|
Prof. Dr. Sinsi
|
Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Devletinin Savaştığı Cepheler
OSMANLI DEVLETİNİN SAVAŞTIĞI CEPHELER
** Kendi toprakları üzerindeki cepheler :
Taarruz Cepheleri :
* Kafkas
* Kanal
Savunma Cepheleri :
* Çanakkale
* Irak
* Suriye -Filistin
* Hicaz - Yemen
** Müttefiklerine yardım için savaştığı cepheler :
* Romanya
* Makedonya
* Galiçya
Kafkas Cephesi :
Doğu Cephesinde askerî harekât, 1 Kasım 1914 günü Rus Ordusunun sınırı geçmesiyle başladı Bu cephede, Osmanlı devletinin 3 Ordusu bulunuyordu 21 Kasımda sınırı geçerek Erzurum istikametinde ilerleyen Rus kuvvetleri, önce Köprüköy ve ardından da Azap muharebelerini kaybederek geri çekilmek zorunda kaldı Ancak Türk Ordusu da ağır zayiat verdiği için geri çekilen düşman takip edilemedi; daha elverişli bir arazide toplanmak, takviye kuvvetlerinin gelmesini beklemek ve yeni bir Rus taarruzunu karşılamaya hazır olmak amacı ile geri çekildi
Avrupada savaşın mevzî harbine dönüşmesi ve Galiçyada Avusturyalıların Ruslar karşısında zor durumda kalmaları üzerine; Harbiye Nazırı ve Türk Başkomutan Vekili Enver Paşa, doğu cephesinde Rus kuvvetlerinin imhasını hedef alan büyük ölçüde kuşatıcı bir taarruza karar verdi Bu amaçla 14 Aralık 1914te Erzuruma geldi Taarruz için mevsimin uygun olmadığını ve bu nedenle bahara bırakılmasını isteyen 3 Ordu Komutanını görevden aldı Ordu komutanlığını kendisi üstlendi Savaş plânı, düşmanın cepheden ve yanlardan kuşatılarak imha edilmesi esasına dayanıyordu
Tamamen karla örtülü çok yüksek dağlık ve yolsuz bir arazide, o günün şartları altında kış donatımından yoksun yaya ve atlı birliklerle yapılan bu hareket çok riskli idi Nitekim Türk Kuvvetlerinin büyük bir kısmı donarak öldü Sarıkamışa girebilen çok az sayıda bir kuvvet de Ruslar tarafından geri atıldı 3 Türk Ordusu tamamen elden çıktı Bu savaşta Türklerden 60 000 asker kaybedilmiş, çok sayıda da esir verilmişti Bu başarısızlık üzerine Doğu Anadolunun kapıları Rus ordularına açılmış oldu
1915 Nisan sonlarında Rus ordusu tekrar taarruza geçti Bu arada, Van bölgesindeki Ermeniler de ayaklanarak Türk ordusunu arkadan vurmaya başladılar Bu durumda Osmanlı Devleti, Ermeni azınlığı, çıkartılan “Tehcir Kanunu” ile başka yerlere göç ettirerek buradaki Türk kuvvetlerinin arkasını sağlama almaya çalıştı
1915 yılı sonunda doğudaki kuvvetlerinin sayısını 700 000e çıkaran Ruslar karşı taarruza geçtiler ve Erzurum, Muş Rusların eline geçti 1916 ve 1917 yıllarında cereyan eden savaşlar sonunda Doğu Anadolunun büyük bir kısmını işgal ettiler Ruslar, Trabzon ve Erzincanı aldılar 1917 Martında başlayan Rus İhtilâli, cephedeki Rus kuvvetlerini de etkilemişti Ekim 1917de gerçekleştirdikleri bir ihtilalle Rusyada Çarlık rejimini yıkarak yönetimi ele geçiren Bolşevikler, savaştan çekilme kararı aldılar Bunun üzerine, 16 Aralık 1917de Ruslarla Erzincan Mütarekesi yapıldı Bu mütarekeden sonra Rus kuvvetleri Doğu Anadoluyu boşaltmaya başladılar Rusların boşalttığı bu toprakları bu kez Ermeni birlikleri istila etti Ermenilerin bölgedeki Türkleri toplu katliamlarla yok etmeye başlamaları üzerine; Şubat 1918de başlarında ileri harekata geçen Türk ordusu, bütün Doğu Anadoluyu istiladan kurtardı
Sovyetlerle 3 Mart 1918de yapılan Brest Litovsk Antlaşmasıyla Kars, Ardahan ve Batum vilayetleri Osmanlı Devletine geri verildi Bölgedeki Türk kuvvetleri Azerbaycan içlerinde Baküye ve Hazar Denizi kıyılarına, İran içlerinde ise Tebrize kadar olan geniş bir sahayı ele geçirdi Ancak, Mondros Mütarekesinden sonra, galip devletlerin baskısı üzerine, Türk Ordusu harbin başladığı yere 1914 hududuna çekildi ve İstiklâl Harbinin Doğu Cephesi de tekrar bu huduttan başladı
Not : İngiltere tepki olarak Çanakkale ve Irak cephelerini açmıştır
Çanakkale Cephesi (18 Mart 1915) :
Çanakkalede cereyan eden muharebeler, I Dünya Savaşının akışını değiştirmiş, sonucunu etkilemiş olduğu için ayrı bir önem taşır Çanakkale geçilebilseydi; Rusyadaki büyük insan kaynağı İtilâf devletlerinin silah ve malzeme fazlasıyla donatılacak, Rus ordusunun taarruz gücü artırılacak, büyük bir ihtimalle savaş daha çabuk bitecek, Rusyada ihtilâl ortamı meydana gelmeyecekti Dolayısıyla da Rusya savaştan yenik olarak erken ayrılmak zorunda kalmayacaktı
Türk Ordusu, Çanakkalede kendisinden özellikle ateş gücü bakımından üstün kuvvetlerin denizden ve karadan yaptıkları saldırılara dokuz ay süreyle, ağır kayıplar pahasına mukavemet etmiş ve nihayet saldırganların cepheyi boşaltıp gitmesiyle hak ettiği zaferi kazanmıştı
Çanakkale Cephesinin açılmasına gerçi Rusların isteği üzerine karar verilmiştir, ama burada bir cephe açılması çok daha önce düşünülmüştü Balkan savaşında ele geçirdiği Ege adalarını sağlama bağlamak ve Türkleri Ege Denizinden uzaklaştırmak isteyen Yunanistan, 19 Ağustos 1914de Osmanlı Devletinin henüz tarafsız bulunduğu günlerde, İngiltereye müracaat ederek Çanakkalede bir cephe açılmasını önermişti O tarihte İngiltere, böyle bir hareketin Osmanlı Devletinin savaşa girmesini hızlandıracağı endişesiyle bu öneriyi reddetmişti
Türkiye savaşa girdikten sonra Kasım 1914te İngiliz Bahriye Nazırı Churchill ve Amiral Fisher, Türk kuvvetlerinin Süveyşe saldırmalarını önlemek amacı ile Gelibolu Yarımadasına bir çıkarma yapılmasını önermişlerdi Fakat İngiliz savaş kabinesi bu öneriyi kabul etmemişti
Nihayet, l915 yılı başında Avrupadaki savaş mevzî harbine dönüşünce İngilizler, bütün kuvvetlerini Batı Cephesine yığmaktansa Çanakkale ya da Balkanlarda ikinci bir cephe açarak harbi hareket harbine çevirmeyi ciddî olarak düşünmeye başladılar Böylece Rusyaya lojistik destek sağlanabileceği gibi; Osmanlı başkentinin ele geçirilmesiyle Osmanlı Devleti de Alman ittifakından ayrılma mecburiyetinde bırakılacaktı Ayrıca, kararsız durumda olan Bulgaristanın Merkezi Devletlere katılması da önlenecektir
Bu arada, Türklerin Süveyş Kanalına yaptıkları taarruz başarısızlıkla sonuçlanıp, Mısırda bulunan kuvvetlerin bir kısmının Çanakkaleye aktarılması imkânı da ortaya çıkınca; Boğazın önce donanmayla geçilmesine ve donanma Marmaraya girdikten sonra arkadan yetişecek kuvvetlerin boğazların ve İstanbulun işgalinde kullanılmasına karar verildi
* Deniz Harekatı
İtilâf devletleri, Çanakkale harekatına 12si İngiliz, 4ü Fransız olmak üzere 16 Muharebe gemisi, 6 muhrip, 14 mayın arama tarama gemisi ve 1 uçak ana gemisi ayırmışlardı Ayrıca, 4 hafif kruvazörle 16 muhribin, 5 İngiliz, 2 Fransız denizaltısının, altı deniz uçağı taşıyan uçak ana gemisinin de bu harekata katılmasını kararlaştırmışlardı
Çanakkale Boğazındaki Türk savunma tertibinin belkemiğini Müstahkem Mevki teşkil ediyordu Mart 1915 başlarında Çanakkale Müstahkem Mevki emrinde 27 batarya halinde teşkilatlanmış çeşitli çapta 104 top ve bir de mayın grubu vardı Topların bir kısmı savaş gemilerinden çıkarılmış gemi toplarıydı
İtilaf Devletlerinin, Çanakkale Cephesine ayırdıkları kara kuvvetlerinin gücü, iki tümenli bir ANZAK Kolordusuyla, iki İngiliz ve bir Fransız tümeni ve iki deniz piyade taburuydu İtilâf devletleri daha sonra on piyade tümeniyle bir Hint tugayını bu cephede birbiri ardına muharebeye sokmuşlardır
İtilâf Devletleri Donanmasının Boğazlara yönelik ilk hareketi 19 şubat günü başlayan, Boğazların girişindeki müstahkem mevkilerin bombardımanı olmuştur 25 Şubata kadar aralıklı devam eden bombardımanla bu bölgedeki Türk savunma bataryaları susturulmuştu İtilâf Devletleri mayın aramatarama gemilerinin, Boğazların girişindeki tüm mayınları temizlediklerini düşündüklerinden, 18 Mart 1915 de Müttefik Donanmasının boğazları zorlayarak geçmesi kararını almışlardı Müttefik Donanmasının taarruzu 18 Mart günü başladı Ancak, müttefik mayın arama-tarama gemileri, Türk mayın gemisi Nusretin 8 Martta döktüğü mayınları farkedememişti
Durgun ve güzel bir havada Boğaza giren Müttefik Donanmasından ilk isabeti “Gaulois” isimli gemi aldı ve sulara gömüldü Daha sonra Fransızların Suffren gemisi birkaç isabet aldı Öğleden sonra ise, Fransız muharebe gemisi Bauvet aldığı isabetlerle birkaç dakikada battı Bir süre sonra da İngilizlerin İrresistable gemisi etkisiz hale getirildi Ona yardım için giden Ocean isimli gemi de savaş dışı kaldı Her iki gemi de, açılan topçu ateşleriyle batırıldı Türk topçusunun isabetli atışları düşman gemileri üzerinde büyük tahribat yapmış ve mayınlar son darbeyi vurmuştur
Saat 18 00de Müttefik Donanmasının Boğazı terk etmesiyle, tarihin bu büyük “Boğaz Muharebesi” Türklerin kesin zaferiyle sonuçlandı Yaklaşık 7 saat devam eden çok şiddetli ateş muharebesi sırasında Müttefik Donanması tonlarca mermi yağdırmıştır Sadece İngiliz gemileri tarafından toplam 3344 top mermisi atılmıştır Bunca ateşe rağmen, Türk kuvvetlerin zayiatı 24 şehit 43 yaralıdır Dört ağır top harap olmuş, üç top hasara uğramış, bir cephanelik infilak etmiştir Müttefik Donanmasına gelince; üç muharebe gemisi (İrresistable, Ocean, Bauvet) batmış, iki muharebe gemisi ve bir muharebe kruvazörü (İnflexible, Gaulois, Suffren) ağır yaralanmıştı İnsan zayiatı ise, çoğu ölü olmak üzere 800 kişiyi aşmıştır
Bu büyük mağlubiyet üzerine Müttefikler, Boğazı donanmayla zorlayarak geçme umutlarını tamamen yitirmiş oldular
* Kara Harekâtı
18 Mart yenilgisinden sonra müttefikler, karaya asker çıkarmak suretiyle Gelibolu Yarımadasını ele geçirmeye karar verdiler Bu suretle, Boğazlardaki tahkimatı arkadan vurarak açabileceklerini sanıyorlardı
Müttefik çıkarması 25 Nisan 1915 sabahı başladı Müttefikler Saros Körfezi ve Anadolu kıyılarına yaptıkları sahte çıkarma hareketlerinde başarılı olmuşlar ve Alman komutanın dikkatini o bölge üzerine toplamışlardı Müttefiklerin esas çıkarma yaptıkları bölgeler, Seddülbahir ve Arı Burnu idi
Seddülbahir bölgesine çıkarma yapan İngiliz kuvvetlerine karşı, bu bölgeyi korumakla görevli bir Türk piyade taburu çok büyük bir başarı kazandı ve kıyıya çıkan düşmanlar iç kısımlara sokulmadılar Arı Burnuna çıkan ANZAK Kolordusuna karşı savaşan Türk piyade bölüğü, burayı kahramanca savundu ama kendisi de tamamen eridi Bigalıda 5 Ordunun ihtiyat birliği olarak beklemekte olan Kur Yarbay Mustafa Kemalin kuvvetleri bu bölgeye çağrılmıştı Kendi inisiyatifiyle aldığı kararla, bir alayını (57 Alay) çıkarma yapan düşmanların üzerine gönderen Yarbay Mustafa Kemal, kahraman 57 Alayıyla Kocaçimen tepesi üzerinden düşmana yaptırdığı taarruzda başarılı oldu ve düşman saldırıları durdurulduğu gibi, geri çekilmeye de zorlandı Aynı gün öğleden sonra, 19 Tümenin diğer alayları da muharebelere katılınca Arı Burnuna çıkan düşman kuvvetlerinin ilerlemeleri tamamen durduruldu
Bundan sonraki günlerde ve aylarda Müttefikler, Çanakkaledeki Türk kuvvetlerini imha ederek Boğazı açmak, Türkler de Boğazı savunmak ve düşmanı denize dökmek amacıyla gittikçe artan bir gayretle savaştılar, çok kanlı muharebeler cereyan etti Savaş bir süre sonra bir mevzi harbine dönüştü
7-8 Ağustos 1915de Müttefik Kuvvetleri Kumandanı General Hamilton, emrine verilen dört tümenli 9 İngiliz Kolordusuyla Anafartalar bölgesine bir çıkarma yaptıysa da Anafartalar Grup Kumandanı Albay Mustafa Kemalin (Atatürk) komutasındaki Türk birliklerinin 9 ve 10 Ağustos günleri yaptığı karşı taarruzlar sonucunda bu çıkarma hareketi de durdurulmuş ve büyük başarılar kazanılmıştır Bu başarısızlık üzerine İngiliz General Hamilton görevinden alınmıştı
Kasım ayında İngiliz Savaş Bakanı Lord Kiçner, Çanakkaleye geldi ve cepheleri gezdi Bu sırada, Sırbistan yolu açılıp Almanyadan ağır silahlar gelmeye başlamıştı İşte İngilizler, Türk kuvvetleri önünde duramayacaklarını da anladıklarından işgallerini kaldırılarak, müttefik kuvvetlerin tahliyelerine karar verdiler Bu nedenle İngilizler, önce Anafartalar ve Arı Burnu, daha sonra da Seddülbahir bölgelerini boşalttılar ve kuvvetlerini geri çektiler
Böylece, 18 Mart Deniz Zaferinden sonra yaklaşık altı aydan fazla sürmüş olan Çanakkale Cephesindeki kara savaşları da Türklerin zaferiyle sona erdi
Osmanlı Genelkurmayı, Çanakkaledeki Türk zayiatını 55 000 şehit, 100 000 yaralı, 10 000 kayıp, 21 000 hastalıktan ölüm, 64 000 hasta olmak üzere 250 000 kişi olarak göstermektedir
İngilizler ise 43 000 ölü, 72 000 yaralı, 90 000 hasta olmak üzere 205 000; Fransızlar ise toplam 47 000 kişilik zayiat vermişlerdir
Çanakkale savaşları Türk Milletinin tarihine altın harflerle yazılmış büyük bir zaferdir Bu zafer, en rütbelisinden en kıdemsizine kadar Türk askerinin kanıyla, canıyla kazandığı, her anı kahramanlıklarla dolu bir abidedir Vatan sevgisinin, iman gücünün çelikleştiği ve adeta etten bir duvar örülerek “Çanakkale Geçilemez” dedirten Mehmetçiğin zaferidir
Bu zaferin bir çok önemli sonucu vardır Ama hiç şüphesiz ki, gelecekteki “Türk Milli Mücadelesi”nin önderi ve komutanı olacak olan Mustafa Kemal Paşayı ortaya çıkarmasıdır Çanakkale Savaşlarında büyük askerî başarılar kazanıp, haklı olarak “Anafartalar Kahramanı” adıyla anılacak olan Mustafa Kemal Paşa, bu savaşların sonunda ordu, kamuoyu ve basının yakından tanıdığı bir isim olacaktır
Çanakkale Muharebelerinin diğer sonuçları da kısaca şöyledir:
1 Çanakkale geçilememiş ve müttefikler Osmanlı Devletini savaş dışı bırakamamışlardı Bu durum savaşı en az iki yıl uzatmıştır
2 Balkan Savaşı esnasında perişan bir vaziyette gördükleri Türk ordusunu küçümseyen, Türklerin artık bittiklerini ve yok olacaklarını düşünen müttefikler, beklemedikleri ağır bir yenilgiye uğramışlardı
3 Türk vatanı ve başkenti İstanbul, erken gelecek olan bir istila ve işgalden kurtulmuştu
4 Boğazları geçemeyen müttefikler, Rusyaya silah yardımında bulunamadıkları gibi, Rusyadan sağlayacakları tarım ürünlerini Avrupaya götürememişler ve Avrupadaki açlığı ve sefaleti önleyememişlerdir
5 1917 de Rusyada ihtilâl çıkınca, boğazlar kapalı olduğundan İngiltere ve Fransa müttefikleri Çara yardım yapamamışlar ve Çarlık Rusya devleti yıkılmıştır
6 Büyük ölçüde kendi imkanlarımızla kazandığımız bu zafer, on binlerce kaybımıza neden olsa da Türk kamuoyu ve Türk kuvvetleri için büyük bir moral kaynağı olmuştur
Sina-Filistin-Suriye Cephesi
Süveyş Kanalı, Alman Başkomutanlığının harekât planlarındaki önemli hedeflerden biriydi Almanlar, kanalı ele geçirmek suretiyle İngilterenin Hindistanla irtibatını kesmek ve böylece İngilizlerin Hindistandan getirecekleri askerlerle Avrupa Cephesini takviye etmesine engel olmak istiyorlardı Türkler de Mısırı tekrar etkileri altına almak suretiyle, İslâm alemindeki saygınlıklarını artıracaklarını umuyorlardı Fakat Kanala taarruz edebilmeleri için 200 km genişliğindeki Sina çölünü aşmak gerekiyordu Bunun için, çok kuvvetli ve düzenli lojistik desteğe ihtiyaç vardı Ancak, Türk ordusunun en zayıf olduğu noktaların başında da bu lojistik destek konusu gelmekteydi Bu olumsuzluğa rağmen, bu cephede I ve II Kanal Harekâtı yapılmıştı
I ve II Kanal harekatındaki başarısızlıktan sonra, İngilizler çölü geçerek Sina Yarımadasını tamamen ele geçirmek istediler 22 Aralık 1916da Elarişi ele geçirdiler Buradaki Türk birlikleri Gazze-Şeria-Birüssebi hattına çekilerek savunma için hazırlık yapmaya başladılar Diğer taraftan, İngilizlerin teşvikiyle 5 Haziran 1916da başlayan Arap ayaklanması, Sina yarımadası tarafımızdan boşaltıldıktan sonra daha da genişledi
İngilizler Gazzeyi ele geçirmek için Mart 1917de taarruz ettiler Kendilerinden çok üstün olan İngiliz kuvvetlerine karşı Gazzeyi savunmakla görevli Türk birlikleri üstün bir savunma örneği verdiler ve İngilizler geri çekilmek zorunda kaldılar Nisan 1917de bu kez donanmalarının desteğiyle tekrar saldırıya geçen İngilizler II Gazze Muharebelerinde de başarılı olamadılar
Bu arada Gazze muharebelerinden kısa bir süre önce Bağdat İngilizler tarafından işgal edilmişti Bu durum Arap ve İslâm aleminde çok kötü bir etki yapmıştı Türkler ve Almanlar prestij kaybederken, İngilizlerin bölgedeki etkinliklerini artırmıştı Bağdatın geri alınması amacıyla Galiçya, Makedonya ve Romanyadan anayurda dönen birlikler ve yeni kurulan tümenlerden yararlanarak Halepte 7 Türk Ordusunun kurulmasına karar verilmiş ve Irakta ki 6 Türk Ordusuyla bu yeni kurulan 7 Ordunun birleştirilerek Yıldırım Ordular Grubu adıyla bir ordu grubu oluşturulmuş ve komutanlığına General Von Falkenhayn atanmıştı
31 Ekim 1917de taarruza geçen İngiliz kuvvetleri ile Gazze-Birüssebi Meydan Muharebesi yapıldı İngilizler Türk mevzilerini yararak kuvvetlerimizi Kudüs-Yafa hattına kadar geri çekilmeye zorladılar Bilahare Kudüs İngilizlerin eline geçti Bu başarısızlık üzerine, Yıldırım Ordular Grubu komutanı değişti ve bu göreve Liman Von Sanders Paşa atandı Türk kuvvetleri yeniden teşkilatlandırıldı 19 Eylül 1918de büyük kuvvetlerle üç koldan taarruza geçen İngilizler Nablus Meydan Muharebesini kazandılar ve cephemizi yardılar
7 Ordu komutanı olan Mustafa Kemal Paşa, İngiliz süvarilerini Bisanda durdurmayı başardı Böylece, Türk kuvvetlerinin Şeria Nehrinin doğusuna geçişini güvence altına aldı Çekilme 10 Ekim 1918e kadar devam etti Bu arada Ekim başlarında Şam da düştü ve İngilizlerin eline geçti Bu yenilgi üzerine Yıldırım Ordular Grubu Kumandanı Liman Von Sanders Paşa, komutayı Mustafa Kemale bırakarak karargahıyla Adanaya çekildi 25 Ekimde Halep, İngiliz ve Arap kuvvetlerinin eline geçti Mustafa Kemal Paşa, emrindeki kuvvetlerle İskenderun-Cerablus mevziinde İngiliz taarruzlarını durdurmaya çalıştığı günlerde Mondros Mütarekesi imzalanmış ve bu mütareke hükümleri gereğince 31 Ekim 1918de cephelerde savaş son bulmuştu Nitekim, Mustafa Kemal Paşanın savunma yaptığı bu hat, Türk İstiklâl Harbi sırasında milli sınır olarak kabul edilmiştir
Irak ve İran Cephesi
Hint Okyanusunda kuvvetli bir devletin bulunmasını istemeyen ve Basra Körfezinin kontrolüne çok önem veren İngiltere, Alman-Türk yakınlaşmasının askerî bir ittifaka dönüşmekte olduğunu görünce; bölgede politik ve askerî bazı önlemler aldı Türkiyenin Almanyanın yanında savaşa gireceğinin belli olmasıyla da Ekim 1914te Bahreyn Adasına asker çıkardı Irak ve Basra bölgesi, zengin petrol yatakları ve Abadandaki rafineriler bakımından da İngiltere için çok önemliydi
İngilizlerle Kasım 1914de başlayan muharebelerde, Arap erlerinin firar etmesi ve Arap halkının düşmanca tavırları nedeniyle, bu bölgedeki Türk kuvvetleri İngilizler karşısında tutunamadı ve İngilizler 23 Kasımda Basrayı ele geçirdiler Devam eden muharebelerde İngilizler Güney Irakı büyük ölçüde ele geçirdiler Daha sonraki günlerde Türk kuvvetleri Basrayı tekrar almak, İngilizler ise Bağdatı ele geçirmek amacıyla buradaki kuvvetlerin sayısını artırmaya başladılar Eylül 1915teki “Birinci Kutülammare Muharebelerini” İngilizler kazandı Bu bölgedeki Türk kuvvetlerinin başında Nurettin Paşa bulunuyordu İngiliz kuvvetlerine ise General Townshend komuta ediyordu İngilizler yeniden bir taarruz harekatı başlatmıştı; ancak yapılan savunma ve karşı taarruz hareketi üzerine İngilizler ağır kayıplar verdiler ve geri çekildiler İngiliz Generali bu muharebenin ilk günü akşamı hatıra defterine şunları yazacaktır “Avrupa da hiçbir asker yoktur ki, savunmada Türklerle mukayese edilebilsin Talihsizliğimin cezasını çekiyorum ”
İngilizler, uğradıkları başarısızlık üzerine geri çekilerek tekrar Kutülammare mevzilerinde savunma yapmaya başladılar Kutülammarede Türk kuvvetleri İngiliz birliklerini kuşattılar Bu kuşatma 4 5 ay devam etti İngilizler birkaç defa kuşatmayı yarmak istemişlerse de başarılı olamadılar Nihayet, 29 Nisan 1916 tarihinde İngiliz Generali Townshend ve kuvvetleri kayıtsız şartsız teslim oldu Kutülammarede, 5 General, 481 subay ve 13 300 civarında asker esir alındı Ölenler ve teslim olanlarla birlikte İnglizler burada 40 000 den fazla zayiat verdiler
Kutülammaredeki İngiliz kuvvetlerinin teslim olmasından sonra bu bölgede Ruslar da Bağdatı almak için taarruza geçmişler, Hanikini ve Kasrışirini ele geçirmişlerdi Bunun üzerine, Iraktaki Türk kuvvetleri 6 Türk Ordusu olarak yeniden yapılandırıldı Bir taraftan Rusların, diğer taraftan İngilizlerin taarruzları sonucunda; Ruslar durdurulmuşlarsa da İngilizler 11 Mart 1917de Bağdatı aldılar Türk kuvvetlerinin Bağdatı geri almak için yaptıkları muharebelerden bir sonuç alınamadı İngilizlerde Musulu ele geçirmek istiyorlardı, fakat yaptıkları taarruzlarda onlarda başarılı olamadılar Bu bölgedeki Türk kuvvetleri 30 Ekim 1918de imzalanan Mondros Mütarekesine kadar Musulu İngilizlere karşı başarıyla savundular Bilahare mütarekenin imzalanmasından sonra İngilizler, mütareke hükümlerini gerekçe göstererek 3 Kasım 1918de Musulu işgal ederek ele geçirdiler
Avrupa Cepheleri: (Galiçya-Romanya-Makedonya)
İtilâf Devletlerinin Çanakkale Cephesini boşalttıktan sonra (Ocak-1916) buradaki Türk kuvvetleri serbest kalmıştı Gerçi zayiatlardan dolayı mevcutları azalmıştı ama yine de etkili kuvvetlerdi Üstelik zafer kazandıkları için moralleri çok yüksekti 1916 yılı başlarında Kafkas Cephesinde Türk Ordusunun durumu kritikti Aynı zamanda Ruslar karşı taarruza geçmişlerdi Çanakkalede serbest kalan kuvvetlerle derhal Kafkas Cephesinin takviyesi gerekirdi
Ancak, Türk Orduları Başkumandan Vekili Enver Paşa, harbin kesin sonucunun Avrupa cephelerinde alınacağı düşüncesiyle toplam 100 000i aşan seçkin subay ve erlerden oluşan üç Türk Kolordusunu, Avrupadaki cephelerin takviyesinde kullanmaya karar verdi Enver Paşanın bu düşüncesi, Türk topraklarının savunulması zararına yapılmış çok büyük bir özveriydi O kadar ki, Alman askerî heyeti başkanı Liman Von Sanders bile Türk Başkomutan Vekilinin bu kararına karşı çıkmaktan kendisini alamadı
Nihayet, Alman Başkomutanlığı ile varılan anlaşma sonucunda 15nci Kolordunun Galiçya, 20 Kolordunun Makedonya ve 6ncı Kolordunun ise Romanyaya gönderilmesine karar verildi Avrupa cephelerine gönderilen bu Türk kuvvetleri; Galiçya cephesinde Ruslarla, Romanya cephesinde Romenlerle ve Makedonya cephesinde ise Sırplarla savaşmışlardır Kendilerinden beklenilenin üstünde bir gayret ve mücadele vermiş olan kuvvetlerimiz bu cephelerde kazanılan başarılarda önemli rol oynamışlardır
Hicaz ve Yemen Cephesi
Savaşın başında Başkomutanlığa bağlı olan bağımsız Hicaz Tümeni, 11 Ocak 1915de 4 Türk Ordusuna bağlanmıştı Birinci Kanal Seferine katılmak için, bu Hicaz Tümeninden “Hicaz Kuvve-i Seferiyesi” teşkil edildi Ancak, harekâta zamanında yetişemediği için katılamadı Bu kuvvetlerin bir kısmı Maan bölgesinde bırakıldı, kalanları ise Hicaza (Mekke) gönderildi
Hicaz Cephesinde, Hicaz Emiri Şerif Hüseyinin liderliğinde, İngiliz vaadleri, kışkırtmaları ve yardımlarıyla ayaklanan Arap kuvvetleri saldırılarının büyük önem kazanması üzerine bu cephe Şamdaki 4 Ordudan takviye edilerek, ordu komutanlığı yetkisinde Hicaz Kuvve-i Seferiye Komutanlığı kuruldu Bölgedeki birlikler bu komutanlığa bağlandı ve komutanlığına da 12 Kolordu Komutanı Fahrettin Paşa atandı
Fahrettin Paşa ve kuvvetleri, İngilizlerin Nablus savaşını kazanmaları ve Filistin Cephesindeki Türk Kuvvetlerinin Halep bölgesine çekilmesi üzerine, İngiliz ve Arap kuvvetleri tarafından kuşatıldığı için Medinede mahsur kaldı Fahrettin Paşa, Bölgedeki Türk kuvvetleri ile irtibatının kesilmesine ve hiçbir ikmal desteği almamasına rağmen bir avuç kuvvetiyle Medineyi kahramanca savunmuş ve Çöl Kaplanı unvanını almıştır Kuşatmadan önce, Medinedeki kutsal emanetlerin büyük bir kısmını, teşkil ettiği özel bir ekiple İstanbula ulaştıran Fahrettin Paşa, Mondros Mütarekesinin imzalanmasından sonra da Medineyi savunmuş ve 13 Ocak 1919da Medineyi teslim etmiş ve esir düşmüştür
|