10-29-2012
|
#12
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türkiye Adaları (A'dan Z'ye)
Van iline bağlı adalar
Akdamar Adası
(Ahtamar, Ağtamar, Akhtamar biçimlerinde de yazılır) (Ermenice: ???????), Türkiye'nin Van ve Bitlis illeri arasında bulunan Van Gölü'nün içinde yer alan en büyük adadır
Van'ın Gevaş ilçesi sınırları içerisinde yer alan adada Ermeniler´den kalma bir kilise bulunur Yüzölçümü 70,000 metrekare olan adanın toplam kıyı uzunluğu 3 kilometreyi bulmaktadır En yüksek noktası deniz seviyesinden 1912 metre yüksekte bulunan adanın batı uçlarında yüksekliği 8 metreye ulaşan dik kayalıklar vardır
İsim Efsanesi
Adanın adının nereden geldiğine dair yaygın halk hikayesine göre, zamanında bu adada yaşayan baş keşişin güzelliği dillere destan Tamara adında bir kızı vardır Adanın çevresindeki köylerde çobanlık yapan Müslüman bir genç bu kıza âşık olur Bu genç Tamara'yla buluşmak için her gece adaya yüzer Tamara ise ona gece karanlığında yerini belli etmek için onu bir fenerle bekler Bundan haberdar olan kızın babası, fırtınalı bir gecede elinde fenerle adanın kıyısına iner ve sürekli yer değiştirerek gencin boşuna yüzüp, gücünü yitirmesine neden olur Yüzmekten gücünü yitirip, yorulan genç çoban boğulur ve boğulmadan önce son nefesiyle "Ah Tamara!" diye haykırır Bunu duyan kız da hemen ardından kendini gölün sularına bırakarak boğulur Ah Tamara! isminin dönüşerek zamanla Ahtamar biçimini aldığı anlatılır
Bu efsanenin tarihi gerçeklerle alakasının zayıf olduğu şüphesizdir 9 yüzyıldan itibaren kaydedilmiş olan Ağtamar adının Arapça ĞMR kökünden "kabartı, tümsek" anlamına gelen bir türev olması daha kuvvetli bir olasılık olarak değerlendirilebilir
Adın Türkçeleştirilmiş biçimi olan Akdamar 1980'li yıllardan bu yana TC resmi kurumları tarafından tercih edilmektedir
Tarihçe
Akdamar Kilisesi
En eski kaynaklarda adanın adı, Gevaş bölgesinde hüküm süren Ermeni Rştuni sülalesine atfen Rştunik Adası olarak geçmektedir 705 yılında Vard Rştuni'nin adada öldürülerek Rştuni beyliğine son verilmesinden sonra ada ve yöresi, daha önce Başkale'de (Ağbak) hüküm süren Ardzruni sülalesinin eline geçmiştir 908'de I Gagik Ardzruni bazı Ermeni ve Müslüman beyleriyle anlaşarak Gevaş'ta (Vostan) kendini Vaspuragan Kralı ilan etmiş ve bilahare başkentini adaya taşımaya karar vermiştir I Gagik adada halen mevcut olan kiliseden başka müstahkem bir kasaba, saray, çarşı ve liman inşa ettirmiştir Ada üzerindeki sivil yerleşimin 16 yüzyıl başlarına kadar canlı olarak varlığını sürdürdüğü ve 1535 Osmanlı-İran harbi'nde tahrip edildiği anlaşılmaktadır
16 yüzyıldan sonra sivil yerleşimin bulunmadığı adada Kutsal Haç'a (Surp Khaç) adanmış bir Ermeni manastırı hayatiyetini sürdürmüştür 19 yüzyıl sonlarında 300 civarında keşişin ikamet ettiği manastır, 1895 ve 1915 olaylarından sonra terkedilmiştir
Ermeni Kilisesinin ruhani başkanlığı olan Gatoğigosluk makamı 10 yüzyıl ortalarından 1101 yılına kadar Ahtamar Adasında bulunmuştur Makamın 12 yüzyılda Kilikya'ya taşınmasından sonra da Ahtamar Kilisesi 19 yüzyıla dek önderlik iddiasını devam ettirmiştir
Haç kilisesi, Kudüs'ten İran'a kaçırıldıktan sonra 7 yüzyılda Van yöresine getirildiği rivayet edilen Hakiki Haç'ın bir parçasını barındırmak maksadıyla Kral I Gagik'in emriyle 915-921 yıllarında Mimar Manuel tarafından inşa edilmiştir Adanın güney doğusuna kurulmuş olan kilise, mimari açıdan Ortaçağ Ermeni sanatının en parlak eserleri arasında sayılır Kızıl andezit taşından inşa edilmiş olan kilisenin dış cephesi, alçak rölyef şeklinde işlenmiş zengin bitki ve hayvan motifleriyle ve Kutsal Kitap'tan alınma sahnelerle bezenmiştir Kilise bu özelliğiyle de Ermeni mimari tarihi içinde eşsiz bir konuma sahiptir
Kilisenin kuzeydoğusundaki şapel 1296-1336 tarihlerinde, batısındaki jamadun (cemaat evi) 1793 tarihinde, güneyindeki çan kulesi 18 yüzyıl sonlarında ilave edilmiştir Kuzeyindeki şapelin ise tarihi bilinmemektedir
Doğudaki birçok başka Ermeni anıtı ile birlikte Ahtamar Kilisesinin de 1951'de hükümet emriyle yıkımı kararlaştırılmış, 25 Haziran 1951'de başlatılan yıkım çalışması o dönemde genç bir gazeteci olan ve tesadüfen olaydan haberdar olan Yaşar Kemal'in müdahalesiyle durdurulmuştur
Onyıllar boyunca bakımsız olarak kalan kilise 2005-2007 döneminde Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı öncülüğünde, Türkiye Ermenileri ve komşu Ermenistan ile ilişkilerin geliştirilmesine yönelik bir adım olarak, 1 5 milyon dolar harcnarak restore edilmiştir Restorasyon çalışması bazı uluslararası kültür çevrelerinde "siyasi amaçlı" olarak tanımlanmıştır Kilise 29 Mart 2007 tarihinde TC Kültür Bakanı ve Ermenistan Kültür Bakan Yardımcısının katılımıyla müze olarak tekrar açılmıştır
Kuş Adası,
ya da Arter Adası Van Gölü içinde bulunan 4 adadan en küçüğü ve en az bilinenidir Van Gölü'nün en büyük adası Akdamar'ın 4 kilometre batısında yer alır Adada bugün sadece bazı kalıntıları görülebilen bir de manastır vardır Manastırın ilk olarak 1305 yılında inşa edildiği tahmin edilmektedir Şapel ve diğer ekler adaya ilerleyen dönemlerde 1766'da eklenmiştir Geçmiş dönemlerde bu adaya ulaşım yapılmazken bölgede gelişen turizm nedeniyle devreye giren özel kiralık botlar sayesinde adaya ulaşım her zaman mümkündür
Çarpanak Adası
Van Gölü'nün kuzeydoğu bölgesinde, Van ilinin merkeze bağlı Çitören Köyü mevkiinde bulunan bir adadır Köyün iskelesinden teknelerle ulaşımın sağlanabildiği ada, üstündeki doğal yaşamın bozulma tehlikesine karşı turizme kapalı tutulmaktadır Adanın üzerinde IX ya da XI yüzyılda yapılmış olduğu sanılan, Saint Jean'a adanmış bir de manastır vardır [1] Ktouts Manastırı adı ile anılan yapının bugün yalnızca kilise bölümü ayaktadır Adada, Türkiye'nin başka bir yerinde bulunmayan pek çok tür bulunmaktadır
Adanın tarihi
100 yıl öncesine kadar aslında bir yarımadanın parçası olduğu sanılan Çarpanak Adasının, Van Gölü'nün suyunun hızlı bir biçimde yükselmesi sonucu kara ile bağlantısının kesilip bir ada hâline geldiği söylenmektedir Adaya ve üzerindeki manastıra ilişkin ilk yazılı belgeler 1414 yılından kalmıştır Üzerindeki dinî yapılar nedeniyle savaşlardan pek etkilenmyen adada pek çok kez depremler yaşanmıştır 1703 yılında gerçekleşen bir depremle büyük ölçüde yıkılan manastır 1712 ve 1720 yılları arasında Bitlisli Kaskaper Usta tarafından yeniden inşa edilmiştir [1] Bir Ermeni manatırı olan yapı, 1918 yılında bölgede yaşanan karışıklıklar nedeniyle boşaltılmıştır O günden bu yana herhangi bir koruma altında bulunmayan yapı günümüzde yıkılmaya yüz tutmuş durumdadır
Adadaki manastır
Bugün ada olarak beliren bölümün üstünde 9 yüzyıla tarihlendirilen dinî yapılar vardır Büyük bir manastır olarak inşa edilmiş olan yapının günümüzde yalnızca kilise bölümü ayaktadır Ktouts Manastırı olarak kayıtlara geçen manastır adanın kuzey bölümünde bulunmaktadır Manastırın şapel, vaaz salonları, kütüphane, konuk evleri, yemek ve yatma odaları ile diğer oda bölümleri bugün mevcut değillerdir Manastırın mezarlığı da bugün bütünüyle kaybolmuştur Bu manastır, başka bir söylenceye göre ise göre Kutsal Haç, Saint Hripsime , Saint Gragorie, Saint Jean'dan oluşan kutsal dörtlü adına yaptırılmıştır Manastırın 1700'lü yıllardan kalma yazıtındaki bilgiler dışında bu yapıya ilişkin bir bilgi yoktur Kilisenin 1462 yılında Etienne adında bir usta tarafından büyük ölçüde yenilendiği söylenmektedir 15 yüzyılda Adır Adası'ndaki manastırda yaşayan keşişler, bölgede uzun süre yapılan savaşlardan birinde başrahipleri Nerses ölünce Adır'daki manastırdan ayrılmış ve Çarpanak Manastırı'na yerleşmişlerdir
Manastırın mimari özellikleri
Kütüphanesi, şapelleri ve misafirhaneleri ile geniş bir kompleks olarak inşa edilen yapının bugün yalnızca kilise kısmı ayakta kalabilmiştir Dışarıdan bakıldığında dikdörtgen bir görünümü olan yapı içten haç planlıdır Haçın kısa kollarının üstü beşik tonozla kapatılmıştır Kubbesi iki adet ayak üstüne oturtulmuştur Serbest haç planı olarak adlandırılan mimari biçimine göre yapılan kilise bölümünün dış duvarları yalın süslemelerle kaplıdır Yakın bir bölgede, aynı göl içindeki Akdamar Adası'nda bulunan kilisedekinin aksine iç duvarları freskler ile süslü değildir Yine Akdamar Kilisesi ile karşılaştırıldığında buranın dış duvar süslemeleri de oldukça gösterişsizdir İç duvarlarda sıva kullanılmamıştır Kilisenin taç kapısı geometrik pano ve haç dizileri ile süslenmiştir [2] Kuzey ve güney duvarlarında nişler, doğu duvarında ise büyük bir pencere bulunmaktadır Bütün kilise beyaz, krem ve kahvrengi ahlat taşından yapılmış olup, yalnızca kubbesinde siyah tüf dekoratif amaçlı kullanışmıştır Kilisenin aydınlatması büyük ölçüde sekiz küçük pencereden sağlanır Kilisenin çan kulesi, iki kolon tarafından taşınmaktadır Üst bölümleri büyük ölçüde yıkılan kulenin altları Osmanlı motifleri ile süslüdür
Bugünkü durum
Ada 2007 yılı itibarıyla etkin turizme kapalı tutulmaktadır Geçmiş yıllarda yağlı boyalarla kilisenin duvarlarına yapılan karalamalar nedeniyle büyük ölçüde zarar görmüş olan kilisenin durumu hava şartları nedeniyle de gün geçtikçe daha da kötüye gitmektedir Sit alanı olarak korunan adada herhangi bir koruma görevlisi bulunmaktadır Daha önce bir kaç kez adayı turizme açma girişiminde bulunulmuşsa da adayı üreme merkezi hâline getiren martılara zarar verilebileceği gerekçesiyle öneriler geri çevrilmiştir Adanın zemininde her yere gelişi güzel kuluçkaya yatan martılar arasında Türkiye'de yalnızca burada bulunan türler de vardır Bugün adaya gelen az sayıda ziyaretçinin yalnızca kiliseyi gezip adadan ayrılması istenmektedir Adaya bağlı bulunduğu köyün iskelesinden ya da Van merkez iskelesinden tekne ile 1 saat 40 dakikada ulaşılabilmektedir
|
|
|
|