Yalnız Mesajı Göster

Bursa Ve Güzellikleri

Eski 11-04-2012   #28
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Bursa Ve Güzellikleri



Bursa Tabiat Varlıkları

Uluabat Gölü (Mustafakemalpaşa)



Apolyont veya Ulubat Gölü olarak da bilinen göl, Mustafakemalpaşa ilçesi dışında Karacabey ve Nilüfer ilçelerinin sınırları içerisinde de yer almakta olup, yaklaşık 5700 hektar alana sahiptir Mustafakemalpaşa Çayından beslenmekte olup ayrıca Uluabat Deresi ile Susurluk Nehrine karışır Göl dibindeki ve çevresindeki karst kaynakları ile yağışlı dönemlerde göle ulaşan küçük dereler gölün beslenmesine katkı sağlamaktadır Ayrıca, gölün güneybatısındaki tarım alanlarının drenaj suları da göle verilmektedir Göle giren su miktarı mevsimlere ve yıllara göre büyük değişiklik göstermektedir Gölün fazla suları gölün batısındaki Uluabat Deresiyle Susurluk Çayı'na ve bu çay vasıtasıyla da Marmara Denizi'ne boşalmaktadır

Uluabat Gölü, Marmara Denizinin güneyinde, doğu-batı doğrultusunda uzanan tektonik kökenli Yenişehir-Bursa-Gönen çöküntü alanında oluşmuştur Aynı çöküntü alanındaki Kuş Gölünden alçak bir eşikle ayrılmaktadır Deniz seviyesinden 8-9 m Yükseklikte bulunan gölün, kuzeyinde fazla yüksek olmayan ve yumuşak bir eğimle alçalan Neojende oluşmuş tepeler, güneyinde ise Paleozolojik zamana ait dik yamaçlı dağlık alanlar bulunmaktadır

Gölün doğu-batı yönünde uzunluğu 23-24 km, genişliği ise 12 km kadardır Göl alanı yıllara ve mevsimlere göre değişiklik göstermektedir Göl alanı için bugüne kadar verilmiş en yüksek değer 24000 hektar, en düşük değer 13500 hektardır Gölün güney-batı kıyıları 1993 yılında yapılan seddelerle çevrilmiş ve gölün bu kesimi tarıma açılarak geçmişte olduğu gibi geniş alanlara yayılması engellenmiştir

Gölün ortalama derinliği 25 metredir Büyük bir bölümü oldukça sığ olup, bu kesimlerdeki derinlik 1-2 metre arasında değişmektedir En derin yeri Halilbey Adasındaki 10 mye yaklaşan çukurluktur Gölün kuzey kıyıları diğer kesimlere göre daha giritili çıkıntılıdır Kuzeyde kalker yapılı Eskikaraağaç ve Gölyazı yarımadaları bulunmaktadır Yine göl içerisinde yapılarında kalkerlerin egemen olduğu 7 adet ada bulunmaktadır Bu adaların en büyüğü Halilbey Adasıdır

Göl suyu kolloidal kil içerdiği için devamlı bulanıktır Göldeki fitoplanktonların baskın durumuna göre göl suyuna bazen yeşilimsi-sarı, bazen de grimsi-sarı renkler hakim olmaktadır Göl suyunun bulanık olmasından dolayı ışık geçirgenliği çok azdır İlkbaharda göle giren süspanse maddelerin artışına bağlı olarak ışık geçirgenliği 22 cmye kadar düşebilmektedir

Uluabat Gölü, ekolojik yönden bol gıdalı bir göldür Uygun iklim koşullarının yanısıra geniş sazlık alanların varlığı, açık su yüzeyleri ve besin maddesi bakımından da çok zengin bir yapıya sahip olması, değişik türden yüz binlerce su kuşuna beslenme ve barınma olanağı sağlamaktadır Uluabat Gölü plankton ve dip canlıları bakımından ülkemizin en zengin göllerinden biridir Gölde, 21 değişik balık türünün varlığı bu zenginliğin en önemli göstergelerindendir



Uluabat Gölü, kuş varlığı yönünden sadece ülkemizin değil, Avrupa ve Ortadoğu'nun da en önemli sulak alanlarından biridir Uluabat Gölü, dünya çapında yok olma tehlikesi altında olan kuş türlerinden küçük karabatağın ülkemizdeki en önemli üreme alanıdır Türkiye'deki toplam kuluçka populasyonu 1500 çift olarak tahmin edilen türün, 300 çifti alanda kuluçkaya yatmaktadır Gölde üreme dönemi dışında da önemli sayıda küçük karabatak barınmaktadır 1995 yılı Ocak ayında türün 175 bireyi alanda kaydedilmiştir Uluabat Gölü yine dünya çapında yok olma tehlikesi ile altında olan tepeli pelikanın da önemli beslenme ve kışlama alanlarından biri olup, Ekim 1994de gölde 136 bireylik populasyonu kaydedilmiştir Gölde, kuluçkaya yatan diğer önemli türler; Alaca balıkçıl, kaşıkçı,küçük ak balıkçıl, ve çeltikçi, küçük balaban, gece balıkçılı, erguvani balıkçıl, saz delicesi, bataklık kırlangıcı, mahmuzlu kız kuşu , bıyıklı sumru, kara sumru gölde kuluçkaya yatan diğer kuş türleridir

İznik Gölü (İznik)



Marmara Bölgesinin Güney Marmara Bölümünde, en büyük, Türkiyenin ise beşinci büyük doğal gölü olan İznik Gölü, tektonik bir tatlı su gölüdür Marmara Bölgesinin doğu-batı doğrultusunda peş peşe dizilmiş çukur sistemlerinden Pamukova-İznik-Gemlik Körfezi çöküntü alanı sırasının orta kesimindeki tektonik kökenli bir çukurun dolması ile oluşan göl, elips şeklindedir Kuzeyinde Samanlı Dağları, güneyinde Avdan Dağı vardır 298 km2lik yüzölçümü ile Marmara Bölgesinin en büyük gölüdür Uzunluğu doğu-batı doğrultusunda yaklaşık 32 km, en geniş yeri 115 kmdir Derin göllerden olan İznik Gölünün büyük kesiminde derinlik 30 myi aşmaktadır

Gölün güney kıyısının açığında kıyıya paralel olarak 13 km boyunca uzanan bir çukur bulunmaktadır Yaklaşık 60 m derinliğindeki bu çukurun en derin yeri 65 myi bulur Gölün su yüzeyi ise deniz seviyesinden 85 m daha yüksektedir

İznik Gölünün su toplama alanı 1246 km2dir Göle su taşıyan akarsuların en önemlileri kuzeydoğudaki Karadere ile güneybatı kesimine akan Kocadere adı ile bilinen Sölöz Deresidir Göl bunlardan başka dipdeki karstik kaynaklar ve yağmur suları ile de beslenmektedir Karsak Suyu gölün fazla sularını Gemlik Körfezine boşaltır Karsak Suyu aslında doğrudan İznik Gölünden çıkmayıp, gölün güneybatısında bulunan birkaç metre yükseklikteki çakıl ve kum setinden sızan sularla oluşur

İznik Gölü 1990 yılında Sit Alanı ilan edilmiştirGöl bütünüyle tarım alanları ve zeytinliklerle çevrilidir Tarım alanları için gölden su alınmaktadır 1963te gölün batısındaki seddenin yapımı sonucunda 416 ha sulak alan kurutulmuştur Su tutma amacıyla da yapılan bu sedde, gölü kısmen bir rezervuara dönüştürmüştür

Gölde sık sazlıkların arasında karışık koloniler kuran küçük karabatak ve gece balıkçılı ile önem kazanmıştır Nedeni tam bilinmemekle birlikte, İznik Gölü kış aylarında önemli sayıda su kuşu barındırmamaktadır Yine de, İç Anadolu gölleri donduğunda kuşlar için önemli bir sığınak oluşturduğu söylenebilir



Antik Çağda Ascania Limne olarak anılan İznik Gölü, Homeros'un ünlü İlyada'sında da yer alır 1648 yılında İznike gelen Evliya Çelebi ise Seyahatnamesinde buradan; “Burası beşinci iklimin yaşandığı yerdirSuyu ve havası çok güzeldirBu gölün çevresinde 45 tane köy vardır ki, bunlar bağlı bahçeli, camili, hamamlı, küçük birer çarşılı mamur köylerdir Bu gölün suyunda civar ahali çamaşır yıkar Hiç sabun sürmedikleri halde yine de bembeyaz olur Bu gölde 70 çeşit balık bulunur” diye söz etmiştir

Gölün batısında,Türkiye'nin en geniş ve en güzel piknik alanları bulunmaktadırBir tarafı çamlık diğer yanı tertemiz gölü, Türkiye'nin her yerinden binlerce insanı çeker kendisine Günü birlik dinlenme alanları dışında çadır turizmine de açıktır Burada her tür sosyal tesisler bulunur Gölün bu bölgesi, 1950'li yıllara kadar bataklık idiYapılan çalışmalar ile suyun taşması engellenmiş ve bataklık kurutulmuştur

Gölde, Karabatak, Tepeli Kutan, Küçük Balaban, Gece Balıkçılı Alaca Balıkçıl, Çeltikçi, Erguvan Balıkçıl, Angıt, Macar Ördeği, Yılan Kartalı ve Martı türü kuşlar bulunmaktadır Gölde Yayın, Aynalı Sazan ,Tatlı Su Yılanı, İlik Balığı, Tatlı Su Levreği, Gümüş Balığı, Ördek, Kızıl Kanat yetişmektedir Gölde yosun ve bitki türleri de zengindir Dipte pamuk veya üstüpü şeklinde açık yeşil renk bir yosun türü yaygındır Bu yosun suyun çalkalanmasını ve göl suyunun oksijeninin azalmasını önlerBalıkların beslenmesini sağlar Sulama ve avcılık yanında çamaşır ve bulaşık yıkamada,duş almakta,yemek ve çay yapımın da,suyun sodalı oluşu nedeniyle vücuttaki yara bere, sivilcelerin tedavisinde, içilerek mide hazımsızlığının giderilmesinde kullanılmaktadır Genelde tarım yapılan göl çevresinde az yükseklikli kayalar ve tepeler bulunmaktadır

Uludağ (Merkez)



Marmara Bölgesinin Güney Marmara Bölümünde bulunan Uludağ, İlkçağda Olympos ya da Msyadaki Olympos anlamına gelen Olympos Mysia adı ile anılmıştır Osmanlı döneminde Keşiş Dağı olarak anılmakta idi 1925te adı Uludağ olarak değiştirilmiştir

Bursa Ovasının güneyinde yükselen Uludağ, Ege Bölgesi sınırlarında da yer almaktadır Güneydoğudaki Domaniç Dağları üzerinden İçbatı Anadoluda kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanan dağ dizilerine bağlanmaktadır Yüzey şekilleri bakımından İçbatı Anadolu Bölümünün doğal bir parçası olmasına karşılık, Bursanın simgesi olmasından ötürü ITürk Coğrafya Kongresinin kararı ile Bursa Ovası ve Bursadan ayrılmayarak Marmara Bölgesinin sınırları içerisinde bırakılmıştır Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusundaki uzunluğu yaklaşık 40 km olan Uludağın Bursa Ovası ile Nilüfer Çayının yukarı çığırı arasındaki genişliği 20 kmdir Marmara ve Ege bölgelerinin en yüksek kütlesi olan Uludağın yüksekliği Karatepede 2543 mye ulaşır Doruğunun batısındaki Sığınaktepe ise 2493 mdir

Uludağ, Hersiniyen dağoluşumu sırasında ortaya çıkmış bir kütledir Ancak bu yaşlı kütle Neojen Bölümdeki (y 26-2,5 milyon yıl önce) karaoluşumu (epirojenez) sırasında bugünkü yüksekliğine erişmiş ve gençleşmiştir Uludağın çekirdek kesimi büyük bir granodiyorit batolitinden oluşur Bu kütle yer yer yüzeye çıkarsa da dağın büyük kseimi şist, mermer ve gynas gibi başkalaşım kayaçlarından oluşan bir manto ile örtülüdür Doruk kesiminde mermerler, kuzey kesimde ise daha çok şistler yer alır Uludağdaki aşınım düzlükleri, yüksek yaylalar ve doruk düzlüğü olmak üzere iki belirgin alan oluşturur Yüksekliği 2000 m ye yakın olan farklı yükseltilerdeki dalgalı düzlükler Sobran yaylası, Kadıyayla, Kirazlıyayla ve Sarıalan ismi ile anılmaktadır



Uludağda Pleyistosen Bölüme (y2,5 milyon-10 bin yıl önce) ait buzul izleri de oldukça geniş yer tutar Buzul artığı yüzey şekillerinden başlıcaları, yaylalar düzlüğüyle doruk düzlüğü arasında görülen 200-300 mlik sarp dikliğin yüzeyinde oluşmuş olan buzyalakları (sirk) ve bu buzyalaklarından aşağı doğru sarkan buzultaş (moren) yığınlarıdır Sığınaktepenin kuzeyinde yüksekliği 2200 m olan iki buzyalağı, doruk kesiminin ortasında ise üç buzyalağı yer alır Karatepenin kuzey yamacındaki buzyalağı gölleri batıdan doğuya doğru, sırasıyla Aynalıgöl, Karagöl ve Kilimligöldür Bu buzyalağı göllerinin yanındaki su birikintisi ise Buzlugöl olarak anılır

Eşsiz doğal güzellikleri bulunan Uludağ, kurulan bir ulusal parkla koruma altına alınmıştır

Uludağ Milli Parkı



Marmara Blgesinin Güney Maramara Bölümünde, doğal değerlerin korunması amacıyla oluşturulmuş olan Uludağ Milli Parkı, Bursanın Merkez ilçe sınırları içerisindeki Uludağda 11338 hektarlık alan 20 Eylül 1961de ulusal park olarak ayrılmıştır

Bursanın güneydoğusunda 2500 myi aşan Uludağ dik yamaçlar, sarp kayalıklar, derin vadiler, yüksek yaylalar, akarsular, çağlayanlar ve buzyalağı gölleri ile jeomorfolojik açıdan dikkat çekicidir Ayrıca orman örtüsü ve yabanıl hayvan varlığı açısından da oldukça zengindir Doruk kesimine kadar yükselen ormanlar meşe, kayın, köknar ve kara çamlardan oluçmaktadır Yüksek kesimleri her yıl Aralıktan Mayısa kadar karla kaplı olan Uludağ, kayak yapmaya uygun eğimli alanları ile kış sporlarına son derece uygundur Uludağ Milli Parkının yazları yalnızca birkaç gün görülen Apollon kelebeğiyle, bir akbaba türü olan Karakuşun yaşam alanları arasında bulunması parkı bilimsel anlamda da çekici kılmaktadır



Eskiden Bursa ve çevresinde yaşayanların mesire yeri olan Uludağdaki ulusal park alanı, İstanbula yakınlığı nedeniyle günümüzde önemli bir iç turizm merkezi konumundadır Özellikle oteller yöresi kışın yoğun bir turizm etkinliği yaşamaktadır Ulusal park alanı içerisinde Sarıalan, Çobankaya ve Kirazlıyayla gibi orman içi dinlenme yerleri bulunmaktadır Eşsiz doğal güzelliklere sahip olan Uludağ Milli Parkının başlıca manzara seyir noktaları Sarıalan, Bakacak, Çobankaya, Fatintepe ve Cennetkaya Tepesidir

Uludağ Milli Parkı sadece kış turizmine değil, yaz aylarında kampçılık, trekking ve günübirlik piknik etkinliklerine de olanak sağlamaktadır Kayak alanı 1750-2543 m yükseklik arasındadır

Cumalıkızık



Bursanın 12 km uzağında, Uludağın yamaçlarına yaslanmış birbirinden güzel köyler bulunmakta olup, bunlardan birisi de Cumalıkızık Köyüdür 15 hektarlık bir alan kurulan ve yaklaşık 270 dolayında evin yüzde 60ında oturulan Cumalıkızık, 1987 yılında Bursanın Büyükşehir Belediyesi statüsüne kavuşması ile Yıldırım Belediyesi sınırları içine alınmıştır

Osmanlıların Bursa'da ilk yerleştikleri bölgelerden olan Cumalıkızık, 180'i halen kullanılan, bazılarında ise koruma ve restorasyon çalışmalarının yapıldığı toplam 270 ev ile Osmanlı dönemi sivil mimarisini günümüze taşımaktadır

Orhan Gazi Bursayı ele geçirmeden önce Uludağın eteklerinde çeşitli yerleşim alanları kurmuştur Bunlardan bazıları; Bayındırkızık, Derekızık, hamamlıkızık, Fethiyekızık, Değirmenlikızık ve Cumalıkızıktır Uludağ'ın kuzeyindeki dik etekler ile vadilerin arasında sıkışıp kalan yöre köylerine bu konumlarından dolayı “kızık'” adı verilmiştir Köylerin birbirlerinden ayrılması için de dereye yakın olanına Derekızık, Fidye verene Fidyekızık ve Kızık köylerinden topluca gidilerek cuma namazı kılınan köye de Cumalıkızık adları verilmiştir Köylülerin anlatımı ile birbirlerine bir sigara içimi uzaklıkta olan bu köylerden Bayındırkızıkı Uludağdan gelen bir sel alıp götürmüş, diğer dördü savaşlar sırasında ortadan kalkmış günümüze yalnızca Cumalıkızık gelebilmiştir



Uludağın yamacında, kestane, çınar ve kiraz ağaçlarının gölgelediği, tarihi dokusundan hiçbir şey kaybetmeyen Cumalıkızık Köyünün ilginç bir öyküsü vardır

Osmanlının kuruluş yıllarında bir grup atlı Söğüte doğru yola çıkmış, dolu dizgin gitmişler ve yolları Ertuğrul Gazinin huzurunda son bulmuş

“Beyim, biz Oğuzların Bozok kolunun Kızık boyunun yiğitleriyiz Kendimize Osmanlı ilinde yerleşmek üzere bir yer ararız Senin Türklerin en yüce beyi olduğunu biliriz Senden kendimiz için bir yurt yeri dilemekteyiz”

Bunun üzerine Ertuğrul Gazi:

“Yiğitler, aramızda hiç ayrıcalık olduğu düşünülür mü? Uludağın eteklerinde hemen kendinize yurt edinin Buraları insandan hiçbir şeyi esirgemez, verimlidir, bereketlidir, sizleri de aç bırakmayacaktır Şimdi sizin boyun yedi yiğidine, Kayıların en güzel yedi kızını gelin vereceğim Her yiğit kendisine bir oba kursun, hep birlikte orada mutlu yaşayın” demiş

Böylece günümüzden 700 yıl önce Uludağın yamaçlarında, Kızık boyunun yedi yiğidi kendilerine yedi ayrı Kızık köyü kurmuşlar

Bursa yakınlarında kurulan Osmanlı Beyliği kuruluşundan kısa zaman sonra bölgeye hakim olmayı başarmış, 1326 yılında Bursa'yı, 1331 yılında İznik'i fethederek yörede varlığını kesin olarak kabul ettirmiş ve Osmanlı halkının bu topraklara yerleşerek kentler ve köyler oluşturması sağlanmıştır Cumalıkızık vakıf köyü olarak kurulmuştur ve bu özelliğini yerleşim dokusu konut mimarisi, yaşam biçimine yansıtmıştır

Osmanlıların Bursayı ele geçirdikleri zaman ilk Cuma Namazını Cumalıkızıkta kıldıkları söylenmektedir XIXyüzyılın köy mimarisinden hiçbir şey kaybetmeyen köyün tamamı sit alanı içerisine alınmıştır Cumalıkızktaki evler görünüşte yapıldıkları orijinal hallerinden farklı değildirler Ancak son yıllarda çıkan bir yangın bunlardan ünü yakıp kül etmiştir Köyün tamamı sit alanı olduğundan, 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası uyarınca olduğu gibi korunmaları gerekmektedir Bu yasa uyarınca köylüler harap olan evlerine parasızlıktan herhangi bir onarım yapamıyor

Köyün sokakları dar ve taştandır Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerini oluşturan ve içlerinde hala yaşamların sürdürülebildiği evlerin bulunduğu Cumalıkızık, bugün tarihsel kimliği ile yaşatılmaya çalışılıyor

Bursaya 12 km uzaklıkta bulunan Cumalıkızık Köyü yaşayanları kendi çabaları ile burada bir köy-müze oluşturmuşlar Etnoğrafya Müze ve Sanat Evi köye gelen ziyaretçilerin ilgisini çekmekte olup, bu küçük müzede; Cumalıkızık Köyünün tarihi yaşadığı gibi, ayrıca müzeciliğimizin ihmal edilen köy müzelerinin tipik bir örneğidir

Ayvaini Mağarası (Mustafakemalpaşa)

İlçenin yaklaşık 30 km kuzeybatısında Doğanalan Köyü yakınlarından başlayan mağara 5,5 km sonra Bursa, Ayvaköy civarında sonlanmaktadır Her iki yönden girişi bulunan mağarada sarkıtlar, dikitler ve travertenler vardır İçinden geçen Karadonlu Deresi mağara boyunca 60' dan fazla irili ufaklı gölet oluşturmuştur

Oylat Mağarası (İnegöl)

Bursa, İnegöl ilçesi Hilmiye Köyünde yer alan Oylat Mağarası, Bursa-Ankara kara yolundan Oylat Kaplıcasına ayrılan yoldan yaklaşık 17 km içeridedir

Toplam uzunluğu 665 m olan mağara iki ana bölümden oluşur Dar galerilerden oluşan birinci bölüm girişten çöküntü sonuna kadar olan kısımdır İçeride dev kazanları ve damla taş havuzları bulunur İkinci bölüm büyük bir çöküntü salonudur İri blok ve dev damlataş şekillerinden sarkıtlar, dikitler ve sütunlar oluşmaktadır

Mağara önünde sıcaklık 29ºC, nem yüzde 47, girişte sıcaklık 19ºC, nem yüzde 55, dar galeride 17ºC, nem yüzde 78, çöküntü salonlarında 14ºC, yüzde 90 nem oranlarına sahiptir

Saitabat Şelalesi



Derekızık Köyüne 3 km, Cumalıkızık Köyüne 9 km uzaklıkta bulunan Seyidabâd Şelalesi, bir kanyondan dökülmektedir Köylülerin Güvercinlik olarak da isimlendirilen Seyidabâd Şelalesi, Uludağdan toplanan suların aşağıya akması ile oluşur

Çevresinde et mangal lokantaları ve büfelerin yer aldığı Seyidabâd Şelalesinin çevresi aynı zamanda bir mesire ve dinlenme alanı olarak kullanılmaktadır

Suçtu Şelalesi (Mustafakemalpaşa)



Mustafakemalpaşa ilçesine 18 km uzaklıkta, Çataltepe mevkiinde, Muradiye Sarnıç Köyü yakınlarında, Karadere üzerinde yer alan Suuçtu Şelalesi; bir fay hattının çökmesi ile oluşmuştur 38 metreden dökülen su, yazın suyunun azalmasına rağmen kış aylarında doldurduğu göleti ile güzel bir manzara oluşturmaktadır
Suçtu Şelalesi, etrafını saran kayın ağaçları arasında, serin ve temiz havası ile gezi, piknik ve mesire alanı olarak kullanılmaktadır

Aras Şelalesi

Aras Deresi ve Aras Şelalesi Uludağın kar sularını taşıyan ve tam kayalıkların içinden 15 metre yükseklikten düşer

Alıntı Yaparak Cevapla