Prof. Dr. Sinsi
|
Gerçekçiliğin Türleri
Gerçekçiliğin Türleri
Homeros'tan Maksim Gorki'ye değin tüm yazarlar insanı insana anlatmayı amaçlamıştır Ne ki bu anlatım, yazarların insana bakış açısına, toplumsal görüngü ye (perspektife) göre değişiklik göstermiştir Çünkü yazınsal yaratılarda özü de, biçimi de belirleyen yaratıcıların dünya görüşü, bu görüş doğrultusunda dünyayı algılayışıdır Ancak bunu da bir başına bağımsız bir etken olarak düşünemeyiz Yazarı biçimleyen, yönlendiren etkenler de vardır Bu etkenlerin başında her ya ratıcının "toplumsal ve tarihsel bir bütünün parçası" olduğu gerçeği gelir
Gerçekçiliğin çıkış noktası bir yazarın parçası olduğu tarihsel ve toplumsal bütünün doğrultusunda yaşama yönelmesidir Daha kestirme bir söyleyişle bir yazarın içinde yaşadığı, soluduğu dünyayı eleştirel bir gözle algılaması ve yansıtmasıdır Bu yansıtımın yönü ve nitelikleri değişiklikler göstermiş, bunun için de eleştirmenler, yazın kuramcıları gerçekçiliği değişik türler altında toplamışlardır
Eleştirel gerçekçilik
Geleneksel gerçekçilik, "burjuva gerçekçiliği" gibi terimlerle de adlandırı lan eleştirel gerçekçilik temelde coşumculuğun toprağında boy atıp gelişmiştir 1848 ayaklanmasının doruk noktasına vardırdığı toplumsal tedirginliğin neden lerini ve çelişkilerini coşumcular, bütünselliği içinde görememişlerdi Kentsoylu yaşayışının ve anamalcı düzenin insanı tüketen yırtıcılığını görüyor, gelgelelim bunun nedenlerini anlayamıyor ve araştıramıyorlardı Kentsoyluluğun sürdürdüğü düzeni ve bu düzenin biçimlendirdiği bilincin çözümlenmesi gerekiyordu Bunu eleştirel gerçekçiler başardılar Çevrelerini gözlemleyen, gözlemlediklerini eleş tiren bir yaklaşımla eğildiler topluma Eğildikleri toplumun dokusundaki değiş meyi B Suchkov andığımız yapıtında şöyle çiziyor:
"  Burjuvazi, özgürlüğünün bayramını yapıyordu Karmanyolanın yerini kankan dansı, Frikya kepinin yerini melon şapka almış, renkli işlemeli Hussar üni formasının yerine de yeni dünyanın hekimi, borç ve kredi şövalyesinin giydiği frak gelmişti Ateşli konuşmalarıyla dünyayı sarsan Konvansiyon Meclisi'nin söylevcileri gitmiş, yerini geveze parlamenterler almıştı Burjuvazi süngü takmış, başka larına amansızca dayatıyordu kendi yönetimini Temmuz İhtilalinde, kitleleri hiç acımadan barikatlarda biçmiş; insan haklarını kendilerine uygulanması küstahlı ğını gösteren Lyonlu işçilerin kanını dökmüş, Silezyalı dokuma işçilerinin ayaklan masını ezmiş; burjuvazinin ilan ettiği demokratik özgürlüklerin, işçi sınıfını kapi talist kölelikten kurtaracağına inanacak kadar saf olan Şartistler'e karşı kuvvet lerini harekete geçirmiştir " (s 111)
İnsan ile çevresi, insan ile toplumsal yapı arasındaki ilişkilere ayna tutan ger çekçiler, insanı tüketen ve onu insansal özelliklerinden soyarak yırtıcılaştıran ko şullar karşısında öfkeyle solurlar Eleştirel bir tutum takınırlar Başta da belirtti ğimiz gibi gerçekçiliğin başat yönelimi olan çözümleme yoluna başvururlar Bun ların başında gerçekçilik akımının dev adı Honore de Balzac (1799-1850) gelir Yaşa mın içinden yola çıkarak anlattığı insanları doğal ve toplumsal çevresi içinde çöz meye çalışır Şöyle der izlediği yöntem üzerine: "Bir kitap yazmadan önce yazar, ya karakterleri çözümlemeli, bütün törelerin içine girmeli, dünyayı gezmeli, bü tün tutkuların yaşantısına katılmalı ya da tutkular, ülkeler, törelerden geçmeli dir "
Tutkuları en yoğun biçimde betimleyen Balzac tipik olanı yansıtır Eleştirel gerçekliğin anayasası saydığı çizgiden, bireyin yaşamıyla toplum yaşamını, tarih le toplum gerçeğini emiştirerek verme çizgisinden ayrılmadan yapmıştır bunu Eugenie Grandet, Goriot Baba, Vadideki Zambak, Cesar Biretteau, La Cousine Bette  gibi yapıtlarında dönemini nesnel bir doğrulukla yansıtmıştır Denilebilir ki içinde yaşadığı toplumu bir tarihçi tutumuyla incelemiş, romanlarında insanları acıklı durumlara düşüren etkenleri göstermeye çalışmıştır Eleştirel bir yaklaşımla "tö releri, görenekleri, alışkanlıkları, zevkleri, bilimsel buluşları, mali ve banka iş-lemleri, ipotek işleri, toprak alışverişleri, hukuk kurumlarını, kilise ile devlet arasındaki ilişkileri, miras yasalarını ve ekonomik yasamayı inceleyerek ve süslü salonları, tefecilerin odalarını, şehirde ayaktakımının yaşadığı yerleri, kırsal Fran sa'nın töre ve ahlakını" güzelduyusal bir doku içinde çizmiştir
Balzac'ta gördüğümüz eleştirel tutumu ve gerçekçilik yöntemini Henri Beyle Stendhal (1783-1842) de sürdürmüştür yapıtlarında Özellikle bir dönemi değişik boyutlarıyla bir kişinin yaşam serüveni içinde bütünleştirerek vermeyi amaçla mıştır Çizdiği tipler (Julien Sorel, Mösyö de Renal, Fabrice del Dongo, Lucien Leuvven, Kont Mosca) bireysellikleri, sınıfsal katmanları yönünden birbirlerinden ayrılıklar gösterirler Ancak bütün bu kişilerin ortak yanı, ilgili oldukları tarihsel kesitin (burjuva tarihinin kahramanlık günlerinin, devrim ve Napolyon çağının) iğrençliğinden izler taşımalarıdır İnsan açısından bir savaş alanı olarak görür Stendhal dış dünyayı Yoksullarla varsıllar arasında sürüp giden savaşın ayrımına varmıştır Tüm eleştirel gerçekçilerin ortak bir yanıdır bu da Nitekim Kırmızı ve Siyah'ta, Parma Manastırı'nda bu açıdan, insanla çevresinin ilişkileri açısından duyguların, tutkuların çözümlemesine girişir Savaşı, sevgii, kiliseye karşı duyulan nefreti yalın, açık ve aydınlık bir biçimde sergiler
Eleştirel ya da geleneksel gerçekçiliğin Fransız yazınında üçüncü büyük adı Gustave Flaubert'dir (1821-1880) Gerçekçiliğin bir yöntem olarak benimsenmesinde etkin bir yeri olmuştur Flaubert'in Yukarıda ksa bir alıntı yaptığımız Madame Bovary adlı romanında kentsoylu yaşam düzeninin insanı nasıl tükettiğini eleştirel bir tutumla ortaya koymuştur Bunu yaparken eleştirel gerçekçiliğin başat ilkesi olan tileştirme ve yaşam çözümlemesine bağlı kalmştır Ancakdış dünya ile insanın iç evreni arasındaki etkileşimi çizerken devingen değil, duraldır Salammba, Duygusal Eğitim, Üç Hikâye  adlı yapıtlarında da bu nitelikleri açık seçik görü yoruz
Eleştirel gerçekçilik toplumdaki çatışma ve çelişkilerin bir sergilemesini ya par Nereden kaynaklanmaktadır bu çelişkiler ve çatışkılar? Bu sorunun yanıtını da araştırır Fransız yazınında eleştirel gerçekçiliğin bu yönünü derinleştiren ve akımın büyük işçilerinden biri de Guy de Maupassant'tir (1850-1893) İnsan ka rakterini biçimlendiren insanın içinde soluduğu toplumsal koşullardır gerçeğini yaratılarında bütün yönleriyle somutlamaya çalışmıştır Bunu toplumun her kesi minden seçtiği kişilerle, bu kişiler arasındaki çıkar çatışmaıarıyla göstermiştir Tombalak, Ayışığı, Küçük Roque  gibi öykü yapıtlarında Bir Hayat, Güzel Dost, Ölüm Gibi Kuvvetli, Pierre ve jean  adlı romanlarında bürokratından para pul düşkünü aç gözlü küçük kentsoylulara; para babalarından kaldırım yosmalarına; varsıllık ardından koşan taşra budalalarından genelev işleticilerine varıncaya de ğin kişilere rastlarız Tüm bu insanları yönlendiren ana güdü özdeksel çıkar kay-gısıdır Anamalcı düzen ve kentsoylu yaşam da bu kaygıyı körüklemekte insanı, insansal niteliklerinden soymakta, hayvanlaştırmaktadır Yapıtlarının altyapısını oluşturan temel gözlem budur Maupassant'da  
Yazarların yazınsal yaşamında olduğu gibi, ülkelerin yazınında da değişik bo yutlar içerir eleştirel gerçekçilik Bir kez eşzamanlı bir bağıntı düşünülemez Daha doğrusu bütün ülkelerde aynı zaman dilimi içinde başladığı söylenemez Ancak yönsemeler ve yöntem ortaktır Nitekim Balzac'ın, Stendhal'ın insan doğasını çizmedeki ustalığını İngiliz yazınında eleştirel gerçekçiliğin büyük adlarından biri olan Charles Dickens (1812-1870) benimsemiştir İnsan kişiliğini oluşturan çiz gilerden birini seçme, sivriltme, geliştirme ve yoğunlaştırma yolunu izlemiştir Pickwick'in Kâğıtları, Oliver Twist, Nicolas Nileby, Antika Dükkânı, David Copper-field  kişiler ve bunların içinde yaşadıkları nesnel koşullar yönünden zenginlikler taşır Tüm eleştirel gerçekçilerde olduğu gibi insanlar arasındaki sınıfsal çatışma lara da eğilmiştir Dickens Varsıllarla yoksullar arasındaki dengesizliğe Oliver Tvvist'te ayna tutmuş, yoksul kesimin dertlerini ve sıkıntılarını nesnel bir doğru lukla yansıtmıştır
Charles Dickens'in izinden yürüyen ve eleştirel gerçekçiliğin ilkeleri açısın dan dünyaya bakan başka yazarlar da vardır George Eliot (1819-1890) bunlardan biridir Adem Bede, Silas Marner, Romala gibi romanlarında Eliot insan ilişkileri nin altında yatan nedenleri göstermeye çalışır Bencillik, para tutkusu insanı törel yönden tüketmektedir Bu tutkulardan arıtılırsa yaşam güzelleşecektir
George Eliot gibi, eleştirel gerçekçiliğin içinde yer alan ba^ka adlar da vardır İngiliz yazınında Örneğin Çılgın Kalabalıktan Uzak, Yerlinin Dönüşü, Casterbridge Valisi adlı yapıtlarıyla insan gerçeğini aydınlatmaya çalışan, bunu yalın, duru bir söyleyişle gerçekleştiren Thomas Hardy (1840-1928); insanların tutkularını, sevgi ve iyilikle dengelemeye çalışan, bunu JaneEyre, Rüzgârlı Bayır romanlarıyla somut-layan Charlotte Bronte (1816-1855); Define Adası, Doktor Jekyll ile Mr Hyde  türünden serüven romanlarıyla bilinen Robert Louis Stevenson (1850-1894) ilk elde düşünülen adlar arasında yer alır Bunun gibi yapıtlarının dokusunu, top lum ve ekonomik sorunların bireyler üzerindeki etkileri oluşturan, kişilerini hal kın dertlerini yansıtmada belirli katmanlarla özdeşleştiren, Candida, Caesar ve Kleo-patra, Ermiş Jeanne adlı oyunlarıyla Bernard Shavv'u (1856-1950) da eleştirel ger çekçiliğin içinde anabiliriz
Eleştirel gerçekçiliğin terimsel anlamıyla iki yönü olduğunu belirtmiştik E-leştirelliğin bir tutum, gerçekçiliğin de bir yöntem olduğunu söylemiştik Bu bağ lamda Amerikan yazınında eleştirel gerçekçiliğin büyük adı Herman Melville' dir Yapıtları içinde özellikle Moby Dick'le eleştirel gerçekliğe yeni bir boyut ka zandırdığı söylenebilir Yaşananı ve algılananı bir fotoğraf gerçekçiliğiyle yansıtma yerine simgelemeye başvurma yoludur bu Dış dünyayı simgeler yoluyla aydınlat maya çalışma da denebilir Gerçekte bu simgeleme yoluyla da insanı tutsaklaştı-ran, tüketen, çıkarların tutsağı yapan düzeni eleştirir Herman Melville Bunun için de insanla insanı, insanla doğayı daha doğrusu denizi karşı karşıya getirir Bu karşılaşma da duygular, coşkular, öfkeler değişik yönleriyle betimlenir Ama tüm bunların arkasında yatan insanoğlunu yönlendiren ana güdü vardır Romanı yön-lendiren de bu güdü, anamalcı toplum düzeninin yücelttiği ya da keskinleştirip koyulaştırdığı çıkar güdüsü S Eyuboğlu ve Mina Urgan'ın dilimize kazandırdığı, Amerikan yazının ve eleştirel gerçekçiliğin anıt yapıtlarından biri olan Moby Dick' ten alıntıladığımız şu tümcelerde yazarın yaşadığı çağ ve dönem içinde insanı nasıl algıladığını görebiliriz:
"Ahab'ın ihmal etmediği bir şey daha vardı Büyük heyecan anlarında, insan bütün aşağılık hesapları küçümser Ama bu heyecan anları geçicidir ‘İnsanın sü rekli davranışı çıkarını düşünmektir' diyordu Ahab ‘Gerçi Beyaz Balina, vahşi tayfalarımın yüreklerini sardı; yırtıcı taraflarını okşadı; içlerine bir kahramanlık tohumu attı; ama keyfi için avlayacakları Moby Dick'in yanında, onların gündelik iştahlarını besleyecek şeyler de lazım Ortaçağın Haçlı Seferleri'ndeki yüce kah ramanlar bile, Kudüs'ü almak için düştükleri binlerce fersah yolları aşarken, boş durmuyorlardı; bir yandan da çalıyor çırpıyor, yankesicilik ediyor, din uğruna türlü talanlara girişiyorlardı İş sadece Kudüs'ü almaya kalsaydı, birçokları asıl gayeleri olan bu romantik işten bıkıp vazgeçerlerdi Bu adamların elinden para kazanmak umudunu almamalıyım Evet para kazanmak umutları olmalı", (s 308-309)
Melville'in Moby Dick'i eleştirel gerçekçiliğin tutum ve yöntemini bütün yön leriyle örneklendirir Yer yer "balina ve balinacılık" üzerine bilgiler de verir Melville'in yanı sıra Kızıl Harf, Yedi Çatılı Ev romanlarında insanların toplumsal koşulların baskısı altında içine düştükleri ruhsal çatışmaları anlatan Nathaniel Haw-tohorne (1804-1864); Misisipi'de Hayat, Tom Sawyer'in Maceraları, Huckleberry Finn'in Maceraları adlı yapıtlarıyla Mark Tvvain (1835-
|