Yalnız Mesajı Göster

Osmaniye Genel Tanitimi

Eski 11-04-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Osmaniye Genel Tanitimi



Osmaniye Gezgin Gözüyle

Hierapolis Açıkhava Müzesi:Osmaniye İl merkezinin 12 km kuzeyindeki Ceyhan Nehrinin kuzeybatıya döndüğü kıvrımın içinde, Kesmeburun ile Bahçeköy arasında bulunan ovaya hakim olan bir kaya çıkıntısı üzerinde Bodrum Kalesi adını taşıyan 13 yy dan kalma bir kale yükselmektedir Osmaniye'den Cevdetiye, Kesmeburun üzerinden Karatepe-Aslantaş ören yerine ulaşan yolun doğusunda bulunan kalenin eteklerinden başlayarak kalıntıları çepeçevre birkaç km²'lik alanı kaplayan Kastabala Ören Yerini ilk kez 1875 yılında İngiliz diplomat EJ Davis ziyaret etmiş ve ayrıntılı olarak tanımlamıştır Kentin antik devirdeki diğer bir adının da Hierapolis olduğu ancak 1890 yılında İngiliz araştırmacı Th Bent tarafından burada bulunan antik yazıtlar sayesinde anlaşılmıştır Çeşitli uluslara mensup gezgin ve araştırmacıların Kastabala'nın anıtları, yazıtları ve sikkeleri hakkında 20 yy da yaptıkları araştırmalar sayesinde antik kent tarihinin karanlıkta kalan bazı noktalarını aydınlatmak mümkün olabilmektedir



Kilise

Antik yazarlardan Ptolemaeus ve Plinius ovalık Kilikya'nın antik kentleri arasında Kastabala'ya komşu kentler Anazarbos'tan sonra ve Epiphaneia'dan önce değinmişlerdir Coğrafyacı Strabo ise, Toros dağları üzerinde ikinci bir Kastabala bulunduğu yanılgısına düşmüştür

Anadolu dillerinden türetilmiş bir yer ismi olan Kastabala adının geçtiği en eski yazılı belge Kastabala'nın 20 km kadar kuzeyinde bulunan bahadırlı köyü civarında 1961 yılında bulunan Aramice bir sınır yazıtıdır MÖ 5 ve 4 yy da Anadolu'ya hakim olan Perslerin kullandığı resmi yazı olan bu metinde Pirvaşua adını da taşıyan Anadolu ana tanrıçası Kubaba'nın arazisinin bir kısmının da Kastabala'a ait olduğu belirtilmektedir Buradaki Kastabala ismiyle bir kentin mi yoksa bir arazinin mi kastedilmek istendiği kesin olarak anlaşılamamaktadır Kastabala ilk kez Seleukos krallarından IV Antiochos Epiphanes'in hakimiyet döneminde (MÖ 175-164) basılan sikkelerde Hierapolis adıyla anılmaktadır Antiochos kentte uzun zamandan beri tapınım gören "Perasia" ismindeki tanrıçanın tapınağından ötürü kente "Kutsal Şehir" adını vermiştir Perasia adı büyük bir olasılıkla yukarıda bahsedilen Arami yazıtında geçen ve kökleri geç Hitit dönemine uzanan Pirvaşua adından türetilmiştir Roma devrinde yaşamış olan Amasyalı tarihi coğrafya yazarı Strabo Perasia tanrıçasına tapınım törenleri sırasında gözlenen ilginç bir gelenekten söz etmektedir Strabo'ya göre tanrıçanın rahibeleri dini törenler sırasında çıplak ayakları ile korlaşmış kızgın kömürler üzerinden ayakları yanmadan yürümekteydiler Bu törenler Hindistan, Pasifik adaları, Orta İtalya ve Trakya'da bazı halk toplulukları arasında halen yapılmaktadır Kastabala sikkeleri üzerindeki Perasia tasvirleri ve Kastabala'da bulunan Perasia'ya sunulmuş olan adak yazıtları bu tanrıçanın kült merkezinin Kastabala'da olduğunu belgelemektedirler En önemli atribüsünün meşale olduğunu sikkelerden öğrendiğimiz Perasia yazıtlarda unvanı ile onurlandırılmaktadırStrabo'ya göre Perosia Kastabala'da Artemis ile özdeşleştirilmekteydi Antik Yunan tanrılar dünyasından tanıdığımız Artemis'in kökleri Hitit devrine kadar uzanan bir yerel Anadolu tanrıçası olan Persia ile özdeşleştirilmesi Anadolu'nun bir çok yerinde benzerleri görülen synkretimus olgusunun Çukurova'daki en dikkati çeken örneğidir Kastabala'da bulunmuş olan ve Roma imparatorluk devrinin başlarına tarihle nen vezinli bir yazıtta Perasia'ya , Selene, Demeter, Artemis, Aphrodite ve Hekate tanrıçalarının adlarıyla yakarışta bulunulması doğu ve batı din ve tanrılar dünyasının Kastabala'da Roma imparatorluk devrinde birbirleriyle kaynaştıklarını belgelemektedir



Anfi Tiyatro
Çukurova'nın doğusunda yer alan Hierapolis-Kastabala'nın Seleukos imparatorluğunun hakimiyeti altında bulunduğu MÖ IV yy sonu ile MÖ I yy ortaları arasındaki konumu hakkında antik kaynaklarda dikkate değer bir bilgiye rastlanmamaktadır MÖ I yy ortalarında Seleukos'ların tarih sahnesinden çekilip, bölgeye Roma devletinin hakim olmaya başladığı dönemde Hierapolis-Kastabala'nın tekrar tarih sahnesine çıktığı görülmektedir Bilindiği gibi MÖ 67 yılında ünlü Romalı komutan Cn Pompeius Magnus tarafından denizde ve karada kesin bir yenilgiye uğratılan Kilikya korsanlarının Doğu Kilikya'da sahil kentlerine ve sahille yakın yerlere iskan edilmeleriyle bölgenin tarihinde yeni bir dönem başlamış olduÖnceleri Kapadokya Kralı Archelaos'un denetimine verilen Kastabala ve diğer ovalık Kilikya kentlerinde Seleukos imparatorluğunun son yıllarında ortaya çıkan yönetim sorunlarının devam ettiği görüldü Bunun üzerine Romalılar bölgedeki iktidar boşluğunu önlemek için antik devirdeki adı Pyramos olan Ceyhan nehri havzasının denetimini Tarkondimotos ismindeki eski bir korsan önderine bıraktılar O dönemde bu bölgenin başşehri Hierapolis-Kastabala idi



Bodrum Kalesi-Kastabala (Hierapolis)

Tarkondimotos'tan beri ilk kez MÖ 51 yılında Cicero tarafından Romalıların dostu ve müttefiki olarak bahsedilmesine karşın, MÖ 64 yılı kışından beri ovalık Kilikyanın doğu kesimlerinin denetiminin elinde olduğu sanılmaktadır Babası olduğunu, Kastabala'da 1914 yılında bulunan bir onur yazıtından öğrendiğimiz Strato'ya ne antik kaynaklarda ne de yazıtlar ve sikkelerde bugüne değin kral olarak değinilmemesi nedeniyle Tarkondimotos'un kendi adıyla anılan yerel hanedanlığın kurucusu olduğu sanılmaktadır Kesin doğum yılı bilinmeyen Tarkondimotos'un, ovalık Kilikya'nın doğusundaki bazı yerel halk topluluklarının başındaki aşiret liderleri üzerinde kontrolü sağlayarak buranın hakimi olduğu anlaşılmaktadır Romalılar tarafından bölgenin lideri olarak tanınmasının nedenlerinin başında Strabo'nun bahsettiği kahramanlıklarından daha önemlisi Roma'nın güvenilir bir müttefiki olduğunu birçok kere kanıtlamış olmasıydı MÖ 64 yılı kışında Pompeius'un legatı Afranius'u, Lucullus'un Amanos dağlarına yerleştirmiş olduğu Arap kabilelerinin saldırıları sırasında desteklemesi ve MÖ 51 yılında Cicero'nun Kilikya eyalet valiliği sırasında Parthların Kilikya'yı istila etmek üzere yığınak yaptıklarını zamanında bildirmesi, Romalıların Tarkondimotos'un sadakatine inanmaları için yeterliydi Çünkü Anadolu ile Mezopotamya arasında anahtar konumunda olan Doğu Kilikya ve Amanos bölgesinin kontrolü, Romalılar için büyük stratejik önem taşımaktaydı Bunun için bölgede çok güvendikleri bir yerel güce gereksinimleri vardı Tarkondimotos daha önce korsan olmasına rağmen şimdi hem araziyi ve hem de Doğu Akdeniz ve Kilikya sahillerini iyi tanıdığından Romalıların hizmetinde onlara çok yararlı olmaktaydı Tarkondimotos'un kral unvanını alması Cicero'nun Kilikya eyalet valiliği görevinin bitiminden yaklaşık 10 yıl sonra gerçekleşecekti Zaten Cicero da Tarkondimitos'tan sadece Romalıların dostu ve müttefiki olarak bahsetmekte, ama kral unvanı olduğuna değinmemektedir Tarkondimotos'un, Pompeius ile Lulius Caesar arasındaki mücadele sürecinde Pompeius'un tarafını tuttuğunu ve onun donanmasının hazırlanması konusundaki en büyük yardımcısı olduğunu Cassius Dio'dan öğrenmekteyiz

Ancak Pompeius'un , Caesar tarafından MÖ 48 yılında Pharsalos savaşında yenilmesinden ve Mısır'da öldürülmesinden sonra, Pompeius'un taraftarlarına sadık kalmaya devam edeceği izlenimini uyandırıp onları tuzağa düşürüp, Caesar'a teslim ederek Caesar'ın güvenini kazanmaya ve bu sayede kendi konumunu kurtarmaya çalıştı hatta Lulius Caesar'a bağlılığını göstermek için kızına Lulia adını verdiği de bazı araştırmacılar tarafından öne sürülmektedir

Caesar'ın MÖ 44 yılının 15 Mart'ında öldürülmesinden sonra Caesar katilleri ile Marcus Antonius ve Octavian arasında çıkan savaşta, Philippi muharebesi öncesi Tarkondimotos'un Cassius'a askeri destek vermeyi reddettiğini, ancak Brutus'un kuvvet kullanması nedeniyle onun safında yer almak zorunda kaldığını Cassius Dio yazmaktadır MÖ 42 yılında Philippi de yapılan savaşta Caesar katillerinin yenilerek ortadan kaldırılmalarından sonra kurulan Trumvirat'ın Roma hakimiyet alanını paylaşımları sonucu Doğu Akdeniz ve dolayısıyla Kilikya Antonius'un kontrolüne bırakıldı

Antonius, denetiminde bulunan Doğu Akdeniz'in birçok yerinde olduğu gibi, Anadolu'nun ortasında ve doğusunda da büyük ve güçlü krallar yerine, başında Roma'nın güvenebileceği yerel önderlerin ya da rahiplerin bulunduğu prensliklerle bölgeyi denetim altında tutma politikasını tercih etmekteydi Bu politikaya uygun olarak ovalık Kilikya'yı elinde tutan Tarkondimotos daha önce Antonius'un düşmanı olan Caesar katillerinin yanında yer almaya zorlandığına Antonius'u ikna edebildiği için, MÖ 40 yılından itibaren Antonius'un müttefiki oldu ve Antonius Tarkondimotos'a elinde bulundurduğu araziyi yönetme izni verdi Bu dönemde Tarkondimotos, Roma'ya üstün hizmetlerde bulunmuş ve özellikle Antonius'a Parthlar ile yapılan savaşlar sırasında sadakatini çok belirgin bir şekilde göstermiş olmalıydı ki, kendisine Antonius tarafından kral unvanı verilmişti Tarkondimotos'un sikkelerinden öğrendiğimiz Philantonius unvanını da kullanmaya başlaması MÖ 40 ile 36 yılları arasındaki bu döneme rastlamaktadır Fakat tüm sadakatine rağmen Tarkondimotos, o zaman kadar elinde tuttuğu Elaiussa ve Korykos'u da kapsayan orta Kilikya sahilinin Antonius tarafından Kleopatra'ya hediye edilmesini kabullenmek zorunda kalmıştır

Antonius'un Octavian ile yaptığı Roma'nın tek hakimi olma savaşında Antonius'un tarafını tuttu Ancak MÖ 31 yılında yapılan ve Antonius'un kaybettiği Actium savaşı öncesi denizde Agrippa'nın gemileri ile meydana gelen bir çatışma sırasında komuta ettiği donanma birliklerinin başında öldü

Buraya kadar sunulan bilgilerin ışığında Tarkondimotos'un Seleukoslar imparatorluğunun yıkılmasından sonra Doğu Akdeniz'in diğer yerlerinde olduğu gibi ortaya çıkan iktidar boşluğunun Roma tarafından doldurulacağını zamanında gördüğünü ve bölgesinde yerel bir güç olamaya başlamasından beri politikasını Roma ile iyi ilişkiler kurulması üzerine oturttuğu, bu amaçla Roma'nın Doğu Akdeniz'deki yöneticilerine sadakatini göstermekten hiçbir zaman çekinmediği anlaşılmaktadır Tarkondimotos'un Pomprius, Cicero ve Caesar'a gösterdiği sadakat Antonius'a bağlılığını, Philantonius adını alarak göstermesiyle doruk noktasına ulaşmıştı Bu durumda alışılagelmiş olanı Philantonius yerine Philoromaios unvanını almasıydı Tarkondimotos böylece doğulu krallara özgü devletlerin başındaki kişilerin arasındaki iyi ilişkileri yeğlemekte olduğunu göstermektedir Ancak Tarkondimotos'un MÖ 64-31 arasındaki 33 yıllık yönetimine damgasını vuran en önemli unsurun Romalıların sadık müttefiki olmaya çalışmasına rağmen uyguladığı ya da uygulamak zorunda kaldığı salıncak politikası olduğunu görmekteyiz Kilikya'nın Seleukos imparatorluğunun hakimiyet alanından Roma imparatorluğunun hakimiyet alanına geçişi dönemine rastlayan MÖ 1 yyın bu en karışık döneminde, Anadolu ile Suriye arasında, o zamanın iki büyük dünya gücü olma iddiasıyla birbirlerine acımasızca düşmanlık besleyen Parthlar ile Romalıların arasında yok olmamak için Tarkondimotos'tan başka bir politika izlemesi de beklenemezdi Ancak burada dikkati çeken husus Tarkondimotos'un sadakatini sunduğu Romalıların daima onların konumlarına göz diken rakipleri tarafından yenilenler ya da öldürülenler olmalarıydı Bunun ötesinde Tarkondimotos sadakatini gösterdiği Romalıları onların ilk başarısızlıklarında terk etmemiş, ölümlerine kadar onları desteklemiş ve sonunda kendi de Antonius'a olan bağlılığı nedeniyle bu yolda hayatını kaybetmiştir



Bodrum Kalesi

Tarkondimotos'un hayattaki oğlu Tarkondimotos Philopator, Actium savaşından hemen sonra derhal Octavian'ın tarafına geçtiğini belirtmesine ve bunu kanıtlamak içinde Antonius taraftarı gladyatörlerin Kyzikos'tan Alexadreia'ya yürüyüşlerini Kilikya'da engellemesine rağmen, savaşın galibi Octavian, Actium savaşından sonra Tarkondimotos'un oğlu Tarkondimotos Philopator'u azletti ve ona babasının denetiminde olan bölgeyi yönetme hakkını on yıl süreyle tanımadı Ancak doğuda Parthlardan herhangi bir saldırı gelmeyeceğine inandığında MÖ 20 yılında Tarkondimotos'un oğlu Tarkondimotos'a II Tarkondimotos Philopator adıyla sadece babasının 31 yılında ölümünden hemen önce elinde tuttuğu araziyi yeniden kontrolü altında bulundurma hakkı tanıdı Bunda II Tarkondimotos Philopator'un Romalılara sadakatini on yıllık süre içinde çok etkin bir şekilde göstermiş olması da rol oynamış olmalıydı Ancak babasından Antonius'un alıp Kleopatra'ya hediye ettiği orta Kilikya sahil şeridini Augustos Kappadokia kralı Archelaos'a verdi Böylece II Tarkondimotos'un elindeki bölge sadece ovalık Kilikya'nın iç bölgesinde kalan, denizle ilişkisi kesilmiş Romalılar ile Parthlar arasında büyük bir önem taşımayan tampon bir yerel krallık konumuna indirgenmişti MÖ 19 yılında Octavian, yeni dünya düzeninin yöneticisi olarak Kilikya Pedias'ı ziyaret etti ve bu ziyaret sırasında Anazarbos'a Kaisareia adını vererek yeniden kurdu Böylece Tarkondimotos hanedanının başşehri olan Kastabala'nın yanında bölgede ikinci bir merkez oluşmaya başladı Bu durum zaman içinde Kastabala'nın Çukurova'nın doğusunda dini yönü ağır basan bir kent, Anazarbos'un ise siyasi nitelikli bir metropol olması sürecini başlattı

Tarkondimotos hanedanı hakkında antik kaynaklar ve yazıtların verdikleri bilgiler çok sınırlıdır Tarkonodimotos'un eşinin adı bilinmemektedir Kastabala'da yine 1914 yılında bulunan bir başka onur yazıtından öğrendiğimize göre Tarkondimotos'un en büyük oğlu Laios adını taşımaktaydı Antik kaynaklarda ve sikkelerde adının geçmemesi nedeniyle Laios'un Actium savaşından önce ölmüş olabileceği anlaşılmaktadır Aynı yazıttan Tarkondimotos'un Lulia adında bir de kızı olduğunu öğrenmekteyiz II Tarkondimotos Philopator'un Anazarbos'ta bulunan bir heykel kaidesi üzerindeki yazıtta kral olarak onurlandırılması Anazarbos'un Tarkondimotos'un kontrolü altındaki bölgede bulunma olasılığını kuvvetlendirmektedir Anazarbos'ta 1984 yılında şehrin güneyindeki bir su kanalı kazısı sırasında bulunan mermerden erkek portre başının kral II Tarkondimotos Philopator'a ait olabileceğine Ramazan ÖZGAN kuvvetli bir ihtimal olarak değinmiştiHem bu portre baş ve hem de heykel kaidesi herhalde Anazarbos'un MÖ 19 yılında Octavian tarafından ziyaret edilmesi sırasında veya bu ziyaretin hemen ertesinde II Tarkondimotos Philopator'un Augustos tarafından kral olarak onaylanmasını kutlamak amacıyla diktirilmiş olmalıydılar



Bodrum Kalesi

II Tarkondimotos'un ne zaman öldüğü ve hanedanın daha sonraki akıbeti bilinmemektedir Sadece Tacitus, yıllıklarında MS 17 yılında Philopator isminde Kilikyalı bir soylunun öldüğünden bahseder Tarkondimotos Philopator'un MS 17 yılında ölümünden sonra yönetiminde bulunan topraklar, Tacitus'un da belirttiği gibi yöre halkının arzusu doğrultusunda, imparator Tiberius döneminde Germanicus tarafından Suriye eyaletine dahil edildi MS 38 yılından Caligula, Tarkondimotos'un arazisini Suriye eyaletinden ayırarak Roma'da beraber büyüdüğü çocukluk arkadaşı Kommagene kralı IV Antiochos'a verdi IV Antiochos bu bölgeyi MS 72 yılına kadar kısa aralıklarla kontrolü altında tuttuİmparator Vespasian MS 72 yılından itibaren yeniden kurduğu Kilikya eyaletinin sınırları içine bu bölgeyi de dahil ettiBöylece bir yüzyıla yakın bir süre Tarkondimotos'un yönetiminde kalan ovalık Kilikya'nın doğusu MS 260 yılına kadar aralıksız sürecek Roma imparatorluk yönetimine girmiş oldu

Tarkondimotos'un denetiminde bölgenin genişliği hakkında kesin bilgiler yoktur Ancak başkenti Hierapolis-Kastabala'da bulunan bir yazıtta Toparch olarak onurlandırılması Tarkondimotos'un kontrolündeki bölgenin Seleukoslar devrindeki yerel yönetim birimlerinden Toparchia'lardan birinin devamı olabileceği ihtimalini akla getirmektedir Tarkondimotos'un yönetim organizasyonu Hellenistik devir krallıklarını yönetimlerinden esinlenerek oluşturulmuştu Kastabala'da bulunan bir diğer yazıtta değinilen şehrin en büyük memuru, komutanı ve kentin arazisinin muhafızlarının ve kraliyet birliklerinin komutanı unvanları Kastabala'nın bağımsız bir şehir konumunda olduğunu ama kraliyet kurumlarının denetiminde bulunduğunu göstermektedir Aynı yazıttan ayrı ayrı yönetim birimleri olduklarını ve bunların tıpkı Hellenistik krallıklarda olduğu gibi, bugün başbakan ile karşılaştırabilecek tek bir yüksek memur tarafından yönetildiğini öğrenmekteyiz

Güneyde Pyramos üzerindeki en önemli antik kentlerden biri olan Mopsuhestia, Pyramos'un denize döküldüğü yerde bulunan Kilikya'nın en eski kentlerinden Mallos ve onun kutsal alanı Magarsos ile bunların doğusundaki Kilikya'nın en büyük limanı olan Aigeai ve daha doğudaki Epiphaneia antik kentinin Tarkondimotos'un kontrolündeki arazide bulunduğu sanılmaktadır Cicero'nun Amanoslar da yaptığı askeri operasyonlar sırasında Epiphaneia antik kenti yakınlarında karargahını kurması bu bölgenin Romalılar için güvenilir olduğu varsayımını kuvvetlendirmektedir Tarkondimotos'un Elaiussa-Sebaste ve Korykos'a kadar tüm sahil şeridini denetiminde tuttuğuna dair Cassius Dio, Lucan ve Strabo'ya dayanarak yapılan yorumlar şimdilik başka belgelerle desteklenerek kesinlik kazanmamıştır Batıda büyük bir olasılıkla Anazarbos ve batısındaki Saros'a kadar uzanan arazi Tarkondimotos'un denetimindeydi

Doğuda ise Toros ve Amanos dağ silsilelerinin birleştiği arazinin Tarkondimotos'un kontrolünde olması kuvvetle muhtemeldir Tarkodimotos'un arazisinin kuzeyde en azından ovayı çevreleyen Toros dağlarının güney yamaçlarına kadar yayılmış olabileceği bu bölgede yaptığımız incelemeler sırasında saptadığımız bir epigrafik buluntu sayesinde belgelenebilmektedir Söz konusu epigrafik buluntu Kozan ilçesinin kuzey doğusunda Uzunoğlan Tepesi üzerindeki tapınağın hemen yanında bulunan bir ortaçağ yapısında devşirme malzeme olarak kullanılır durumda bulunan bir onur yazıtıdır Yazıtta kral Tarkondimotos Philopator onurlandırılmaktadır

Burada kısaca değinilen yazıtların verdiği bilgiler ile antik kaynakların değerlendirilmesi sonucunda Tarkondimotos'un ve oğlu II Tarkondimotos Philopator'un en azından Çukurova'nın doğu ve kuzeydoğu bölgesinde Kastabala ve Anazarbos antik kentlerini de içine alan Pyramos havzasını yaklaşık 80 yıl süreyle yönettikleri anlaşılmaktadır



Çukurova ve dolayısıyla Hierapolis-Kastabala'nın Roma hakimiyetine girmesiyle bölgenin Seleukos imparatorluğunun son yıllarında ve Tarkondimotos hanedanı döneminde yaşadığı belirsizlik ve bunun getirdiği sosyal ve ekonomik sıkıntılar sona ermişti Bölgede gerçekleştirilen büyük yapı faaliyeti de bunu göstermektedir Daha sonraki yüzyıllarda Roma imparatorlarından Traian, Hadrian ve Caracalla Kastabala'yı ziyaret etmişler ve bu ziyaretleri sırasında kent halkı tarafından heykelleri dikilerek onurlandırılmışlardır MS 3 yy da Roma imparatorluğunun doğu sınırında huzursuzluğunun artması üzerine bölgeden doğuya giden çok sayıda Roma askeri birliği geçmiştir Kent imparator Valerian döneminde Hierapolis-Kastabala ya da Pyramos kenarındaki Hierapolis adıyla da anılmaktaydı MS 260 yılında Sasani kralı I Hapur tarafından fethedildi Erken Bizans devrinde Kastabala'lı akrobatların ün saldığı bilinmektedir 380 yılında Bizans imparatorluğuna başkaldıran Isaurialı Balbinos tarafından fethedilen kent, 5 yy başlarında kurulan Cilicia Secunda eyaletinin başkenti olan Anazarbos'a bağlandı Kent 431'de Efes'te yapılan konsüle Hesychius ismindeki temsilcisiyle, 451 yılında Kadıköy'de yapılan konsüle Paregorios isimli temsilcisiyle katıldı 524 yılında Kastabala'nın yaklaşık 30 km kuzey batısında bulunan Anazarbos'ta büyük tahribata yol açan depremin Kastabala'yı da etkilemiş olduğu kesindir İmparator Justin döneminde meydana gelen bu depremden sonra, 561 yılında imparator Justinian zamanında ikinci bir büyük deprem daha Çukurova'daki şehirleri yerle bir etti ve depremin hemen sonrasında başlayan veba salgını Çukurova'dan Amik ovasına kadar yayılarak Antakya'da dahil olmak üzere tüm şehirlerde ve kırsal alanda büyük can kayıplarına neden oldu Orta ve geç Bizans dönemlerinde giderek önemini kaybeden Kastabala Haçlı seferlerinin yıkımından sonra kendini bir daha toparlayamamış ve kısa bir süre sonra tamamen terkedilmiştir

Bugün Kastabala ören yerinde görülen kalıntılar tamamen Roma devrinden kalmadır Diğer Çukurova kentlerinde olduğu gibi Kastabala'da da MS 2yy sonu ve 3 yy başlarında artan doğu seferleri nedeniyle doğu cephesine sevk edilen Roma lejyonları ekonomik ve sosyal sorunlara neden olmaktaydılar Kentlerin bu sorunlarla baş edebilmelerini sağlamak amacıyla imparatorlar ovalık Kilikya kentlerinde yoğun imar faaliyetine girişmişler ve bu kentlere kendi adlarıyla anılan birçok oyun düzenlenmesi ayrıcalığını tanımışlardır özellikle Septimius Severus tarafından ve daha sonra Severus hanedanı tanrından uygulanan imar politikasının ürünleri Hierapolis-Kastabala'nın ayakta kalan yapı kalıntılarında bugün halen izlenebilmektedir

Kastabala'nın oldukça iyi durumda günümüze ulaşan antik yapı kalıntıları arasında en önemlisi hiç şüphesiz sütunlu caddesidir Kastabala'yı Karatepe-Aslantaş'a bağlayan asfalt yoldan yaklaşık 300 m uzunluğundaki sütunlu caddenin bir kısmı görülmektedir Bu cadde üzerine kalenin üzerinde bulunduğu kayalığın yanından geçip asıl iskan bölgesini oluşturan ve doğu-batı yönünde uzanan vadiye iner



Tonoslu Kapı

Kent merkezi; batıda sütunlu caddenin başladığı yerde bulunduğu sanılan bir kapı tarafından sınırlanmaktadır Güneyde, doğuda ve kuzeyde kentin kurulu olduğu vadiyi çevreleyen tepeler, kent merkezini sınırlamaktaydılar Kent merkezinin ortasındaki sütunlu cadde batıdan doğuya arazinin eğimine uygun olarak yükselerek üzerinde birkaç tonozun görüldüğü bir yapı kalıntısının bulunduğu bölgenin kuzeyinden geçerek Propylon olduğu sanılan bir anıtsal kapıya ulaşmaktadır Bu kapı kalıntılarının güneybatısında bulunan ve büyük bir yapıya ait olan mermer mimari parçalar bu tonozların büyük bir yapının altyapısı olduğu izlenimini vermektedir 1890 yılında Kastabala'yı ziyareti sırasında Th Bnet sözü edilen buluntuları bugünkünden çok daha iyi durumda görmüş ve burayı bugüne kadar yeri kesin olarak belirlenememiş olan Artemis Perasia tapınağının yeri olarak önermiştir Bu alanın hemen batısında bulunan kuzey kilisesinde devşirme malzeme olarak kullanılmış olan Roma imparatorluk devri mimari parçaları dikkate alındığında burada büyük bir Roma devri yapısının bulunduğu anlaşılmaktadır Propylon'dan geçtikten sonra doğuya yönelen sütunlu cadde bir terasa ulaşmaktadır Terasın üzerinde bulunan adak yazıtları nedeniyle bazı araştırmacılar kentin ana tanrıçası Artemis Perasia tapınağının burada aranması gerektiğini önermektedirler Bu terasın hemen altında doğu-batı yönünde kentin Stadion'u uzanmaktadır Bu Stadion'un doğu ucu bir istinat duvarı ile sınırlanmakta olup batı ucunda kentin tiyatrosu bulunmaktadır Tiyatronun güneyinde hamam kalıntıları görülmektedir Stadion, tiyatro ve hamamın birbirlerine çok yakın bulunduğu bu alan kentin günlük hayatının merkeziydi Artemis Perasia kültü ile ilişkili dini törenlerin yapıldığı ve komşu kentlerin sporcularının da katıldığı çeşitli oyunların oynandığı Stadion, Artemis Perasia kutsal alanı ile doğrudan bağlantılı olmalıydı

Şehrin güneybatı kesiminde görülen sütun gövdelerinin oluşturduğu sütun dizisi bazı araştırmacılar tarafından agora, bazıları tarafından da ikinci bir sütunlu cadde olarak tanımlanmaktadır Kentin, güney, kuzey ve batısında çok sayıda mezar yapıları ve kaya mezarları görülmektedir Kalenin bulunduğu kayalığın kuzey yamacında ulaşım kolaylığı sağlamak ve kalenin savunulmasını kolaylaştırmak amacıyla bir kaya kesiği açılmıştır Ayrıca MS 6 yyın ilk yarısına tarihlenen iki kilise dikkati çekmektedir Bunlardan kuzeydeki sütunlu caddenin hemen yanında inşa edilmiş olup, yapımında Roma imparatorluk devri yapılarından sökülen mimari parçalar kullanılmıştır Her iki kiliseyi de ayrıntılı olarak inceleyen O Feld bunları 6 yyın ilk yarısına tarihlemektedir Kiliselerde erken Bizans devrinde Suriye'de yapılmış olan kiliselerin mimari özellikleri görülmektedir

Kentin su ihtiyacı Ceyhan nehrinin doğu yakasında bulunan Düziçi ilçesine bağlı Karagedik köyü civarındaki kaynaktan açık kaynaklarla getirilen suyun Nergis mahallesi civarında Ceyhan nehri üzerine inşa edilmiş bulunan sukemerleri üzerinde basınçlı su nakline yarayan taştan kapalı borular içinde Ceyhan nehri vadisinden taşınarak kente getirilmesiyle karşılanıyordu

Kastabala'da bulunan yazıtlar ve sikkeler kentte Artemis Perasia'nın yanı sıra, Asklepios ve Hygieia, Helios, Theos Pyretos gibi tanrıçaların da tapınım gördükleri belgelemektedir Ayrıca ölmüş ve hayatta olan imparatorlar için diktirilmiş olan yazıtlı yuvarlak sunaklar Kastabala'da Roma imparator kültünün varlığını belgelemektedir Kastabala'da bulunan yazıtlarda imparatorlar Caracalla, III Gordian'nın yanı sıra Marcus Aurelius'un karısı Faustina'da Nea Hera olarak onurlandırılmaktadır

Yukarıda anlatılan tüm yapı kalıntıları ile Kastabala bugün bir arkeolojik ve doğal park olabilecek özellikleri taşımaktadır 1994 yılında antik kentin içinden güney kilisesi ve sütunlu caddeyi tahrip olmasına yol açacak şekilde geçirilmek istenen birkaç metre genişliğindeki su kanalı kentin güney sınırında tahribata yol açmaya başladığı sırada fark edilerek ilgili makamların zamanında müdahalesi ile kentin batı kenarından beton taşıyıcı elemanlar üzerinde geçirilerek, tahribat en alt düzeyde tutulmaya çalışılmıştır

Kastabala harabelerinin içerdiği önemli tarihi ve arkeolojik anıtların her türlü tahribattan özenle korunması, yol gösterici ve açıklayıcı levhalar ile kolayca gezilir hale getirilmeleri halinde, yeni kurulan Osmaniye ilimizin bu güzide antik kenti Karatepe-Aslantaş, Kadirli-Flaviopolis ve Dilekkaya-Anazarbos ile birlikte Çukurova'nın doğusunda mutlaka ziyaret edilmesi gereken ören yerleri konumuna kavuşacaktır



Aslantaş Hitit Kalesi: Karatepe-Aslantaş; Kadirli İlçesi sınırlarında MÖ 8 yüzyılda, yani Geç Hitit Çağında, kendisini Adana Ovası hükümdarı olarak tanıtan Asativatas tarafından, kuzeydeki vahşi kavimlere karşı bir sınır kalesi olarak kurulmuş, Asativadaya diye adlandırılmıştır Kalenin batısında, güney ovalardan Orta Anadolu yaylasına geçit veren bir kervan yolu, doğusunda Ceyhan Irmağı (Pyramos), bugün ise Aslantaş baraj gölü yer almaktadır Yüksek kulelerle donatılmış T-biçimli anıtsal iki kapı binası kale içine açılıyordu
İki kule arasından, üstü açık bir geçitten sonra bir eşiğin arkasında bazalttan mil yatakları içinde dönen anıtsal ahşap bir kapı aşılarak bir sahanlığa, bunun yanında iki yan odaya, gene sahanlıktan da kale içine giriliyordu Güneybatı kapı binasının iç tarafındaki kutsal alanda çifte boğa kaidesi üstünde Fırtına Tanrısının boy heykeli yer alıyordu Kapı binalarının iç duvarları bazalt bloklara işlenmiş arslanlar, sfenksler, yazıtlar ile günün inanç ve yaşayışını sergileyen kabartmalardan oluşan duvar kaplamaları ile donatılmıştır Bugüne kadar bilinen Fenike ve Hiyelogrif (Luvca) yazı sistemlerindeki en uzun çift dilli metin birer kere her iki kapı binasına; Fenikece 3 bir örneği de kutsal heykel üzerine işlenmiştir



Böylelikle, Fenike metninin okunabilmesi sayesinde, henüz tam anlamıyla çözümlenmemiş olan, Anadoluda MÖ2bin yılının başlarına kadar geri giden hiyerogliflerin nihai çözümüne olanak sağlayan bir anahtar ele geçmiş oldu İşte bu yüzdendir ki Karatepe-Aslantaş yazıtları Mısır hiyerogliflerinin okunmasını sağlayan ünlü Rosetta taşına benzetilmiş, uluslararası bir üne kavuşmuştur MÖ 2 bin yılda Anadoluya hakim olan, başkenti bugünkü Boğazköy (tarihsel Hattuşaş) olan Hitit İmparatorluğu MÖ 1200 yıllarında "deniz kavimleri" baskını sonucunda parçalanıp dağıldıktan sonra, Torosların güneyinde Malatya, Sakçagözü, Maraş, Kargamış, Zincirli gibi bazı krallıklar kurulmuş, bunlar daha sonra, çeşitli aşamalarda Asurluların eline geçmiş yağmalanmışlardır Asativatasın hükümdarlığı işte bu döneme rastlar Kurduğu kale de büyük olasılıkla Asurlular tarafından MÖ 720 sıralarında Salmanasar V, ya da MÖ 680 yıllarında Asarhaddon tarafından yakılıp yıkılmış ve terkedilmiştir
Çardak Kalesi: Osmaniyenin doğusunda ve 6 kmlik uzaklıktadır Kale, Çardak köyünün üst tarafında 200 metrelik sarp bir tepe üzerindedir Çardak köyünden yaya olarak gidilebilir Kale, dikdörtgen biçiminde ve 10 burçludur Romalılardan kalma bir kaledir
Düziçi ilçesine 22 km uzaklıkta, Ceyhan ırmağının kenarındadır Belediye ve mücavir alan sınırları dışındadır

Kaynak, doğal çıkışlıdır 25 lt/sn akım değerine 3542 banyo/ kişi / gün ve termal yatak arz kapasitesine sahiptir Termal suyun artışı ve korunması için özel bir teknikle kaptaj ve sondaj gereği vardır

Kaplıca sahasında PTT, elektrik, içme suyu vardır Bu kaplıcada sadece küvet ve havuz banyo uygulaması yapılmaktadır

Vasıflı konaklama ve yan tesisler geliştirilmemiştir 115 oda vasıfsız yatak mevcuttur Yatırım bazında ön çalışmalar devam etmektedir Kaplıca suyunun kullanma hakkı İl Özel İdaresine aittir Özellikle Arap ülkelerine dönük bir "Kaplıca merkezi" olarak geliştirilmesi hedef alınmıştır

Hemite Kalesi(Gökçeadam Köyü)



Ceyhan Nehri kenarında aynı adı taşıyan köydedir Ne zaman yapıldığı bilinmemektedir Osmaniye'nin 20 km kuzey batısında bulunan Hemite kalesi, il merkezine asfalt yol ile bağlıdır Yılan kale ve Toprakkale gibi iki ünlü kalenin görüş ve kontrol alanı içerisindedir İkişer katlı 20 burçtan ibaret surlar 8-10 metre yükseklikte ve 1500 metre uzunluğundadır Romalılardan kalan tiyatro, tapınak ve hamam dış surların içindedir

Kaypak (Savranda) Kalesi



Osmaniye'nin doğusunda, Kaypak yolu üzerinde 30 km'lik asfalt yol ile bağlıdır Kalecik barajının yanında yer almaktadır Kalenin çevresi 800 metredir Dikdörtgen biçiminde olup surları 7-10 metre, burçları ise 8-10 metre yüksekliktedir 12 burcu ve kulesi vardır Kale Romalılardan kalmadır Osmaniye'den Gaziantep' e giden transit yolun 30 kmden sağa sapıp Kaypak bucağına giderken yolun kenarında tatlı bir eğimle akan Kaypak çayının güney sırtlarında inşa edilen kalenin çevresi 800 metre kadardır Araziye uydurularak dikdörtgen biçimde kurulmuştur Güneydoğu, kuzey ve batı yönlerini Kaypak çayının keskin yamaçlarına, doğusunu sert kalkerli kayaların dikleşen böğrüne dayayarak o taraflardan gelecek tehlikeleri bu şekildeki tabii setrelerle önlemiş bulunmaktadır Bütün gücünü güneydeki bir noktaya veren Savranda kalesi bu yöndeki sur ve burçları aşılması güç denecek derecede yükseltilmiştir Bu sebeple kaleye açık bulunan tek kapısından girilir Tabandan itibaren kayalar üzerinden oyulan merdivenler bu kapıya kadar yükselir Etrafında müdafaa suru veya hendeği yoktur Kale içerisindeki düzlük çam ağaçları ile kaplıdır Kale meydanında su sarnıçları, bina kalıntıları vardır Güneyden kuzeye doğru girişin devamı olan ince bir yol uzanır Kuzeye bakan surun dibinde 2 metre tabii setreli bir geçit, Kaypak çayına kadar iner Burçların içleri boş, ikişer katlıdır

Hepsinin altından kale meydanına açılan kapılar bulunmaktadır Surun üzerinden geçen yol, burçları birbirine bağlamıştır Çamların arasından fışkırırcasına yükselen kale, tabiat güzellikleri ortasında görülmeye değer bir durumdadır Ortaçağ kalelerindendir Bir çok defa yenilenmiştir

Toprakkale Kalesi

Kale MÖ 312-64 yılları arasında Selevkoslar (Selefküsler) tarafından 75 m yükseklikteki yığma bir tepe üzerinde kurulmuştur Abbasiler döneminde Harun Reşit in Çukurovayı fethinde (786) siyah taş kullanılarak yeniden yapılmıştır

İskenderun-Osmaniye yol kavşağında bulunan kaleye Abbasiler “Al-Kenisat-Tüs Savda” (Kara Kilise), Hamdaniler (1Oyy) “Tel-Hamdün” adını vermişlerdir Kaledeki beyaz taş dekorasyon ve yuvarlak formlu mazgal delikleri Memluk dönemi mimarisi üslubundadır Kale 1517den sonra Osmanlı döneminde bir süre kışla olarak kullanılmış ve terk edilmiştir Osmanlıların “Kınık Kalesi” dedikleri Toprakkale; Çardak, Bodrum Kalesi, Hemite, Anavarza ve Tumlu Kalelerinin görüş ve kontrol alanı içerisindedir Çevresi dış sunana çevrili olup 12 burcu vardır Yuvarlak burçiarı kalın sunana birbirine bağlanmıştır

Osmaniyeye 7 km asfalt yolla bağlı olan Toprakkale 1966 yılında restore edilmiş ve çevresi ağaçlandırılmıştır

Toprakkale Kalesinin kuzeyinde, Adana yolu üzerinde eski Kınık Şehri (Örenşar) mevcuttur
Diğer Kaleler
Kötü Kale : Gebeli mahallesinde, doğuda 1 km uzaklıktadır
Dereobası Kalesi : Dereobası köyü merkezinde, güneyinde küçük bir kale ve doğusunda ikinci bir kale vardır
Mitisin Kalesi : Zorkun merkezine yaklaşık 2 km uzaklıkta ve kuzeydedir Mitisin yay lasından sonra yürüyerek gidilir
Fenk Kalesi : Zorkun yolunda, Olukbaşı yaylasını geçince, sol tarafta yaklaşık 3 Km uzaklıktadır Her türlü araçla gidilebilir
Karakışla Kalesi : Osmaniye şehrinin güneydoğusunda,eski Hurma köy yerine 6 Km uzak- lıktadır
Kırıklı Kalesi : Osmaniye merkezinin doğusunda ve Kırıklı köyünde

Alıntı Yaparak Cevapla