|
Prof. Dr. Sinsi
|
Bolu Tanıtım (Nasıl Gidilir Ne Yenir Ne İçilir)
KÖROĞLU DESTANI

Türk Destanları içinde en geç teşekkül eden, diğerlerine göre çok yeni bir destanıdır Türklerin, bu günkü büyük ve son yurdumuzun olan ve bunun içinde de her Türk için çok büyük bir değer taşıması, üzerinde hayatından fazla titremesi lazım gelen Anadolumuzda yerleşmesinden sonra meydana gelmiş olması Köroğlu Destanının bugüne kadar aynı tesir ve kuvvete yaşamasına sebep olmuştur Hala Anadolu ve Rumeli Türkü, Köroğlu Destanını bilir ve anlatıldığı zaman heyecanlanır
Bununla beraber Köroğlu Destanının da kaynağı, bütün öteki destanlarımızda olduğu gibi, önceki sayfalarda anlattığımız asıl büyük Türk destanlarıdır Motifler hayaller, muhit ve adetler bütünüyle bu destanlarımızdan alınmış ve onların üzerine kurularak geliştirilmiştir
Bugüne kadar duyulan Köroğlu Destanı rivayetleri, Azerbaycandan Rumeline kadar uzanan geniş sahada yirmi dört çeşitleme halindedir Bunlar, birbirinden farklı gibi görünse de aslından tek bir çekirdeğin etrafında gelişen parçalar gibidir Nitekim, hala halk arasında söylenen Köroğlu şiirleri de ya birer vakıa anlatmakta, ya bir güzelleme ile destandaki olayların çevre olarak mekanını tespit etmekte; ya bir koçaklama ile destan kahramanlarından birini çizmekte veya birinin macerasını vermekte; yahut da türkü ile olayları birbirine bağlamaktadır
Bunlardan da anlaşılacağı üzere Köroğlu Destanımız bütün güzelliğine ve tam gibi görünmesine rağmen, destan olarak tekamül devresini tamamlamamıştır Çekirdeği vardır ve tabii gelişmesini göstermiştir; muhtelif zamanlarda ve muhtelif ozanların eliyle ve diliyle ayrımları yapılıp eklemeleri eklenmiş ve bunlar bir halk süzgecinden geçerek halkın o güzel muhayyilesinden de olacağını alıp şekillenmiştir Fakat, yazılı tespit şekli, tamamı üzerinden ve nazım halinde bir tek ozanın işlemesine mazhar olmamıştır Bu kısım da yapıldıktan sonra elimizde tam ve mükemmel bir Köroğlu Destanı var diyebileceğiz
Bugün hala değişik rivayetlerde anlatılan destanın, ana hatlarıyla hülasası şu şekildedir:
Köroğlunun babasının adı Yusuf tur Bir Beyin yanında çalışmaktadır ve bilhassa atlardan çok iyi anlamaktadır Yusuf un Ali adında, yiğit delikanlı bir oğlu vardır
Günlerden bir gün Bey, Yusuf a, kendisi için çok güzel bir at seçip getirmesini ister Yusuf da, çok gösterişsiz, uyuzumsu bir tayı beğenir, alır gelir
Fakat Bey çok kibirli, gösterişi seven, burnundan kıl aldırmayan ve çok zalim bir Beydir Böyle bir atı kendisine seçip getirdiği için Yusuf a fena halde öfkelenir
Halbuki Yusuf un getirdiği tay öyle bilinen taylardan değildir Sulardan çıkan bir aygırın dölünden gelme bir kır taydır Kanatlanıp uçma yeteneği vardır Bakılır, terbiye edilirse eşi menendi bulunmayacak cinstendir Ama Bey, bunların hiçbirini anlamaz ve zalimliği üstün gelip Yusuf un gözlerine mil çekilip kör edilmesi buyruğunu verir Buyruğu da, kendisi gibi zalim olan adamları düşünmeden yerine getirirler

İki gözü kör edilen Yusuf köyüne döner, O uyuzumsu tayı, hiç ışık görmeyen bir yerde besleyip terbiye eder ve eşi menendi bulunmayan bir kır at haline getirir Oğlu Ali de o zamana kadar daha yetişip daha yiğit daha gürbüz bir delikanlı haline gelmiştir Baba-oğul bir arada karar verip Beyden öç almağa yemin ederler Bunun üzerine, kır atla birlikte Bingöl Dağlarına varıp hayat suyunu ararlar; bulurlar ve içerler Sudan ancak Ali ve kır at içmiştir Yusuf içememiştir
Bundan sonra dönüp, Beyin konağına yakın bir dağı yurt edinirler (En meşhur rivayetlerde bu dağ Çamlıbeldir) Yusuf, oğlu Ali ye, burada yerleşmesini sağlık verir
Babasının bu öğüdünü tutan Ali (Köroğlu) orayı yurt edinerek gelip geçenden baç almağa, haksızlıkların üstüne üstüne varmağa başlar Bir müddet sonra babası Yusuf ölür Köroğlu, yine babasının öğüdüne uyarak kendisine çok sadık kırk yiğit toplar etrafına Akıllı, bilgin, görgülü ve bir sohbet adamı olduğunu duyup işittiğini İstanbul dan, Kasap başının oğlu yakışıklı Han Ayvaz ı da kaçırıp kırk yiğidinin arasına katar:
Artık Çamlıbel, Çamlıbel deki Köroğlu nun dünyası tamam olmuştur Köroğlu nun çevresinde insanlar toplanmağa başlar; Köroğlu nun çevresinde halk küme küme ve sevgi doludur Babasının öcünü Beyden almak için Köroğlu türlü oyunlar hazırlar, yiğitlik gösterir; Köroğlu nasıl halkın adamı, iyi ve namuslu insanların sevgilisi haline gelmişse Zalim Beyin de, baş düşmanı baş korkusu haline gelir Bütün Zalim Beyler Köroğlundan korkmaktadır
Babasının öcünü almak için Beyin üstüne üstüne vardığı akınlardan birinde Köroğlu, Beyin güzel Bacısı Döne yi görür Gördüğü gibi de vurulur Köroğlu, Döne ye aşık olur Çamlıbel Köroğlu için aşkının alev alev yandığı bir yer haline gelir 
Ve bir gün bu aşka dayanamaz Köroğlu, atına atladığı gibi varır Döne yi Bey Konağından kaçırır, evlenir Bu evlilikten oğlu Hasan doğar
Akınlar akınları kovalar; Köroğlu çok zalimlerin hakkından gelir Akınlarının birinde tutsak olur Köroğlu Yiğitlerinden Güdemen, Köroğlu nu kaçırmak için görevlendirilir Güdemen varıp Köroğlu nu bulur
Köroğlu tutsaklıktan kurtulur; kaçar Kır atına atlar ve kır at surların üstünden kanatlanıp uçarak geçer ve Köroğlu nu kurtarır Bunun üzerine aşka gelen Köroğlu kır atı övmeğe başlar
Çamlıbel e hasret kalmış, Döne sine hasret kalmış; yiğitlerine hasret kalmıştır Uzaktan Çamlıbel i görünce dayanamaz söyler:
Köroğlu tepelerden bakarım,
Gözlerimden kanlı yaşlar dökerim,
Bunca yıldır hasretini çekerim,
Arkam sensin, kalem sensin dağlar hey
Yiğitlerine, Çamlıbel ine, Döne sine kavuşturduğu için de atını bir güzelleme ile bir kere daha över:
Haykırır köpüğü başından atar,
Başını başımdan yukarı tutar,
Kaçarsa kurtulur kovarsa tutar,
Alma gözlü kız perçemli Kır atım
Bundan sonra Çamlıbel e daha iyice yerleşen Köroğlu nun namı bütün yurdu, dört bir yandan tutar Mertliği, mertçe kavgaları, düşkünlerin elinden tutuşu, düşkünü zalime karşı koruyuşu, hakkı ve adaleti sevişi Köroğlu nu dillere destan eder Her zaman haksızlığın karşısındadır ama adaletli Devlet gücüne karşı boynunun kıldan ince olduğunu da bilir Din ve devlet uğrunadır yaptıkları biraz da Urus üstüne, Acem üstüne de savaşlara katılır; bu savaşlarda yiğitlerine Mevla, şehitlik, kafire karşı üstünlük uğruna saf bağlatır

Fakat nihayet Köroğlu da bir insandır Gerçi bildiğimiz insanlardan çok ayrı, insan üstü nice güce sahiptir ama yine de insanoğlu dur Sonunda kendi de, yiğitleri de; atı da yorulur Köroğlu artık ihtiyarlamıştır
Çürüdü gönlüm çürüdü,
İçerde yürek eridi,
Beylerin kolu yoruldu,
Kılıç döndürü döndürü
Üstelik devir de değişmeğe başlamıştır "Delikli demir" dediği tüfek icat olmuş, artık yiğitlik başka türlü anlaşılmağa başlamıştır Göğüs göğüse, erkekçe, düşmanı yüzünden ve gözünden göre göre döğüşmenin yerini bir yerlere saklanıp arkadan ve uzaktan vurmalar almıştır Köroğlu na göre kahpeliktir bu ve kahpelik almış yürümüştür, alıp yürümektir Dünya sevilmez bir dünya olmuştur artık Dünyayı terk etmek vakti gelmiştir Köroğlu da öyle yapar, dünyayı terk edip, alacağını almış vereceğini vermiş bir insanoğlunun huzuru içinde Kırklara karışıp gider  Kaynak: Türk Destanları-M Necati Sepetçioğlu, S:152-163
Sırmalı cepkeni attı koluna,
Tek elle dizgini gerdi Köroğlu
Tozlarla atılıp dağın yoluna,
Yeşil muradına erdi Köroğlu
Dağlar, omuz omza yaşlanan dağlar,
Sular kararınca paslanan dağlar,
Azatlık ufkundan rastlanan dağlar;
Bu dağlara gönül verdi Köroğlu
Dağların ardında kalınca çile,
Köroğlu yeniden gelmiş dile;
Ak saçlı anadan geçilse bile,
Dağlardan geçilmez derdi Köroğlu 
Boluda devlet idaresine karşı cephe alış, 1559larda canlanmaya başladı Levend ve bazı suhte hareketleri meydana gelmiş, bundan bir çok aile zarar görmüştü İbrahim ve Madin (?) adındaki şakiler, köyleri basarak, yolcuları soyarak, suç işlemişlerdi 1560da, Köroğlundan az önce Boluda Saltık Boyacıoğlu meselesi meydana geldi Bolu Beyi tarafından tevkif edilen bu şaki de, İstanbuldan gönderilen bir memura teslim edilerek, muhakeme için Boludan çıkarılmıştır Kendi menfaatlerini önde tutan ehl-i fesad sahibi sipahiler de zaman zaman sancakta huzursuzluk yarattılar Ancak, Bolulular İstanbula yakın olduklarından, şayet Bolu Beyi taraf tutarsa, hemen şikayete gidiyorlardı Köroğlu hadisesinden sonra bazen gruplar halinde İstanbula geldikleri ve gösteri yaptıkları da görülmüştür Evliya Çelebi, 1645 yılına ait bir kaydında Boluluların bu özelliğini bahis konusu ederek, "  gayet adaletli davranmak gerek Gayr-ı meşru bir kaç akçe alınsa, halkı hemen üç günde İstanbula gidip şikâyet eder"diye yazmaktadır
1566 senesinde bazı levendlerin Bolu softaları adına Filyos vadisindeki Devrekte ve Bolunun batısında Konrapada harekete geçtikleri haber alınmıştı Bunlar kendi taraftarları ile sancağın düzenini bozmaya kalkıştığında, Bolu Beyine hemen bu fesadı yok etmesi emredilmişti 1570de, Çankırı ve Ankara yolu üzerindeki Geredede Doğancıoğulları hadisesi zuhur etti Mustafa Paşaya emir yollanarak bu ailenin Gerede ve çevresindeki zararlı faaliyetlerinin takip ve tespit edilmesi istenilmişti
Mustafa Paşa, bu arada Şemsi Paşanın sahip olduğu ve Hendek dolaylarında otlatılan koyun sürüsüne, hüviyeti meçhul kişilerin tecavüzünü araştırmakla da görevlendirilmiştir Bazı dava sahipleri de Konrapa kadısını şikayet ettiler Çünkü, kadı bazen Konrapada (şimdiki Düzce Pazarı) ve canı isterse buraya bir saat uzaklıktaki Üskübü/Kasabada oturuyordu Her iki yerde davaların görülmesi, halkı tedirgin ettiğinden, Mustafa Paşa aracılığı ile merkeze şikayet edildi İstanbul az sonra yolladığı hükümde, Kadının Düzce Pazarda oturmasının daha iyi olacağı, emredilmişti
1580 - 1585 tarihleri arasında Sayalıktan zuhur eden ve Çakal Oğlu ile birleşen Köroğlu, geniş bir sahada kendi ününü duyurdu ve Bolu sancak beyine meydan okudu Buna dair yazışmalar, Sümer tarafından Mühimme defterlerinden tespit edilmiştir

Celâli İsyanları Anadoluyu kasıp kavurdukça, Bolu da bu cereyanın etkisi altında kalmıştır Sakarya Şeyhi diye mehdilik davasına kalkan Ahmedin de Bolunun batısında epeyce taraftarı olmuştur Bulanık Softa ismindeki şaki de sancakta korku yaratmış ve sonunda idam edilerek, cezasını bulmuştur Abaza Mehmed Paşa İzmit taraflarında, idareye baş kaldırınca Bolu da kötü günler yaşamıştır Ankaraya gönderilen külliyetli miktardaki para kervanı soyulmuş ve bir çok kimse öldürülmüştü Bu esnada Köle Oğlu ismindeki Bolulu Celâli de ona katılmıştı Bolu Beyinin adamlarından olan Şemsi Paşazade ailesinin kölelerinden Süleyman isminde biri, Köle Oğlu ve adamları Süleyman Ağa ile çatıştırmışlar ise de, sonunda ayağından vurularak, esir edilmişti Abaza Paşanın gözde bölüklerinden birine kumanda eden köle Oğlu, Süleyman Ağa vasıtası ile İstanbula yollandı ve burada vezirin huzuruna çıkarıldı Naimanın yazdığına göre, Köle Oğlu vezire gayet mağrurane cevap vererek;
-Şehirler urmadık, kârban basmadık, ancak zulm define çalıştık Amma çün takdir böyle imiş Emir Allahındır  demiştir Köle Oğlunun adamları İstanbul pazarlarında, sokaklarında idam edilirken, Köle Oğluda vezirin emri ile Parmak kapıda halkın gözleri önünde öldürülmüştür
Bolu, şekâvet hadiselerine uzun zaman sahne olacak, bu vaziyet XVII XIX yy larda bile eski şeklini muhafaza edecektir Köroğlunun belki de özlemiş olduğu iyi bir şekilde yaşamak arzusu, ne yazık ki uzun zaman gerçekleşemeyecektir
KÖROĞLU ÖNCESİ VE SONRASI

Boluda devlet idaresine karşı cephe alış, 1559larda canlanmaya başladı Levend ve bazı suhte hareketleri meydana gelmiş, bundan bir çok aile zarar görmüştü İbrahim ve Madin (?) adındaki şakiler, köyleri basarak, yolcuları soyarak, suç işlemişlerdi 1560da, Köroğlundan az önce Boluda Saltık Boyacıoğlu meselesi meydana geldi Bolu Beyi tarafından tevkif edilen bu şaki de, İstanbuldan gönderilen bir memura teslim edilerek, muhakeme için Boludan çıkarılmıştır Kendi menfaatlerini önde tutan ehl-i fesad sahibi sipahiler de zaman zaman sancakta huzursuzluk yarattılar Ancak, Bolulular İstanbula yakın olduklarından, şayet Bolu Beyi taraf tutarsa, hemen şikayete gidiyorlardı Köroğlu hadisesinden sonra bazen gruplar halinde İstanbula geldikleri ve gösteri yaptıkları da görülmüştür Evliya Çelebi, 1645 yılına ait bir kaydında Boluluların bu özelliğini bahis konusu ederek, "  gayet adaletli davranmak gerek Gayr-ı meşru bir kaç akçe alınsa, halkı hemen üç günde İstanbula gidip şikâyet eder"diye yazmaktadır
1566 senesinde bazı levendlerin Bolu softaları adına Filyos vadisindeki Devrekte ve Bolunun batısında Konrapada harekete geçtikleri haber alınmıştı Bunlar kendi taraftarları ile sancağın düzenini bozmaya kalkıştığında, Bolu Beyine hemen bu fesadı yok etmesi emredilmişti 1570de, Çankırı ve Ankara yolu üzerindeki Geredede Doğancıoğulları hadisesi zuhur etti Mustafa Paşaya emir yollanarak bu ailenin Gerede ve çevresindeki zararlı faaliyetlerinin takip ve tespit edilmesi istenilmişti
Mustafa Paşa, bu arada Şemsi Paşanın sahip olduğu ve Hendek dolaylarında otlatılan koyun sürüsüne, hüviyeti meçhul kişilerin tecavüzünü araştırmakla da görevlendirilmiştir Bazı dava sahipleri de Konrapa kadısını şikayet ettiler Çünkü, kadı bazen Konrapada (şimdiki Düzce Pazarı) ve canı isterse buraya bir saat uzaklıktaki Üskübü/Kasabada oturuyordu Her iki yerde davaların görülmesi, halkı tedirgin ettiğinden, Mustafa Paşa aracılığı ile merkeze şikayet edildi İstanbul az sonra yolladığı hükümde, Kadının Düzce Pazarda oturmasının daha iyi olacağı, emredilmişti
1580 - 1585 tarihleri arasında Sayalıktan zuhur eden ve Çakal Oğlu ile birleşen Köroğlu, geniş bir sahada kendi ününü duyurdu ve Bolu sancak beyine meydan okudu Buna dair yazışmalar, Sümer tarafından Mühimme defterlerinden tespit edilmiştir

Celâli İsyanları Anadoluyu kasıp kavurdukça, Bolu da bu cereyanın etkisi altında kalmıştır Sakarya Şeyhi diye mehdilik davasına kalkan Ahmedin de Bolunun batısında epeyce taraftarı olmuştur Bulanık Softa ismindeki şaki de sancakta korku yaratmış ve sonunda idam edilerek, cezasını bulmuştur Abaza Mehmed Paşa İzmit taraflarında, idareye baş kaldırınca Bolu da kötü günler yaşamıştır Ankaraya gönderilen külliyetli miktardaki para kervanı soyulmuş ve bir çok kimse öldürülmüştü Bu esnada Köle Oğlu ismindeki Bolulu Celâli de ona katılmıştı Bolu Beyinin adamlarından olan Şemsi Paşazade ailesinin kölelerinden Süleyman isminde biri, Köle Oğlu ve adamları Süleyman Ağa ile çatıştırmışlar ise de, sonunda ayağından vurularak, esir edilmişti Abaza Paşanın gözde bölüklerinden birine kumanda eden köle Oğlu, Süleyman Ağa vasıtası ile İstanbula yollandı ve burada vezirin huzuruna çıkarıldı Naimanın yazdığına göre, Köle Oğlu vezire gayet mağrurane cevap vererek;
-Şehirler urmadık, kârban basmadık, ancak zulm define çalıştık Amma çün takdir böyle imiş Emir Allahındır  demiştir Köle Oğlunun adamları İstanbul pazarlarında, sokaklarında idam edilirken, Köle Oğluda vezirin emri ile Parmak kapıda halkın gözleri önünde öldürülmüştür
Bolu, şekâvet hadiselerine uzun zaman sahne olacak, bu vaziyet XVII XIX yy larda bile eski şeklini muhafaza edecektir Köroğlunun belki de özlemiş olduğu iyi bir şekilde yaşamak arzusu, ne yazık ki uzun zaman gerçekleşemeyecektir
Kimliğiyle ilgili iki ayrı tartışma var Birincisi, 16 ve 17nci yüzyılda yaşadı Yeniçeri ocağından yetişen bir şair 1578-1590 arasındaki Osmanlı-İran savaşlarına katıldı Bir tür ordu şairidir Diğeri ise Balkanlardan Orta Asyaya kadar geniş bir alana yayılmış destansı ve türkülü halk öyküsündeki karaman Köroğlu İkinci Köroğlu, Bolu Gerede çevresinde yaşadı Asıl adı Ruşen Devlete karşı ayaklandı Sivas-Tokat yolu üzerindeki Çamlıbele yerleşip eşkıyalık yaptı
Ama adil bir eşkıya idi Bir başka söylentiye göre de, Bolu Beyinin seyisi Yusufun oğlu Ruşen Ali asıl Köroğludur Bolu Beyi, babası Yusufun gözlerine mil çektirdi Ruşen Ali, babasını sağaltmak için Aras Irmağına götürdü Ama ilaç olacak köpükleri kendisi içip yiğitlik ve şairlik gücü kazandı Çamlıbele yerleşip babasının intikamını almak üzere Bolu Beyine savaş açtı Köroğlu hikayesi, Azerbaycan, İran, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan ve Balkanlarda da bilinir Yeniçeri aşığı Köroğlunin şiirleri dil ve anlatım bakımından öykü kahramanı Köroğlu adına söylenen şiirlerden çok farklıdır Köroğlu ile ilgili ilk araştırmayı Pertev Naili Borotav yaptı Cahit Öztellinin de Köroğlu-Dadaloğlu ve Kuloğlu adlı yayınlanmış bir araştırması var
BOLU DAĞI
Ormanın var yüksek başın
Yol ver gidek Bolu Dağı
Çok çetindir karın, kışın
Yol ver gidek Bolu Dağı
Gidenler geri geliyor
Araba yola doluyor
Sular akar sel oluyor
Yol ver gidek Bolu Dağı
Soğuk suyundan içelim
Yayla gününde göçelim
Başka nereden geçelim?
Yol ver gidek Bolu Dağı
Tünellerin açılınca
Düz yolların seçilince
Çabuk çabuk geçilince
Yol ver gidek Bolu Dağı
Giderken engel gelmesin
Çamlıbel'de buz olmasın
Yolcular yolda kalmasın
Yol ver gidek Bolu Dağı
Çobanoğlu burdan geçti
Kayseri'den kondu, göçtü
İstanbul'a kapı açtı
Yol ver gidek Bolu Dağı
|