|
Prof. Dr. Sinsi
|
Hadîs Rivayetiyle İlgili Bazı Âdablar
8- Lahn´ın Düzeltilmesi Meselesi
Lahn Arapça ifadede karşılaşılan bazı bozukluklara denir İrâb ve şive hatası diye de tarif edilebilir Hadîsçiler, bir kısım rivayetlerde rastlanan bu dil hatalarının düzeltilip düzeltilemiyeceği hususunda ihtilaf ederler Lâfzî rivâyeti esas alanlar, duydukları üzerinde herhangi bir tasarrufta bulunmaksızın aynen rivâyet etme mesleğinde gittikleri için onların lahn´ı düzeltmeden koruyacakları açıktır Ancak mânâ üzerine rivâyeti esas alanlar hadîslerde rastladıkları lahn´ı düzeltmek gerektiğini söylerler "Çünkü, rivayetin asıl kaynağı olan Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ve Ashâb Araptırlar ve dilleri fasihtir Öyle ise onların lahn´da bulunması söz konusu olamaz Bu sebeple rivâyetlerde rastlanan bozukluklar senette yer alan diğer râvilere aittir, öyle ise düzeltilmelidir " İbnu Hazm, lahn´lı olarak işitilen rivayetin düzeltilmesini vâcib görür
Hadîslere Lahn´ın girmesine sebep olan râviler daha ziyâde Arapça´yı sonradan öğrenen Arap asıllı olmayan kimselerdir Tâbiîn ve Etbauttâbiîn arasında gayr-ı Arap râvi çoktu
Yeri gelmişken hemen belirtelim ki, Buhârî ile Müslim arasında bile bu noktada görüş ayrılığı vardır Müslim, mânaya tesir etmese bile hocalarından duyduğu şekliyle bütün farklılıkları olduğu gibi korur Buhârî ise, rivâyet-i bilmânayı câiz gördüğünden çok ince teferruatı, Lahn´ı olduğu gibi korumayı uygun bulmaz
Hadîslere karışan bu Lahn sebebiyle Arap dilcileri nahivle ilgili şâhidleri hadîslerden almayıp, câhiliye şiirlerinden almayı an´ane hâline getirmişlerdir
9- Hadîsin İhtisar Edilmesi Meselesi
İhtisar özetleme demektir Bir hadîsi rivayet ederken bazı kısımlarını hazfedip kısaltmak onu ihtisar etmektir
Hadîs rivâyetinde bunun câiz olup olmadığı hususunda farklı görüşler vardır:
1- Mutlak surette memnudur İhtisârı câiz görmeyenler, daha ziyade rivâyet-i bilmânaya karşı olanlardır Bunlara göre, hadîsten tek harfi bile hazfı câiz değildir Bunlar hazfetme sırasında mânânın bozulacağını ileri sürerler İmam Malik bilhassa Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)´a ait (merfu) kelamın ihtisarını hiç câiz görmezdi
2- Hadîs, -râvînin kendisi veya bir başkası tarafından- tam olarak rivayet edilmişse, ihtisar edilerek rivayet edilmesi câizdir, rivayet edilmemişse câiz değildir Çünkü hazfedilen kısım kaybolmaya mahkûm demektir
3- Âlim ve ârif olan râvinin, hadîsi, ihtisar etmesi bir şartla câizdir: Hazfedilen kısım, nakledilen kısımdan ayrı olmalıdır Aksi takdirde iki kısım mânâ ve delalet yönüyle birbirini tamamlayıp bir irtibat içinde olur da, hazfedilen kısım, rivayet edilen kısmın delâlet ve mânasına tesir edecekse bu câiz değildir
Cumhur´un, fıkıh ve hadîs usulcülerinin görüşü budur Bu şartlarda ihtisâr´ın, rivâyet-i bilmânayı câiz görmeyenlerce de mûteber olması gerekir Zira, bu tarzda hazfedilen bir hadîs iki ayrı hadîse bölünmüş olmaktadır, üstelik bu cevaz, sahanın mütehassısı olan kimselere tanınmış olmaktadır
10- Hadîsin Takti´i (Bölünerek Rivâyeti)
Takt´i, kısımlara bölmek demektir Istılah olarak bir hadîsi, ihtiva ettiği hükümlere göre parçalayıp, parçalardan her birini kitabın ilgili bölümünde kaydetmektir Aslında takti´, ihtisardan tamamen farklı bir ameliye değildir, bir cüzdür Kitabın hacmini kabartmamak maksadıyla, bilhassa fıkhî hadîslerde, ilgili babta, hadîsin sâdece babla ilgili kısmı alınır, gerisi alınmaz
Böylesi bir tasarruf mânaya eksiklik, fazlalık getirmeyeceği gibi, yanlış anlamaya da bâis olmaz Bu sebeple Buhârî, İmam Mâlik, Ebu Dâvud, Nesâî, Tirmizî gibi hadîs ilminin büyük üstadları buna başvurmuşlardır
Hemen belirtelim ki, her şeye rağmen hadîste taktî´e taraftar olmayan, mahzurlu bulan âlimlerimiz de vardır Sözgelimi Ahmed İbnu Hanbel, İbnu Salâh takti´in kerâhattan hâlî olmadığı kanaatindedirler
Herhangi bir rivâyette sıhhati şüpheli bir ziyâde olduğu takdirde bu ziyâdeyi rivâyetten çıkarmanın câiz olduğunda ihtilaf yoktur, yeter ki, şüpheli olan bu ziyâde kısım, hadîsin diğer kısmı ile irtibatlı olmasın İrtibat bulunduğu takdirde o kısmın çıkarılması öbür kısmın bütünlüğünü bozacağı için câiz olmaz
11- Bir Hadîsi Birden Fazla Senedle Rivayet
Hadîs ulemasının, rivayet ve dolayısıyla hadîs karşısındaki titizlik ve hassasiyetini gösteren bir diğer âdâb, farklı senedleri olan bir hadîsin rivayetinde kendini gösterir Muhaddis, bir hadîsi rivayet ettikten sonra, aynı hadîsi ikinci bir senedle daha irad etmek istediği zaman, metni aynen zikretmeyip "mislehu (öncekinin metni gibi)" veya "nahvehu (öncekine benzer)" der geçer İşte bu kısaltmayı bazı muhaddisler doğru bulmazlar Metin tıpatıp aynı olsa bile senedden sonra elfazın da zikri gerekir derler Şu´be´nin: "Fülan fülandan onun mislini rivâyet etti demek kifayet etmez" dediği belirtilir Ayrıca, Şu´be´nin: "Fülan fülandan benzerini (nahvehu) rivayet etti demesi de rivâyette şekdir" dediği kaydedilir
Kısaltma ile ilgili ikinci bir görüş daha var Buna göre, râvinin şeyhi zabt yönünden kuvvetli, hıfzı yerinde, kelimelerin birini diğerinden tefrik hususunda, güçlü, rivayet ettiği şeyin kelimelerine bile dikkat edecek hassâsiyette sika birisi ise, ikinci senedde metin vermemesi câizdir Bu vasıflar yoksa, câiz değildir, her bir senedde metni de ayrı ayrı zikretmesi gerekir Süfvân-ı Sevrî bu görüştedir
Üçüncü bir görüş Yahya İbnu Main ve Hâkim´e aittir Buna göre râvinin şeyhi, sayılan vasıfları taşıyorsa "mislehu (öncekinin misli)" demesi câiz "nahvehu (öncekinin benzeri)" demesi gayr-ı câizdir "Mislehu (öncekinin mislidir)" diyebilmek için metinlerin lâfzan aynı olduğuna cezmetmek gerekir Metinler sâdece mânen müttehid ise nahvehu demesi câiz olur
Hâtibu´l Bağdâdî, bu tefriki yapanların rivâyet-i bilmâna´ya cevaz vermeyenler olduğunu, cevaz verenlerin böyle bir tefrike gitmediklerini, nahvehu ve mislehu kelimelerinin müteradif olarak kullandıklarını belirtir
Nahvehu ve mislehu tâbirleri bilhassa Sahîh-i Müslim´de çok geçer Müslim hazretleri bir hadîsin bütün senetlerini bir arada vermek prensibinde olduğu için senetleri verdikten sonra metinler birbirine yakınsa metni tekrar etmez, dikkat çekmeye değer bir farklılık varsa, senedi verdikten sonra o farklılığa dikkat çeker, onu kaydeder
12- Rivâyetlerin Birleştirilmesi (Telfîk-i Rivâyât)
Râvi, bir hadîsi muhtelif şeyhlerden almıştır, rivâyetler mânaları itibariyle müttehiddir, ancak lâfızları yönüyle farklıdır Bu durumda şöyle bir ifade kullanarak rivâyetleri birleştirmek mümkündür: "Fülan ile fülan bize haber verdiler, söyleyeceğim lâfız da fülâna aittir "
Bu, Müslim´de çok sık rastlanan bir usuldür Rivâyet-i bilmânâ´yı esas alanlar için bu tarz câizdir
Bâzan da bir cemaatten, aynı mânaya gelen bir rivayet zikredilir, ama kaydedilen metin hangisine ait olduğu belirtilmez, belki de metin hiçbirine ait değildir, ancak isimleri zikredilen şahıslar o mânada müttefiktirler Buhârî, Abdullah İbnu Vehb ve Hammâd İbnu Seleme gibi bir kısım muhaddisler bu tarz rivâyete yer verirler Kendileri bu sebeple tenkit de edilmediğine göre, bu tarz da çoğunlukla kabul edilmiş bir telfîk şekli olmaktadır
|