştır Ardından da İstanbul Kültür ve Sanat Vakfına tahsis edilmiştir
Bu kasırlar arasında tarihi yapıların en büyüklerinden olan Ayazağa Kasrı 21 50x20 50 m ölçüsünde kare planlı, bodrum, zemin, birinci kattan meydana gelmiş, çatı ile örtülü kâgir bir yapıdır Büyük olasılıkla bu kasır Sultan II Mahmut döneminde yapılan ilk kasrın temelleri üzerine oturtulmuştur Kasrın birbirine simetrik iki giriş kapısı bulunmaktadır On iki basamakla çıkılan sahanlıktan sonra yapının tümünü kaplayan 16 00x17 50 m ölçüsünde büyük bir salon bulunmaktadır Bu salonun köşelerine de daha küçük birer salon yerleştirilmiştir
Kasrın dört tarafına, dikdörtgen pencereler birbirine simetrik olarak yerleştirilmiştir Katlar arasında ince bir silme dikkat çekmektedir Yapının içerisi ahşap kasetler ve çeşitli motiflerle bezenmiştir Ayrıca kasrın duvarları Sultan Abdülazizin İngiltereden getirttiği çinilerle kaplanmıştır
Bu kasırlardan ahşap kasrın önünde köfeki taşından yapılmış 100 00x20 00 m ölçüsünde 2 50 m eninde büyük bir havuz bulunmaktadır Bu havuzun suyu köşklerin önünü kapatan doğal kaya parçalarının arasından akmaktadır Bu su Dertlipınar olarak isimlendirilmiştir Büyük olasılıkla bu havuz Sultan II Mahmut zamanına aittir Ahşap kasır 10 00x16 00 m ölçüsünde büyük bir salon ve onun arkasında da iki küçük oda bulunmaktadır Bu küçük odalardan biri kahve ocağı, diğeri de havuzda padişaha gösteriler yapan Enderun Ağalarının soyunma yeridir Salonun dip köşesine de biri küçük olmak üzere iki çeşme yerleştirilmiştir Salon XIX yüzyıl üslubunda kalem işi ve bezemelerle süslenmiştir Ahşap kasrın salonu gotik üslupta vitraylı pencerelerle aydınlatılmış, üzerini örten ahşap çatısı geniş konsollarla dışarıya taşırılmıştır
Sepetçiler Kasrı (Eminönü)

İstanbul Eminönü ilçesi, Sarayburnunda bulunan bu kasır Topkapı Sarayının Sarayburnundaki iki kıyı köşkünden birisidir Diğer köşk ise Yalı Köşküdür Sepetçiler Kasrının bulunduğu yerde saraya ait kayıklar bulunuyordu G J Grelot buradaki kayıklar ve küçük kadırgalar için 5–6 tane kayıkhane olduğunu yazmıştır Sepetçiler Kasrında Yalı Köşkünde olduğu gibi Osmanlı sultanları donanmanın sefere çıkışını veya dönüşünü seyrederlerdi
Sepetçiler Kasrı Bizans İmparatoru II Theodosius zamanında yapılan surların üzerine inşa edilmiştir Kasrın yapımına Sultan III Murat (1574–1595) döneminde Sadrazam Sinan Paşa tarafından 1591de başlanmış, Ferhat Paşanın sadrazamlığının ilk yılında da tamamlanmıştır Kasrın mimarı Davut Ağa olup, yapımında Dalgıç Ahmet Çavuş ve Nakkaşbaşı Lütfi Ağanın da yardımları görülmüştür Yapımında kullanılan kırmızı mermerler Darıca ve Rusçuktan, çinileri İznikten getirilmiştir Yapımında kullanılan demir aksam ve çiviler de Samakoy ve Selanikten getirilmiştir
Kasrın kapı kemeri üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre; Sultan İbrahim (1640–1658) döneminde 1643te yeniden yapılmış, Sultan I Mahmut (1730–1754) döneminde 1739da yenilenmiştir Bunun ardından XIX yüzyıl ortalarında da yeni bir onarım yapılmıştır Bu onarımlar yapının mimari üslubunu değiştirmemiştir
Osmanlı döneminde yapılmış köşklerin en görkemlilerinden olan Sepetçiler Kasrı ile ilgili çeşitli söylentiler bulunmaktadır Bunlardan birisine göre; Edirne Sarayında yükseltilmiş fevkani yapılara sepetçi veya sultani ismi veriliyordu Bu nedenle de bu kasra Sepetçi denilmiştir Bir başka söylentiye göre de Sultan İbrahim bu kasrın arkasında bulunan hazırcı ve sepetçi esnafını korumuş, buradaki eski köşkü yeniden yaptırmaya karar verdiği zaman sepetçi esnafının yardımlarını görmüştür Kasrın yapımından sonra çevresindeki sepetçi esnafı çalışmalarını sürdürmüş ve sepetçilerin burada bulunmasından ötürü de kasra bu isim verilmiştir
Sepetçiler Kasrı kesme taştan kare planlı, üzeri kubbeli dört köşesi eyvanlı mimari bir düzen göstermektedir Bu kubbe ahşap olup, çatı içerisine gizlenmiştir Üzeri kubbeli olan kare mekândan çıkmalarla dışa taşan eyvanlı bölümler yarım kare plan göstermektedir Mu mekânın önünde üç bölümlü ortası kubbeli, iki yanı tonozlu bir giriş kısmına yer verilmiştir Bu mekânın altında servis bölümleri bulunmaktadır
Sepetçiler Kasrı I Dünya Savaşı sırasında askeri ecza deposu olarak kullanılmış, 1955 yılında sahil yolunun açılışı sırasında istimlâk edilme konumuna gelmişse de tarihi özelliğinden ötürü bundan vazgeçilmiştir Uzun süre kendi haline terk edilen yapı 1980 yılında Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir Bunun ardından Başbakanlık Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü kasrı 1990 yılında onarmış ve Basın Merkezi ve kafeterya olarak kullanmıştır Eminönü Hizmet Vakfı 1998 yılında kasrı restore etmiştir Günümüzde Basın Yayın Genel Müdürlüğünün Uluslararası Basın Merkezi olarak kullanılmaktadır Bir bölümü de özel bir şirket tarafından restoran ve bar olarak işletilmektedir
Hıdiv Kasrı (Beykoz)

İstanbul ili Beykoz ilçesi Çubukluda geniş bir koru içerisinde yer alan Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşanın kasrı Çubuklu Sarayı veya Çubuklu Kasrı olarak tanınmaktadır
Mısır valileri arasında egemenlik hakkını Sultan Abdülazizden (1861–1876) 1866da elde eden ilk hıdiv olan İsmail Paşa İstanbulda Emirgân Korusunda yerleşmiş, buradaki kıyıda ahşap bir saray, arkasındaki korulukta da dört köşk yaptırmıştı İsmail Paşanın 1892de ölümünden sonra yerine oğlu Abbas Hilmi Paşa geçmiştir Almanya ve Avusturyada eğitim gören Abbas Hilmi Paşa İngiliz sömürgeciliğine karşı çıkmış bu nedenle de Osmanlı devletinin desteğini aramıştır
Abbas Hilmi Paşa 1903 yılında Çubuklu kıyısındaki iki ahşap yalıyı satın almış ve bir süre burada yaşamıştır Ardından yalının arkasındaki 270 dönümlük bağ ve bahçelik araziyi ağaçlandırmış ve içerisine de batı mimari üslubunda bir kasır yaptırmıştır Kasrın mimarı İtalyan Delfo Seminatidir
İtalyan mimarisinin etkisi altında yapılan bu yapı Toscana Villası görünümünde olup, mermer ve kesme taştan olan bu kasrın orta mermer holü antik çağın Roma rotondosu üslubundadır Zemin kattaki lambrili salonları dönemin moda üslubu olan Art Nouveau üslubunda yapılmıştır Kasır mermer teraslarla çevrilmiş ve bunun üzerine de yüksek bir kule yerleştirilmiştir
Kasır güneye ve doğuya bakan L harfi şeklinde bir plan düzeninde olup, burada birbirlerine dik iki kanatla, bunların uçlarını birleştiren çeyrek daire biçimli bir bölümden meydana gelmiştir Bodrum üzerinde üç katlı olup, zemin katta geniş salonlar, birinci katta yatak odaları, diğerlerinden daha basık olan ikinci katta da hizmetli odaları yer almaktadır
Kasrın ana giriş katındaki holün pencere ve kapıları kurşunlu vitraylıdır Bunlar başta üzüm salkımı desenleri olmak üzere çeşitli bitkisel motiflerle süslenmiştir Ana giriş katındaki holün ortasında anıtsal bir çeşme bulunmaktadır Bu bölümün üzeri açık olup, zengin vitraylı camlarla örtülmüştür Giriş katında çifter çifter toplam on altı masif mermer sütunun yer aldığı anıtsal çeşmenin ortasında 1 80 m yüksekliğinde mermer bir fıskiye bulunmaktadır Bu çeşme sularını zeminde yer alan alçak bir havuza dökmektedir Holün ve havuzun arkasındaki cephede üst kattaki yatak odalarının bulunduğu bölüme çıkan bir asansör vardır Asansörün her iki kata yönelik cephesi sarı pirinç metalden yapılmıştır Giriş katın cephesindeki camlar prizma şeklinde kristal kareler halindedir
Holün sağında binanın dıştan düz cephesini oluşturan mermer bir salon bulunmaktadır Ana kapıdan sonra iki yöne doğru mermer bir koridor uzanmaktadır Sağ taraftaki koridordan iç içe iki odaya girilmektedir Sol taraftaki koridorun tavanı ise aynalı kristal ışıklı köşe sütunlarına açılır Aynı zamanda buradaki salon yuvarlak büyük pencerelerle mermer salona bakmaktadır
Ana giriş kapısının arkasında bulunan boşluktaki mermer masif merdivenlerle birinci kata çıkılmaktadır Burası yuvarlak bir koridor şeklinde olup, aşağıdaki havuza, yukarıdaki de vitraya açıktır
Kasrın çevresi koruluk olup, bu koruluğun içerisinde 100–300 yıllık meşe, ıhlamur, çam ve sedir ağaçları bulunmaktadır Ayrıca bu koruluktaki bülbüller İstanbul yaşantısında ün yapmıştır
Hıdivin 1944te ölümünden sonra kasır 1937–1983 yıllarına kadar metruk kalmıştır Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu bu yapıyı kiralayarak restore etmiştir İç döşemesini Art Nouveau üslubunda düzenlemiştir Bundan sonra da kasır ziyarete ve restoran olarak da halkın ziyaretine açılmıştır Kasır Türkiye Turing ve Otomobil Kurumundan İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından geri almış olup, belediye tarafından işletilmektedir
Bebek Kasrı (Beşiktaş)
İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde bulunan ve günümüze ulaşamayan Bebek Kasrı, Bebek Bahçesi içerisinde yer alıyordu Evliya Çelebi ve Vakanüvis Asım Efendi bu kasrın Sultan I Selim (1512–1520) zamanında yapıldığını belirtmişlerdir XVI -XVII yüzyılda kendi haline terk edilen Bebek Bahçesi ile bu kasır 1725 yılında yeniden yapılmış ve Hümayunâbâd ismini almıştır
Kasrın plan ve cephe görünümü ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır Bununla beraber kaynaklardan kasrın Sultan I Abdülhamit döneminin sonlarında iki kez onarım geçirdiği öğrenilmektedir Yalnızca XVIII yüzyılda İstanbula gelen Fransız Büyükelçisi Choiseul Gouffier tarafından yaptırılmış gravürden ve Jouannin imzalı kopyasından bu kasırla ilgili kısmen de olsa bilgi edinilmektedir A Du Beaumontun 1849da yaptığı bir gravürde bu kasrın mimari yapısı kısmen de olsa görülmektedir Bu gravüre göre kasrın alt katı iki taraftan bahçe duvarları ile uzatılmış, ortasına kasır yerleştirilmiştir İki katlı olan kasrın alt katında ikinci derece odalar ve giriş holü bulunmaktadır Kasrın asıl oturulan mekânı ikinci kattadır Burada ortada denize taşkın üç sofalı büyük bir divanhane, bunun iki tarafında ve daha arkasında odalar bulunmaktadır
Aynı dönemde Antoine-Ignace Mellingin yapmış olduğu gravürde de kasrın üç bölümden meydana geldiği, ortadaki bölümün diğerlerine göre çıkıntılı olduğu anlaşılmakta ve diğer bilgileri de pekiştirmektedir Gravürlere göre denize taşkın üç sofalı büyük divanhanenin cephesi tümü ile sıra halinde pencere dizisi ile kaplı idi Bunların üzerinde kapaklar bulunuyordu Bu kapaklardan üsttekiler gölge yapsın diye alttakilerden daha geniş tutulmuştur Kasrın mimari bezemesi ampir özelliklerini taşıyordu
XIX yüzyılda Bebek Kasrı çok az kullanılmış olmasına rağmen Reisülküttab ile Avrupalı elçilerin gizli yaptıkları toplantılara sahne olmuş ve bu yüzden de Konferans Köşkü ismini almıştır Kasır Sultan Abdülmecit zamanında 1846 yılında yıktırılmıştır
Cumhuriyetin ilanından sonra bu kasrın bulunduğu yerde Bebek Gazinosu yapılmış, daha sonra gazino istimlâk edilmiş yerine Bebek Parkı yapılmıştır Günümüzde bu park içerisinde tarihi çınarlar ile Şair Fuzulinin heykeli bulunmaktadır
Çağlayan Kasrı (Şişli)
İstanbul Şişli ilçesi, Kâğıthane Deresi vadisinde Haliçe dökülen Kâğıthane Deresi yanında bulunuyordu Bu kasır Sultan Abdülaziz (1861–1876) tarafından 1862–1863 yılında yaptırılmıştır Mimarları Balyan ailesinden Agop Balyan ile Sarkis Balyandır
Çağlayan Kasrı günümüze gelememiştir Ancak bu kasırla ilgili belgelerden bilgi edinilmektedir Kasır Kâğıthane Deresinin iki tarafı rıhtımlı bir kanala dönüştürüldüğü noktada bulunuyordu Kâğıthane Deresinin suları kasrın önünde, buradaki kanalın içerisinde açılmış bent üzerinden akarak çağlayanlar oluşturuyordu Sonra da kasrın duvarlarına bitişik bir havuzun içerisinde toplanarak kanal içerisine akıyordu
Çağlayan Kasrı plan olarak daha önce burada bulunan bir köşkün planına uygun ancak, ondan daha büyük ve görkemli yapılmıştır İki katlı ahşap kasır L biçiminde bir plan düzeninde idi Bu plan düzeninde iki kanadın birleştiği köşeye valide sultan dairesi yerleştirilmişti Her iki kanat da ayrı ayrı simetrik plan şeklinde idi Kasrın kanala bakan cephesi harem bölümünde olup, bir ucunda valide sultan dairesinin bir bölümü, diğer ucunda da kalfalar dairesi vardı Orta bölümde dört kadın efendiye özel birer daire ayrılmıştı Kanala bakan cephe barok konsollara oturtularak suyun üzerine taşırılmıştı Bununla beraber kasrın avlu cephesi simetrik olmayıp, her dairenin ayrı birer girişi vardı Yalnızca birinci kadın dairesi ile kalfalar dairesinin girişleri diğerlerinden farklı biçimde idi
Kasrın bahçeye bakan kanadı selamlık dairesi idi Bir köşesinde ise valide sultan dairesinin diğer bölümü bulunuyordu Bunun yanında mabeyn ve hünkâr dairelerine yer verilmişti Kasrın ortasındaki mabeyn dairesi çıkmalarla belirgin biçimde ortaya konulmuş, girişi harem avlusuna açılıyordu Valide sultan ile hünkâr dairelerinin girişleri ise doğrudan doğruya bahçeye açılıyordu Hünkâr dairesinin ise selamlık avlusuna açılan ikinci bir girişi daha vardı
Kasrın valide ve hünkâr dairelerinin giriş salonları barok üslupta merdivenlerle ikinci kata çıkıyordu Harem bölümündeki ara katta bulunan bir koridor önce valide sultan dairesinin sofasına, sonra da hünkâr dairesine geçişi sağlıyordu
Kasrın Cephe düzeni ise simetrik olup, her bir dairenin geniş sofası cephede birer çıkma ile açıkça belirtilmişti Kasır Sultan II Abdülhamit (1876–1909) döneminde zaman zaman onarılmış ve 1940 yılına kadar ayakta kalmıştır Ancak bu tarihten sonra kasrın malzemesi sökülmüş ve başka yerlerde kullanılmıştır 1952 yılında ise bu kasrın arsasına İstihkâm Yedek Subay Okulu inşa edilmiştir Günümüze kasırla ilgili hiçbir iz gelememiştir
Gülhane Kasrı (Eminönü)
İstanbul Eminönü ilçesinde, Topkapı Sarayının Marmara yönündeki Gülhane Meydanı olarak isimlendirilen düzlük üzerinde buluyordu Bu kasır Padişahın Gülhane Meydanında yapılan spor müsabakalarını izlemesi için yaptırılmıştır Sultan II Mahmut (1808–1839) döneminde yaptırılmış olan bu kasrın yerinde daha önce Lale Devrinde yaptırılmış Tomak Kasrının bulunduğu sanılmaktadır
Gülhane Kasrının yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır Kasrın yapıldığı yıllarda buradaki spor müsabakalarının yerini geçit törenleri almıştı Büyük olasılıkla bu kasrın Yeniçeri Ocağının kaldırıldığı 1826 yılında yapıldığı sanılmaktadır Sultan Abdülmecit, Gülhane Hattı Hümayununun ilan edildiği 3 Kasım 1839da burada okunan Tanzimat Fermanını izlemiştir
Gülhane Kasrı çevresindeki diğer kasırlarla birlikte 1865 yılında yıktırılmıştır Bugün onunla ilgili bilgiler gravür ve sulu boya resimler ile bazı duvar kalıntılarından anlaşılmaktadır Bunlara dayanılarak kasrın orta sofalı plan düzeninde olup, dört eyvanlı divanhane şemasının uygulandığı anlaşılmaktadır Beyzi olarak tasarlanan eyvanlar ile sofaya paralel kavisli duvarlar kasrı sınırlandırmıştır Giriş batı yönündeki eyvan içerisinden olup, diğer mekânlar bu eksene göre bir simetrik düzende yerleştirilmiştir Kasrın doğu eyvanı cepheden dışarıya taşırılmış, bu nedenle de daha büyük olarak tasarlanmıştır Eyvanların aralarında, kuzey ve güney eyvanlarının arkalarında toplam altı oda bulunmaktadır Sulu boya resimlerinden öğrenildiğine göre sofanın üzeri ahşap beyzi bir kubbe ile örtülmüştür Eyvanları ve odaları çift sıralı dikdörtgen çerçeveli, kepenkli pencereler aydınlatıyordu Bunların üzerinde de alçı, dilimli kemerli ikinci sıra pencereler bulunuyordu
Çiftehavuzlar Kasrı (Sarıyer)
İstanbul Sarıyer ilçesi, Belgrat Ormanında Sultan II Osman Bendinin üzerinde yer alan bu kasır Sultan III Ahmet (1703–1730) tarafından 1717de yaptırılmıştır XVIII yüzyılın sonlarına doğru harap durumdaki bu kasır Sultan III Selim (1789–1807) tarafından 1797de onarılmıştır Kasır birbirine yakın olan Sultan II Osman Bendi ile Sultan II Ahmet Bendinden ötürü Çiftehavuzlar olarak tanınmıştır Kasrın ne zaman yıkıldığı kesinlik kazanamamıştır
Sedat Hakkı Eldemin hazırladığı plana göre kasrın merkezi sofalı ve üç eyvanlı bir seyir kasrı olduğu anlaşılmaktadır Kasrın ortasında dikdörtgen planlı bir sofa ve bu sofaya açılan giriş bulunmakta olup bunun karşısında hünkâra ait dışarıya çıkıntılı bir bölüm bulunuyordu Girişin iki yanında da yan mekânlar olup, bunların maiyet odaları olduğu sanılmaktadır
Büyük Bent Kasrı (Sarıyer)
İstanbul Sarıyer ilçesi Belgrat Ormanlarında Büyük Bentin yakınında yer alan bu kasır kesin olmamakla beraber Sultan III Ahmet (1703–1730) tarafından 1717 yılında yaptırılmıştır Büyük Bent Kasrı padişahın Sadabattan yola çıkarak Belgrat Ormanından geçip saltanat kayığına bindiği yol güzergâhı üzerinde bir takım köşkler ve kasırlar yapılmıştı Büyük Bent Kasrı da bunlardan biridir
Kasır XVIII yüzyılın sonlarına doğru harap olmuş, Sultan III Selim (1789–1807) tarafından diğer kasır ve köşklerle birlikte onarılmıştır Günümüze bazı temel kalıntıları dışında hiçbir izi kalmayan bu kasır Jean Baptiste van Moura ait bir tablo ile Mellingin bir gravüründe görülmektedir Bunlara dayanılarak bent üzerine yerleştirilen kasır arkasındaki yamaçlara bakan ormanla ve önündeki vadiye hakim yerde yapılmıştı Tek katlı ahşap olan kasrın tasarımında simetriye önem verilmemiştir Kasırda göle bakan ve vadiye bakan bölümler ile kızlarağasına ayrılmış bir diğer mekân bulunmaktadır Bunlardan Hünkâr Odası ile Kızlarağası Odası eli böğründelerle dışarıya taşırılıp genişletilmiştir Kasrın pencereleri dikdörtgen ve kepenkli olup, tüm cephe boyunca sıralanmıştır
Nispetiye Kasrı (Beşiktaş)
İstanbul Beşiktaş ilçesi, Bebek sırtlarında bugünkü Etilerin olduğu yerde, Boğaza hâkim bir mevkideki bu kasır Sultan III Selim (1789–1807) döneminde yapıldığı veya onarıldığı kaynaklarda yazılıdır XIX yüzyılın sonlarında Sultan Abdülmecitin oğullarından Şehzade Süleyman Efendiye geçen bu kasır Süleyman Efendi Köşkü ismi ile de tanınmaktadır Bu dönemde yapılan onarım sırasında özgünlüğünü yitirmiştir
Cumhuriyet döneminde bir süre kendi haline bırakılan bu kasır 1960 yılında yanmış ve tamamen ortadan kalkmıştır Yakın tarihlere kadar da kasrın arkasındaki havuz ile bahçesindeki bazı ulu ağaçlar ayakta duruyordu
Sedat Hakkı Eldemin yapmış olduğu plan ve restitüsyon projelerine göre kasrın tek katlı, ahşaptan ve enine gelişen bir plan düzeninde olduğu anlaşılmaktadır Bodrum katı üzerinde merkezi sofalı ve dört eyvanlı divanhane planındaki kasır barok üslupta yapılmıştır Ortadaki sofa beyzi planlı olup, diğer mekânlar sofanın merkezi ile dik açı şeklinde kesişecek şekilde yerleştirilmiştir Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzun bir eksen üzerine biri Boğaza diğeri de arkadaki koruya bakan iki dikdörtgen planlı eyvan yerleştirilmiştir Güneybatı-kuzeydoğu doğrultusundaki kısa kenarlardaki eyvanlar giriş taşlığına ve ağalara mahsus odalara ayrılmıştır Sofaya göre zeminden bir seki ile yükseltilen eyvanların köşeleri çeyrek daire şeklinde yumuşatılmıştır Eyvanların ön ve arka cephelerinde çıkmalara yedişer pencere açılmıştır
Kasrın güneybatı yönündeki girişin önündeki iki yandan kavisli merdivenlerle çıkılan bir binek sahanlığı bulunmaktadır Buradan küçük bir hol aracılığı ile orta sofaya ulaşılmaktadır Giriş sahanlığının sağında ağalara tahsis edilmiş bir oda, solunda da helâlar bulunmaktadır
Sedat Hakkı Eldeme göre beyzi sofanın çatısı altına gizlenmiş basık, bağdadi bir kubbe bulunuyordu
|