11-04-2012
|
#6
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Konya Genel Tanitimi
Konya Sözlü Tarih
Mevlana Celaleddin Rumiye ilişkin söylenceler
Mevlana ile Şems arasındaki yakınlığı çekememektedir Bunun üzerine Şems birden ortadan kaybolur Ne zaman nnereye gittiğini bilen yokyutr
Mevlana üzgün üzgün Konya çarşısında gezerken kuyumcular çarşısında altın varakları dövenlerin çekiçlerinden çıkan uyumlu sesleri duyar Öyle bir ses oluşmuşturki bu sese kendini kaptırır eli feracesinin yakasındadır Evrenin düzeni güneş sistemi,gezegenler,uydularonların ilahi bir düzen içinde dönüşleri aklından geçer Bu duyguyla dönmeye başlar Herkes işini gücünü bırakıp onu izlemektedir gözlerini kaapmışbaşını sağ omuzu üsütne eğmiştir Bir kolunu gökyüzüne birinide aşağı doğru açmıştır kendinden geçmiş tüm acılardan sıyrılmıştır İzleyenler arasında daha sonra Şemsin yerini alacak olan Selahattin Zerkubi de vardır Mevlananın duygularını anlayan Selahattin Zerkubi de dönmeye başlar çevresindekilere tüm malını mülkünü bağışlayan Selahattin Zerkubi "Şeyhim" der "senden başka birşeye ihtiyacım yoktur "
Mevlevi ayınlerindeki sema böyle başlar
MEvlana babsının kabrini ziyarete gider Her yan gül kokmakta,dallarda bülbüller ötüşmektedir Mevlana bülbüll sesinden bir türlü kendini duaya veremez "İki bülbül bir diyarda ötemez biri susmalı der ve bülbül sesi kesilir Bir dahada Konyada bülbül sesi hiç duyulmaz
Ölünce babaının yanına gömülen Mevlananın tabutu toprağa gömülürken babasının tabutunun saygısından ayağa kalktığı söylenir
Sultanul Ulemaya ilişkin söylence
Mevlananın babası Sultan-ül Ulema ya ilişkin ise söylence:
Belhde bir cuma gecesi üç yüz müftü ve din bilgini aynı düşü görür Muhammet Mustafa bir sahrada çadır kurmuş dinlenmekte sağ yanında Bahaeddin Veled dırmaktadır Müfütler ve bilginler uzakta diz çökmüş lerdir Peygamber bu din adamlarına döner ve şöyle der:"bu günden sonra Bahaeddin Velede ,Sultan-ül Ulema deyiniz ve öyle hitap ediniz
Ertesi gün Belhde ki tüm bilgin ve müftüler Bahaeddin Veledin müridi olur,aynı düşü gördükleri anlaşılır Bahaeddin Veled onlar demeden düşünü onlara anlatır
NASREDDİN HOCAYA İLİŞKİN SÖYLENCELER
Bir söylenceye göre Halkın düş gücü Hocayı Hallacı Mansur ve Seyid Nesimi yle arkadaş yapar Buna göre Akşehir Medresesinde Seyid Hayraninin öğrencisidir mollalar bu üç arkadaşı çok sevmekte ,zaman buldukça revaklı bahçede toplanan Hocanın fıkralarını ,Nesiminin şiirleini Mansurun öykülerini dinlemektedirler
Hayrani bir gün köyüne gitmek zorunda kalır çok sevdiği kuzusunu Nasrettin,Nesimi,Mansur üçlüsüne emanet eder Bunlar bir gün yanlarına kuzuyu da alıp kırlara açılır Bir süre sona canları açıkır Kuzyu kesip yemeye karar verirler Mansur Kesimi,Nesimi deriyi yüzmeyi üstlenir Hocaya:"Ya sen ne yapacaksın?"diye sorarlar "Seyit efendi hoca ermişlerdendirondan korkarım kuzuya dokunamam ama pişmişine de dayanamam  der kuzuyu kesip yerler
Seyit Hoca dönünce durumu öğrenir çok kızar "Kim kesti kuzumu çabuk söyleyin" der Mansur başı önünde :"ben Hoca efendi"der Nesimi de sözün ardını getirir "bende derisini yüzdüm " Seyit Hoca bu kez de Nasrettin e döner "Ya sen sen ne yaptın?" Nasrettin Hoca:"Ben onların hallerine hem güldüm hem de etin ucundan biraz yedim " der
O zaman Seyit Hayrani şöyle bir bakar ve :"Mansur günün birind esenide böyle kesecekler,Nesimi , senin de derini yüzecekler Nasrettin sana da kıyametet dek evet kıyamete tek gülecekler siz istediniz bu Allahın hükmüdür " der
Dedikleri zamanla bir bir gerçekleşir
Kaşıkçı güzeli söylencesi
Konya çarşısında küçük bir kaşıkçı dükkanı ve burada çok yakışıklı becerikli bir genç vardır bütün kızlar genci görmeye gelir Delikanlı hiçbirine yüz vermez
Bir gün Konya Paşasının kızı dükkana gelir Ustayı görür görmez aşık olur Peçelidir yüzünü görmez ama delikanlı da kıza aşık olur Sevgisini kaşıklarda dile getirir Öyle güzel kaşıklar yapar ki bir alan bir daha alır Paşa kızı her gün dükkana uğramakta deste deste kaşık almaktadır Günün birinde kızın babası merak edip kaşıkları kimin yaptığın araştırmaya gider yanına şehrin kadısını da alır Dükkana varır,delikanlıyla konuşur sözün bir yerinde " doğrusu çok ustasın kaşıklara diyecek yok ,hele o üzerine yazdığın beyitler,o ne ateş,o ne yangın öyle,belli ki sevdalısın " der Delikanlı "sizden gizleyemem Paşam der Bu sevda yüzünden ne gecem ne gündüzüm belli  "Paşa kızın kim olduğunu sorar Delikanlı bilmediğini söyleyip olanları anlatınca Paşa şaşırır:
-"sizi başgöz etmek boynumun borcu olsun Kimin nesi olursa olsun,alacağım sana onu" der
Birlikte beklemeye başlarlar Derken kız dadısıyla görünür Delikanlı işaret edince Paşa kızın peçesini aniden kaldırıverir Bakar ki kendi kızı!  " Bir kızına bir de delikanlıya bakar ve "Tanrının yazısı böyleymiş yarından tezi yok düğün kurula" deyip iki sevdalıyı evlendirir
Tavus baba söylencesi
Konyanın meram bağları sırtlarında Tavus Baba adlı bir türbe vardır Burada yatanın kim olduğu ,nasıl yaşadığı bilinmemektedir Onunla ilgili söylence:
Bir gün şimdi türbenin bulunduğu yere hint diyarından çok güzel bir kadın gelip yerleşir Küçük kulübesinde rebab çalar sesi güzeldir Mevlevileri büyülemiştir Kimseler yüzünü göremez Rebabının eşsiz sesiyle tepenin eteklerinde sema edilir
Günün birinde birden ses kesilince hereks tepeye koşar Kulübede kırık bir rebababve bir yığın tavus tüyünden başka bir şey yoktur tüyler toplanır buraya bir türbe yapılır Adına da Tavus Baba türbesi denir Yörede incelemeelr yapan Gotdolevski göre Bektaşiler bu yabancı kadına ölümünden sonra Baba sanını vermiştir Bu yüzden Tavus Baba diye anılır
|
|
|
|