|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmaniye Genel Tanitimi
Osmaniye Açık Hava Müzeleri
Karatepe-Aslantaş Açıkhava Müzesi (Kadirli)

Osmaniye, Kadirli ilçesi sınırları içerisinde bulunan MÖ VIII yüzyılda, Geç Hitit Çağında Hitit Kralı Asivatas tarafından kuzeyden gelecek saldırılara karşı bir sınır kalesi olarak kurdurduğu Asitivada (Aslanta-Karatepe) Kalesinin çevresi günümüzde Açıkhava Müzesidir Karatepe Adananın yaklaşık 100 km kuzeydoğusunda, Kadirli ilçesinin 25 km güneydoğusunda olup, Ceyhan Nehrinden de 22 m yüksekliğinde, doğal bir tepenin üzerindedir Çukurovayı sınırlayan Toros Dağlarının eteklerinde Ceyhan Nehrinin her iki kıyısında yer alan ve strateji yönünden de müstahkem bir mevki olan Karatepe, aynı zamanda Akyol denilen eski bir kervan yoluna da hâkimdir Günümüzde doğusunda Aslantaş Baraj Gölü bulunmaktadır
Karatepe, 1946 yılına kadar bilinmeyen bir yer iken, Saimbeyliden koyun otlatmaya gelen çobanlarca tesadüfen bulunmuş ve öğretmen Ekrem Kuşçu tarafından Adana Müzesi Müdürü Naci Kuma bildirilmiştir 1946 yılında Alman arkeolog Prof Dr H Th Bossert başkanlığında kazı çalışmalarına başlanmıştır Halen bu çalışmalar Prof Dr Halet Çambel tarafından yürütülmektedir

Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesinin bulunduğu yer, Anadoludaki diğer ören yerlerinden çok farklıdır Burası, Aslantaş Barajının yapılmasıyla üç tarafı baraj golüyle çevrili olup, baraj gölü ve Andırın Ovasına hakim bir tepede bulunmaktadır Müze, bir yarımada şeklindeki burun üzerinde ve etrafı ormanlarla kaplıdır Karatepe, Çukurovayı Andırın-Göksun üzerinden İç Anadoluya bağlayan ve “Akyol” (Ağ-yol-Kocayol) diye anılan tarihi kervan yolunun üzerindedir Bu yol; Hititlerden önce, Hititler döneminde ve Haçlı Seferleri sırasında kullanılmıştır Yakın zamanlara kadar Yörüklerin göç yolu da olmuştur
Yerli halk, aslan heykellerinden dolayı buraya “Aslantaş” demektedir Fakat ülkemizin diğer yerlerinde de pek çok Aslantaş vardır Diğerlerinden ayırt edilmesi için, örenyerine en yakın topografik noktanın “Karatepe” olmasından dolayı buraya “Karatepe-Aslantaş” denmesi daha uygun görülmüştür

Kurucusundan dolayı Asativadaya adını alan bu yer, M Ö 725-720 tarihlerinde Asur kralı 5 Salamonsor veya M Ö 680 yılında Asarhaddon tarafından ele geçirilmiş, yakılıp, yıkılmıştır Yıkılan kale sur duvarlarının kalınlığı 2-4 m genişliğinde, kalenin iç ve dış duvarları ise 4 ile 6 metre yüksekliğindedir Kuru, harçsız yapılan çift duvar arasındaki boşluk taş, moloz ve toprakla doldurulmuştur Kalenin doğu-batı çapı 196 metre, kuzey- güney çapı ise 376 metredir Kale, 18-20 m aralıklarla tespit edilebilen 28, tespit edilemeyen 6 olmak üzere 34 adet dikdörtgen burçlarla desteklenmiştir
Tepenin zirvesinde, saray olduğu tahmin edilen iki tane yanmış bina harabesi ve erzak kuyuları bulunmaktadır Kalenin, biri güney-batısında, diğeri kuzey-doğusunda olmak üzere iki kapısı bulunmaktadır Güney-batısındaki giriş kapısında kırık parçalarla ekli iki aslan heykeli vardır Sağ ve sol yan odacıklarda esmer ve açık sarı, sert taneli bazalt taş bloklar üzerinde duvar kaplaması niteliğinde, o günün inanç ve yaşayışını sergileyen çeşitli figür rölyefleri (taş kabartmalar) ve aynı metin olmak üzere, karşılıklı Finike (çivi) ve Hitit hiyeroglif yazıları bulunmaktadır Kapı içinde ise yaklaşık üç metre boyunda Fırtına Tanrısının heykeli bulunmaktadır Kuzeydoğu kapısında insan başlı, aslan gövdeli, karşılıklı iki sfenks vardır Sağ ve sol odacıklarda Güneş Tanrısı rölyefi ve diğer çeşitli rölyefler ile karşılıklı aynı metin olmak üzere, Çivi yazılı ve Hitit hiyeroglif yazıları bulunmaktadır

Kale kapılarının iç duvarları bazalt bloklara işlenmiş arslanlar, sfenksler, yazıtlar ile günün inanç ve yaşayışını sergileyen kabartmalardan oluşan duvar kaplamaları ile kaplanmıştır
Bugüne kadar bilinen Fenike ve Hiyelogrif (Luvca) yazı sistemlerindeki en uzun çift dilli metin birer kere her iki kapı binasına; Fenikece 3 bir örneği de kutsal heykel üzerine işlenmiştir Böylelikle, Fenike metninin okunabilmesi sayesinde, henüz tam anlamıyla çözümlenmemiş olan, Anadolu'da MÖ 2000in başlarına kadar geri giden hiyerogliflerin çözümüne olanak sağlayan bir anahtar ele geçmiş oldu İşte bu yüzdendir ki Karatepe-Aslantaş yazıtları Mısır hiyerogliflerinin okunmasını sağlayan ünlü Rosetta taşına benzetilmiş, uluslararası bir üne kavuşmuştur
MÖ 2000de Anadolu'ya hâkim olan, başkenti bugünkü Boğazköy (Hattuşaş) olan Hitit İmparatorluğu MÖ 1200 yıllarında “Deniz Kavimleri” baskını sonucunda parçalanıp dağıldıktan sonra, Torosların güneyinde Malatya, Sakçagözü, Maraş, Kargamış, Zincirli gibi bazı krallıklar kurulmuş, bunlar daha sonra, çeşitli aşamalarda Asurluların eline geçmiş yağmalanmışlardır Asativatas'ın hükümdarlığı bu döneme rastlamaktadır Kurduğu kale de büyük olasılıkla Asurlular tarafından MÖ 720 sıralarında Salmanasar V , ya da MÖ 680 yıllarında Asarhaddon tarafından yakılıp yıkılmış ve terkedilmiştir

Karatepe kabartmalarında günlük yaşamdan alınma sahnelerin yanı sıra dinsel ve mitolojik sahnelere de yer verilmiştir Kale kapılarındaki arslan ve sfenksler, kabartma olarak işlenmiş boğa başlı insanlar, kartal başlı demonlar, cinler, boğa üzerinde Tanrı tasviri, bir elinde kuş, bir elinde tavşan tutan kırların koruyucu Tanrısı bunların başında gelmektedir Ayrıca kabartmalar arasında savaş sahneleri, karada ve suda avlanan avcılar, müzik ve oyun sahneleri peş peşe sıralanmıştır
Karatepe kitabeleri arasında, Kral Asativatasın sözlerini içeren kitabe de bulunmakta olup, bu kitabe arkeolojide Asitavatasın Seslenişi olarak tanımlanmaktadır:
”Ben gerçekten Asativatas'ım,
Güneşimin adamı, Fırtına Tanrısı'nın kulu,
Avariku'sun büyük kıldığı, Adanava hükümdarı
Beni Fırtına Tanrısı Adanava kentine ana ve baba yaptı ve Adanava kentini ben geliştirdim
Ve Adanava ülkesini genişlettim, hem gün batısına, hem de gün doğusuna doğru
Ve benim günümde Adanava kentine refah,
Tokluk, rahatlık tattırdım ve Pahara depolarını doldurdum
Ata at kattım, kalkana kalkan,
orduya ordu kattım, her şey Fırtına Tanrısı ve Tanrılar için
Çalımlıların çalımını kırdım
Ülkede kötü olanları
ülke dışına attım

Kendime bey konakları kurdum,
soyumu rahata kavuşturdum
ve baba tahtına oturdum, bütün krallarla barış kurdum
Krallar da beni ata bildiler, adaletim, bilgeliğim,
ve iyi yüreğim için
Bütün sınırlarımda güçlü kaleler kurdum,
kötü kişilerin, çete başlarının bulunduğu sınırlarda;
Mopsos evine boyun eğmeyenlerin hepsini
ben , Asativatas, ayağımın altına aldım
Buralardaki kaleleri yok ettim, kaleler kurdum ki Adanavalılar rahat ve huzur içinde yaşaya
Gün batısına doğru
benden önceki kralların alt edemediği
güçlü ülkeleri alt ettim
Ben Asativatas, bunları alt ettim, kendime kul ettim ve onları ülkemin gündoğusuna doğru,
sınırlarımın içine yerleştirdim
Adanavalıları da buraya yerleştirdim
Ve günümde Adanava sınırlarını gerek gün batısına, gerekse gün doğusuna doğru
genişlettim
Öyle ki, önceleri korkulan yerlerde,
erkeklerin yola gitmekten korktukları ıssız yollarda,
günümde kadınlar kirmen eğirerek dolaşmaktadır
Ve benim günümde bolluk, tokluk, rahat ve huzur vardı
Ve Adanava ve Adanava ülkesi huzur içinde yaşıyordu
Ve bu kaleyi kurdum
ve ona Asativadaya adını vurdum,
Fırtına Tanrısı ve tanrılar beni buna yönelttiler
ta ki bu kale Adana ovasının ve Mopsos
evinin koruyucusu olsun
Günümde Adana ovası topraklarında bolluk ve huzur vardı,
Adanava'lılardan günümde kılıçtan geçen kimse olmadı
Ve ben bu kaleyi kurdum, ona Asativadaya adını vurdum
Oraya Fırtına Tanrısı'nı yerleştirdim ve ona kurbanlar adadım;
yılda bir öküz, çift sürme zamanı bir koyun, güzün bir koyun adadım
Fırtına Tanrısını takdis ettim,
bana uzun günler, sayısız yıllar ve bütün kralların üstünde büyük bir güç bahşetti
Ve bu ülkeye yerleşen halk öküz, sürü, bolluk ve içkiye sahip oldu
Dölleri bol oldu, Fırtına Tanrısı ve tanrılar sayesinde
Asativatas'a ve Mopsos evine kulluk ettiler
Ve eğer krallar arasında bir kral, prensler arasında bir prens, hatırı sayılır bir insan
Asitivatasın adını bu kapıdan siler, buraya başka bir ad yazar
Bunun ötesinde bu kente göz diker ve Asativatas'ın yaptırdığı bu kapıyı yıkar, yerine
başka bir kapı yapar ve ona kendi adını vurursa, aç gözlülük, kin ya da hakaret amacıyla bu
kapıyı yıkarsa, o zaman Gök Tanrısı, Yer Tanrısı
Ve Evrenin Güneşi ve bütün tanrıların gelen kuşakları
Bu kralı, bu prensi ya da hatırı sayılır kişiyi
Yeryüzünden sileceklerdir
Yalnızca Asativatas'ın adı ölümsüzdür, sonsuza dek,
Güneşin ve Ayın adı gibi ”
Hierapolis (Kastabala) Açıkhava Müzesi (Kadirli)

Osmaniye Karatepe-Aslantaş Açıkhava Müzesinin doğusunda bulunan Kastabala Ören yeri Hititler, Asurlular döneminde yerleşime sahne olmuş, daha sonra Romalılar, Bizanslılar, Haçlılar ve Osmanlılar tarafından da kullanılmıştır
Kastabala Ören Yeri ilk defa 1875 yılında İngiliz diplomat E J Davis tarafından bulunmuş ve ayrıntılı olarak tanımlanmıştır Kentin antik dönemde adının Hierapolis olduğu, 1890 yılında İngiliz araştırmacı Th Bent tarafından burada bulunan kalıntı ve buluntulardan anlaşılmıştır
Kentin adı, Kastabalanın 20 km kadar kuzeyindeki Bahadırlı Köyü civarında 1961 yılında bulunan ve en eski yazılı belge olan Aramice bir sınır yazıtında geçmektedir MÖ V -IV yüzyılda Anadoluya egemen olan Perslerin kullandığı resmi yazılı belgede, Pirvaşua adını taşıyan Anadolu Ana Tanrıçası Kubabanın arazisinin bir kısmının da Kastabalaya ait olduğu belirtilmektedir

Kastabala, Seleukos krallarından IV Antiochos Epiphanes (MÖ 175-164) döneminde basılan sikkelerde Hierapolis adıyla anılmaktadır Antiochos kentte uzun zamandan beri saygı gören “Perasia” ismindeki tanrıçanın tapınağından ötürü kente “Kutsal Şehir” adını vermiştir Perasia adı büyük bir olasılıkla, kökeni geç Hitit dönemine uzanan Pirvaşua adından türetilmiştir Strabon, Perasia tanrıçasına yapılan törenlerde gözlenen ilginç bir gelenekten söz etmektedir Strabona göre tanrıçanın rahibeleri dini törenler sırasında çıplak ayakları ile korlaşmış kızgın kömürler üzerinde ayakları yanmadan yürümekteydiler Bu törenler Hindistan, Pasifik adaları, Orta İtalya ve Trakyada bazı halk toplulukları arasında bugün de yapılmaktadır Kastabala sikkeleri üzerindeki Perasia tasvirleri ve Kastabalada bulunan Perasiaya sunulmuş olan adak yazıtları bu tanrıçanın kült merkezinin Kastabalada olduğunu belgelemektedirler Strabona göre Perosia Kastabalada Artemis ile özdeşleştirilmekteydi Antik Yunan tanrılarından olan Artemisin kökeninin Hitit devrine kadar uzanan bir yerel Anadolu tanrıçası olan Persia ile özdeşleştirilmesi Anadolunun bir çok yerinde benzerleri görülen synkretimus olgusunun Çukurovadaki en dikkati çeken örneğidir Kastabalada bulunan ve Roma imparatorluk devrinin başlarına tarihlenen bir yazıtta; Perasiaya , Selene, Demeter, Artemis, Aphrodite ve Hekate tanrıçalarının adlarıyla yakarışta bulunulması doğu ve batı din ve tanrılar dünyasının Kastabalada Roma imparatorluk devrinde birbirleriyle kaynaştıklarını belgelemektedir

Hierapolis-Kastabalanın Seleukosların egemenliği altında bulunduğu M Ö IV yüzyıl sonu ile M Ö I yüzyıl ortaları arasındaki konumu hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır M Ö I yüzyıl ortalarında Seleukoslardan sonra, Roma devletinin bölgeye hakim olmaya başladığı dönemde Hierapolis-Kastabala tekrar ön plana çıkmıştır Roma İmparatorluğunun paylaşımı (Doğu ve Batı Roma olarak ayrılması) sonucu bölge, Antoniusun kontrolünde kalmıştır
Antonius, denetiminde bulunan Doğu Akdenizin birçok yerinde olduğu gibi, Anadolunun ortasında ve doğusunda da büyük ve güçlü krallar yerine, başında Romanın güvenebileceği yerel önderlerin ya da rahiplerin bulunduğu prensliklerle bölgeyi denetim altında tutma politikasını tercih etmiştir
Kral Tarkondimotosun denetiminde kalan bölgenin genişliği hakkında kesin bilgiler yoktur Ancak başkent Hierapolis-Kastabalada bulunan bir yazıtta Toparch olarak onurlandırılması Tarkondimotosun kontrolündeki bölgenin Seleukoslar devrindeki yerel yönetim birimlerinden Toparchialardan birinin devamı olabileceği olasılığını akla getirmektedir Kastabalada bulunan bir diğer yazıtta değinilen şehrin en büyük memuru, komutanı ve kentin arazisinin muhafızlarının ve kraliyet birliklerinin komutanı unvanları Kastabalanın bağımsız bir şehir konumunda olduğunu ama kraliyet kurumlarının denetiminde bulunduğunu göstermektedir Aynı yazıttan ayrı ayrı yönetim birimleri olduklarını ve bunların tıpkı Hellenistik krallıklarda olduğu gibi, yüksek memur tarafından yönetildiğini öğreniyoruz
Güneyde Pyramos üzerindeki en önemli antik kentlerden biri olan Mopsuhestianın yakınında, Pyramosun denize döküldüğü yerde bulunan Kilikyanın en eski kentlerinden Mallos, onun kutsal alanı Magarsos, doğusundaki Kilikyanın en büyük limanı olan Aigeai, doğuda Epiphaneia antik kentleri bulunmaktadır Romalıların Amanoslar da yaptığı askeri operasyonlar sırasında Epiphaneia antik kenti yakınlarında karargâhını kurması bölgenin ne kadar güvenilir olduğunu göstermektedir

Hierapolis-Kastabalanın Roma hâkimiyetine girmesiyle bölgede büyük yapı faaliyetleri gerçekleştirilmiştir Sonraki yüzyıllarda Roma imparatorlarından Traianus, Hadrianus ve Caracalla Kastabalayı ziyaret etmişler ve bu arada kent halkı onların heykellerini meydanlara dikmişlerdir MS III yüzyılda Roma imparatorluğunun doğu sınırında huzursuzluğunun artması üzerine bölgeden ve bu kentten doğuya giden çok sayıda Roma askeri birliği geçmiştir Kent, imparator Valerianus döneminde Hierapolis-Kastabala ya da Pyramos kenarındaki Hierapolis adıyla da anılmıştır MS 260 yılında Sasani kralı I Hapur tarafından ele geçirilmiş ardından yöre 380 yılında Bizans imparatorluğuna başkaldıran Isaurialı Balbinosun hâkimiyetine geçmiştir MS V yüzyıl başlarında Kastabala yeni kurulan Cilicia Secunda eyaletinin başkenti olan Anazarbosa bağlanmıştır Bundan sonra 431de Efeste yapılan konsüle Hesychius ismindeki temsilcisiyle, 451 yılında Kadıköyde yapılan konsüle de Paregorios isimli temsilcisiyle katılmıştır Kastabalanın yaklaşık 30 km kuzey batısında bulunan Anazarbosta büyük tahribata yol açan 524 yılı depreminin Kastabalayı da etkilediği sanılmaktadır İmparator Justin döneminde meydana gelen bu depremden sonra, 561 yılında imparator Iustinianus zamanında ikinci bir deprem daha Kilikyadaki şehirleri yerle bir etmiş ve bunun ardından çıkan veba salgını Çukurovadan Amik ovasına kadar yayılarak Antakyada dâhil olmak üzere tüm şehirlerde ve kırsal alanda büyük can kayıplarına neden olmuştur Orta ve Geç Bizans dönemlerinde giderek önemini kaybeden Kastabala Haçlı seferlerinin yıkımından sonra kendini bir daha toparlayamamış ve kısa bir süre sonra tamamen terkedilmiştir

Kastabaladan günümüze kadar gelebilen kalıntıların hemen hepsi Roma dönemine aittir Romanın doğu seferleri nedeniyle önemli bir geçiş noktası olan Kilikya bölgesindeki kentler yoğun imar faaliyetlerine sahne olmuştur Ekonomik yönden de önemli olan bölge kentlerinde birçok oyunlar düzenlenmiş ve bunlarla ilgili yapılar önem kazanmıştır Septimius Severusun başlattığı ve daha sonra Severus hanedanı tarafından uygulanan imar politikası sonucu olan yapılar, bugün de izlenebilmektedir
Kastabaladan günümüze oldukça iyi durumda ulaşan antik yapı kalıntıları arasında en önemlisi sütunlu caddesidir Kastabalayı Karatepe-Aslantaşa bağlayan asfalt yoldan yaklaşık 300 m uzunluğundaki sütunlu caddenin bir kısmı görülmektedir Batıdaki sütunlu caddenin başladığı yerde bulunduğu sanılan bir kapı kent merkezine girişi sağlamaktadır Kenti güney, kuzey ve doğudan çevreleyen tepeler, aynı zamanda kentin merkezini de sınırlamaktaydılar Kent merkezinin ortasındaki sütunlu cadde batıdan doğuya arazinin eğimine uygun olarak yükselerek üzerinde birkaç tonozun görüldüğü bir yapı kalıntısının bulunduğu bölgenin kuzeyinden geçerek Propylon olduğu sanılan bir anıtsal kapıya ulaşmaktadır Bu kapı kalıntılarının güneybatısında bulunan ve büyük bir yapıya ait olan mermer mimari parçalar bu tonozların, büyük bir yapının altyapısı olduğu izlenimini vermektedir 1890 yılında Kastabalayı ziyareti sırasında Th Bnet sözü edilen buluntuları bugünkünden çok daha iyi durumda görmüş ve burayı bugüne kadar yeri kesin olarak belirlenememiş olan Artemis Perasia tapınağının yeri olarak önermiştir Bu alanın hemen batısında bulunan kuzey kilisesinde devşirme malzeme olarak kullanılmış olan Roma dönemi mimari parçaları, burada büyük bir Roma dönemi yapısının bulunduğunu göstermektedir Propylondan geçtikten sonra doğuya yönelen sütunlu cadde bir terasa ulaşmaktadır Terasın üzerinde bulunan adak yazıtları, kentin ana tanrıçası Artemis Perasia tapınağının burada olduğuna işaret etmektedir Bu terasın hemen altında doğu-batı yönünde kentin Stadionu uzanmaktadır Bu Stadionun doğu ucu bir istinat duvarı ile sınırlanmakta olup, batı ucunda kentin tiyatrosu bulunmaktadır Tiyatronun güneyinde hamam kalıntıları görülmektedir Stadion, tiyatro ve hamamın birbirlerine çok yakın bulunduğu bu alan kentin günlük hayatının merkeziydi Artemis Perasia kültü ile ilişkili dini törenlerin yapıldığı ve komşu kentlerin sporcularının da katıldığı çeşitli oyunların oynandığı Stadionun, Artemis Perasia kutsal alanı ile doğrudan bağlantılı olduğu sanılmaktadır

Kentin güneybatı kesiminde görülen sütun gövdelerinin oluşturduğu sütun dizisi bazı araştırmacılar tarafından agora, bazıları tarafından da ikinci bir sütunlu cadde olarak tanımlanmaktadır Kentin, güney, kuzey ve batısında çok sayıda mezar yapıları ve kaya mezarları görülmektedir Ayrıca MS VI yüzyılın ilk yarısına tarihlenen iki kilise bulunmaktadır Kiliselerde erken Bizans döneminde Suriyede yapılmış olan kiliselerin mimari özellikleri görülmektedir
Kastabalada bulunan yazıtlar ve sikkeler, kentte Artemis Perasianın yanı sıra, Asklepios ve Hygieia, Helios, Theos Pyretos gibi tanrıçaların da saygı gördüklerini göstermektedir Ayrıca ölmüş ve hayatta olan imparatorlar için yaptırılmış olan yazıtlı yuvarlak sunaklar Kastabalada Roma imparator kültünün varlığını belgelemektedir Kastabalada bulunan yazıtlarda imparatorlar Caracalla, III Gordiannın yanı sıra Marcus Aureliusun karısı Faustinada Nea Hera olarak onurlandırılmaktadır
|