|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türk Topluluklari
Milli Bağımsızlık İdeolojisinin Doğuşu
Bulgarların Milli Uyanış dönemine girmelerinin nedenleri, XVIII Yüzyılda ekonomik ve sosyal yaşamda olan değişikliklerde ve özellikle yeni bir sosyal sınıf olan burjuvazinin ortaya çıkışında aranmalıdır Uyanış dönemi, Bulgaristan'da, kapitalizmin ortaya çıkış ve eski sistemin çöküş dönemi ve aynı zamanda Bulgar ulusunun formasyonu ve ulusal özgürlük için çaba dönemi oldu Uyanış, Bulgar ulusal özgürlük ideolojisinin olgunluğa ulaştığı dönemdir
Bulgar halkının ulusal kalkınması konusunda ilk bilinçli kavgacı ve milli bağımsızlık ideolojisinin kurucusu Hilendar'lı Paisiy idi Halk için çalışmayı seven zanaatkar ve tüccarların yerleşme merkezi olan Bansko'da doğup büyüyen Paissiy, dönemin değişmekte ve Bulgaristan'da yeni bir sosyal sınıfın bilinçlenmekte olduğunu daha çocukluğunda hissedebilmişti Bansko tüccarları Mesta ve Struma nehirleri vasıtasıyla halka çeşitli malar getiriyorlardı Aynı zamanda Ege sahillerindeki üreticilerden pamuk getirip bunu Avusturya ve Bohemya'daki tekstil üreticilerine satan büyük ve girişimci tüccarlar da vardı Sonraları, Zograf ve Hilendar manastırları keşişleri olarak ve dinsel amaçla seyahat eden grupların lideri sıfatıyla çalışan Paisiy, halkının özlemlerini ve onların varlığını tehdit eden tehlikeleri hissetti Voyvodina'da Sremski Karlovtsi'ye gitti ve orada, Bulgarların da dahil olduğu Slav'ların tarihi konusunda kitaplar okudu Bu onu büyük, yurtsever, kahramanca girişimine zorladı
Paisiy, 1762'de Bulgar halkının gelişiminde yeni bir çağın öncüsü olan, ünlü "Slav-Bulgar Tarihi" kitabını tamamladı Bu kitapta, Bulgaristan'ın bağımsız bir devlet olduğu zamanlardaki görkemli geçmişinin ulusal onurunu dile getiriyordu Aynı zamanda Osmanlı fatihlerinin ve İstanbul Patrikliği'nin egemenliği altındaki halkının o günkü durumunu ortaya koyuyordu Paisiy'e göre, siyasi özgürlükten ve kilise bağımsızlığından yoksun ve büyük Helen burjuvazisi tarafından yüzüstü bırakılmış Bulgar halkı, bağımsız ırkî varlıklarının yok edilmesi tehdidi ile karşı karşıya idi Bu gerçek, Paisiy'in kendi kökenlerini ve ana dillerini unutanlara ve kendilerine Bulgar demekten utananlara karşı sesini güçlü bir biçimde duyurmasına neden oldu "Oh mantıksız ve aptal insanlar, niçin Bulgar olmaktan utanıyorsunuz ve niçin kendi öz dilinizi okuyup konuşmuyorsunuz?" diye soruyor ve bunun yanıtını da veriyordu Bu, mantıksızlıktı, anlamsızdı, çünkü Bulgarlar görkemli bir geçmişe sahiptiler ve Avrupa'nın devlet otoritesine ve kendi kültürüne sahip en eski uluslarından biri idiler Paisiy'nin, Bulgar kökenli olmaktan utanan insanlara böyle seslenişi, kendi Bulgar milliyetini korumaktaki çabasının bir anlatımı idi Bu nedenledir ki "Slav-Bulgar Tarihi" kitabında, ilk ulusal özgürlük programının yani, milli uyanış, bağımsız bir Bulgar Kilisesi ve Politik özgürlüğe ulaşmanın hedeflerini açıkladı
Hilendar'lı Paisiy'nin fikirlerinin kitleler üzerinde çok güçlü bir etkisi oldu
Paisiy'nin tarihi Bulgaristan'ın her yerinde çok sayıda çoğaltıldı ve geniş ölçüde okundu Kitaba Paisiy'nin yandaşları tarafından bazı eklemeler yapıldı ve yurtseverlik ve milli bağımsızlık kavgasının esin kaynağı olarak tanıtıldı ve yayıldı Kitabın bu güne dek kalmış 60 kopyası ve düzeltilmiş baskıları yapıldı Tarih'i çoğaltanlar arasında en önemli kişi ve Paisiy'nin bu işe en çok kendini adamış yandaşı, Kotel'li bir papaz olan ve daha sonraları Vratsa piskoposluğuna getirilen Sofronius idi Bulgar tarihinde, Ulusal Kalkınmanın başlangıç dönemlerinde, en önemli olayların merkezinde rol almış, özellikle ulusal-özgürleşme amacına Rusya'nın desteğini sağlamak için girişilen hareketi düzenlemişti
Bulgarların Millî uyanış hareketi XVIII Yüzyılın sonlarında ve XIX Yüzyılın başlarında Osmanlı İmparatorluğu'ndaki kargaşalıklar yüzünden gecikti Bu kargaşalıklar, askerî idarî sistemin bölünmesini ve buna karşılık merkezî hükümetin, imparatorlukta politik ve askerî reformlar yapma çabalarını birlikte getirdi Reforma yeniçeriler ve bazı bağımsızlık yanlısı yerel yöneticiler karşı çıktılar Barış içinde yaşayan Hıristiyan ve Müslüman halkı yaklaşık 20 yıldır yağma ve talanlarıyla huzursuz eden, silahlı eşkiyaların göçebe kolları bu durumdan yararlanıp her yeri ateşe verdiler ve kılıçtan geçirdiler Bunlara karşı mücadelede Bulgarlar da rol aldı Silahlanmalarına ve kendilerini korumak için yerleşme merkezlerinin çevresine istihkam duvarları inşa etmelerine izin verildi Bu da kendilerine olan güvenlerini artırdı ve savaşma ilhamı verdi
Asi yerel yöneticilerin direnişi kırıldıktan, yeniçeriler ve silahlı eşkıya yok edildikten sonra, huzursuzluk sona erdi Buna XIX Yüzyılın 20'li yıllarında ulaşıldı ve merkezî hükümet III Selim'in tasarladığı, ancak yapmayı başaramadığı reformları gerçekleştirmeye ve politik üst yapıyı, değişen sosyo-ekonomik koşullara göre ayarlamaya karar verdi Askerî hizmetlerine karşılık sipahilere toprak verme sistemi 1832 ve 1834 yılları arasında kaldırıldı Tarımda çiftçilik modelinin gelişmesi ve pek çok sipahi eyaletinin sivil idareye, Müslüman tüccarlara ve tefecilere geçmesi ile sayıları azalmış olan sipahilerin, köylüleri idare etme ve feodal kirayı onlardan alma hakları elerinden alındı Bunun yerine, devlete destek olacakları kabul edildi Sipahi süvarileri ve yeniçeri piyadeleri dağıldılar ve bunun yerine, batı modeline göre düzenlenen, silahlandırılan ve eğitilen yeni bir ordu aldı
Sultan, 1839'da yayınladığı Hatt-ı Şerif olarak bilinen bir karar ile, imparatorluğun buyruğu altındaki herkesin can, mal, ırz dokunulmazlığı ile vicdan hürriyeti ve kanunlar karşısında eşitlik hakkına sahip olduğunu açıkladı Osmanlı İmparatorluğu'nun askerî-idarî bir sistemden, merkezîleştirilmiş ve bürokratik bir devlet haline dönüştürmeyi amaçlayan bir dizi yasa, bu kararı izledi ve insan gücünün serbest göçünü sağlayan koşullar yaratıldı Bu, mal üretiminin ve ticaretin gelişmesini kolaylaştırdı Bununla birlikte reformlar, eski sistemi tamamen yok edip merkezî devlet sistemine dönüştüremedi Bu nedenledir ki, reformlardan sonra bile, kapitalist üretim modelinin gelişmesini hızlandıracak koşullar yoktu
XIX yüzyılın başlarında, Bulgar ulusal özgürlük hareketi, Türklerin yönetimi altında bulunan diğer Balkan ülkelerindeki ulusal özgürlük hareketlerine paralel ve onlarla ilişkili olarak gelişti Yüzyılın başında Sırbistan'da patlayan ayaklanmaya pek çok Bulgar katıldı Yüzyılın 20'liyıllarında Yunanistan'da bir başka ayaklanma patlak verdi Bu ayaklanmaya Bulgarlar çok daha geniş bir ölçüde katıldılar Yunan ayaklanmasına adını veren Etniki Eteria desteğindeki gruplar pek çok kasabaya yerleştiler ve Bulgar gönüllüleri Yunanlılarla omuz omuza savaştılar
Milli ruhu destekleyen ve ulusal özgürlük çabasına güç katan bir başka dış etken de, Rusya'nın Osmanlı İmparatorluğu'na karşı güttüğü politika idi ki bunun sonucu olarak XIX Yüzyılın başlarında iki ülke arasında iki savaş yapıldı Yüzlerce Bulgar gönüllüsü, ya ayrı ordu birimleri veya Rus ordusu birimlerinin üyeleri alarak savaştılar 1806-1812 yılları arasında süren Osmanlı-Rus savaşında Bulgarlar önemli ölçüde rol aldılar Bu savaş sırasında Vratsa'dan Sofronius St Petersburg'a bir delegasyon gönderilmesini organize etti ve ulusal bağımsızlık çabasına Rusya'nın desteğini istedi Napolyon'un Rusya'ya saldırısı Bulgarların planlarını bozdu Aynı olay, 1829'da da oldu, Rus orduları Türkiye'nin Avrupa kesiminin ta içlerine kadar girip Türkiye'yi Edirne Barış Anlaşmasını imzalamaya zorunlu bırakmışlardı Ancak Anglo-Fransız düşmanlığı nedeniyle Ruslar geri çekildiler ve bu olay Bulgarların kütleler halinde doğdukları yerleri terketmelerine ve Besarabya ve Ukrayna'da yerleşmelerine neden oldu
Ancak Rus çabalarının, özgür bir Bulgaristan kurulmasından çok bu perde altında aslında kendilerine tabi ve Rus çıkarlarına hizmet edecek bir Bulgaristan kurulması amacını güttüğünü de unutmamak gerekir Bulgar Ulusal Kalkınma konusunda en önemli rolü Bulgar okulları oynadı Değişen koşullara ve gereksinimlere artık cevap veremeyen eski Manastır okulları Ulusal Uyanış Döneminde birer birer ortadan kalktılar Bulgar gençleri kendilerine rasyonel bir biçimde, doğa toplum ve hümanite bilgileri veren Yunan, Sırbistan ve Romanya okullarına gitmeye başladılar Ülkelerine dönüşlerinde dine bağlı olmayan yeni okullar açtılar ve bu okullardaki öğrenci sayısı hızla yükseldi Bu, XIX Yüzyılın ortalarına dek sürdü Daha sonra öğrenmeye istekli Bulgar gençlerine en çekici gelen merkez Rusya oldu Bir çokları da okumak için Batı'ya, esas olarak Fransa'ya, Bohemya'ya, Almanya'ya, İsviçre'ye ve diğer bazı ülkelere gittiler
Bulgaristan da dini amaçlar dışındaki ilk okul 1835'de Gabrovo'da açıldı Bu okulda eğitim, karşılıklı eğitim metodu diye adlandırılan temele dayanıyordu, yani öğretmen büyük öğrencileri eğitiyor, buna karşı onlarda daha küçükleri eğitiyorlardı Sınıfları olan okullar daha sonra kuruldu Erişkinlerin eğitilmesi amacıyla kültürel merkezler kuruldu Bu merkezlerde toplumun yararlanması için Bulgar ve yabancı kitaplar, dergiler, gazeteler vardı Eğitimin gelişmesiyle ortaya çıkan bir grup Bulgar aydını, yurtseverlik ruhunu geliştirdiler Bu aydınlar arasında öğretmenler, rahipler, ikon ressamları, kitap yayıncıları, gazeteciler, dergi yayıncıları, bunları satan memurlar Bulgar belediye görevlileri vb vardı
Bulgar dini bölgeleri eğitim alanında önemli rol oynadılar Başlangıçta Bulgarlar, Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği altındaki diğer ortodokslarla birlikte dini bölgeler oluşturdular Bunlar "Bizans Bölgeleri" olarak bilinir
Ancak kalkınma çabası güç kazandıkça, hiçbir ulusal nitelik taşımayan bu birimler yerlerini tümüyle Bulgar bölgelerine bırakmaya başladılar Bu bölgeler "çorbacı" denilen bölge başkanlarının yönettiği 5 ila 12 yaşlı üyeden oluşan konseylerce yönetilirdi Bölge konveyleri, devlet vergilerinin dağıtımı ve toplanmasında Bulgar halkı ile Türk yetkilileri arasında aracı olarak hareket ederlerdi Aynı zamanda her iki toplum arasındaki ilişkilerde ve İstanbul Patrikliği ile olan ilişkilerde de aracılık ederlerdi Kiliselerin ve okulların yapılması ve yönetilmesi, toplum düzeninin ve ahlak törelerinin gözlenmesi ve benzeri işlerle ilgilenirlerdi Bölge konseyleri sayesinde Bulgarlar siyasi güce ve kilisenin gücüne bireysel olarak değil, bir topluluğun üyeleri olarak karşı çıktılar ve bu da onları kendilerine güven duymaya, özel ve toplumsal çıkarlarını korumak üzere birleşmeye yöneltti
Bu yeni güç ve birleşme ruhu, özellikle, bağımsız bir ulusal kilisenin kurulma çabasında kendini gösterdi Bu savaşın, XIX Yüzyılın ikinci çeyreğinde, Aratsa, Üsküp Samokov ve başka yerlerde yerel Yunan piskoposlarına karşı protesto kampanyaları ile başladı Sonraları hareket, amacına ulaşarak Yunan Piskoposların yerini Bulgar Piskoposları aldı, kilise vergileri ve halktan toplanan harçlar düşürüldü 40'lı yıllardı hareketi Neofit Bozveli yönetiyordu Bu sırada mücadelenin merkezi, Bozveli'nin Bulgar zanaatkarlar ve tüccarlardan oluşan geniş topluluğun içinde önemli destekler bulduğu İstanbul'a kaydırıldı İstanbul'un Fener bölgesinde bir Bulgar toplumu kurulması ve bir Bulgar kilisesinin açılışı ile mücadelede bir adım daha atılmış oldu
Bağımsız bir ulusal kilise için mücadele başlatılıncaya kadar, Osmanlı yetkilileri bulgarla'a ayrı bir halk gözüyle bakmıyorlardı Onlar Rum Milleti (Bizans halkı)'nın bir parçası olarak kabul ediliyor ve etnik bir topluluk olarak değil dini (Ortodoks) bir topluluk olarak muamele görüyorlardı XIX Yüzyılın ilk yarısından kalma bazı dini bölge mühürlerine bakılırsa, Bulgarlar kendileri bile dini bölgelerine "Bizans", yani Ortodoks Hıristiyan adını takmışlardı Bununla birlikte, kilise bağımsızlığı için mücadelenin başlangıcından sonra durum değişti İstanbul'daki ve kalkınma hareketinin güç kazanmaya başladığı bütün Bulgar topraklarındaki Bulgarlar, kendilerini Bulgar milleti olarak adlandırmaya ve ayrı bir millet olarak tanınmayı istemeye başladılar
|