|
Prof. Dr. Sinsi
|
İnceden İnceye İstanbull
İstanbul Köşk ve Konakları
Alay Köşkü (Eminönü)

İstanbul ili Eminönü ilçesinde, Topkapı Sarayının etrafını çeviren Sur-ı Sultani duvarının bir köşesinde yer alan Alay Köşkü, buradaki bir burcun üzerine yapılmıştır XVI yüzyılda buradaki ahşap bir köşkün bulunduğu yerde Sultan II Mahmut (1808–1839) tarafından 1820 yılında yaptırılmıştır Batı Avrupa üslubunda yapılmış olan bu köşkün Balyan ailesinden Kirkor Amira Balyan (1764–1831) tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır Büyük olasılıkla bu köşkün bulunduğu yer Eski İstanbulun ana caddesi üzerinde idi Alay Köşkü, Padişah ve erkânının resmi geçitleri izleyebilmesi için yaptırılmıştır
Köşkün cadde üzerindeki pencere kemerleri üzerinde Hattat Mustafa İzzet Efendinin siyah taş üzerine altın yaldızlı madeni harflerle manzum bir yazısı bulunmaktadır
Taş konsollar üzerinde çokgen planlı ve yedi cepheli, etrafı pencereli olan köşk, büyük ve tek bir salondan ibarettir Arka ve yan taraflarına değişik büyüklükte hizmetkârlara özgü odalar yerleştirilmiştir Saray bahçesinden geniş bir rampa ile büyük sofaya ulaşılan köşkün üzeri geniş saçaklı, soğan külah ile örtülüdür İç kısımda bu külah bir kubbe olarak görülmektedir Köşkün cephesi mermer levhalarla kaplanmıştır Köşkün yedi penceresi olup, bunların üzerlerinde siyah-beyaz taşlardan yayvan kemerlere yer verilmiştir
Alay Köşkü Cumhuriyetin ilk döneminde Güzel Sanatlar Birliğine tahsis edilmiştir Bir süre Eminönü Halkevinin oyun salonu olmuş, 1945–1946 yıllarında İstanbul Eski Eserleri Tescil Bürosu olarak kullanılmıştır Köşk 1959–1960 yıllarında Y Mimar Fatin Uluengin tarafından orijinaline uygun olarak restore edilmiştir
Günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğünün yönetimindedir
İncili Köşk (Eminönü)
İstanbul Eminönü ilçesinde Sirkeciden Cankurtarana giden yol üzerinde, Bizans dönemi Manganlar Sarayının uzantısında bulunan İncili Köşk XVI yüzyılın sonlarında Sadrazam Koca Sinan Paşa tarafından Mimar Davut Ağaya yaptırılmıştır Koca Sinan Paşa bu köşkü Sultan III Murata armağan etmiştir Sinan Paşa Köşkü olarak da tanınan bu köşkten Sultan III Murat çok hoşlanmış ve zaman zaman buraya gelmiştir
Günümüze yalnızca bodrum katı ile çeşmesi gelebilen köşk kesme taştan olan bu bölümler üzerine ahşaptan yapılmıştır Köşkün ahşap kısmı 1863 yılında yanmış, bunun arkasında kalan bölümleri de demiryolunun Sirkeciye kadar getirilmesi sırasında 1865 yılında yıkılmış ve ortadan kalkmıştır
Köşkün günümüze gelen kalıntıları düzgün kesme taştan cephede iki yuvarlak kemerli bölümü ile bunun üzerinde ahşap köşkü taşıyan dışarıya taşırılmış kesme taş çıkıntılardır Köşkün bodrumu olan bu bölümün yanında Mimar Davut Ağanın isminin yazılı olduğu bir de çeşme vardır Çeşme taş bodrumun ileriye doğru çıkan çifte kemerleri arasındadır
Yalı Köşkü (Eminönü)
İstanbul Eminönü ilçesi, Sarayburnundaki Sepetçiler Kasrının yakınında bulunan Yalı Köşkü Topkapı Sarayının Sarayburnundaki iki köşkünden birisi idi Yalı Köşkünü ilk defa Sultan II Beyazıt (1481–1512) yaptırmış ardından Sultan III Murat (1574–1595) 1592de yeniden yaptırmıştır Cebeciler Köşkü de denilen Yalı Köşkünün Osmanlı saray törenlerinde önemli bir yeri vardır Donanma sefere çıkarken padişah Kaptan-ı Deryaları, Donanma Serdarlarını bu köşkten uğurlardı Bu uğurlama törenlerinde de şenlikler köşkte ve çevresinde yapılırdı Sefere çıkacak donanma önce Beşiktaşta demirler, oradan Müneccimbaşının uygun göreceği günde Yalı Köşkünün önüne gelir ve top atarak padişahı selamlardı Gemisinden kayıkla ayrılarak köşke gelen kaptan paşaya padişah tarafından kürk giydirilir ve bir hançerle ödüllendirilirdi Bundan sonra kaptan paşa gemisine döner, top atışlarına devam ederken Top Kapısından da ona cevap verilirdi
Yalı Köşkü yabancı ressamların yapmış olduğu Topkapı resimlerinde görülmektedir Dikdörtgen planlı köşkün üzeri 7 m çapında bir kubbe ile örtülü olup, orta sofanın etrafı üç eyvanla yaygın ve klasik divanhane planında yapılmıştı Köşkün denize bakan cephelerinin karşısında, ocaklı duvarların arkasında odalar sıralanmıştı Köşkün çevresinde 4 m genişliğinde geniş revaklar ve bunların üzerini örten 2,5–3 m lik geniş saçaklı bir örtü bulunmaktadır Son derece hafif ve zarif mimari elemanlardan yapılan köşkün önünde geniş bir rıhtım bulunmakta olup, bu rıhtımdan birkaç basamakla bir platforma çıkılmaktadır
Günümüze gelemeyen, yabancı ressamların resimlerinden bilgi edinilen bu köşkle ilgili olarak XIV Louisin Sultan IV Mehmete (1648–1687) gönderdiği elçi Marquis de Nointel ile birlikte İstanbula gelen Antoine Galland İstanbul ile ilgili yazılarında bu köşkten söz etmiştir:
“Bu köşk dışarıdan kare biçiminde olup, kurşunla örtülü bir çatısı ve çatının ortasında küçük bir kubbesi olan bir yapıdır Yapının çevresinde on ayak genişliğinde mermer sütunlara oturan bir revak vardır Revak altından büyük salona geçilmektedir Bu salonun iki yanında ve deniz tarafında sedirler bulunur Deniz cephesinin karşı tarafında ise bronz kaplı bir ocak vardır Her sedirin üstü arabesk üslubunda yaldızlı renklerle boyalı bir tonozla örtülüdür Ortada ise aynı üslupta bezemeli büyük kubbe bulunmaktadır Duvarlar mermer ve bitkisel motifler ve yazılarla süslü çinilerle kaplıdır Bunlar bizim duvarlara astığımız halıların işini mükemmel görüyorlar 3–4 yerde fıskiyeler ve yapının önünde bir de çağlayan vardır Bu köşkte duvara asılmış bir tahta gördüm Ortasında bugünkü padişahın çocukluğunda yazmış olduğu yarım satırlık bir yazı vardı Bunun üzerinde “Sultan İbrahimin oğlu Sultan Mehmetin eseri” yazılı idi
Ocağın yanındaki bir kapıdan elçiyi bir salona soktular Burada padişahın oturmasına mahsus, altın yaldızlı fakat kötü yapılmış üç iskemle ile Peder M de La Hayenin vaktiyle Babıâliye hediye ettiği bir ayna vardı Buradaki dolapların kapakları oldukça ince bir işçilikle yapılmış altın ve gümüş yaldızlı parçalardan oluşuyordu Köşkün muhafızı, dolabın vaktiyle bir İran şahı tarafından bir padişaha gönderilmiş bir hediye olduğunu, padişahın bu hediyeyi beğenmeyerek onu buradaki helâların kapısına koydurduğunu söyledi ”
Yalı Köşkü İstanbul-Edirne demiryolu yapılacağı sırada çevresindeki yapılarla birlikte 1869 yılında yıkılmıştır Köşkten günümüze hiçbir iz gelememiştir
Darphane Köşkü (Eminönü)
İstanbul ili Eminönü ilçesinde Topkapı Sarayının birinci avlusunda, Darphane-i Âmirenin Babüs-Selam tarafına bakan kuzeydoğu köşesinde bulunuyordu Bu köşk Sultan II Mahmut (1808–1839) tarafından 1832 yılında yaptırılmıştır Bu köşkün bulunduğu yerde daha önce Sultan III Ahmetin (1703–1730) 1726da yaptırdığı aynı isimli iki katlı bir köşk bulunuyordu Sultan II Mahmutun yaptırmış olduğu köşk XX yüzyılın başlarında yıktırılmış günümüze yalnızca zemin katının duvarları gelebilmiştir
Sultan III Ahmet döneminde yaptırılan köşkün doğu cephesi Mellingin gravüründe görülmektedir Bu gravüre göre Osmanlı sivil mimarisi özelliklerini yansıtan bu yapının kâgir zeminli, ahşap olduğu anlaşılmaktadır Köşkün Darphanenin iç avlusuna bakan iki çıkması bulunuyordu Bu çıkmalar eli böğründelerle desteklenmişti Üst kat duvarlarında çift sıra halinde pencerelere yer verilmişti Bu pencerelerden alttakiler kepekli, üstekiler de tepe pencerelidir
Sultan II Mahmut döneminde yapılmış olan köşkün XIX yüzyıla ait fotoğraflarında güneydoğu ve kuzey cepheleri görülmektedir Sedat Hakkı Eldem bu fotoğraflara dayanarak köşkün restitüsyon projesini hazırlamıştır Buna göre Osmanlı sivil mimarisinde sıkça uygulanan orta sofalı ve yan sofalı bir plan şemasının burada uygulandığı görülmektedir Cephe tararsımı dönemin ampir mimari üslubundadır Köşkün zemin katı kesme, köfeki taşlı ve tuğla dizilidir Birinci ve ikinci kat duvarları içeriden ve dışarıdan bağdadi sıvalıdır Katlar boyunca dikdörtgen söveli pencereler sıralanmıştır Bunlardan üst kattaki pencereler ahşap pervazlarla çerçevelenmiştir
Köşkün ana yapısı doğu ve kuzey cephelerinin eksenlerinde, güney cephesinin iki yanında ve zemin kattan başlayan çıkmalarla hareketli bir görünüm elde edilmiştir Köşkün iki girişi olup, bunlardan asıl giriş Darphanenin iç avlusuna bakan güney cephesinin eksenindedir Diğer kapı ise kuzey cephesinde Kozbekçileri Kapısına inen yola açılmaktadır Günümüzde görülebilen bu kapı iki yandan mermer plasterle çevrelenmiştir Bu köşkte de zemin kat ile birinci katta orta sofalı plan tipi uygulanmıştır Dikdörtgen planlı büyük sofanın çevresinde ikişer oda ile birer helâya yer verilmiştir Katlar arasındaki bağlantıyı üç kollu merdivenler sağlamaktadır İkinci kat diğerlerine göre daha küçük olup, burada yalnızca sofanın Alay Meydanına bakan eyvanı ile yanındaki daireler bulunmaktadır
Kaptan Paşa Konağı (Eminönü)
İstanbul Eminönü ilçesi, Beyazıt Süleymaniye Mahallesinde Besim Ömer Paşa Caddesi üzerinde bulunan bu konak, Kaptan-ı Derya Hacı İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır Konağın yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber XVIII yüzyılın başlarına ait olduğu sanılmaktadır Bugün bu konağın yerinde İstanbul Üniversitesi Merkez Binalarının bulunmaktadır
Günümüze gelemeyen bu konağın cephe restitüsyon planlarını J Robertsonun 1853–1855 yıllarında çekmiş olduğu fotoğraflara dayanılarak Y Mimar Sedat Hakkı Eldem çizmiştir Buna dayanılarak konağın iki katlı ahşap ve iki orta sofalı olduğu sanılmaktadır Bu sofalardan biri hareme, diğeri de selamlığa aittir Dikdörtgen planlı sofaların üç yönüne eyvanlar yerleştirilmiş, bunların aralarına da odalar yapılmıştır Sofalar birbirlerine iki geçitle bağlanmış, bu geçidin aralarına da helâlar ve kahve ocağı yerleştirilmiştir Odalar eli böğründelerle dışarı taşırılmış ve çift sıra pencere ile aydınlatılmıştır
Çinili Köşk (Eminönü)

İstanbul Arkeoloji Müzelerinin avlusunda bulunan Çinili Köşk, Topkapı Sarayı yapı topluluğunun bir bölümü olarak Fatih Sultan Mehmet tarafından 1472de sur içerisinde, Sarayburnundaki koruluk içerisinde yaptırılmıştır
Çinili Köşk Osmanlı sivil mimarisinin Selçuklu etkisinde yapılmış İstanbuldaki tek örneğidir Kaynaklarda yeterince isminden söz edilmeyen bu köşkün mimarı bilinmemektedir Fatih Sultan Mehmet (1451–1481) dönemi tarihçilerinden Tursun Bey, Çinili Köşkü sırçadan yapılmış bir yer olarak nitelendirmiştir Sultan IV Murad (1623–1640) zamanında köşk içerisinde yeni düzenlemeler yapılmış ve bu arada ayna taşından bir tavus kuşu kabartmasının bulunduğu bir çeşme de buraya eklenmiştir Çeşmenin iki tarafındaki kitabelerde de buradan Sırça Saray olarak söz edilmiştir
Köşk 1737 yılında kısmen yanmış ve bu nedenle de onarım sonrasında, özellikle cephe mimarisi değişmiştir XIX yüzyılda Aya İrinideki müzenin yetersiz kalmasından ötürü eserler buraya taşınmıştır 1910 yılında restore edilmiş, II Dünya Savaşı sırasında kapatılmış, 1942de de yeniden onarılırken 1880 yılında ön kısmına eklenen merdivenler kaldırılmıştır Daha sonra bu onarımlar 1948–1953 yıllarında da devam etmiştir
Çinili Köşk iki katlı taş bir yapıdır Yapımında beyaz köfeki taşlar kullanılmış, yan ve arka cephelerinde de kırmızı tuğladan dolgulara yer verilmiştir Köşkün Haliçe bakan çıkmalı arka cephesinde tuğla dolguların alt katında kilim deseni biçiminde bezemeler olduğu biliniyorsa da bu kısım özelliğini yitirmiştir Köşkün ön cephesinin ortasında bulunan çinilerle kaplı büyük bir eyvandan içeriye girilmektedir Bu girişin yanlarında derinliği fazla olmayan kemerli nişler bulunmaktadır Köşkün asıl katında orta mekâna açılan dört eyvanlı bir şema görülmektedir Üzerleri kubbe ve tonozlarla örtülmüştür
Çinili Köşkün en başta gelen özelliği dış cephesi ile büyük eyvanının iç yüzeyini ve içerdeki odaların bir bölümünü kaplayan çinilerdir Mozaik tekniğinde yapılmış olan bu çiniler firuze renkli zemin üzerine kufi yazılar ve geometrik desenlerden meydana gelmiştir
Çinili Köşk 1737 yangınından sonra bir süre saray ağalarına tahsis edilmiş, 1953 yılında İstanbulun 500 Fetih yılı dolayısı ile Fatih Sultan Mehmete ait giysiler, silahlar ve fermanlar burada sergilenmiştir Günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğünün yönetiminde müze olarak ziyarete açıktır
Şevkiye Köşkü (Eminönü)
İstanbul Eminönü ilçesi, Sarayburnunda Topkapı Sahil Sarayının yanında bulunan bu köşk, Sultan III Selimin annesi Valide Sultan tarafından 1789–1791 yıllarında yaptırılmıştır Daha önce burada bulunan Şevkiye Ocağından ötürü de bu köşke Şevkiye Köşkü adı verilmiştir Bunun yanı sıra Serdab Köşkü ve Yeni Köşk olarak da tanınmıştır Bu köşk Sarayburnundaki 1862 yangınında yanmış, 1871 yılında arsası üzerinden Sirkeci Demiryolu geçirilmiştir
Clarke Pouqueville, Hammer, De Beau Montun notlarından ve Mellingin gravürlerine dayanılarak bu köşkün Marmara surlarına oturtulmuş, ahşap duvarlı bir kat ile kâgir duvarlı bir bodrumdan meydana geldiği anlaşılmaktadır Köşkün Osmanlı sivil mimarisinde yaygın olan sofalı eyvanlı divanhane biçiminde yapıldığı sanılmaktadır Doğu-batı ekseninde uzanan divanhane beyzi planlı olup, üzeri kubbe ile örtülmüştür Bunun yanında dikdörtgen planlı bir de eyvanı vardı Köşkün kurşun kırma çatısı altında bu kubbenin gizlendiği görülmektedir Sofanın güney yönünde, küçük bir aralığın arkasında padişaha ait bir oda, kuzeyinde de buna simetrik valide sultan odası bulunuyordu Bu iki oda cepheden ileriye taşarak ana sofadan ayrılmıştır Üç eyvanlı plan tipindeki köşkün bu bölümleri arasına da küçük odalar yerleştirilmiştir
Bodrum katı mermer zeminli olup, ortasına fıskiyeli bir havuz ve ona bağlantılı selsebiller olduğu gezginlerin notlarından öğrenilmektedir Sıcak yaz aylarında harem halkının serinlemek için buraya gelmesinden ötürü de köşke Sertab ismi verilmiştir
Zeynep Hanım Konağı (Eminönü)
İstanbul ili Eminönü ilçesinde bugünkü İstanbul Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültelerinin bulunduğu binanın yerindeki bu konak, Kavalalı Mehmet Ali Paşanın kızı ve Sadrazam Yusuf Kamil Paşanın eşi Zeynep Kamil Hanım tarafından XIX yüzyılın sonlarına doğru yaptırılmıştır Bu konağın bulunduğu yerde XVII yüzyılda yapılmış ve Mihrişah Valide Sultanın kethüdası Yusuf Ağaya ait bir konak olduğu kaynaklardan öğrenilmektedir
Zeynep Hanım Konağı zenginliği ile özellikle Abdülaziz (1861–1876) döneminde ün yapmış, 1903–1909 yıllarında yetimhane ve Darül-Hayr-ı Âli (Sanat Okulu) olarak kullanılmıştır Konak 1909da Darül Fünuna tahsis edilmiş, burada tıbbiye ve hukuk dışında kalan Ulum-ı Edebiye, Ulum-ı Şeriye ve Fen bölümlerinde eğitim yapılmıştır Y Mimar Ekrem Hakkı Ayverdi 1922 yılında konağı onarmış, 28 Şubat 1942de yanmıştır Günümüze bu konaktan yalnızca Türk ve İslâm Eserleri Müzesinde bulunan kitabesi gelebilmiştir Bu kitabeyi Hattat Vahdeti Efendi 1864 yılında yazmıştır
Zeynep Hanım Konağı kuzey-güney doğrultusunda dikdörtgen planlı, üç katlı bir yapı idi Yapımında ampir ve neo-rönesans üslupları egemen olmuştur Simetrik düzendeki konağın cephesi kademeli biçimde ileriye ve geriye çekilerek hareketli bir görünüm elde edilmiştir Kat aralarına, saçak hizasında silmeler, plasterler yerleştirilmiştir Bu plasterlerden zemin kattakiler toskana başlıklı, ikinci kattakiler korint başlıklı olarak düzenlenmiştir Pencereler birbirlerinden farklı biçimlerde olup, değişik ayrıntılıdırlar Zemin kat madeni şebekeli ve yuvarlak kemerlidir Birinci ve ikinci katlardaki pencereler dikdörtgen söveli olup, bazılarının çevresinde ion başlıklı gömme sütunların taşıdığı yuvarlak kemerler bulunmaktadır
Konağın girişi doğu cephesinde olup, girişin ortasında dışarıya doğru çıkıntı yapan basık kemerli bir alınlık bulunmaktadır Buradaki alınlık ve pencerelerin üzerleri kıvrımlı dal kabartmaları ile doldurulmuş, bunların ortasına da yapım kitabesi yerleştirilmiştir Harem ve selamlık bu cephenin eksenine göre iki yana kaydırılmıştır
Konak orta ve iç sofalı plan tipinin enine gelişmesi ile değişik bir plan düzeni ortaya çıkmıştır Ancak bu düzen kullanım yönünden yeterli değildir İç plan düzeni cephelere yansımamış, harem ve selamlık sofaları ile onların çevresinde farklı ölçülerde odalar sıralanmıştır Katlar arasında üç kollu merdivenler bulunmaktadır Konağın hamam ve servis birimleri batı cephesine yerleştirilmiştir
Şale Köşkü (Beşiktaş)

İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde, Yıldız Sarayının bir bölümünü oluşturan Şale Köşkünün ilk yapım tarihi ve mimarı kesin olarak bilinmemektedir Yalnızca Milli Saraylar arşivi içerisinde bulunan 1879–1880 tarihli bir belgede köşkün döşenmesi ile ilgili bazı bilgiler bulunmuştur Buna dayanılarak da köşkün bu tarihlerde bitirilmiş olduğu anlaşılmaktadır
Bugünkü yapı Balyan ailesinden Sarkis Balyan tarafından 1889 yılında yapılmıştır Bu yapılışın nedeni de Alman İmparatoru II Wilhelmin İstanbula gelişi ile ilgilidir Yıldız Sarayının Merasim Dairesi olarak yapılan köşk, 107 000 kuruşa mal olmuştur Bu bölümün yapımından kısa bir süre sonra ilk köşkün hamamı üzerine Nikolaki Kalfa tarafından yeni bir salon eklenmiştir Köşkün Merasim Dairesi olarak tanınan üçüncü bölümü ise İtalyan Mimar Raimondo dAronco tarafından yapılmıştır Almanya İmparatoru II Wilhelmin ve İmparatoriçenin İstanbula ikinci gelişi onuruna bu bölüm yapılmıştır
Şale Köşkü yüksek ve kâgir bir bodrum üzerine iki katlı olarak yapılmıştır Ayrıca çatı örtüsü içerisine de çatı katları yerleştirilmiştir Köşkün bodrumunda mutfak, depolar, çamaşırlık ve diğer servis odaları bulunmaktadır Giriş katındaki mekânlarda sefir odası, piyanolu salon, misafir odası, teşrifat odası isimlerini taşıyan mekânlar bulunduğu bilinmektedir Girişin karşısına gelen alandaki arka kapı Yıldız Sarayının harem bahçesine açılmaktadır Aynı zamanda bu kapı saray ile köşk arasındaki bağlantıyı sağlamaktadır
Köşkün ikinci katı törenlere özgü yapılmış ve birbirlerinden üslup farkları olan zengin bezeli mekânlardan oluşmuştur Köşke dört basamakla ulaşılan bir sahanlıktan girilmektedir Giriş holünde küçük, ahşap, barok üslupta bir merdiven bulunmaktadır Rokoko üslubunda bezmelerle süslenen bu merdivenden sonra salonlara ayrı koridorlarla ulaşılmaktadır Zemin katta dikdörtgen planlı bir banyo dairesine yer verilmiştir Bunun üzerinde Nikolaki Kalfanın yaptığı ve günümüzde Sarı Salon olarak isimlendirilen özel bir bölüm bulunmaktadır
Şale Köşkü kendine özgü mekânları ile tanınmıştır Bunların başında 15x30 m ölçüsündeki büyük Merasim Salonu gelmektedir Yüksek pencerelerin aydınlattığı ve çok renkli bir bezemesi olan bu mekânın köşeleri sekizgen çıkmalarla derinleştirilmiş ve duvarlara yüksek ve geniş aynalar yerleştirilmiştir Ayrıca duvarlarda çeşitli resimler, ahşap işçiliği örnekleri dikkati çekmektedir Şale Köşkünün bir diğer mekânı da Sedefli Salon olarak isimlendirilen yemek salonudur Sarkis Balyan tarafından yapılan bu salonda Raimondo dAronconun da bazı çalışmalar yapmış olduğu Milli Saraylar arşivindeki belgelerden öğrenilmektedir Bu salonda kırmızı, yeşil ve altın varaklar ile büyük ölçüde mavi renkli bezemeler kullanılmıştır Salonun sedef kakmalı kapı ve dolap kapakları ise Çırağan Sarayından getirilmiştir
Köşkün Sırmalı Salonu klasik ve geometrik üslupta bezenmiş olup, rokoko bezemeler yer yer görülmektedir Nikolaki Kalfa tarafından yapılmış olan Sarı Salon ise içerisindeki eşya ve bezemesi ile tamamen barok üsluptadır Salonun tavanına elips biçiminde bir göbek yapılmış ve bunun üzerine de altın yaldızın egemen olduğu renkli bir bezeme uygulanmıştır
Şale Köşkü salonlarındaki bezemeler, tavan resimleri ile tanınmıştır Büyük çoğunluğunun peyzajların oluşturduğu bu resimler natüralist bir üslup taşımaktadır R dAronco tarafından tasarlanan köşkün kuzey ekindeki İtalyan mermerinden yapılmış anıtsal merdiven holü yapıya değişik bir görünüm kazandırmıştır Bu bölümün tavanına Osmanlı İmparatorluğunu simgeleyen altın yaldızlı güneş ışınları yapılmıştır Duvarlarında ise Neo-Rönesans etkisinde geometrik çerçeveler vardır
Şale Köşkünün aydınlatılmasını Siemens Halske firması yapmıştır Bu firma tarafından yapılmış olan tesisata Beykoz Fabrikay-ı Hümayundan özel olarak yapılmış avizeler yerleştirilmiştir Ayrıca köşkün ısıtma donanımı ile sobaları İsveç firması tarafından yapılmıştır Kuk Tel Detachement tarafından da telefon tesisatı kurulmuştur
Cumhuriyetin ilk yıllarında İstanbul Belediyesi tarafından Mario Serra isimli bir İtalyan işletmeciye kiralanan köşk, 1930 yılında Milli Saraylar Dairesi Başkanlığına verilmiştir Şale Köşkü müze-saray olarak 7 Temmuz 1985te ziyarete açılmıştır
Malta Köşkü (Beşiktaş)

İstanbul Beşiktaş ilçesinde, Yıldız Sarayının bir bölümünü oluşturan Yıldız Parkı içerisindeki Malta Köşkü Sultan Abdülaziz (1861–1876) tarafından kâgir olarak yeniden yaptırılmıştır Daha önce köşkün bulunduğu yerde Yıldız Sarayına ait bir yapı bulunuyordu
Malta Köşkü geniş bir teras üzerinde iki katlı bir yapıdır Malta Köşkü isminin buraya veriliş nedeni bilinmemektedir Osmanlı tarihinde fethedilen veya fethedilmeye çalışılan yerlerin isimleri Topkapı Sarayında Bağdat ve Revan köşkleri gibi isimlerin verildiği düşünülecek olunursa Malta Köşküne de bu ismin böyle bir nedenle verildiği sanılmaktadır
Malta Köşkü içerisinde banyo ve üst katta tuvalet bulunmayışı göz önüne alınacak olunursa bu köşkün günlük gezintiler için yapıldığı sanılmaktadır Ayşe Sultan anılarında Sultan II Abdülhamitin Cuma selamlığından sonra buraya piknik yapmak için geldiğini belirtmiştir Malta Köşkünün tarihte kendisinden söz ettirmesi Mithat Paşanın tutuklanması ve yargılanması nedeni iledir Mithat Paşanın hazırlık soruşturması parkın batısındaki Çadır Köşkünde yapılmış, Malta Köşkünün arkasındaki düzlüğe kurulan büyük bir çadırda da Mithat Paşanın yargılanması için özel bir mahkeme kurulmuştur Bu olaylardan sonra Malta Köşkü harem gezileri için birkaç saatliğine kullanılmıştır Sultan II Abdülhamitin tahttan indirilmesinden sonra 40 yıldan fazla bir süre boş kalmıştır
Cumhuriyetin ilanından sonra Maliye Bakanlığı tarafından İstanbul Belediyesine devredilmiştir Köşk 1979 yılında Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu ile İstanbul Belediyesi arasında yapılan bir protokol ile Kuruma kiralanmış ve Kurum tarafından restore edilerek restoran ve kafe olarak ziyarete açılmıştır Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu dönemine ait mobilyaları, avizeleri, aynaları ve yağlı boya tabloları piyasadan satın alarak köşkü dekore etmiştir
Malta Köşkünün mimarının ismine kaynaklarda rastlanmamıştır Yapının mimari üslubu, bezemesi dikkate alındığında Sultan Abdülazizin Beylerbeyi Sarayı için getirdiği İtalyan Mimar G Stampanın Fosattinin etkisinde kalan bir projeyi burada uyguladığı sanılmaktadır
Mimari yönden sade bir dış görünümü vardır Yarım daire kemerli, oldukça yüksek pencereleri bunların arasında İon üslubunda kolonlara yer verilmiş ve yapıyı da boydan boya bir korniş çepeçevre kuşatmıştır Yapının içerisinde, alt katta havuzlu bir orta sofa bulunmaktadır Bu sofa ve iki tarafındaki odaları üst kat merdivenlerin girişinde sağ ve sol yöndeki sel sebiller ile zengin bir görünümdedir Yapının plan şeması simetrik olup, üst katta orta sofa ve bunun iki tarafında da odalar sıralanmıştır
Köşk günümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilmektedir
Çadır Köşkü (Beşiktaş)

İstanbul Beşiktaş ilçesinde, Yıldız Sarayının bir bölümünü oluşturan Yıldız Parkı içerisindeki Çadır Köşkü Sultan Abdülaziz (1861–1876) zamanında Çırağan Sarayı bahçesinin bir parçası olarak yapılmıştır Saray hekiminin kızı Şaire Leyla Hanım anılarında belli günlerde Haremağalarının gözetiminde personelin buradaki bahçelere çıkarıldığını anlatmaktadır Sultan Abdülazizin son dönemlerinde yapılan bu köşkün padişahla ilgili bir anısı bulunmamaktadır
Sultan II Abdülhamitin (1876–1909) tahta çıkışından sonra Yıldız Sarayına yerleşmiş, Çırağan Sarayına ait bazı bölümleri de bu saraya eklemiştir Çadır Köşkünde Mithat Paşa ve arkadaşlarının sorguları yapılmıştır Bu olaylardan sonra Çadır Köşkü kapatılmış, yalnızca harem gezilerinde birkaç saatliğine kullanılmıştır
Cumhuriyetin ilanından sonra uzun süre boş kalan bu köşk 1940 yılında İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Dr Lütfi Kırdarın Çırağan Sarayının arka bahçesini Yıldız Sarayının ara duvarına kadar olan bölümünü Maliye Bakanlığından İstanbul Belediyesine devrettirmiştir Çadır Köşkü 1949da İstanbul Belediyesi tarafından Markiz Pastanesine kiralanmıştır 1960 yılından sonra köşk boşaltılmış, burada Tanzimat Müzesi kurulmuştur
İstanbul Belediyesi ile Türkiye Turing ve Otomobil Kurumunun 1979 yılında yaptığı protokol üzerine Türkiye Turing ve Otomobil Kurumuna devredilmiş, Kurum tarafından restore edilerek yeniden düzenlenmiş ve halka açık çay salonu haline getirilmiştir Bu arada kapalı mekân içerisindeki Tanzimat Müzesi Gülhane Parkında yapılan yeni binaya nakledilmiştir Malta Köşkü günümüzde BENKA Turizm Yat Ltd Şirketi tarafından işletilmektedir
Çadır Köşkü kesme taştan beyaz ve kırmızı rengin hâkim olduğu bir cephe görünümüne sahiptir Dikdörtgen planlı, üzeri çatı ile örtülü köşkün önünde büyük bir havuz bulunmaktadır Bu havuzun ortasında küçük bir ada ve ona uzanan bir köprü Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu tarafından orijinaline uygun olarak yaptırılmıştır Bu köprüde orijinal döküm parmaklıklar aynen kullanılmıştır Bu havuzun önündeki köşke iki yönlü mermer merdivenlerle anıtsal görünümlü bir girişten sonra köşkün ana mekânına girilmektedir Ana mekânın çevresinde küçük odalara yer verilmiştir
Sarı Köşk (Sarıyer)

İstanbul Sarıyer ilçesi Emirgân Korusu içerisinde bulunan Sarı Köşk XIX yüzyılın sonlarında, Hıdiv İsmail Paşa tarafından yaptırılmıştır Mimarının Balyan ailesinden Sarkis Balyan olduğu sanılmaktadır Köşk, Şale Köşkünde olduğu gibi adeta bir kuş evi görünümündedir Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu tarafından 1979 yılında restore edilerek halka açılmıştır Köşke renginden ötürü Sarı Köşk ismi verilmiştir Cephe görünümünde sarı renk ile birlikte beyaz renk büyük bir uyum içerisinde uygulanmıştır
Sarı Köşk iki katlı ahşap dikdörtgen planlı bir yapıdır Osmanlı konak mimarisi plan düzeninde olup, bir sofa etrafında salonlar ve odalar çevrelenmiştir Denize bakan cephesinin ön kısmı altlı üstlü dörder sütunun taşıdığı balkonlarla dışarı taşırılmış, üzeri ana çatıdan ayrı olarak kırma bir çatı ile örtülmüştür Cephe görünümünde iki sıra halinde altlı üstlü altışar dikdörtgen penceresi bulunmaktadır Bunların arasında kalan bölümler kalem işleri ile boş yer bırakılmamacasına bezenmiştir
Köşkün içerisinde iç içe üç ayrı salon bulunmaktadır Köşkün üst katında üç oda bir salon, alt katında giriş holü, salon niteliğinde dört oda ve mutfak bulunmaktadır Köşkte süsleme sanatının en güzel örnekleri sergilenmiş olup, tavanında çiçek motifleri, yağlıboya resimler bulunmaktadır
Türkiye Turing ve Otomobil Kurumunun yaptığı çalışmalarla salonlar yeni baştan düzenlenmiş, köşelere sütunlar ve lambalarla köşe ışıkları serpiştirilmiş ve duvarlar tablolarla, kitaplıklarla hareketlendirilmiştir Salonun ortasına yerleştirilen XIX yüzyıl İngiliz üslubundaki kanepe ile de Boğaziçinde benzeri yapıların bir örneği burada sergilenmiştir
Pembe Köşk (Sarıyer)

İstanbul Sarıyer ilçesi Emirgân Korusu içerisinde bulunan Pembe Köşkün bulunduğu alan 1930lu yıllarda S Lütfi Tozan tarafından satın alınmıştır Daha sonra bu alan 1940 yıllarının başlarında İstanbul Belediyesi tarafından kamulaştırılmıştır
Emirgân Korusu içerisinde bulunan Hıdiv İsmail Paşa tarafından diğer iki köşkle birlikte yaptırılmış olan pembe köşk Osmanlı sivil mimarisi köşk plan düzeninde iki katlı bir yapıdır Pembe renge boyandığından ötürü de Pembe Köşk ismi ile tanınmıştır Mısır Hıdivi Abbas Hilmi döneminde burası dönemin paşalarının seyir mekânı olarak kullanılmıştır
Köşk kareye yakın dikdörtgen planlı ve iki katlı, ahşap bağdadi sıvalıdır Giyotin pencerelidir Köşkün girişinde geniş bir salon ve bu salona açılan iki oda bulunmaktadır Bunun yanı sıra küçük bir oda da bu plan düzeni içerisinde diğerlerinden farklı ve gizli olarak yerleştirilmiştir Ayrıca bu katta banyo, mutfak ve tuvalet bulunmaktadır Giriş holünden geniş bir merdivenle çıkılan, eli böğründelerle dışarıya taşırılan ikinci katta büyük bir salon ve bu salona açılan iki büyük oda ile ara koridora açılan beş oda ile iki küçük sandık odası bulunmaktadır
İstanbul Belediyesi ile Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu arasında yapılan protokol uyarınca Kuruma devredilmiştir Kurum tarafından restorasyonu yapılmış, içerisi sedirler ile onları tamamlayan madeni kap kacak ile düzenlenerek Türk evi üslubunda halkın hizmetine açılmıştır Günümüzde protokol süresi sona ermiş ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Kurumdan geri alınmış olup bugün restoran ve kafeterya olarak hizmet vermektedir
Beyaz Köşk (Sarıyer)
İstanbul Sarıyer ilçesi Emirgân Korusu içerisinde bulunan Beyaz Köşk, XIX yüzyılın ikinci yarısında Mısır Hıdivi İsmail Paşa tarafından yaptırılmıştır Mimarının Balyan ailesinden Sarkis Balyan olduğu sanılmaktadır
Köşk Neo-Klasik üslupta, kareye yakın dikdörtgen planlı, iki katlı, ahşap bağdadi sıvalıdır Köşkün görkemli giriş kapısından sonra geniş bir salona girilmektedir Bunun iki tarafına odalar sıralanmıştır
Salondan iki yönlü bir merdivenle çıkılan ikinci katta alt kat planı aynen uygulanmıştır Burada da geniş bir salon etrafına odalar sıralanmıştır Köşkün üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştür
Huber Köşkü (Sarıyer)

İstanbul Sarıyer ilçesinde, Tarabya Koyunun güneyinde, Yeniköy-Tarabya yolu üzerinde bulunan bu köşk 64 000 m2lik bir koruluğun önünde yer almaktadır Köşk XIX yüzyılın sonlarında silah ticareti ve komisyonculuk yapan Mauser Fişenk ve Kolonya Müşterek Barut Fabrikasının ve Alman Krupp firmasının İstanbuldaki temsilciliğini yapan Huber kardeşlerden Auguste Hubere aittir Bu nedenle de Huber Köşkü ismi ile tanınmıştır
Köşkün bulunduğu arazi Ermeni kökenli Tıngıroğlu ve Düzoğlu ailelerinden satın alınmıştır Huber ailesi I Dünya Savaşı sonrasında Almanların yenilmesi üzerine İstanbulun işgalinden önce şehri terk etmişlerdir M Huberin ölümünden sonra eski Maliye Nazırı Necmeddin Molla Almanyaya Ausburga giderek bu köşkü satın almıştır Mısır Prensesi Kadriye Hanım daha sonra bu köşkü satın almış, Mısıra dönerken de Notre Dame Siona sembolik bir ücretle bağışlamıştır
Köşk Boğaziçi İnşaat A Ş nin eline 1973te geçmiş, 1985te kamulaştırılmış, onarılıp döşenerek Cumhurbaşkanlığı Rezidansı olarak kullanılmıştır
Köşkün mimarı kesinlik kazanamamakla beraber, İtalyan Mimar DAranko tarafından yaptırıldığı sanılmaktadır Değişik zamanlarda yapılan onarımlarla köşk genişletilmiştir Köşkün ana binası dışında hizmetliler konutu, arabalık, ahır, iki küçük şale köşkü ve bir de serası bulunmaktadır

Köşk kıyıya paralel güney-kuzey doğrultusunda, kâgir bir bodrum üzerine ahşap strüktürlü büyük bir konak düzeninde yapılmıştır Yaklaşık 22 00x16 00 m ölçüsünde köşeleri pahlı, dikdörtgen kütlevi bir görünümdedir İki katlı yapının pahlanmış köşelerinden güneyinde zeminde oval, üst katta kareye dönüşen bir köşe elemanı bulunmaktadır Bu köşe elemanı saçak kotundan sonra yükselerek eli böğründelerle desteklenmiş geniş bir saçak ve soğan biçimli bir kubbe ile sonuçlanmıştır Kuzeydeki bölüm diğerinden farklı olarak ikinci katta yuvarlak planlı bir köşe çıkması bulunmaktadır Köşeleri farklı vurgularla değişen bu elemanların dışında yapı simetrik bir plan düzenine sahiptir
Köşkün ortasında büyük bir hol, iki yanında salonlara yer verilmiştir İkinci kat kenarlarını çevreleyen galerilerle orta hole açılmaktadır Bu holün üzeri geometrik desenli bir vitray ile örtülmüştür Galerili bu salon XIX -XX yüzyılda birçok konakta görülen mimari motiflerle süslenmiştir
Köşkün bahçesi çeşitli ağaçlarla, çiçeklerle ve heykellerle süslüdür Ayrıca bahçede heykellerle bezeli bir de çeşme bulunmaktadır
Hünkâr İmamı Köşkü (Kadıköy)
İstanbul Kadıköy ilçesi, Acıbademde bulunan bu köşkün yapım tarihi bilinmemektedir Günümüze gelemeyen köşkün XVIII sonları ile XIX yüzyılın ilk yarısında yapıldığı sanılmaktadır Kimin tarafından yaptırıldığı da bilinmeyen bu köşk, Prof Dr Baha Tanmana göre Osmanlı sarayında Hünkâr İmamı olarak görev yapmış bir kişiye aittir
Köşk Kayışdağı ve çevresine yönelik geniş bir bahçe içerisinde ve iki katlı idi Duvar kalıntıları ve kavisli çıkmalarla genişletilmiş bir set üzerinde olduğu sanılmaktadır Yapımında Osmanlı sivil mimarisinin merkezi sofalı dört eyvanlı plan tipinde olduğu anlaşılmaktadır Barok üsluptaki yapının zemin ve üst katında beyzi planlı sofalar ve üç eyvanlı divanhaneler bulunuyordu Zemin katta bulunan yan eyvanlar birer duvarla orta sofadan ayrılarak odalara dönüştürülmüştür
Köşkün zemin katı üst kata göre daha geniş tutulmuş, kuzey kesimine de üç oda yerleştirilmiştir Üst kattaki divanhanenin sofası ise, çatı altında gizlenen bağdadi sıvalı basık bir kubbe ile örtülmüştür Boydan boya konsollu bir silmenin çevrelediği kubbenin kalem işleri ile bezendiği anlaşılmaktadır Sofanın kuzey yönündeki duvara da bir çeşme yerleştirilmiştir Köşkün eyvalarındaki beşer pencere ile iç mekân aydınlatılmıştır Eyvanların tavanları da helezoni, S ve C kıvrımlı bezeme ile kaplanmıştır Köşkün tümü geniş bir saçakla örtülmüştür
İmrahor Köşkü (Beyoğlu)
İstanbul Beyoğlu ilçesi Kâğıthane Sadabat Mesiresinde bulunan bu köşkün ne zaman yapıldığı bilinmemektedir Sultan Abdülaziz (1861–18076) döneminde yeniden yapılmış, Cumhuriyetin ilanından hemen sonra yıkılmıştır Bu köşkle ilgili bilgiler XX yüzyılın başlarına ait bir kartpostaldan öğrenilmektedir Buna dayanılarak köşkün iki katlı ve ahşap olduğu, zemin kat ile üst katta dört eyvanlı plan şemasının ve haç biçimli sofaların uygulandığı anlaşılmaktadır
Köşkün dört cephesinde de çift kollu mermer merdivenler ve sahanlıklı girişlere yer verilmiştir Buradan merkezi sofanın kolları ile bağlantılı küçük sofalara ulaşılmaktadır Yalnızca bu girişlerden bir doğrudan doğruya üst kata çıkışı sağlamaktadır Ana girişin üzerine ahşap dikmelere oturtulmuş bir balkon bulunuyordu Yan cephelerde ise giriş sofaları dışarıya doğru hafifçe çıkıntılıdır Cephe görünümünde sıra halinde dikdörtgen pencereler ve bunların üzerinde de ajurlu alınlıklar bulunuyordu Geniş bir saçakla örtülü olan köşkün saçak altı ajurlu bir silme ile hareketlendirilmiştir
Kurşunlu Mahzen Köşkü (Beyoğlu)
İstanbul ili Beyoğlu ilçesi, Karaköy Mustafa Paşa Mahallesi, Kemankeş Caddesi üzerinde bulunan bu köşk günümüze ulaşamamıştır Köşkün yapım tarihi kesinlik kazanamamakla beraber Hadikat-ül Cevami köşkün Sadrazam Şehit Ali Paşa tarafından 1716da yaptırıldığını, 1819da yangın geçirdiğini, Sadrazam Derviş Mehmet Paşanın da 1821–1822 yıllarında onardığını yazmaktadır
Bu köşkle ilgili bilgiler Baker ile Lewisin 1813 ve 1824 tarihli desenleri ile Robertsonun 1854 tarihli bir fotoğrafından edinilmektedir İlk yapımında yalı konumunda olan köşkün yüksek kâgir duvarlar üzerine oturduğu, rıhtıma basık kemerli bir kapı ile açıldığı anlaşılmaktadır Buradaki avludan çift kollu merdivenler ve bir geçitle arkadan köşke çıkılmakta idi Köşkün merkezi sofalı, dört eyvanlı bir divanhanesi olduğu yine bu belgelerden anlaşılmaktadır Denize ve arka cepheye yönelik eyvanlar eli böğründelerle dışarıya taşırılmıştır
Köşkün pencereleri dikdörtgen şekilde olup, tüm cepheyi kuşatmaktadır Köşkün üzeri geniş saçaklı bir çatı ile örtülmüştür
Kahvecibaşı Köşkü (Konağı) (Beşiktaş)
İstanbul ili Beşiktaş ilçesi Serencebeyde bulunan bu köşk XIX yüzyılın başlarında yapılmış ancak, günümüze ulaşamamıştır
Kahvecibaşı Köşkü üç katlı bir yapı olup, üç katlı harem bölümü ile tek katlı bir selamlıktan meydana gelmiştir Cephe görünümü ile iç bezemelerinde ampir üslup egemen olmuştur Haremin ilk iki katı orta sofalı, karnıyarık plan düzenine göre yapılmıştır Yapımında kesme köfeki taşı, tuğla sıraları, üst katlarda ise ahşap bir sistem uygulanmıştır Üzeri kırma bir çatı ile örtülüdür Katların ekseninde sofalar, bunun çevresinde de odalar yer almaktadır Katlar arasına çift yönlü merdivenler yerleştirilmiştir Bahçe yönündeki sofalara yuvarlak kemerli pencereler dizilmiş bunların üzerindeki ikinci kat pencereleri silmelerle birbirine bağlanmıştır
Selamlık bölümü ise haremden farklı olarak simetrik olmayan bir düzende sofa çevresindeki odalardan meydana gelmiştir Yapımında kullanılan inşaat malzemeleri haremin benzeridir
Muzurus Paşa Köşkü (Beşiktaş)
İstanbul Beşiktaş ilçesi, Amerikan Robert Lisesi arazisi içerisinde bulunan bu köşk, XIX yüzyılın ilk yarısında Muzurus Paşa tarafından yaptırılmıştır Bu yapı Muzurus Paşa Yalısının dağ köşkü niteliğinde olup, Boğaza karşı bir tepede yer almaktadır
Köşk iki katlı ve ahşaptandır Yapı planı zemin katta ve üst katta farklı plan düzeni göstermektedir Zemin katta dikdörtgen planlı köşkün bir ucundan diğer ucuna kadar uzanan mermer bir zemin bunun ucunda yer alan iki ayrı girişi vardır Bu girişler mermer sütunlara oturan çıkmaların altına alınmıştır Bu uzun koridorun iki yanına oturma mekânları yerleştirilmiş olup, bunların daha geç devirde buraya eklendiği sanılmaktadır Taşlığın yanındaki hizmetkâr odaları ve helâdan sonra üç yönlü bir merdivenle üst kata çıkılmaktadır Buradaki merdiven kollarının köşelerine birer sütun yerleştirilmiştir Köşkün üst katında birbirleri ile bağlantısı olan T şeklinde iki sofa bulunmaktadır Bu sofalardan birinin ön cephesi girişin üzerine oturtulmuş olup, büyük ölçüdeki köşkün başodası buraya yerleştirilmiştir Arka cephede ise dört küçük oda iki helâ ve bir de hizmet merdiveni bulunmaktadır Arka cephedeki girişin üzerine bu odalardan biri genişletilerek oturtulmuştur
Köşkün cephelerinde ampir üslubunda bezenmiştir Özellikle cephelerdeki dikdörtgen pencerelerin ahşap pervazları ve kapakları bezemelidir Ampir üslubunun etkisi özellikle çıkmalar üzerindeki üçgen alınlıklarda görülmektedir
Subhi Paşa Konağı (Fatih)
İstanbul Fatih ilçesi, Saraçhanebaşı, Horhor Caddesi üzerinde bulunan bu konak, Sami Paşazade ailesinden Abdüllatif Subhi Paşa tarafından XIX yüzyılın ortalarında yaptırılmıştır Konak Subhi Paşanın oğlu Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından Y Mimar Ekrem Hakkı Ayverdiye Cumhuriyet döneminde onartılmıştır Hamdullah Suphi Tanrıöverin 1966 yılında ölümünden kısa bir süre sonra İstanbul Üniversitesine geçmiş, bir süre rektörlük, daha sonra da İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü olarak kullanılmıştır Günümüzde İstanbul Üniversitesi tarafından kullanılmaktadır
Konak üç katlı olup, geleneksel Türk mimarisinin orta sofalı, eyvanlı plan tipindedir Cephe görünümünde ve bezemelerinde Avrupa üslubunun barok, ampir neo-rönesans elemanlarına burada yer verilmiştir Konağın her üç katında da bir uçtan diğer uca kadar uzanan dikdörtgen planlı büyük sofalar, bunun uzun kenarlarında karşılıklı birer eyvan yer almaktadır Kuzey yönündeki eyvanlar kavisli bir çıkma ile cephede kendini belli etmiş, bunların içerisine üç yönlü merdivenler yerleştirilmiştir Eyvanlarla sofa girişinde korint başlıklı ikişer sütun bulunmaktadır İkinci katta sofanın doğu ve batısına aynı üslupta sütun ve kemerler yerleştirilmiştir
Köşkün zemin kat duvarları düzgün kesme taştan örülmüş, birinci ve ikinci kat duvarları taş ve tuğladan olup, üzerleri sıvalıdır Bunların köşelerine toskana başlıklı plasterler yerleştirilmiştir Cepheler kesme taştan saçak silmesi ile son bulur Bunların dışında cephelerde başka bir bezeme bulunmamaktadır
Konağın Horhor Caddesine açılan giriş kapısı mermerden yontulmuş plasterler ve bir de lento ile çevrelenmiştir
Şehremini Operatör Cemil Paşa (İparlar) Köşkü (Kadıköy)

İstanbul ili Kadıköy ilçesi, Göztepe Mevkiinde, Çiftehavuzlar Cemil Topuzlu Sokağında bulunan bu köşk XIX yüzyılın sonlarında yapılmıştır
Biblo kadar güzel ve son derece bakımlı bahçesi olan bu köşk Cemil Paşanın Şehremini olmasına neden olmuştur O dönemde Feneryolunda oturan Sadrazam Ahmet Muhtar Paşa bu zarif köşkü görmüş, yaptıranın zevk ve bilgisine dayanarak Cemil Paşayı Şehremini (Belediye Başkanı) yapmıştır
İparlar Köşkü olarak da tanınan üç katlı köşkün yapımında mermer, köfeki taş, tuğla ve ahşap malzeme kullanılmıştır Cephe görünümü son derece hareketli olup, üçüncü katın caddeye bakan cephesindeki dışa çıkıntı yapan bölümünün kenarları Neo-Klasik üslupta motiflerle bezenmiştir Ayrıca yan bölümün üzerinde de oldukça iri meandr motifleri bulunmaktadır Köşkün yan bölümleri birbirine bitişik çift sütunların taşıdığı bir revak ile çevrili olup, bunun üzeri bir balkon konumuna getirilmiştir Bu bölümlerdeki ikinci kat pencerelerinin üzerlerine dışa çıkmalı güneşlikler yapılmıştır
Tütüncü Mehmet Efendi (Müşir Gazi Osman Paşa) Köşkü (Kadıköy)
İstanbul ili Kadıköy ilçesi Göztepede yapılan ilk köşklerden birisidir Tütüncü Mehmet Efendi ölümünden önce bu köşkü bırakmış ve Büyükadaya yerleşmiştir O sırada Gazi Osman Paşa ölmüş (1900) Beşiktaş Yıldızdaki konağı da yanmıştır Bunun üzerine kızı Zatıgül Hanım bu köşkü kiralamış, daha sonra da satın almıştır
Gazi Osman Paşanın büyük oğlu ve Sultan II Abdülhamitin damadı Nurettin Paşa bu köşkü yıktırarak yerine harem ve selamlıklı bir köşk yaptırmıştır Bu köşk kesme taş, tuğla ve yer yer de ahşaptan olup, cephe görünümü yaldızlı oymalıdır Ayrıca köşkün mahalle hamamı büyüklüğünde bir de hamamı vardı Bu köşkün harem kısmı yıkılmış yerine Ticaret Bankası İkramiye Apartmanları yapılmıştır
Köçeoğlu Köşkü (Üsküdar)
İstanbul Üsküdar ilçesi, Çengelköyde bulunan bu köşk, İstanbulun Ermeni ailelerinden Köçeoğulları tarafından XIX yüzyılın başlarında yapılmıştır Köşk II Mahmut döneminde (1808–1839) Miri Emlâke katılmış, XX yüzyılın başlarında o yıllarda Şehzade olan VI Mehmetin mülkiyetine geçmiştir Köşkün Çengelköydeki Köçeoğlu Yalısı ile de bağlantısı bulunmaktadır VI Mehmet tarafından bir takım değişiklikler yapılmış, kuzey yönüne doğru genişletilmiş ve üzerinde yer aldığı setin güneyine de yeni bir köşk daha yapılmıştır VI Mehmetin ölümünden sonra varislerine geçen köşk Cumhuriyet döneminde yıktırılmıştır
Köçeoğlu Köşkü iki katlı olup, zemin katı kâgir, üst katı ahşaptır Burada da Osmanlı mimarisinde geleneksel olan orta sofalı, eyvanlı plan tipi uygulanmıştır Zemin kat oldukça basık tavanlı olup burada köşeleri pahlı dikdörtgen planlı bir taşlık bulunuyordu Girişin önündeki sahanlık üst katta da kâgir sütunlar tarafından çevrelenmiştir Bu sütunların toskana üslubundaki başlıkları yapının dört cephesinde de kademeli çıkmaların köşelerinde uygulanmıştır Zemin kattaki taşlığın kuzeyindeki eyvandan üç kollu bir merdivenle üst kata çıkılmaktadır Üst katın ortasında beyzi planlı bir sofa bulunmakta olup, bunu odalar kuşatmıştır Çatı altında gizlenen oldukça basık bir kubbenin örttüğü sofanın güneyinde merdivenlerin kuşattığı bir sahanlık bulunmaktadır Sofanın doğu ve batı yönlerine dışarıya taşan dikdörtgen planlı büyük bir oda ile eyvanlar arasında kalan yerlere de dört ayrı oda yerleştirilmiştir
Köşkün cephesi zemin katta üst kattakilere göre daha küçük boyutlu pencerelerle çepeçevre kuşatılmıştır Üst kattaki pencereler diğerlerinden daha büyüktür İlk yapımında demir parmaklıklı olan bu pencereler ahşap panjurlarla örtülmüştür
Köşkün girişinin önüne dikdörtgen planlı bir havuz, arkaya da suni kayalarla bezeli, üzeri köprülü küçük bir havuz yapılmıştır Köşkün kuzeydoğu yönünde bulunan Ağalar Dairesi ile Köçeoğlu Yalısı ile birlikte yıkılmıştır
Kavafyan Köşkü (Konağı) (Beşiktaş)
İstanbul Beşiktaş ilçesi Bebek, Yoğurtçu Zülfü Sokağında bulunan bu köşk 1751 yılında yapılmış olup, İstanbulda ayakta kalan en eski konaktır Yapım tarihi konağın bahçesindeki kuyu taşı üzerinde yazılıdır Günümüze konağın yalnızca harem bölümü gelebilmiştir Konağın ilk sahibinin kim olduğu bilinmemektedir Günümüzde bu yapı ve bahçesi iki yandan yol ile çevrilmiştir
Meyilli bir arazide bulunan yapının zemin katında taşlık ve cümle kapısı ile bahçe aynı seviyededir Son derece güzel ve kaliteli bir yapı tekniği ile yapılmış olup üç katlıdır Temelleri muntazam taş duvarlar üzerine oturtulmuştur Zemin katında büyük bir taşlık ve iki oda bulunmaktadır Bu taşlık köşkün altını tamamen kaplamaktadır Bu bölümde ilk yapılışında ahır, arabalık, seyis ve arabacı odalarının bulunduğu sanılmaktadır Taşlıktaki ahşap kemerler ve sütunlar üst katı taşımaktadır Buradan iki kollu ahşap bir merdiven üst kata çıkmaktadır Bu merdiven çıkıştan sonra duvarların içerisinde devam etmektedir Ayrıca zemin katındaki avlu bahçeden üst kata çıkan ikinci bir taş merdiven daha bulunmaktadır Bu merdiven sağdaki haremin önündeki sahanlığa ulaşmaktadır
Köşkün asıl girişi cadde üzerindedir Plan olarak sofa plan düzenindedir Sofalar köşeleri pahlı ve ikişer eyvanlıdır Dört köşeye köşe odaları yerleştirilmiştir Üçüncü katta ise sofanın iki ucundaki eyvanlar sokağa ve bahçeye çıkmalarla genişletilmiştir Bu katın güney tarafında Sultan II Mahmut (1808–1839) zamanında eklenmiş olduğu sanılan eli böğründelerle dışarı taşan, Gelin Odası denen bir bölüm daha bulunmaktadır
Köşkün Gelin Odasının üzerini örten bağdadi kubbe, duvar ve yüklükler çeşitli resim ve bezemelerle süslenmiştir Konağın tüm tavanları özgün kalem işleri ile günümüze kadar gelebilmiştir Gelin Odasının tavanı ve buradaki bir niş içerisindeki resimler XVIII yüzyıl özelliklerini taşımaktadır
Başhavuz Köşkü (Beyoğlu)
İstanbul Beyoğlu ilçesi Kâğıthane ve Kırkçeşme suyollarının birleştiği Başhavuz yanında bulunan bu köşkün yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır Günümüze gelemeyen bu köşk kaynaklardan öğrenildiğine göre Sultan III Ahmet döneminde yapılmıştır Baron Philip Franz Gudenusun gravürlerinde köşkün küçük bir krokisi ile dış görünümü bulunmaktadır Buna dayanılarak köşkün küçük ölçüde ve ahşaptan olduğu Başhavuz içerisindeki suları seyretmek ve sesini dinlemek için yapıldığı sanılmaktadır
Başhavuzun yanındaki duvarlar üzerinde kâgir bir kaide üzerine oturtulmuş ve havuz yönüne doğru teraslarla genişletilmiştir Böylece havuz ile bütünlük sağlanmıştır Kasır kareye yakın dikdörtgen planlı olup, çevresi ahşap dikmelerle çevrelenmiştir Bunların arasındaki açıklıklara da pencereler yerleştirilmiştir Üzeri geniş saçaklı basık bir çatı ile örtülmüştür
Bayıldım (İftar) Köşkü (Beşiktaş)
İstanbul Beşiktaş ilçesinde, Dolmabahçe Sarayının arkasında bugünkü Swiss Otelinin yakınında bulunan bu köşk günümüze gelememiştir Köşkü Sultan I Mahmut 1748 yılında yaptırmıştır Köşkü gören sultanların “Bayıldım” demesinden ötürü de köşke bu isim verilmiştir Sultan I Mahmutun sevdiği ve sık sık uğradığı bu köşkte Ramazan aylarında iftar vermesinden ötürü de bazı kaynaklara İftar Köşkü olarak geçmiştir Sultan III Osman zamanında, 1755te kısmen yanan köşk, daha sonra eski haline uygun olarak yeniden yapılmıştır
Bayıldım Köşkünden günümüze hiçbir iz gelmemiştir Onunla ilgili bilgiler, köşkü 1787 yıllarında gören dOhsonnun XVIII yüzyılda yapmış olduğu bir gravürden edinilmiştir Buna dayanılarak köfeki taşından temeller üzerine ahşap malzeme ile doğu-batı doğrultusunda uzanan dikdörtgen bir planı vardır İki katlı yapının doğu ucunda her iki katta da sedirli birer divanhanesi bulunuyordu İki kat arasında üst kat açıklıkları ile saçak arasında enli çıtalarla yapılmış yatay kuşaklara yer verilmiştir Üst kat sofasının güneyinde iki oda olduğu, güney ve kuzeyinde ikişer oda olduğu sanılmaktadır
Baltacı Köşkü (Konağı) (Eminönü)
İstanbul Eminönü ilçesi, Sultanahmette Yerebatan Sarnıcının üzerinde bulunan bu köşk XVIII yüzyılın ortalarında yapılmıştır Osmanlı sivil mimari özelliklerini yansıtan bu köşk günümüze ulaşamamıştır
Zemin katın üzerinde iki katlıdır Zemin katın büyük bir bölümünü avluya açılan büyük bir taşlık meydana getirmiştir Bu taşlığın çevresinde servis birimleri ve üzerindeki hamamın alt yapısı bulunuyordu Buradan bir merdivenle de Yerebatan Sarnıcına iniliyordu Konak taşlık, harem ve selamlık bölümlerinden meydana gelmiştir Zemin katı kare kesitli ahşap dikmeler üzerine oturtulmuştur Bu bölüm dikdörtgen planlı sofalar ve bunların çevresindeki odalardan oluşmuştur Harem ve selamlık sofaları bir koridorla birbirine bağlanmıştır Selamlık merdiveninin tek yönlü olmasına karşılık harem merdiveni taşlıktan iki yönlü olarak başlamaktaydı Bu düzenleme konağın birinci ve ikinci katları arasındaki merdivenlerde de tekrarlanmıştır
Konağın ikinci katında karnıyarık plan düzeni kullanılmış, ortadaki salonun etrafına odalar sıralanmıştır İçerisi barok üslupta bezemelerle süslü idi Özellikle tavan göbeklerinin bezemelerinden kaynaklarda söz edilmektedir Bu konak bilinmeyen bir tarihte yanmış ve yok olmuştur
Abbas Halim Paşa Köşkleri (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Heybeliadada Abbas Halim Paşa Mahallesinde bulunan bu köşkleri Kavalalı Mehmet Ali Paşanın torunu, Prens Abbas Halim Paşa (1866–1935) 1897–1899 yıllarında yaptırmıştır
Paşaya ait olan yaklaşık 3 dönümlük arazi üzerinde üç ayrı köşk bulunmaktadır Bu köşklerin planları Hovsep Aznavur tarafından çizilmiştir Köşkler birbirlerinden farklı üsluplardadır Bunlar Harem Köşkü, Selamlık Köşkü ve Bendegân Köşküdür
Bu köşklerden Harem Köşkü Yeni İskele Yolu ile Abbas Paşa Sokağının birleştiği yerde geniş bir bahçe içerisindedir Abbas Halim Paşanın ölümünden sonra köşk Prenses Zeynep Hanıma geçmiş, 1945 yılında yıkılmıştır
Bu köşkün cephe tasarımı, mimari ayrıntıları ve süslemeleri Mimar Aznavur tarafından yapılmış ve eski Mısır mimarisinden esinlenilmiştir Köşk kâgir bir bodrum üzerinde iki kat ve bir de çatı katından meydana gelmiştir Kuzeybatıda denize bakan giriş cephesi ile yan cephelerdeki dışa taşkın bölümler eski Mısır mimarisi ile yakınlık gösterdiği gibi mabet cephelerinde kullanılmış pilonlara da burada yer verilmiştir Aşağıdan yukarıya doğru daralan kesik piramitlere benzeyen bu pilonlar kabartma ve şeritlerle bezenmiş ve bütünü silmeler içerisine alınmıştır Pilonların üzerinde hiyerogliflerle bezeli lotus biçiminde başlıklar bulunmaktadır Bunlar aynı zamanda üzerindeki balkonu da taşımaktadır
Girişten bir sahanlığa, oradan da köşkün holüne girilmektedir İç mekân tasarımında Osmanlı sivil mimarisinin ana hatlarının ağırlık kazandığı görülmektedir Zemin katta bulunan sofa yapıyı boydan boya kat etmekte, çevresine de salon ve odalar yerleştirilmiştir Üst katın da bunun bir benzeri olduğu sanılmaktadır
Abbas Halim Paşa Köşklerinden Selamlık Köşkü, Refah Şehitleri Caddesi ile Fettah Sokağının köşesinde bulunmaktadır Selamlık olarak düzenlenen, meyilli bir arsada yer alan ahşap köşk iki katlıdır Refah Şehitleri Caddesinden içerisine girilen köşkün arazi konumu ile meydana getirilmiş bir bodrumu bulunmaktadır Zemin kat bahçe yönüne doğru ahşap dikmelere oturmaktadır Üst kat ise zemine göre biraz daha geriye çekilmiştir Ana girişten camekânlı bir taşlığa, oradan da yapıyı boydan boya kat eden bir sofaya geçilmektedir Büyük kemerli pencerelerle aydınlatılan, arka bahçeye yönelik sofanın iki yanına küçüklü büyüklü odalar sıralanmıştır Osmanlı ampir izlerinin ağırlık gösterdiği bu köşk, XIX yüzyılda Boğazda yapılan yalılarla benzerlik göstermektedir
Bu köşklerden Bendegân Köşkü Fettah Sokağı ile Yeni İskele Yolunun kavşağında bulunmaktadır Burada Abbas Halim Paşanın oldukça kalabalık olan maiyeti yaşamıştır Günümüze gelebilen bu yapı üç katlı ve ahşap olup, II Meşrutiyet döneminde bir süre Sebilürreşad Rüştiyesi olarak kullanılmış, Paşanın ölümünden sonra da Prenses Nimet Hanıma geçmiş 1938 yılında da satılmıştır
Bu köşk plan olarak diğerlerine benzer şekilde ortada sofa ve çevresinde salon ile odalardan meydana gelmiştir
İlyasko Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükadada Çankaya (Nizam) Caddesinde bulunan bu köşk, Galata bankerlerinden Konstantinos İlyasko tarafından XIX yüzyılın sonlarında yaptırılmıştır Köşk XX yüzyılın başlarında Sultan II Abdülhamitin yakınlarından Arap İzzet Paşanın mülkiyetine geçmiş, 1976 yılında da satılmış ve 1978de de yıktırılmıştır Bugün köşkün yerinde aynı ölçüde ve aynı plan ve cephe düzeninde yapılmış bir konut bulunmaktadır
Sovyet İhtilalinin öncülerinden Leon Troçki (ölm 1940) Rusyadan Stalinin baskısı nedeni ile İstanbula kaçmış 1929–1933 yıllarında ailesi ve yardımcıları ile birlikte polis koruması altında bu köşkte yaşamıştır Hayatım isimli otobiyografisini de bu köşkte yazmıştır
Köşk bodrum katı üzerinde iki katlı kâgir bir yapı olup, ahşap döşemelidir Köşkün setler halinde denize kadar inen geniş bir bahçesi bulunuyordu Bu bahçenin içerisinde kuzey-güney doğrultusunda simetrik olarak düzenlenmiştir Güney cephesindeki zemin katı sofasına açılan giriş kapısı ortada ve geriye çekilmiş konumdadır Bunun üzerine bir balkon yerleştirilmiştir Bu cephede altlı üstlü dörder pencere bulunmaktadır Yapının bütününde Neo-Klasik üslubu yansıtan şekillere, Toskana tipi sütun başlıklarına rastlanmaktadır Köşkün iç tasarımında orta sofalı plan tipi uygulanmıştır Zemin katta salonlar, üst katta yatak odaları ve katların ekseninde de balkonlarla birleşen sofalar bulunmaktadır Ancak günümüzde yenilenen plan düzeninde kısmen bu mimari bozulmuştur
Hulusi Bey Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Heybeliadada Lozan Zaferi Caddesi ile Bahriyeli Şükrü Bey Aralığının kavşağında bulunan bu köşk dönemin tüccar ve bankerlerinden Kiryako Hacopulo tarafından kızı Eleni için 1870lerin sonunda yaptırılmıştır Mimarının İtalyan olduğu söylenirse de kimliği konusunda bir bilgi edinilememiştir
Heybeliadalıların Köşk olarak isimlendirdiği bu yapı Selanik Şehremini ve Serez Mebusu Selamizâde Ahmet Bey tarafından Eleni Hacopulonun varislerinden 1920 yılında satın alınmıştır Ahmet Hulusi Beyin eşi Rukiye Seniha Hanımın mülkiyetine geçmiştir Köşkte devrin ünlü kişileri dost toplantıları yapmışlar ve bu toplantılarla ilgili yorumlar o dönem basında yer almıştır Bu toplantılara katılanlar arasında Prens Abbas Halim Paşa, Bahriye Nazırı Hasan Rami Paşazade, Doktor Rıfat Hüsamettin Paşa, Hacı Sami Bey, Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Selahattin Pınar, Hafız Kemal Gürses, Hafız Sadedin Kaynak ve Osman Nihat Akın, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal Beyatlı gibi ünlü kişiler bulunuyordu
Hulusi Bey Köşkü eğimli bir arazide yapılmış bu nedenle de alçak bir istinat duvarı ile sınırlandırılmıştır Bu duvarın arkasında merdivenlerle çıkılan iki kapı bulunmaktadır Demir kanatlı ana girişin üzerinde Selamizâde Ahmet Hulusi Beyin beyzi bir madalyonu yerleştirilmiştir Yapı arazi meylinden ötürü altta kalan sette bodrum ve çatı katından oluşmuştur Yığma tekniği ile inşa edilmiş köşkün taş örgülü duvarları demir gergilerle birbirine bağlanmıştır
Köşkün asıl yapısı dikdörtgen planlı olup, burada ampir Neo-Roma üslubunun hâkim olduğu görülmektedir Cadde üzerindeki doğu cephesi bodrum üzerine iki kat ve çekme katlıdır Buradaki ana girişin önünde eyvan niteliğinde bir terasa yer verilmiştir Bu terasın üzerindeki çıkma mermerden yontulmuş, yivli sütunlar üzerine oturtulmuştur Ana girişin açıldığı zemin katın sofasının diğer ucuna da buna benzer camekânlı ikinci bir kapı yapılmıştır
Köşk orta sofalı plan şeması şeklinde olup, zemin, üst ve çatı katındaki birimler dikdörtgen planlı sofaların etrafında sıralanmıştır Ayrıca zemin kat sofasının kuzeyinde birbirleri ile bağlantılı iki salona daha yer verilmiştir Zemin kat sofasının güneyinde küçük bir salon ile yemek salonu bulunmaktadır Bu salonun arkasında yerli dolaplarla donatılmış mutfak ve servis odası vardır Buradaki mutfak bahçeye açıldığı gibi aynı zamanda bir sarnıcın üzerine oturtulmuş ve üzeri arka bahçeye açılan bir teras olarak değerlendirilmiştir
Köşkün cephelerinde sıralanan pencereler ahşap panjurlu ve dikdörtgen şekildedir Bunlardan üst kattakilere üçgen alınlıklar yerleştirilmiştir Bu alınlıklar yivli ve korint başlıklı plasterler üzerine oturtulmuştur Köşkün içerisi Neo-Rönesans üslubunda bezemelerle kaplanmıştır Özellikle zemin kattaki mekânların tavanları yuvarlak madalyonlar içerisine alınmış manzara resimleri, çiçek demetleri, yemek salonunun tavanları da natürmortlarla bezelidir Üst kat sofasının tavanında bağdadi sıva üzerine kalem işi tekniği ile yapılmış yuvarlak çerçeveler içerisinde manzara resimleri bulunmaktadır
Köşk günümüzde özgün mimari yapısını ve bezemesini korumuştur
Agopyan Köşkü (Adalar)
İstanbul ili Adalar ilçesinde, Büyükadada Çankaya Meydanında bulunan bu köşk XIX yüzyılın sonlarında Neo-Klasik üslupta yapılmıştır
Köşk üç katlı olup, dıştan at nalı kemerleri ve Selçuklu sanatını yansıtan geçmeli yıldızlarla bezenmiştir Köşkün sol yan ve arka cephesi ana cepheye göre çok daha sadedir Simetrik bir plan düzeni olup, iç sofalı plan düzenindedir Ahşap sütunlu çıkmalı giriş cephesinin karşısına gelen merdivenlerle üst katlara çıkılmakta olup, buradaki sofanın iki yanına odalar sıralanmıştır Köşe odaları arasına da servis hücreleri yerleştirilmiştir
Günümüzde Çankaya Oteli olarak hizmet vermektedir
Çavuşoğlu Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükadada Çankaya (Nizam) Caddesi üzerinde bulunan bu köşk XX yüzyılın başlarında Kaptan Haralambos Çavuşoğlu tarafından yaptırılmıştır
Geniş bir bahçe içerisinde bulunan bu köşk, yaptıranın 1922de Türkiyeyi terk etmesi üzerine Milli Emlake geçmiş satış yolu ile de çeşitli şahıslar arasında el değiştirmiştir Köşk üç katlı kâgir bir yapıdır Zemin katına çift kollu döküm parmaklıklı merdivenle çıkılmaktadır Buradan ulaşılan giriş sahanlığı ile bahçe arasında bulunan kot farkından ötürü yüzeyler XIX yüzyıl Avrupa mimarisinde etkili olan yapay kayalıklarla kaplanmıştır Köşkün cephe tasarımında ampir üslubu açıkça görülmektedir Kat araları silmelerle üçüz yivlerle bezenmiştir Ana girişin bulunduğu kuzey cephesinin ortasında her iki katta da geriye çekilmiş sütunların taşıdığı birer balkon bulunmaktadır Bu sütunlardan alt kattakiler dor, üst kattakiler de ion nizamındadır Üst kat balkonu akroterli bir alınlıkla tamamlanmıştır Giriş cephesinde ve balkonların arkasında sofalar bulunmaktadır Bunlardan zemin katta salonlar, üst katta ise yatak odaları bulunmaktadır Bodrum katı tümü ile servis birimlerine ayrılmıştır
Hacapulos Köşkü (Hükümet Konağı) (Adalar)

İstanbul ili Adalar ilçesi, Büyükada Çankaya Caddesinde bulunan bu köşkün XX yüzyılın başında yapıldığı sanılmaktadır
Köşk 10527 m2lik bir alanda üç katlı ahşap olarak yapılmıştır Yapımından bir süre sonra Emperyal Oteli olarak kullanılmış, Cumhuriyetin ilanından sonra 1929dan itibaren Hükümet Konağı olarak kullanılmıştır
Büyük bir bahçe içerisinde olan köşke mermer döşeli bir köprü ile girilmektedir Orta sofalı plan tipinde olan köşkün sol yanına kâgir bir kule ile üzerine bir seyir balkonu yerleştirilmiştir Sofanın çevresinde odalar yer almaktadır Birinci katta dört büyük oda, ikinci katta on oda, üçüncü katta da dokuz oda bulunmaktadır Otel olarak kullanıldığı sırada üzerine bir de çatı katı eklenmiştir
Köşkün sekiz sütunlu girişinin üzeri balkon ve kapalı bir mekân olarak düzenlenmiştir Oda ve sofaların tavanları kabartma motifler ve kalem işleri ile bezelidir
Con Paşa Köşkü (John Avrimidis Evi) (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükadada Çankaya (Nizam) Caddesi üzerinde bulunan bu köşk Osmanlı ricalinden Con Paşa ismi ile tanınan Trasivolos Yannaros tarafından 1880 yılında yaptırılmıştır Mimarı Ahileus Poliçiştir
Köşk Büyükadanın en tanınmış köşklerinden olup, I Dünya Savaşı sırasında Milli Emlake geçmiş daha sonra çeşitli kişiler arasında el değiştirmiştir Günümüzde Borovalı ailesinin yazlık konutudur
Son dönem Osmanlı mimarisi üslubunda üç katlı olarak yapılan köşk, önündeki caddeye paralel, doğu-batı doğrultusunda dikdörtgen planlıdır Mimarisinin yanı sıra mekân tasarımları, iç ve dış süslemeleri ile tanınan bu köşkün içerisinde, zemin katta birbirleri ile bağlantılı kabul salonlarının tavanlarında Neo-Rönesans üslubunda bezemeleri dikkat çekmektedir Buradaki tavanlar konsollu silmelerle çevrelenmiş, içerisindeki sekizgen kasetler daire veya elips biçiminde çeşitli resimlerle doldurulmuştur Bu resimlerin çoğu alegorik tasvirler olduğu gibi Mısır ile ilgili konulara da yer verilmiştir
Köşkün cephe görünümünde eklektik üslubun özellikleri görülmektedir Dikdörtgen çerçeveli pencereler ahşap panjurlarla örtülmüş olup, bunların tümü ampir üslubunu yansıtmaktadır Cephe görünümü balkon ve çıkmaların yanı sıra köşelere yerleştirilmiş yüksek, kesik piramit biçiminde külahlarla hareketlendirilmiştir Ayrıca çinko levhalarla örtülen bu külahların tepesine küçük akrotelli kubbecikler yerleştirilmiştir
Köşkün bahçesinde eski bir İstanbul konağından getirildiği sanılan mermer bir selsebil bulunmaktadır Bu selsebilin Lale Devrinin sonlarına ait olduğu sanılmaktadır
Azaryan Köşkü (Adalar)
İstanbul ili Adalar ilçesi, Büyükadada, Çankaya (Nizam) Caddesinde bulunan bu köşk Osmanlı hariciyecilerinden Manuk Azaryan Efendi tarafından 1885–1890 yılları arasında yaptırılmıştır Mimar Fotiadisin planını çizip, tasarımını yaptığı köşkü Yorgo Simota Kalfa inşa ettirmiştir
Azaryan Efendiden sonra köşk Tophane Müşiri Zeki Paşanın mülkiyetine geçmiş, daha sonra birçok sahip değiştirmiş, 1972den sonra da Büyükada Tenis ve Su Sporları Kulübünün yönetim binası olmuştur
Oldukça geniş bahçe içerisinde bulunan köşkün kıyısında bir de plaj bulunmaktadır Kâgir bir bodrum üzerinde iki katlı ve çatı katından oluşan köşkün eğimli araziden ötürü güney yönünde bodrum katı dayanak duvarlarına bitişiktir Denize yönelik kuzeyi bir revakla açılmıştır Bodrum katında sarnıç, mutfak, kiler, çamaşırhane gibi servis birimleri bulunmaktadır Birinci ve ikinci katları yapının merkezini dik açı ile kesen iki eksene göre simetrik olarak yapılmıştır Bu bölümler iç sofalı (karnıyarık) plan düzenindedir
Köşkün zemin katı ile üst katında kuzey-güney doğrultusunda bir uçtan bir uca uzanan sofalar vardır Ana girişi zemin katta olup, güney cephesine geniş bir teras yerleştirilmiştir Buradaki terastan iki kollu mermer merdivenlerle bahçeye inilmektedir Bu terasları ve iki yandan kuşatan zemin kata ait mekânların köşeleri pahlanmış ve buraya yarım altıgen şeklinde kitleler oturtulmuştur Köşkün kuzeydoğu köşesinde Mehtabiye denilen Cihannüma niteliğinde bir de kulesi vardır Kulede çepeçevre balkonlarla kuşatılmış olan iki ayrı kat bulunmakta olup, bunların üzeri çinko kaplı konik bir külahla örtülmüştür
Prof Dr M Baha Tanmana göre köşkün iç mimarisi ile dış mimarisi arasında üslup bakımından bir tezat gözlemlenmektedir Buradaki mekânların tasarımında sivil mimarinin köklü geleneklerine uyulmuş, buna karşılık cephelerin tasarım ve süslemelerinde Sultan II Abdülhamit devrinin eklektik zevki egemen olmuştur Küçük konsollarla desteklenen kat arası ve saçak altı silmelerinde, pencerelerin üzerindeki konsollu küçük saçaklardan ve bir takım başka ayrıntılarda ampir üslubunun etkileri görülmektedir
Mizzi Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükada Çankaya (Nizam) Caddesi üzerinde bulunan bu köşk XIX yüzyılın ikinci yarısında George Mizzi tarafından yaptırılmıştır Köşk çeşitli kişiler arasında el değiştirmiş, 1930–1940 yıllarında San Remo Oteli olmuştur Günümüzde özel bir konuttur
Halk arasında Al Palas veya Kırmızı Kuleli Köşk olarak isimlendirilen bu yapı Orta Çağ Avrupa şatolarını andırmaktadır Bodrum ve iki katlı kâgir yapının duvarları kırmızı renkli prese tuğlalarla örülmüştür Dış cepheler sıvanmamış ve yapının tuğla örgüleri cepheye yansıtılmıştır Köşkün girişi ön cephede geriye çekilmiş bir verandanın arkasında yer almaktadır Bu veranda mermer sütunlara oturan üç basık kemerle ve sütunlarla hareketlendirilmiştir Verandaya açılan giriş ve bunların yanındaki pencereler yuvarlak kemerlidir Bunun üzerindeki katta basık kemerli ince uzun birer pencere görülmektedir Girişin solunda kare kesitli kule adeta bir burç görünümündedir Kulenin zemin kat hizasında basık kemerli bir penceresi, üst kat hizasında da önü balkonlu ve saçaklıklı bir penceresi daha bulunmaktadır Bu kulede köşkün sahiplerinden Giovanni Mizzinin bir teleskopla gökyüzünü izlediği söylenmektedir Camekânla kaplı olan bu bölümün özel bir rasathane olarak kullanıldığı sanılmaktadır
Köşkün içerisindeki holün iki yanında salonlar, ikinci katta da salon ve koridor çevresinde sıralanmış odalar bulunmaktadır
Kalvokeresis Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükadada Maden, Kumsal Caddesinde bulunan bu köşk Dimitri Kalvokeresis tarafından yaptırılmıştır Yapım tarihi ksein olarak bilinmemekle beraber yapı üslubundan XIX yüzyılın sonlarında İtalyan veya bir Rum mimar tarafından yapıldığı sanılmaktadır
Köşkün yapımında Batı üslubu egemen olup, iki katlıdır Kâgir köşkün duvarları yığma tekniğinde, döşeme ve çatısı ahşaptan yapılmıştır Cephe görünümü simetrik olup, çıkmalarla geri çekilmiş camekânlı balkonlar yapının bütününe hareket getirmiştir Belirli aralıklarla üçgen alınlıklı, dikdörtgen panjurlu pencereler sıralanmıştır Köşeleri taş örgülü olup, triglifli kısa saçaklı bir çatı ile de üzeri örtülmüştür
Bu yapı orta sofalı plan tipindedir İçerisinde dikdörtgen planlı sofalar, bunların iki yanında da odalar bulunmaktadır Alt kat daha çok salonlara, üst katlar da yatak odalarına ayrılmıştır Katlar birbirlerine çift kollu bir merdivenle bağlanmıştır Tavanlarda küçük konsollu silmeler çıtalarla yapılmış baklavalı motifler bulunmaktadır Ayrıca kalem işi ile tavanlar bezenmiştir Tavanlardaki yuvarlak, beyzi ve dikdörtgen kartuşlar içerisine de şehir manzaraları, alegorik insan figürleri ve çiçek motifleri yerleştirilmiştir
Ralli Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükada Çankaya (Nizam) Caddesinde bulunan bu köşk halk arasında Yaldızlı Köşk veya Sedefli Köşk olarak tanınmıştır XIX yüzyılın sonlarında maden mühendisi olan Yorgo Ralli tarafından yaptırılmıştır Bu köşk prefabrik parçalar halinde Hindistanda yapılmış ve buraya monte edilmiştir
Ralli Köşkü Yorgo Rallinin 1936 yılında ölümünden sonra birkaç kez el değiştirmiş, 1956 yılında yanmış ve yerine modern bir yapı yapılmıştır Ralli Köşkünün ahşap parçalardan oluşan mimari yapısı süsleme yönünden Hint-Moğol saray mimarisini yansıtmakta idi Köşkün XIX yüzyılda yaygın olan cihannüma veya mehtabiye kulesi de bulunuyordu Köşkün ana yapısından ayrı olarak yükselen bu kule sekizgen planlı olup, üzeri kubbe ile örtülmüştü Sekizgenin önlerine kafesli pencereler ile küçük balkonlar yerleştirilmişti
Sabuncakis Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükada Maden, Yılmaz Türk Caddesinde bulunan bu köşk Sultan II Abdülhamit (1876–1909) dönemi zenginlerinden Yorgi Sabuncakis Efendi tarafından 1904 yılında yaptırılmıştır Köşkün tasarımını Atina Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof Fotiadis, yapımını da Simon Kalfa üstlenmiştir
Köşk bodrum ve iki kattan meydana gelmiştir Kâgir köşkün tasarımında Eski Yunan mimarisinin Neo-Klasik üslubu yansıtılmıştır Köşk üzerinde Masonluk simgeleri bulunmaktadır Başlangıçta bu köşkün Mason locası şeklinde düşünüldüğü sanılmaktadır Arazi eğiminden ötürü köşkün ana girişi üst kattadır Buraya caddeden bir köprü ile ulaşılmaktadır
Köşkün cephesinin ortasına ileriye doğru taşkın Klasik Yunan mabedi görünümü verilmiştir Köprünün bitimindeki terasa korint başlıklı iki kare kesitli paye ve iki sütun yerleştirilmiş, bunların üzeri de bir arşitrav ve üçgen alınlıkla sona erdirilmiştir Üçgen alınlığın iki yan ve tepe noktasına da akroterler yerleştirilmiştir Köşkün batı cephesindeki teras yanlara doğru balkonlarla uzatılmış ve bunlar kare kesitli payeler üzerine oturtulmuştur Kat araları silmelerle üç kesime ayrılmış, köşelerine de korint başlıklı plasterler yerleştirilmiştir Saçak silmesi damlalık frizi ve yumurta frizi ile çevrelenmiştir Ayrıca dikdörtgen söveli kapı ve pencerelerin üzerlerine de basık kemerli alınlıklar oturtulmuştur
Köşkün birinci katında girişin ekseni boyunca dikdörtgen planlı bir salon bulunmaktadır Bu salonun ortasına da sekizgen prizma şeklindeki kasnağın taşıdığı ahşap bir kubbe yerleştirilmiştir Bu kubbe içerisinde yönleri işaret eden yazılar ve kırlangıç resimleri bulunmaktadır Kubbe kasnağında eski Mısır, Hint, Asur, Yunan-Roma mitolojisinden esinlenilmiş resimler görülmektedir Ne var ki bu tonozlu kubbe 1971 yılında yanmıştır
Meziki Köşkü (Adalar)
İstanbul Adalar ilçesi, Büyükada Maden, Malül Gazi Caddesi üzerinde bulunan bu köşk XIX yüzyılın ikinci yarısında yaptırılmıştır Levantenlere ait olan bu köşk XX yüzyılın başlarında Şahbaz ve daha sonra da Karayan ailelerinin mülkiyetine geçmiştir
Günümüze oldukça iyi bir durumda gelen bu yapı caddeden geride, üç katlı ve bir de çatı katından meydana gelmiştir Kâgir köşkün dış görünümü kütlevi olup, dikdörtgen planlıdır İtalyan mimarisine benzeyen köşkün cephelerinde ampir ve neo-rönesans üslubu açıkça görülmektedir Cephesi basık kemerli profilli pencerelerle hareketlendirilmiştir Köşkün bir ve ikinci katların önlerinde balkonlar bulunmaktadır Zemin katın girişi yanlardaki ince, uzun pencerelerle kuşatılmıştır Kat aralarına silmeler yerleştirilmiş, iç mekânlarda eklektik süslemelere yer verilmiştir Bazı yerlerde de bitkisel motifler peyzajlar görülmektedir
Mavromatis Köşkü (İnönü Evi) (Adalar)

İstanbul ili Adalar ilçesi, Heybeliadada, Refah Şehitleri Caddesinde bulunan bu köşk XIX yüzyılın sonlarında yapılmıştır Yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır Büyük olasılıkla köşkü yaptıranın Mavromatis isimli bir Rum tarafından yaptırılmıştır
Köşk 1934 yılında İsmet İnönünün mülkiyetine geçmiştir Günümüzde İnönü Vakfının mülkiyetinde olup İnönü Müze-Evi olarak hizmet vermektedir
Atatürk bu evde bir süre kalmış, Adalarda ilk jeneratör de bu evde kullanılmıştır Köşk üç katlı orta sofa plan düzenindedir Taş bodrum kat üzerine ahşaptan yapılmıştır Köşke giriş arazi konumundan ötürü bodrum üzerindeki birinci kata dıştan merdivenlerle sağlanmıştır Cephe düzeni dikdörtgen söveli pencerelerle hareketlendirilmiş, ayrıca silmelerle de katlar birbirlerinden ayrılmıştır
Kırma çatı ile örtülü olan köşkün kısa kenarı ile asıl cephenin kenarı üçgen alınlıklı olarak sonlandırılmıştır İç plan düzeninde orta sofa şeması esas alınmıştır Her iki kattaki sofaların çevresine oturma ve yatak odaları yerleştirilmiştir
Reşat Nuri Güntekin Köşkü (Adalar )

İstanbul Adalar ilçesi, Büyükadada Yılmaztürk Caddesinde bulunan bu köşk XIX yüzyılın sonlarına doğru yapılmıştır Yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır Tarihi kaynaklardan Ruşen Eşref Ünaydın ve Hasan Ali Yücelin zaman zaman buraya geldiği öğrenilmiştir
Köşk 998 m2lik bir alanda üç katlı olarak yapılmıştır Dikdörtgen planlı köşk taş temeller üzerine kâgir olarak yapılmıştır Dört yönden dikdörtgen söveli pencerelerle aydınlatılan köşkün üzeri ahşap bir çatı ile örtülüdür
İç mekân orta sofa etrafında çevrelenmiş odalardan meydana gelmiştir Köşkün giriş merdivenleri dışarıdandır Mimari yönden herhangi bir bezeme unsuru bulunmamaktadır
Hüseyin Rahmi Gürpınar Köşkü (Adalar)

İstanbul ili Adalar ilçesi, Heybeliada Demirtaş Sokakta bulunan bu köşk 1918 yılında yapılmıştır Hüseyin Rahmi Gürpınarın yaşadığı bu köşk İl Özel İdaresi tarafından Kültür Bakanlığına tahsis edilmiştir
Günümüzde Hüseyin Rahmi Gürpınar Müze-Evi olarak hizmet vermektedir
Köşk üç katlı T plan düzeninde olup, üzeri kırma çatı ile örtülmüştür Taş temeller üzerine ahşap kaplamalı köşkün giriş avlusunun çevresinde ikişer oda bulunmaktadır Bu avludan oturma ve yatak odalarının bulunduğu ikinci ve üçüncü katlara çıkılmaktadır Bu katlarda ortadaki sofanın etrafında odalar sıralanmıştır
Abdülmecit Efendi Köşkü (Üsküdar)

İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Bağlarbaşında Kuşbakışı Sokağında bulunan bu köşk Alexandre Vallaury tarafından 1901 yılında yaptırılmıştır Bu köşkün bulunduğu yer daha önce Hıdiv İsmail Paşanın mülkiyetinde idi Hıdiv İsmail Paşanın oğlu İbrahim Paşa saraya damat olduktan sonra bu köşkün yerini ve tasarlanan projesini beğenen Halife Abdülmecit Efendiye 1895 yılında devredilmiştir
Günümüze gelen yapı köşkün selamlık bölümüdür Harem kısmı ve müştemilatı günümüze gelememiştir Küçük bir saray görünümündeki köşk, hafif meyilli bir arazide barok üslupta yapılmıştır Geniş saçakları, eliböğründeleri ve renkli bezemeleri ile dikkat çekici bir yapıdır Kâgir bir bodrum üzerine iki katlı ahşap olarak yapılmış ve simetrik bir plan burada uygulanmıştır Köşkün iki ana ekseninin kesiştiği noktada merkezi bir sofaya yer verilmiştir Daha önce burada bulunan havuz sökülerek sofa genişletilmiştir
Köşkün birinci katı yanlara doğru eyvanlarla açılmış ve haçvari bir plana dönüştürülmüştür Köşelerdeki dikdörtgen planlı odalar ikinci katta daha değişik şekildedir Her iki katta da eksenleri boyunca dışa uzanan orta mekânlar ile dört köşesindeki odalar düzgün bir geometrik plana uydurulmuştur Duvarların ileri veya geri alınması ile de cephe hareketli bir görünüme sokulmuştur
Köşkte kullanılan kapı, pencere, kolon ve kemerlerde doğuya özgü motiflere ve mimariye yer verilmiştir Günümüze gelen bezemesinin zamanla zarar gördüğü anlaşılmaktadır Bu bezemelerde çok renkler egemendir Dış cepheler geometrik bölümlere ayrılmış ve pencereler bunların içerisine yerleştirilmiştir Boşta kalan alanlar ise oryantalist motifli kalem işleri ile bezenmiştir Köşkün içerisinde altın nakışların, kalem işlerinin yanı sıra çini kaplamalara da yer verilmiştir Birinci kat merdiven holünde görüldüğü gibi bazı yerlere de tablolar yapılmıştır Özellikle burada Ressam Avni Lifijin Aşk Çeşmesi isimli bir tablosu bulunmaktadır Köşkün bahçesinde de merdivenli bir kuyusu vardır
Köşk Yapı Kredi Bankasının kurucusu Kazım Taşkent zamanında, banka tarafından satın alınarak restorasyonu orijinaline uygun olarak yapılmıştır
Altunizade Köşkü (Üsküdar)
İstanbul ili Üsküdar ilçesi, Altunizâdede bulunan bu köşk, Altunizâde İsmail Zühdi Paşa tarafından 1868de yaptırılmıştır Altunizâde İsmail Zühdi Paşa, bugünkü Milli Eğitim Bakanlığı Validebağ Prevantoryumu içerisinde harem ve selamlık bölümlerinden meydana gelen bir köşk yaptırmıştı İlk Altunizade Köşkü olan bu köşkün güzelliğini duyan Sultan Abdülaziz Paşayı huzuruna çağırarak köşkün kendisine verilmesini ima etmiştir İsmail Zühdi Paşa da padişahın isteği üzerine köşkü Ona vermiştir Bundan sonra da Altunizâde Camisinin karşısında yeni bir köşk yaptırmıştır Yeni yapılan köşkün bezeme ve dış görünümü yönünden dikkati çeken bir güzelliği yoktur Ancak ilk köşkün içerisinde uyguladığı bezeme ve süslemeleri burada da tekrarlamıştır
Köşkün on sekiz odası, üç salonu, altı sandık odası ve altı helâsı vardır Bodrum katında iki mutfak bulunmaktadır Bunun üzerinde biri alçak tavanlı, ikisi yüksek tavanlı olmak üzere üç katlı bir yapıdır Yapının arazi konumundan ötürü ön cephede yüksekliği 18 m , arka cephede de 16 m dir Üst kat salonunun tavanı bir İtalyan ressam tarafından alçı üzerine yapılmış yağlı boya resimlerle süslenmiştir Ayrıca diğer odaların tavan bezemeleri, merdiven korkulukları da Osmanlı ahşap oyma sanatını yansıtmaktadır
Köşkün bahçesi içerisinde beş havuzu bulunmakta olup, bunlardan birinin içerisinde kayıkla gezilecek kadar büyüktü Havuzun ortasına da bir küçük adacık yapılmıştı
I Dünya Savaşı sonlarında İstanbul işgal altında iken Anadoluya kaçırılan silahlar bir süre burada gizlenmişti Köşk 1987 yılında İsmail Zühdi Paşanın varisleri tarafından STFA Firmasına satılmış, 1988 yılında yeniden yapılmak üzere yıkılmıştır
Şehzade Ömer Hilmi Efendi Köşkü (Üsküdar)
İstanbul ili, Üsküdar ilçesi Bağlarbaşı-Beylerbeyi arasında, Kuşbakışı Sokağında Abdülmecit Efendi Köşkünün karşısında bulunan bu köşk Mısır Hıdivi İsmail Paşa tarafından 1870 yılında yaptırılmıştır Köşk 1910 yılında Şehzade Ömer Hilmi Efendinin mülkiyetine geçmiştir
Ömer Hilmi Efendi Sultan V Mehmet Reşatın oğlu olup, 1886 yılında doğmuş, 1935te de ölmüştür
Köşk harem ve selamlık olmak üzere 50 dönümlük, içerisinde çam ve meyce ağaçlarının bulunduğu geniş bir bahçe içerisinde yapılmıştır Köşkün harem kısmı 1921 yılında yanmıştır Yanan bölümde 21 oda bulunuyordu Selamlık kısmı günümüze gelebilmiştir İki katlı köşk kâgir bir bodrum üzerine iki ahşap kattan meydana gelmiştir İçerisinde bir salon ve dokuz odası bulunmaktadır Selamlık kısmının sol tarafında hizmetli daireleri ile ahırlar bulunmaktadır Kuşbakışı Caddesi ile İcadiye-Bağlarbaşı yolun açılan iki kapısı vardır Bunlardan Kuşbakışı Caddesindeki girişinin yanına yığma taştan bir su terazisi yapılmıştır
|