Yalnız Mesajı Göster

Felsefe-Korkuda Bir Kavram/Orhan Hançerlioğlu

Eski 10-24-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Felsefe-Korkuda Bir Kavram/Orhan Hançerlioğlu




Sonlu varlığın sonsuzluk duygusuna erişmesi şöyle olmuştur:

İlk eğilim, karşılandığı zaman sevinç, karşılanmadığı zaman acı veren bir duygudur (haz ve elem) Bu eğilim, zekanın işe karışmasıyla ruhsallaşır, toplumun etkisiyle de sosyalleşir Bu sevinç ve acı eğilimi, korunma içgüdüsü, insanı yalnız bütün hayatı boyunca gözetmekle kalmaz, ölümle yok oluş düşüncesinden ötürü acı çekmesine de engel olur İnsan, bu yok oluş düşüncesini sevimsiz, aşağılatıcı bularak reddeder Korunma içgüdüsü, yok oluş düşüncesinin doğurduğu sonsuzlukla sonluyu bağdaştırmaya çabalar İnsanın doğal eğilimlerinden bir başkası da, merak eğilimi, bu çabayı destekler

Evreni tanımak, onun köklerine ve derinliklerine inebilmek bu merak eğiliminin karşılanması zorunluğundan doğmuştur İnsanın üçüncü bir doğal eğilimi olan sevgi (sempati) de ilk iki eğilimin işini tamamlamaktadır Sevgi, sonlu varlıklardan aşarak sonsuz varlığa yönelmiştir (mistisizm)

Din, bu üç doğal eğilimin, korunma içgüdüsünün, merakın ve sevginin zekayla ruhsallaşmasından ve toplumla sosyalleşmesinden doğmuştur

Felicien Challaye din düşüncesinin gelişimini de şöyle sıralamaktadır:

1 İnsan, önce, kendi kişiliğinin dışında her yönde belirmiş bulunan yaygın bir güç gördü Bu güç, hem maddede, hem ruhta beliriyordu İlkel insanlar bu güce Mana adını taktılar Mana düşüncesine bütün dinlerde çeşitli semboller halinde rastlanmaktadır En ileri felsefelerde bile çıkış noktası hep bu ilkel Mana düşüncesidir
2 Toteme olan inanç bu Mana düşüncesinden çıkmıştır Totem, Mananın cisimleşmesidir Bir klanın insanları belli bir hayvan, ya da bitki çeşidini en çok Mana toplayıcı saymışlar ve onu kutsal görmüşlerdir
3 İnsan, kendi canını düşününce Mana’yı kişileştirmiştir Bundan da ölümden sonra yaşama düşüncesi doğmuş, ölümden sonra yaşama düşüncesi ölülere tapınmaya yol açmıştır
4 Mana’nın kişileştirilmesi canlıcılığı (animizm) meydana getirmiştir Canlıcılık, doğada insanın ruhuna benzer ruhlar bulunduğuna inanmaktadır Önceleri fetişizm adıyla adlandırılan animizmin büyücülüğe yol açması kolaylıkla anlaşılır bir olaydır
5 İnsan, Mana’da bir düzen ilkesi bulduğu zaman, dine töresel kaygılar girmiş demektir Erdem, bu düzeni sağlamak için gereklidir
6 İnsan, Mana’yı kişileştirince artık onu her baktığı yerde görmeye başlamıştır Bunun sonucu da elbette çoktanrıcılık olacaktı
7 Soyutlamadaki ve tek olan evrenin açıklanışındaki ilerleme bu çok tanrıları tek tanrıda birleştirmeye yol açmıştır Bu birleştirme, önce bir hiyerarşiden (tanrıları sıralayarak en büyüğünü bulmaktan) geçerek, evrenin tek ve biricik Tanrısına varmıştır
8 Budizmde olduğu gibi, din düşüncesinde bir adım daha ilerleme, engin evrenin varlığını anlamak ve açıklamak için tanrı düşüncesinin gerekmediğini, bu anlama ve açıklamanın tanrısız da yapılabileceğini ilerisürer

Kurban, dua, yasalara saygı, erdem, bayram, efsaneler ve kendinden geçiş hali en ilkel totemizmden çok gelişmiş dinlere kadar bütün dinlerin ortak temalarıdır

Mutluluğunu sağlamak için çabalayan insan, epeyce uzun bir tarih süresi sonunda, kendini rahat ettirecek, mutlu kılacak yeni bir ölçü buldu Bu ölçü, gök ölçüsüdür Gerçekte bu ölçü önce yerden başladı, sonra göğe çıktı Bilimsel açıdan ele alınınca hikayesi bir hayli ilgi çekicidir Bu ölçü, insanın çevresini sarıp onu ürküten gizlilikleri açıklıyor, karanlıkları aydınlatıyor, ona güven veriyor, geleceğine umutla bakmasını sağlıyordu Hele, insanlığın en büyük korkusu olan ölüm korkusunu karşılaması bu ölçüyü büsbütün vazgeçilmez kılmıştı
Ölçü, karanlıkları olduğu kadar, aydınlıkları da düzenliyor, hemen her alanda yararlı oluyordu İnsanlar birbirleriyle olan anlaşmazlıklarını bile bu ölçüye vurarak çözmeye başlamışlardı Toplumlar, bu ölçüye sığınarak birleşmeye çalışıyorlardı Ölçü, gerçekte, insan yapısını çeşitli açılardan kavraması bakımından, çok güçlü bir ölçüydü


Alıntı Yaparak Cevapla