|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türkiye De Oya
Düğümcükten gül olur mu? Peki ilmekten nergis, mekikten lale olur mu? Oluyor işte Dünyaya farklı bakan kadın eli, erkeğin kılıç yapmakta kullandığı demiri tığ şeklinde düşünmüş, iğneyi icat etmiş Sonra rengârenk ipleri parmaklarına sarmış, yüreğindeki ümidi, derdi, endişeyi katıp ilmek atmış İp makaraları kınalı ellerin arasında çiçek açmış, avuçlarından karanfil dökülmüş, gül yaprağı serpilmiş O becerikli ellerin sahipleri kendi eserleri olan çiçekleri serin geceler gibi başlarına örtmüş Saçlarını onlarla saklamış, alınlarının üstünde gül açmış, perçemlerine sümbül düşmüş
Oya da Anadolu'ya özgü bir el sanatı Çünkü dünyanın başka yerlerinde bu el sanatına rastlamak mümkün değil Belki şöyle düzeltmek daha uygun olur Balkanlar'da Bulgar, Arnavut ve Karadağlı kadınların folklorik giysilerinde de görüldüğüne göre, bu el sanatı Anadolu merkezli olmakla birlikte, geçmişteki Osmanlı topraklarında yaşatılan bir kadın uğraşısıdır Dünyanın başka dillerinde bu sözcüğün karşılığının olmaması da oya işine “bir Türk el sanatıdır” demeyi haklı kılmaktadır
Birileri Anadolu'da yapılan arkeolojik kazılarda oya bulgularına ulaşıldığını söylüyorsa da bunun pek kıymeti yok Gönenli kadınların el işi pazarında sattıkları dallı güllü iğne işlerini bilirim Ninemin çeyizinden kalan çember oyaları, eskiyip eprimiş yazmaların çevresinde bahar değmiş gibi taptaze açan mekik işlerini bilirim Benim ninelerim kafesli cumbalarda oturup eşlerinin yolunu beklerken oyayı icat etmiş olmalılar diye düşünürüm
Oya benim ninelerimle birlikte Balkan yollarına düşmüş, yeşil Bulgar ovalarında, Vardar suyu kıyısında, Üsküp'ü çevreleyen dağ yamaçlarında çiçek çiçek açmış olmalı Balkanlar'daki yenilgiden sonra yeniden Anadolu yollarına düşen kadınların başlarındaki çemberde, sırtlarındaki çıkınlarda tekrar Anadolu'ya dönmüş; Gönen pazarında, Eflani'de, Afyon'da yeni yetmelerin, gelinlerin, kocamış anaların başlarında tomurcuklanmış olmalı  
Bizde nineden toruna geçerek bugüne ulaşan oyalar tığ, iğne ve mekikle yapılır Bazen bu araçların birlikte kullanıldığı da olur Oyalar eskiden ipek, ibrişim, pamuk ipliği ile yapılırken artık naylon iplikle de yapılmaya başlanmış Bazen her biri doğadaki bir başka çiçeği, pürçeği, dalı, yaprağı taklit eden motiflerin arasına boncuklar pullar serpiştirilir Sonra bu oyalar bir çiçeğin en çok yakıştığı yerde, yani bir taze gelinin alnında, perçeminde, saç örgüsünün ucunda kımıldanıp durur
Oyada en sık kullanılan motif çiçek olmakla birlikte üç boyutlu farklı şekiller de kullanılır Bunların geometrik desenli olanları daha çok namaz örtülerinde kullanılır ki, bunlar Türk kilimlerinde görülen motiflerin iğneyle yapılmış şeklidir Çiçek şekilli olanlar gençler tarafından tercih edilirken, diğerleri daha çok yaşlılardan revaç bulur
Gönen'in eskileri, oyanın halk arasında anlaşılan bir dili olduğunu söyler Kadınların toplumsal durumlarına uygun oyalarla süslenmiş başörtüleri takmaları, alışılagelmiş bir uygulamaydı Evli, nişanlı, bekar, eşi askerde, hamile, dul ya da yaslı her kadın, halini belli eden oyayla süslü bir başörtü ile insanların arasına çıkardı Derler ki, eski geleneklere göre gelin kocasının evinde dilediğince konuşamadığı için başındaki yazmaya, çembere iliştirdiği oya ile çevresine halini arz edermiş
Çemberde ve yazmada kullanılan her oyanın rengi, biçimi, yapılış tarzı bir anlam içerecek şekilde düşünülmüş Eşinin ailesiyle aynı evi paylaştığı halde büyüklerin yanında konuşamayan gelin, başındaki oya ile duygularını dile getirirmiş Yeşil oya, durumunun iyiliğini; sarı çiçekler, hasta olduğunu anlatırmış Oyadaki tomurcuklar, bebek beklediğini; pullar, ümitleri olduğunu; siyah, matemi ortaya koyarmış Evlenmemiş kızlar ise pembe çiçeklerle çemberlerini süslermiş Nikahtan hemen sonra kayınvalideye hediye edilen namaz örtüsündeki 'Çakırdikeni' adlı oya ile kayınvalideye 'dilinle beni incitme' mesajı verilirmiş Biber motifli bir oya ise 'dilinden bîzarım, sözlerin içimi zehir gibi yakıyor' anlamına gelirmiş
Her oya ayrı bir isimle bilinir, aranır olmuş Öncelikle kendisini ilk üretenin memleketiyle isimlendirilmiş; Bursa oyası, Selanik oyası en çok sevilip aranan oyalar Sonra betimlediği çiçeğin adıyla tanınmış; gül oyası, sümbül oyası, çiğdem oyası, nergis oyası, akşam sefası… Ayrıca verdiği mesaja göre komşu çatlatan, oğlan perçemi, çarkıfelek, dizdize, biber oyası, berber aynası, gönül çelen, atlı kız gibi adlar isimler konulmuş bu el emeklerine  Kaynananın geçimsizliği dayanılmaz hal almışsa, o zaman gelin tarafından ona verilen başörtüsünün ucundaki oyaya da 'mezar taşı oyası' denirmiş
Kuşaktan kuşağa aktarılarak gelişen Türk oyaları sadece kadınlar değil, bir dönem erkekler tarafından da kullanılmıştır Delikanlılar yavuklularının hediye ettiği oyalı yemenileri feslerinin çevresine sarıp başlarındaki sevda belasını cümle aleme duyururlardı Ege'nin zeybekleri ve efeleri, o görkemli kıyafetlerini oyalı yazmalarla tamamlayıp kah bellerindeki kuşağa, kah başlarındaki başlığa, kah pazubant yerine kollarına bağlayıp süslenmişlerdi
Herkesin birbirine benzediği zamanımızda, genç kızların çok da tercih ettiği bir uğraş olmadığından, bu el sanatımıza olan ilginin her geçen gün azaldığını görmek üzüntü verici Artık tek tip hale gelen kadın kıyafetinde mekik işiyle, iğne oyasıyla çevrili yemenilerin ve yazmaların yerinin olmadığı doğru Artık kadınlarımız çevrelerine imâlı mesaj vermek ihtiyacı duymayacak kadar yüksek sesle konuşuyorlar Mevsimlik ya da haftalık modern aşkları ifade etmek için oyalı çember hediye edilecek utangaç delikanlılar da ortada olmadığına göre bu el sanatımızın unutulup gitmesi kaçınılmaz Artık Gönen'de birkaç tezgahtan oluşan bir el işi pazarında, çoğu yabancı turiste satılmak üzere hazırlanan oyaların verdiği mesaj ise çoktan unutuldu Bu yüzden şarkımızda, türkümüzde ne oya kaldı, ne yemeni Ne demeli; çemberimin oyası, yüreğimin yarası
alıntıdır
|