10-29-2012
|
#1
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türkiye'nin Neotektoniği
Türkiye deprem selliği
Türkiye'nin Neotektoniği
Türkiye’de Neotektonik Orta Miyosenden itibaren başlamaktadır Bundan önceki kısım ise Paleotektoniktir Neotektonik: Miyosen sonrası yaşlı tektoniğe bu ad verilir Bu dönemdeki yapılara ise Neotektonik Yapılar adı verilir Paleotektonik: Miyosen öncesindeki tektonik faaliyete denir Bu dönemde meydana gelen yapılara ise Paleotektonik Yapılar adı verilir
Türkiye’de oluşmuş volkanizmalardan doğudakiler K-G yönlü sıkışmalar sonucu gerilme çatlaklarından meydana gelmiştir Batıdaki volkanizma ise graben sistemine bağlı olarak gelişmiş volkanizmadır Bu volkanizmalardan doğudakiler perlit yataklarını, batıdakiler ise bor cevherlerini oluşturmuşlardır
Ege'deki faylar
Türkiye’deki Neotektonik Yapıları şöyle sıralayabiliriz:
1 GD Anadolu Bindirmesi (çift bindirme)
2 Doğu Anadolu Fayı
3 Kuzey Anadolu Fayı
4 KD Anadolu Fayı
5 Batı Anadolu Grabenleri
6 GD Anadolu Kıvrımları
7 Ecemiş Çukuru Fayı (Eosen yaşlı)
8 Tuz Gölü Fayı
9 Isparta büklümü
10 Doğu Anadolu’da ki Doğrultu Atımlı Fayı (Kağızman, Tutak, Çaldıran, Süphan, Malazgirt)
11 Doğu ve Orta Anadolu’da ki Dağ Arası Havzalar
12 Pull-Apart Havzalar
13 Doğu ve GD Anadolu’da ki Açılma Çatlakları
Ege’deki graben sisteminin K-G çekme kuvvetleri sonucu olduğunu bazı yazarlar öne sürmektedirler (E Kasapoğlu) Türkiye’de ki neotektoniğin gelişiminde
1 Afrika-Anadolu çarpışması ve Afrika’nın kuzeye ilerlemesiyle Doğu Anadolu’da meydana gelen sıkışma,
2 Günümüzdeki Akdeniz’de dalma-batma sonucu oluşan Ege graben sisteminin oluşumu etkili olmaktadır
Türkiye’de ki neotektonik yapıların en önemlileri ve en baskınları doğrultu atımlı faylardır Tüm Anadolu sathına yayılmışlardır Ancak Ege Bölgesi hariç Bu bölgede doğrultu atımlı faylar az, ancak gravite fayları oldukça fazladır Anadolu’da ki yapılar genellikle kırıklı yapılardır Ancak GD Anadolu’nun kıvrım kuşağı kıvrımlı yapılar yönünden önemlidir
KUZEY ANADOLU FAYI (KAF)
Saros körfezinden başlayıp, Marmara denizinden geçip, Bolu’ya doğru KD ‘ya yönelerek Kastamonu güneyinde ki Kargı’ya ulaşmaktadır Kargı’da GD ’ ya yön değiştirerek Karlıova’ya kadar uzanmaktadır Karlıova’nın 10 km kadar doğusunda eşleniği olan DAF ile kesişmektedir Bu fay literatürde Kuzey Anadolu Deprem fayı veya Kuzey Anadolu Transform Fayı olarak da geçer Transform faylar özellikle kıta kenarında oluşurlar ve litosferi boydan boya keserler
Normalde stres basıncı doğrultusu dar açı olması gerekir Fakat burada geniş açı durumundadır Bu da ilk oluştuğu zamanlar dar açı ilerledikçe genişlediği şeklinde yorumlanmaktadır Doğrudan plaka arası faylara İntraplaying Faylar denir Kıta içi faylara da İnterplaying Faylar denir Bu ikisi de asıl bildiğimiz transform faylar değildir KAF doğrultu atımlı sağ yönlü bir faydır Fayın sıçrama yaptığı yelerde önemli çek ayı havzalar oluşmuştur
GÜNEYDOĞU ANADOLU BİNDİRME KUŞAĞI
Hakkari’den Kahramanmaraş civarına kadar devam eden ve orada DAF ile kesilen bir bindirme fayıdır Kesilme yerinde bindirmenin 25 km lik bir atımı vardır Bu bindirme kuşağı aynı zamanda Avrasya ile Gondwana arasındaki Tetis’in kapanması ile oluşmuş bir kenet kuşağıdır Bu hat gerçekten kıt’a-kıt’a çarpışması niteliğindedir Güney kesim ön ülke durumunda olup kuzeyde ki kesim ise kuzeyde ki sıradağları meydana getirir
KENAR KIVRIMLARI
Genellikle GD Anadolu bölgesi kıvrımlar bakımından oldukça yoğun bir şekilde olması bakımından önemlidir Bu kıvrımların eksenleri genelde D-B doğrultuludur Kıvrımlanma tamamen kuzeyden güneye bindiren orojenik silsilenin etkisiyle ön ülke kayaçları üzerindeki kayaçların sıkışmasıyla meydana gelmiştir
Türkiye’de oluşan ilk tektonik yapı Orta Miyosen sonunda oluşmuş olan GD Anadolu bindirmesidir Bundan sonra GD Anadolu kıvrımları meydana gelmiştir Kabuğun fayla kalınlaşması sonucu alt kısımda kısmi ergimeler meydana gelmiş ve kabukta kırılmalar oluşmuştur Bunun en önemli işareti Türkiye’de ki volkanik faaliyetler ve kabuk yırtılması (KAF ve DAF) olaylarıdır Bu olaylar sıkışma neticesinde meydana gelmiştir Bu fayların oluşumu ve blokların hareket kazanması ile parçalanan Anadolu levhasının doğuya doğuya doğru bir koni biçimde daralan Karlıova’da birleşen KAF ve DAF ile oluşmuştur Bu levhanın batıya doğru kayması ile Batı Anadolu bölgesinde özellikle Üst Miyosen üstü (Mesiniyen) zamanda D-B yönlü sıkıştırması ile Ege grabenlerinin oluşumu sağlanmıştır Bu KAF ve DAF’a göre daha geç bir zamanı temsil eder Bu olayın zamanı birtakım jeolojik verilerden tespit edilebilmektedir Batı Anadolu’da ki grabenlerin oluşum yaşı Mesiniyendir
NEOTEKTONİK YAPILARIN OLUŞUMUNA ETKİ EDEN ETKENLER
En büyük etken bir kıtasal çarpışma olayıdır Tetis okyanusunun Miyosen ortasında kapanması ve bunun sonucunda kıtasal çarpışmanın olması neticesinde Türkiye’de ki neotektonik yapılar meydana gelmiştir Ancak bu nedenin doğurduğu sonuçlar diğer yapıların oluşmasını sağlamıştır Yapılar birbirlerinin sebep ve sonuçları olarak meydana gelmiştir Ana sebep bu çarpışmadır
TÜRKİYE’NİN NEOTEKTONİK BÖLGELERİ
Türkiye doğudan batıya doğru birtakım neotektonik bölgelere ayrılmaktadır Bu konuda ki ilk bilgileri Şengör (1980) vermektedir Türkiye’yi neotektonik bölgeler açısından 4 bölgeye ayırmaktadır:
1 Doğu Anadolu Sıkışma Provensi
2 Kuzey Türkiye Provensi
3 Orta Anadolu Ova Provensi
4 Batı Anadolu Gerilme Provensi
Bu bölgeler kendine has yapı aileleri ile temsil edilirler Bunlar doğrultu atımlı faylar, bindirmeler, kıvrımlar ve grabenler gibi özellikle kendilerine mahsus özellikleri olan yapılardır Bu 4 provensten iki tanesi Doğu ve Batı Anadolu’dakiler Halen tektonik bakımdan kuvvetle aktif bölgeleri meydana getirirken, Kuzey Anadolu bölgesi ile Orta Anadolu Ova bölgesi gerek sismik gerekse tektonik bakımdan az bir aktivite gösterirler Orta Anadolu Ova bölgesi genç çökellerle örtülü olduğundan belki de mevcut olan tektonik yapı aileleri daha derine gömülmüş vaziyettedir Bu sebeple durum tam olarak açığa kavuşturulabilmiş değildir Fakat diğer bölgelerde veriler oldukça açıktır
TÜRKİYE’NİN NEOTEKTONİK EVRİMİ
Türkiye arazisi Arabistan platformu ile Asya’nın çarpışması, ardından da bu çarpışmanın neticesi olarak oluşturulan asimetrik tektonik uzaklaşma sisteminin en iyi geliştiği bir bölgeyi temsil eder Bu tektonik şema içerisinde en önemli ve en büyükleri doğrultu atımlı faylarla temsil edilen bir yapı ailesi ile karakterize edilir Gerek eldeki deprem verilerinin odak mekanizması çözümleri, gerekse büyüklükleri açısından doğrultu atımlı faylar diğer yapılara daha baskın çıkarlar Burada Erken Miyosen zamanından beri Doğu Akdeniz bölgesinin tektonik evrimi ve buna tekabül eden paleocoğrafik panorama gözden geçirilecektir Daha öncede belirtildiği gibi söz konusu edilen bir bölgede son ana tüm tektonik yeniden yapılanmadan beri geçen zaman NEOTEKTONİK DÖNEM olarak tanımlanmıştır Türkiye için Anadolu levhası ile Arabistan levhasının Orta Miyosende ki çarpışması bu dönemin başlangıcı olarak kabul edilmektedir Bu değişimler ülkemizin neotektonik gelişmesini paleotektonik gelişmesinden ayırmak için uygun bir dönüm noktasını oluşturur Doğu Akdeniz sahası ve çevre alanların neotektonik gelişmesi ile ilgili çalışmalarda en en inatçı problemlerden birisi denizel Akdeniz Paleotetis ve karasal seriler arasındaki detay korelasyonların eksikliği olmuştur Erken Miyosen sırasında (Akitiniyen-Landiyen arası) İzmir-Ankara-Erzincan sütunu ile İç Toros sütunu arasında Paleosen Eosen çarpışması ile ilgili kıta içi yaklaşma Anadolu’nun günümüzdeki çoğu çoğu alanının büyük bir bölümünü temsil etmektedir Batıda Menderes Masifi kabarık yükselmesini devam ettirmiş ve günümüzdeki Himalayalarla karakter bakımından pek farklı olmayan yüksek bir bölgeyi temsil etmektedir Girit’te Lisiyen Torosunda (Batı Torosu) ve o zaman hala Türkiye ile ilişkili olan Kıbrıs’ta kuzeye yönelik bindirmeler, Pontidler de dahil geniş sahalarda görülürken güneye bakan nap hareketleri Serravaliyene kadar devam etmiştir Bu tektonik görüntü ile uyumlu olan paleocoğrafik görüntü, Orta-batı Anadolu’da doğuya doğru alçalan yüksek bir alan, Pontidler de ise karasal sedimanlarla örtülü dalgalı bir alan şeklindedir Doğudan ve güneyden zaman zaman gelen deniz istilaları Orta Anadolu’da sadece küçük alanları su ile kapatmış ve sınırlı evaporit alanlar oluşturmuştur Kalk-alkalen tipte seyre bir volkanik aktivite KB Anadolu’da görülmektedir Batı ve Orta Anadolu’da ki bu karasal alanlar KD ve güneyden sığ denizlerle çevrili durumdaydı Özellikle güney ve doğuda yaygın resifal kireçtaşlarının çökelimi Batı ve Orta Anadolu civarında yığılan karasal sedimanlar üzerinde yapılan çalışmalar sonucu tropikal bir iklimin varlığı bu çalışmalarda ispatlanan önemli bir veridir Orta ve batı Anadolu’da ki bu yüksek alanların nasıl yükseldiklerini tespit etmek eldeki veriler çerçevesinde oldukça güçtür Yükselmeden sonraki kabuk kalınlığı 50 ile 75 km ekstremleri arasında bulunmuştur Buna göre Erken Miyosen sırasında Batı Anadolu’nun yaklaşık deniz seviyesinden 3 km daha yüksekte olabileceği kabul edilmiştir Erken Miyosen sırasında Arabistan plakasının gerek bu kıtacığın kuzey şelfindeki Midyat kireçtaşlarından gerekse Hakkari civarındaki derin deniz ortamı çökellerin hareketle kuzeydeki Avrasya kıtasıyla çarpışmadığı söylenebilir
Doğu Türkiye’nin hemen her tarafında sığ su ortamlarını karakterize eden karbonatların varlığı da bu görüşü desteklemektedir KAF ve DAF’ın Erken Miyosen sırasında mevcut olmadığını vurgulamak önemlidir Daha sonradan KAF zonu içine dahil dahil edilecek olan Çekeş, Kurşunlu ve Tosya havzaları iç Pontid sütunu boyunca çarpışma sonrası fliş-molas havzalarının bir parçası olarak gelişmekteydiler Bu havzalardaki sedimanlar sıkışmalı dönem sırasında meydana gelen Erken Miyosen sedimanlarıdır Bu sıkışma Pontidlerdeki son geriye bindirme olayları ile yönelim bakımından hem yaşıt hem de paralel bir konumdadırlar ve bu yüzdende genel olarak Türkiye orojenik döneminin devam eden K-G sıkışmasının bir parçası olarak düşünülebilir Orta Miyosen sırasında (Lankiyen-Serravaliyen) Arabistan ile Avrasya GD Türkiye’de Bitlis süturu boyunca çarpışmışlardır Bu çarpışma kenet kuşağı boyunca dağların kabarıp yükselmesi neticesini doğurmuş, Doğu Türkiye’de sakin su depolanma ortamlarını, içinde karasal kırmızı tabakaların çökeldikleri molas havzalarına dönüştürmüşlerdir Bölgedeki bu sığ çökelme ortamlarının zaman zaman kısa süreli deniz baskınlarına uğradıklarını da burada belirtmek gerekir Bu deniz ilerlemelerinin en sonuncusu Serravaliyende meydana gelmiştir ve bir daha deniz günümüze kadar bu bölgeye ulaşamamıştır Aynı zaman aralığı sırasında Batı ve Orta Anadolu’da denizel depolanma yoktur ve denilebilir ki bu bölgeler hala yüksek bir bölge durumundadır Hatta 10 mil yıllık bir açılma ve sübsidanstan sonra bile Batı Türkiye’de son Pliyosen buzulu sırasında günümüzdekinde en az 200 m daha yüksekteydi Orta Miyosen sırasında Anadolu bloğunun batıya doğru harekete başlamasının bol miktarda verilerine rastlanmaktadır KAF boyunca sıralanan havzaların detay stratigrafik ve yapısal çalışmalarıyla elde edilen veriler ve Paratetis ile Akdeniz serileri arasındaki karşılaştırmaların hassasiyeti KAF zonunun oluşum zamanı geç Serravaliyende olarak tespitine olanak vermiştir Bu sırada Alt Pontus formasyonunun en alt birimleri sedimantasyonla eş yaşlı faylanma ve aynı zamanda geniş bir makaslama zonu boyunca havzalara akmaya başlamıştır Aynı zamanda gelecekteki Marmara denizinin kuzey kıyısı boyunca geniş bir oluk oluşmuş ve bu oluk Saros grabeni yoluyla kuzey Ege denizi ile bağlantı kurmuştur Bu oluk K Ege denizinden gelen tekrarlı deniz ilerlemeleri ile limnik ve flüviyatif bir sedimantasyona zemin hazırlamıştır Ege denizi alanı ilk kez Tortoniyen sırasında Siglad adaları ile Anadolu karası arasında oluşan dar bir boğaz vasıtası ile deniz basmasına uğramıştır Bu koridor doğuda daha uzakta İstanbul’a Kadar erişmiş fakat henüz yeni oluşmaya başlayan KAF’ın geniş bir makaslama zonunun batı bitimiyle ilişkili olan daha güneydeki Yalova karasal havzasıyla ilişki kuramamıştır Zira fayın yerleşim yeri günümüz çek-ayır havzası niteliğindeki Çınarcık havzası ile uyum sağlamaktadır Trakya’da ki Ergene havzası da Tortoniyen sırasında sübsidanal neotektonik bir bölge durumundadır Tortoniyen aynı zamanda Ege ve Batı Türkiye grabenlerinin oluşmaya başladığı zamandır Anadolu bloğunun batıya doğru hareket etmeye başladığını gösteren önemli bir delilde Doğu Girit’te ki Lerepatra yarı grabeninden elde edilmiştir KD-GB doğrultulu sol-yanal doğrultu atımla kontrol edilen bu graben Serravaliyende oluşmuşmuş ve adada bulunduğu kesimde Eosen(?)-Erken Miyosen nap kümelerini ayırmaktadır Bu durum bize gösteriyor ki Hellenik trench sisteminin daha önce yaklaşan doğu yarısı Anadolu bloğunun batıya doğru olan hareketine cevap olarak büyük bir ihtimalle doğrultu atımlı faylanmaya dönüşmüştür Orta Miyosen sırasında (Lankiyenden Serravaliyene kadar) onduleli bir topografya oluşturan kara yüzeylerinin çoğunun düşük ve geniş yükseltilerle ayrılan tatlı su gölleri ile işgal edildiği özellikle Erol (1981) tarafından belirtilmiştir Daha sonra Tortoniyen sırasında bu yumuşak topografya çok sayıda fay sistemleri ile kırılmaya başlamış göl havzaları daralma ve yoğun üçgen biçimli parçalarla çevrilmiştir Benzer bir gelişimin güne Ege içinde geçerli olduğunu bazı araştırıcılar göstermiştir Bu da bize gösteriyor ki Anadolu bloğu batıya doğru hareket ederken iç bünyesel bakımdan da parçalanmalara uğramıştır Serravaliyen sonunda gerek Ege’de gerekse Anadolu’da ki dalma-batma ile ilişkili volkanların dağılımındaki değişimler Anadolu’nun batıya doğru hareketinin başlangıcını işaret eder gözükmektedir Türkiye’de ki en güney dalma batma zonu ile ilişkili Tortoniyen öncesi volkanizma seyrek olmasına karşın, gelecekteki Anadolu bloğunun tüm uzunluğu boyunca üniform olarak dağılmıştır Tortoniyenden başlayarak volkanizma da sadece yoğunluk bakımından artma olmamış aynı zamanda belirgin alanda yoğunlaşma olmuştur Bu bölgeler sırası ile Hellenik ve Kıbrıs dalma-batma zonları arasındaki G Ege ve GD Orta Anadolu bölgesi, Trakya’dan Yugoslavya’ya kadar aktif K-G gerilme zonunun batıya doğru hareket eden Anadolu bloğunun D Trakya’yı ve Makedonya’yı bu alanların kuzeyindeki sahadan ayırmaya çalışmasının bir sonucu olarak ortaya çıktığı tartışılmıştır Geç Miyosen sırasında (Messmiyen) Türkiye’nin güncel tektonik rejimi iyice belirgin bir hale gelmiştir Bu dönemden itibaren ilerleyen deniz suları bir daha asla Türkiye kara alanının herhangi bir önemli kesimini istila etmemiştir Bu sırada gelecekteki KAF’ın yerinde daha önce gelişmiş bir makaslama zonunun varolduğu belirtilmiştir Fay zonu asıl jeomorfolojik görüntüsünü daha sonra Erken Pliyosen sırasında almıştır Bu veriler Erken Pliyosen ile Geç Serravaliyen arasında çökelen Pontus formasyonu içerisindeki mezofayların dağılımına dayanmaktadır Alt Pontus formasyonu (Geç Serravaliyen-Tortoniyen) ile kuşatılan KAF zonu ile ilişkili mezofaylar ana faya çaprazvari biçimde uzanan geniş bir kuşakta dağılım sunar Üst Pontus formasyonu da (Mesiniyen-Erken Pliyosen) bu faylardan etkilenmiş, ancak daha dar bir zonda görülürler KAF boyunca rastlanan doğrultu atımlı havzaların çoğu da Mesiniyen olarak yaşlandırılmaktadır KAF’ın gidişi boyunca doğrultu atımlı havzaların sayısındaki tedrici artış, dünyada bu fayın en iyi benzerlerinden olan San Andreas fayı boyunca olan Neojen havzalarına çok benzerler Fay zonunun batı ucunda daha önce sözü edilmiş deniz koridoru neticede Çınarcık baseni olarak bilinen KB uzanımlı bir çöküntü üzerinde fay zonuna kavuşmuştur Karmaşık graben sistemleri çökmeye devam etmiş ve Mesiniyen sırasında sayıca artmışlardır Normal faylanmanın Mesiniyen sırasında Kos adasında başladığı belirtilmiştir ve içinde Kos adasının yer aldığı Kezme grabeni muhtemelen aynı yaşlıdır Graben tabanlarındaki hızlı çökme sedimantasyonu sınırlamış ve sahasal dağılımı büyük oranda kontrol etmiştir Tatlı su gölleri Tortoniyen sırasında Orta Anadolu kesiminde geniş sayılabilir alanlar işgal etmesine rağmen Mesiyende bu tatlı su göllerinin sahasal büyüklüğü azalmıştır Bunun nedeni hem artan faylanmaya bağlı olarak yükselen topografya, hem de Akdeniz’in Mesiyende ki kuruması ile gelişen sıcak iklimdir Doğu Türkiye’de de karasal sedimanlar D-B uzanımlı havzalarda toplanmaktaydı Bu sahada Serravaliyen ile Erken Pliyosen arasında yüksek potasyumlu kalk-alkalen volkanizma yoğun olarak artmış ve topografik olarak yükselen sahaların çoğalmasını takiben yanal yönde yayılmaya başlamıştır Pliyosen sırasında Türkiye’de ki sedimantasyon alanı Geç Miyosen ve Orta Anadolu’da ki topografik yükseltilerle karşılaştırıldığında bir dereceye kadar azalmıştır KAF zonu boyunca havzalarda artma olmuş ve yeni havzalar meydana gelmiştir Erken Pliyosen DAF ve KAF boyunca sürekli derin ve dar çöküntülerin ilk işaretlerinin tanınabildiği ilk zamandır Deniz KAF’ın batı kesiminden geri çekilmiş, buna karşın gelecekteki Ege denizini oluşturacak şekilde büyümüştür Bu da bize gerilen alanın çöküşünü göstermektedir Aslında herhangi bir kesin veriyle KAF’ın başlangıcını tarihlemek için bu fay zonu boyunca kesin bir delil yoktur Bununla beraber fayın doğu bitim yerinde ve yine fayın doğrudan etkisi altında gelişen Karlıova baseninin çökmesi fayı Pliyosende oluştuğunu göstermektedir Pleistosen sırasında Türkiye bugünkü topografyasını kazanmıştır Bu sırada deniz KAF’ın batı kesimine yeniden dönmüştür Aynı zamanda deniz Ege denizi boyunca Türkiye’nin kıyı alanlarını kaplamış ve kısmen de grabenler içerisinde yayılmıştır Deniz bu grabenler içerisinden tarihsel zamanlarda tamamen delta ilerlemeleri ile geriye itilmiştir Türkiye’nin topografik görüntüsü zamanla Orta Anadolu’da bir eksen etrafında tersine olarak değişmiştir Anadolu bloğunun batıya doğru kaçmasının başlangıcının, topografik yüzeyin hala batıya doğru eğimli olduğu bir zamanda başladığı belirtilmektedir Topografik yüzey muhtemelen Pliyosen sırasında hemen hemen yatay bir durumdadır ve bu dönemin sonuna doğru batıya doğru eğimlenmeye başlamıştır Şimdi (günümüzde) bile Erken Miyosen sırasında doğuya doğru yaptığı eğim kadar batıya eğim yapmamaktadır Bu zamana kadar yapılan çoğu araştırmalarda bu durum dikkati çekmektedir Araştırmacılar çalıştıkları alanlarda sınırlı bölgelerden kalkarak birtakım jeotektonik açıklamalar yapmışlar ise de bu hususta kesin bir neticeye gidilememiştir Bu arada bölgesel manada bir açıklama Şengör ve Yılmaz tarafından yapılmıştır Şengör Türkiye’de paleotektonik neotektonik sınırını Orta Miyosen olarak vermiştir (Serravaliyen-Tortoniyen arası) Aynı zamanda yazar neotektonik olayları başlatan mekanizmanın Bitlis kenet kuşağı boyunca Avrasya-Arap kıtası çarpışması olduğunu belirtmiştir Bu çarpışmaya bağlı olaylar zinciri şöyle sıralanabilir:
Pontidler Geç Kretase sırasında kuzeye eğimli bir dalma-batma zonu üzerinde gelişmekte olan kısmen Hersiniyen kısmen Kimmeriyen yaşlı bir temel üzerinde güneye bakan Pasifik tip bir kıta kenarı idiler Neotetis’in kuzey kolunu oluşturan Vardar okyanusunu tahrip eden bu dalma-batma zonu ile ilgili mağmatik yayın ardında Geç Kretase-Eosen açılan bir deniz ise bugünkü Karadeniz’i oluşturmuştur Anadolu’da Neotetis’in kuzey kolunun güneyinde bugünkü Anatolid ve Toridleri kapsayan Anatolid-Torid platformu mevcuttu Senoniyende (Üst Kretase) Neotetis’in kuzey kolundan güneye bu platform üzerine büyük ofiyolit napları yerleşmiştir B Anadolu’da Lütesiyen (Orta Eosen), Orta ve Doğu Anadolu’da Priskaniyen (Üst Eosen) öncesinde doğuya doğru incelerek ve çatallanarak sona eren Anatolid-Torid platformu ile Pontid adayayı çarpışmıştır Bu çarpışma sonucu Anatolid-Torid platformu kendi içerisinde kuzeye doğru eğimli büyük ölçekli şaryajlarla dilimlenmeye başlamıştır Toroslarda ki karmaşık nap sistemleri bu dilimlenmenin doğurduğu napların güney uçlarını temsil ederler Anatolid-Torid platformunun doğuya doğru çatalları Munzur dağları ve Bitlis-Pötürge kristalin napları ile temsil olunurlar Bunlarla İran arasında Juradan Eosene kadar herhangi bir kıtasal bağlantı kurulamamıştır Aksine Doğu Anadolu’nun önemli bir kısmının Eosen-Oligosen altı temelini Geç Mesozoyik-Erken Tersiyer yaşlı ofiyolitik melanj, fliş, ensimatik veya ensialik adayayı karmaşıklarının oluşturdukları konusunda pek çok veri bulunmuştur Bu durum Doğu Anadolu’nun Karlıova ekleminin doğusundaki kesimlerinin tabanı en geniş manada bir melanj kamasının oluşturduğu fikri bu bölgelerin neotektonik stilinin ve kalk-alkalen volkanizmasının yorumlanmasında kritik bir rol oynamaktadır Bu yüzden Anatolid ve Torid paleotektonik bölgeleri Doğu Anadolu’da bireyselliklerini kaybederler ve Doğu Anadolu yığışım karmaşığına geçerler Gerek Anatolid-Torid platformunu, gerekse Doğu Anadolu yığışım karmaşığını Afrika-Arabistan levhasından ayıran Neotetis’in güney kolu Geç Kretasede kapanmaya başlamış ve sadece Bitlis-Zagros kesiminde Orta Miyosende Arabistan-Avrasya nihai çarpışması gerçekleşmiştir Türkiye’de neotektonik devreyi başlatan işte bu kısmi kapanmadır Buna göre Türkiye’de neotektonik devreyi Anadolu-Arabistan çarpışması başlatmıştır Doğu Anadolu bölgesi Pliyosen sonlarına doğru önemli derecede yükselmelere uğramıştır Doğu Anadolu’nun yükselmesinin çok önemli ve yükselmesinin mekanizmasına ışık tutan yönü Bitlis kenet kuşağı dağlarının Doğu Anadolu platosundan daha sonra yükselmeye başlamış olmaları veya daha yavaş yükselmekte olmalarıdır Gerek Kızıldeniz gerekse Atlas okyanusundan elde edilen magnetik lineasyon verileri hem Türk-İran platosu hem de civar yerlerin yüksek ve dağınık depremselliği ve hem de Türkiye’de ki Kenar Kıvrımlarının ve Zagros şelf serilerinin Pliyosenden günümüze dek devam eden kıvrımlanmaları bu bölgede Arabistan-Avrasya yaklaşmasının hala faal olduğunu göstermektedir
Doğu Anadolu’da bu yakınlaşma, okyanusal dalmaya imkan bulunmadığından kıtasal yamulmaya dönüşerek iki ana yolla karşılanmaktadır Bir yandan Anadolu levhası Kuzey ve Doğu Anadolu transform fayları boyunca batıya sürüklenmekte, Karlıova ekleminin doğusunda da önemli bir kısmı bir melanj kamasında ibaret olan kıta kabuğunun kıvrım ve bindirme tektoniği vasıtasıyla kolaylıkla kısalıp kalınlaşmaktadır Karlıova ekleminin doğusunda gerek Üst Miyosen gerekse Pliyosen tortuları genel olarak D-B doğrultulu eksenler etrafında kıvrımlanmışlardır Doğu Anadolu’da ki bütün yapı aileleri Bölgedeki yamulmanın kısmen K-G sıkışma ve D-B genişleme (yanal atımlı faylar ve açılma çatlakları) kısmen de K-G sıkışma ve kabuk kalınlaşması (kıvrımlar ve bindirmeler) şeklinde geliştiğini gösterirler Doğu Anadolu’da bu yapıların tümünün önemli bir ortak özelliği devamlılıklarıdır Bu yapıların devamlılığının nedeni yapıların çoğunun kısa mesafede birbirlerine dönüşmelerinin sonucudur ve Doğu Anadolu’nun muntazam fakat homojen olmayan bir şekilde K-G yönünde daraldığını gösterir Kıvrımlar ve bindirmelerle belgelenen şiddetli bir K-G daralmanın hakim olduğu Doğu Anadolu’daki yüksek ve halen yükselmekte olan topografya ve 150 m gal’lik Bouger yerçekimi anomalisi burada aynı zamanda kalın ve halen de kalınlaşmakta olan bir kıta kabuğunun bulunduğuna işaret eder Doğu Anadolu’da ki kabuk kalınlığı Doğu Anadolu yığım karmaşığının sıkışıp kalınlaşmasının sonucudur Yine Doğu Anadolu’da KB İran’la birlikte aynı zamanda yoğun bir Tersiyer volkanizması da etken olmuştur Üst Miyosen Pliyosende başlayan bu volkanizma çok yakın tarihi zamanlara hatta günümüze kadar diri kalmıştır Bu volkanizma hem kalk-alkalen hem de alkalen kayaçlarla temsil olunur Plaka altına halen dalan bir litosfer levhasının bulunması Doğu Anadolu’da ki volkanizmanın kıta kabuğunun kısmi ergimeye uğramasının ve açılma çatlakları boyunca yükselmenin sonucu olduğuna işaret eder Buradaki kalk-alkalen volkanizma melanj kaması malzemesinden kısmi ergime sonucu oluşmuş volkanizmayı, alkalen volkanikler ise açılan K-G veya buna yakın doğrultulu açılma çatlaklarından yükselerek yüzeye yayılmış manto malzemesini temsil eder Kabuk kalınlaşması ve açılma çatlaklarının oluşumu Doğu Anadolu’da ki sıkışma tektoniğinin eserleri olduğuna göre buradaki bunlarla ilgili magmatizma da aynı olayın sonucu olması gerekir Zaman içerisinde alkalen volkanizmanın kalk-alkalen volkanizmaya nispetle artma göstermesi ise artan kabuk kalınlığına bağlı olarak giderek fazlalaşan litostatik basınç etkisiyle platoda sıkışıp kalınlaşma tektoniğine oranla, sıkışıp yanal genişleme (yanal atımlı faylar, açılma çatlakları) tektoniğin fazlalaştığını göstermektedir
Özet olarak Doğu Anadolu’nun neotektoniği tek bir temel kaynaktan Arabistan-Avrasya yakınlaşmasının halen faal olmasından türemektedir Ancak yukarıda da deyinildiği gibi platoyu devamlı yükseltmek yerçekimine karşı yapılan bir iş olduğundan giderek güçleşir Bu nedenle Anadolu’nun önemli bir bölümü nü yatay olarak kolaylıkla dalıp batabilen Doğu Akdeniz litosferi üzerine itmek bu bölgeyi tümüyle kalınlaştırmaktan daha elverişli görülmektedir
Bu olay iki parmak arasında sıkıştırılan bir limon çekirdeğinin parmakların arasından fırlamasına benzer bir olaydır Bu olayın mekanik esasları şöyle açıklanabilir:
Bir hacmin kıvrım ve bindirmelerle daralıp kalınlaşabilmesi için (s 3) en küçük asal gerilmenin düşey olması gerekir Ancak artan kabuk kalınlığı s z olarak adlandırılan litostatik basıncı arttıracağı için belirli bir kalınlıktan sonra s 3 + s z orijinal s z nin değerini geçerek onu düşey duruma getirir Bu andan itibaren bölgede kıvrım ve bindirme tektoniği yanal atımlı fay tektoniğine dönüşür Ancak hızlı erozyon durmuş olan yükselme nedeniyle daha önce erişilmiş olan yükseklikleri hızla aşındırır ve böylece s 3 ü tekrar düşeye iade eder Böylece yukarıda anlatılanlar tekrarlanmış olur Avrasya’ya nazaran batıya doğru itilmekte olan Anadolu levhasını doğu yarısında sınırlayan KAF ve DAF işte bu görevi yerine getirmek için oluşmuşlardır
Bektaş (1981) KAF’ın yanal hareketinin doğuda Arabistan plakasının bağıl hareketinden kaynaklanmadığı görüşündedir Yazar Arabistan plakasının kuzeye doğru hareketiyle Anadolu ve İran plakaları arasında bulunan Van plakasının kuzeye doğru sıkıştırılması sonucu Anadolu plakasının batıya doğru itilmesine dolayısıyla bunun KAF’ın sağ yanal hareketine neden olduğu kararındadır Diğer taraftan aynı araştırıcı bölgesel ve global ölçekli yatay yöndeki kabuk kalınlığı değişikliklerinin kabuk içi büyük gerilmelere neden olduğu ve KAF sistemi fayları ile birlikte dar rift zonları altında manto yükselmesi ihtimali de dikkate alınırsa KAF sistemi mekanizmasında yatay, düşey ve kabuk içi gerilmelerin etkinlik kazandığı belirtilmiştir Bu nedenle araştırmacı plaka hareketlerinin kuramsal mekaniğinin daha da karmaşık bir durum kazanacağını ve KAF sistemi faylarının labaratuvar deneyi sonuçları ile açıklanmasının güçleşeceğini ileri sürmüştür
Türkiye’nin büyük doğrultu atımlı faylarının oluşumunda tartışma konusu yapılan durumlardan birisi de bu fayların oluşumuna neden olan Arabistan plakasının hareket doğrultusudur Genelde araştırmacılar bu hareket yönünün doğrultusunu yaklaşık K-G kabul etmelerine karşın detaya inildiğinde bazı yazarlar hareketi KD yönlü olarak kabul ederken, bazıları KB yönlü kabul etmektedir Bunlardan Arpat ve Şaroğlu (1972); Antakya grabenindeki çekme gerilmesinin meydana getirilebilmesi için Arabistan plakasının bağıl hareketinin KD yönünde olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir Buna karşın Tatar (1978); bu yönün doğu kesimde KAF’a dik DAF’a ise paralel olduğunu ileri sürerek mekanik açıdan bu durumun uygun düşmediğini belirtmiştir Ayrıca yazar gerek kendi bulgularını gerekse Kromberg (1978), Canıtez (1973) ve Alptekin (1973)’in bulgularını delil göstererek Arabistan plakasının hareketinin KKB-GGD doğrultusunda olması gerektiğini savunmuştur Diğer taraftan yazar bölgedeki diğer önemli yapısal unsurların duruşlarının böyle bir kuvvet doğrultusuyla uyuştuğunu belirtmiştir
Ayrıca KAF için başka bir mekanik sorunda bu fayın dış bükey bir yay oluşturması ve bu nedenle fayın batı kesiminin mevcut kuvvet doğrultularına göre sağ yanal bir atım meydana getirmesinin güç olacağı görüşüdür Bu sorunla ilgili hala makul bir çözüm getirilmiş değildir
|
|
|
|