Yalnız Mesajı Göster

A'dan Z'ye Türk Büyükleri...

Eski 11-04-2012   #11
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

A'dan Z'ye Türk Büyükleri...



ALPARSLAN

1030 yılında doğan Alparslan, Çağrı Beyin oğlu ve Tuğrul Beyin yeğenidir Gazne Hükümdarı Mevduta karşı 1044te büyük zafer kazandığı savaşta dikkat çekti Çağrı Bey ona, 1058de Belh, Toharistan, Tirmiz, Kobadiyan, Vahş ve Valvalic gibi şehirleri bırakarak devlet yönetimine hazırladı
1059 yılında Gaznelilerle yapılan anlaşma sonrasında 1060ta Çağrı Beyin ölümü üzerine Alparslan, Horasan Selçuklu Devletinin başına geçti
1063te Tuğrul Beyin ölümü üzerine vasiyeti doğrultusunda yeğeni ve üvey oğlu Süleyman, Vezir Amidülmülk Kündüri tarafından tahta çıkarıldı Ancak Selçuklu beyleri, Alparslandan yana tavır koydu Bu arada Kutalmışın başkent Reye hücumu üzerine, Vezir Kündüri, Horasan Selçuklu Hükümdarı olan Alparslanı Reye çağırarak, Selçuklu tahtını Alparslana devretti Daha sonraki muharebede de Alparslan, Kutalmışı mağlup ederek Reye girdi ve 27 Nisan 1064te tahta çıktı Kündürinin yerine de Nizamülmülkü vezir tayin etti
Dağınık Selçuklu beylerini disipline eden Alparslan, zamanın halifesine, 11 Mayıs 1064te kendi adına bütün camilerde hutbe okunmasını emretti Alparslanın sultanlığıyla Doğu ve Batı Selçukluları tek çatı altında birleşti
İlk olarak Ermenistan ve Gürcistan civarında fetihler yapan Alparslan, daha sonra Bizansın en sağlam hudut şehri olan Aniyi kuşattı Son derece zorlu Aninin surları boyunca ağaçtan burçlar yaptırarak, mancınık ve okçularla, Aniye hücum etti Uzun süren kuşatmadan sonra Ani, 1064 yılı içinde fethedildi
Alparslan aynı yıl doğuda Tiflise kadar fetihler yaparken, kumandanları da Anadoluda çeşitli fetihler gerçekleştirdi Özellikle Afşin Bey, 1067-1068de, Bizansa karşı Anadolunun çeşitli bölgelerinde önemli başarılar elde etti 1067de Malatyada Bizans ordusunu yenen Afşin Bey, Kayseriye kadar ilerledi Bizansın başına geçen Romanus Diogenes, Selçuklu akınlarına son vermek için 1068de harekete geçti Ancak Afşin Beyin çevik manevraları üzerine Diogenes, sonuç alamadan İstanbula geri döndü
Selçuklu akınlarının sürmesi ve görevlendirdiği kumandanların bozguna uğraması üzerine Diogenes, 1069da tekrar ordusunun başına geçti 1069 ve 1070 yılları, Diogenes ile Türk akıncı beylerinin vur-kaçlarıyla geçti
Bu büyük Türk istilası Bizanslıların gözünü korkutmuştu Ne pahasına olursa olsun onu durdurmak, bu topraklardan atmak, tehlikesiz hale getirmek, hatta ortadan silmek gerektiğine inandılar

Bizans İmparatoriçesi Odoksiya bu yüzden, cesaretiyle ün yapmış kumandan Diyogenes Romanos ile evlendi Böylelikle hem tahtında sorumluluğu beraber paylaşacakları yürekli bir insan, hem de ordularını yönetecek kahraman bir başkumandan kazanmış oluyordu

Alparslan'ın 1071 yılı baharında güneye doğru yeni bir sefere hazırlandığını haber alan Bizanslılar bunu kaçırılmaz bir fırsat bildiler General Diyogenes Romanos, 200 bin kişilik muazzam bir ordu kurarak Alparslan'ın üzerine yürüdü
Tarihin seyrini değiştirecek iki ordu Van gölünün kuzeyindeki Malazgirt ovasında karşı karşıya geldiler Alparslan her şeyden önce barış taraftarı idi Bu yüzden en yakın adamlarından Sevük Tekin'i sulh elçisi olarak General Romanos'a gönderdi General Romanos, Alparslan'ın kendisinden korktuğu için sulh istediğini sandı Bunun şımarıklığı içinde Sevük Tekin ile adeta alay etti:

– Biz Isfahan'a gidiyoruz Şurada atlarımızı biraz dinlendirelim dedik Sulh meselesini ise artık Horasan'da görüşürüz Fazla vaktimiz yok Sizi Horasan'da bekleyeceğim, dedi
Savaş artık kaçınılmaz bir hal almıştı Horasan'a kadar bütün Türk topraklarını alacağını söyleyen bu Bizanslı şımarık generale haddini bildirmenin zamanı gelmişti Alparslan o gün beyazlar giymişti Harp meclisini topladı:

– Sulhu kazanamadıysak savaşı kazanacağız Ok ve yaylarımızı bırakıp yakın savaşa gireceğiz Düşmana kılıcım, kılıcım olmazsa pençem yeter İşte şehitlik kefenimi giydim Şehit olursam beni düştüğüm yere gömünüz ve oğlum Melik Şah'ın etrafına toplanınız, dedi

Alparslan'ın imamı Buharalı Muhammed bin Abdülmelik,
– Sen İslamiyet uğruna bir cihada giriyorsun sultanım Bütün Müslümanların dua ettikleri mübarek Cuma günü savaşa başla Allah zaferi senin adına yazsın, diyerek zafer için dua etti
Türk ordusu 26 Ağustos 1071 günü yalın kılıç düşmanın üzerine atıldı Bizanslılar karşı tepelerin eteklerine sırtlarını vermiş beklemekte idiler Alparslan çok isabetli bir kararla düşmanı üzerine çekmeyi beklememiş, bilakis kendisi sayıca çok daha kalabalık olan düşmanın üzerine yürümüştü

Türk ordusu, tarihinin en yaman savaşını verdi Malazgirt ovasında Harbin talihi kısa bir zamanda Alparslan'ın tarafına döndü Bizans'ın o güçlü ve mağrur ordusu darmadağınık oluverdi Ölenler öldü, kılıç artıkları ise esir edildi O dev ordu mahvolup gitti Esir edilenler arasında mağrur ve şımarık kumandan Romanos da vardı

Alparslan, huzuruna getirilen General Romanos'a saygı ile yakınlık gösterdi Kendisini teselli etti Bir süre konuştular, sonra Alparslan:

– Beni esir etseydin ne yapardın, diye sordu Bizanslı Başkumandan:
– Belki öldürür, belki de sokaklarda teşhir etmek üzere seni İstanbul'a götürürdüm, cevabını verdi Muzaffer kumandan acıyan nazarlarla Romanos'a baktı:
– Benim cezam ise daha ağır olacak Seni bağışlayacağım Serbestsin, dedi
Malazgirt zaferi, daha sonra Selçuklu Türk beylerinin Anadoluda girişeceği fetihlerin anahtarı olurken, Sultan Alparslan, Rey ve Hamedana geri döndü
Alparslan, batı fırka mensubu Yusuf el-Harezmiyi ortadan kaldırmak için yeni Buhara yakınlarındaki Hana kalesine bir sefer yaptı

Daha fazla dayanamayacağını anlayan Yusuf, Alparslana teslim olacağını bildirdi Yusuf el-Harezmiyi huzuruna getirten Alparslan burada Yusuf el-Harezminin ani bir hançer darbesi ile ağır yaralandı Aldığı yara üzerinden dört gün sonra 25 Kasım 1072de 42 yaşındayken vefat eden Alparslanın naşı Merve getirilerek, babası Çağrı Beyin yanına defnedildi

Türbesine şu kitabe vardır:

“Alparslan'ın göklere yükselen azametini görenler, bakınız! Şimdi o şu kara toprağın altındadır

Ahmet Kabaklı

Hayatı ve Eserleri

Hayatı
Ahmet Kabaklı, Harput Sarayhatun Camii'nde müezzinlik yapan Kabaklılardan Ömer Efendi ile Pertekli Bölükbaşılardan Münire Hanım'ın oğlu olarak 24 Mayıs 1924 yılında Harput'ta dünyaya geldi Babasını 1926 yılında daha iki buçuk yaşında iken kaybetti Babasıyla ilgili hiçbir hatırası olmayan Kabaklı'nın yoksul bir çocukluk ve gençlik devresi başladı 1931 yılında girdiği Elazığ Numune Mektebi'nde ilk ve orta öğrenimini, lise öğrenimini ise, Elazığ Lisesi'nde 1944 yılında tamamladı Aynı yıl İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunun parasız yatılı imtihanını kazanarak girdiği Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1948 yılında mezun oldu
Mezun olduğu yıl Diyarbakır'da öğretmenliğe başladı Burada görev yaptığı sırada Diyarbakırlılardan çok ilgi ve itibar gördü O, Diyarbakır'ın verimkâr bir kültür muhiti olduğunu biliyordu Kendisine Halkevi'nin çıkarttığı Karacadağ dergisinin yöneticiliği verildi Başta Ziya Gökalp olmak üzere Süleyman Nazif, Cahit Sıtkı gibi Diyarbakır'ın fikir ve edebiyat sahasında yetiştirdiği evlâtlarını hatırlatan toplantılar yaptı Divan Edebiyatı geceleri düzenledi Görevi sırasında öğrencileri ve velileri olmak üzere geniş bir Diyarbakırlı kitlesini kendisine bağladı Böylece orada ciddi bir milliyetçilik havasının esmesini sağladı Diyarbakır'daki görevi iki yıl süren Kabaklı oradan askere gitti Onu gece geç vakitte uğurlamaya meslektaşları, öğrencileri, halktan sevenleri olmak üzere büyük bir kalabalık geldi

Diyarbakırlıların kendisine karşı gösterdikleri bu saygı ve sevgi onu çok mutlu etti Askerliğini Manisa'da tamamlayan Ahmet Kabaklı'yı Millî Eğitim Bakanlığı 1951 yılında Aydın Ticaret Lisesine edebiyat öğretmeni olarak tayin etti Görev yaptığı Aydın'da 1952 yılında Aydınlı Elbir ailesinden, matematik öğretmeni Meşkûre Hanımla tanıştı ve evlendi Hak ve adalet yolunda daha iyi hizmet yapabilmek için hukuk okumak istedi 1955 yılında Ankara Hukuk Fakültesi'ne kayıt yaptırdı 1 Nisan-1 Mayıs 1956 tarihleri arasında Tercüman gazetesinin açmış olduğu fıkra yarışmasına Ferhat Fırat imzası ve kendisine birincilik getiren "Üniversitede Münazaralar" başlıklı yazısı dahil beş yazı ile katıldı Yarışmayı kazanan Kabaklı, aynı zamanda Türkiye'de yarışmayla yazar olan iki kişiden birisi oldu Bu sırada hâlen Aydın Ticaret Lisesinde Edebiyat öğretmenliğine devam etmekteydi

1956 yılının güz döneminde Aydın Ticaret Lisesindeki görevi sırasında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından eğitim stajı için bir yıllığına Paris'e gönderildi 1958 yılında Paris'ten dönüşünde İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsüne öğretmen olarak atandı 1955 yılında Aydın'da öğretmen olduğu sırada başladığı Hukuk Fakültesi'ni 1959 yılında tamamladı 26 Ekim 1961 tarihinde 4806 sicil numararası ile İstanbul barosu avukatları arasına katıldı Kısa bir süre avukatlık yaptı Çapa Eğitim Enstitüsündeki öğretmenliği 1969 yılına kadar sürdü Buradaki görevine İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunda öğretim görevlisi olarak devam etti Bu görevdeyken 1974 yılında emekli oldu Daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'nda edebiyat dersi verdi

Taner isminde yüksek kimya mühendisi bir oğlu ve iki torunu olan Ahmet Kabaklı, 17 Kasım 2000 tarihinde kalbinden rahatsızlandı Önce Türkiye Gazetesi Hastahanesi Kardiyoloji Servisi'ne kaldırıldı Burada iki gün yoğun bakımda kaldı Daha sonra anjiyo yapılması için 20 Kasım 2000'de Florance Nightingale Hastahanesi'ne nakledildi 23 Kasım 2000'de tekrar kontrolden geçirilen Kabaklı, hemen ameliyata alındı Başarılı bir ameliyatla kalp damarlarından beşi değiştirildi Ancak yoğun bakım ünitesinde enfeksiyon kaptı

Buradan üç günde çıkması gerekirken yirmi gün yatmak zorunda kaldı Bu arada Kadir gecesine tesadüf eden 23 Aralık 2000'de 48 yıllık hayat arkadaşı, emekli öğretmen Meşkûre Hanım vefat etti Hastahaneden taburcu edildikten sonra sevgili eşi Meşkûre Hanımın mezarını ziyarete gidebildi Hızla iyileştiği sanıldığı bir sırada akciğer enfeksiyonundan tekrar hastahaneye kaldırıldı Ahmet Kabaklı, 8 Şubat 2001 tarihinde Perşembe günü saat 1420'de Florance Nightingale Hastahanesi'nde Hakkın rahmetine kavuştu 10 Şubat 2001 tarihinde Cumartesi günü tabutuna Türk ve Doğu Türkistan bayrakları sarılı cenazesi Fatih Camii'ne getirildi Yakınları, öğrencileri ve sevenlerinden oluşan on binlerin katılımıyla öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazı sonrası eşi Meşkûre Kabaklı'nın yattığı Eyüp Sultan-Piyer Loti'deki aile mezarlığına defnedildi

Alıntı Yaparak Cevapla