|
Prof. Dr. Sinsi
|
Roma Tiyatrosu..|Tiyatro Tarihi Ve Skeçler
ROMA TİYATROSU
TİYATRONUN BAŞLANGICI VE İLK OYUN TÜRLERİ
Esir alınan bazı Grek askerleri sayesinde Yunan Tiyatrosu,Roma’da tanınmaya
baÅŸlandı Çünkü bu askerler, Euripides’in eserlerini okuyabiliyorlardı Ancak
Roma Tiyatrosu’nun kaynağı da ÅŸenliklere gidiyordu Arvales denilen din adamlarıyla
birlikte çiftçi ve çobanlardan kurulu bir topluluk ekin dönemlerinde tarım tanrıçası
“Demeter” adına törenler düzenlerlerdi Ekin kalktıktan sonra baÅŸlayan düğünlerde
dansların yanı sıra, FESCENNİUM ezgileri söylenir, dans edilirdi
Bu ezgilerin dramatik bir önemi yoktu ancak oyunların kurulmasında etkili oldu
Fescennium ezgileri halk tarafından oynanan gülünç oyunlarla birleşince SATURA
adı verilen kaba çizgili kısa güldürüler ortaya çıktı SATURA
ilk kez, İ Ö 364 yılında Roma’da düzenlenen oyunlarda oynandı İ Ö 240 yılından
itibaren de Roma oyun alanında düzenli olarak tragedya ve komedyalar oynanmaya
başlandı İ Ö 220 tarihlerinden itibaren LUDİ PLEBEİ yani
halk gösterileri düzenlenmeye başlandı Önceleri yılda 4 kez,Nisan,Temmuz,Eylül,Kasım
aylarında düzenlenen Ludi Şenlikleri daha sonraları hemen her fırsatta ( düğün,zafer,cenaze
vb ) düzenlenir oldu Roma senatörlerinin tiyatroyu yasaklamak istemelerine
karşın İ S IV yy da bu gösteriler yılda 170’e çıktı
GÜLDÜRÜ ÇEŞİTLERİ VE YAZARLARI
İleriki yüzyıllarda Roma tiyatrosunun etkisi sadece güldürü alanında
görüldü Roma’da genel olarak 6 güldürü türü vardır
FABULA TABERNİA -Daha çok köylerde oynanan ve temeli doğaçlamaya
dayanan oyunlardı
FABULA ATTELANA – Satir türünü anımsatan kısa oyunlardı Dramatik
yarışmasının bitiş veya başlangıcında oynanırdı Groteks (abartı)tipler vardı
Maskara,bilgiç,asker v b  Attelan komedyası edebi bir biçime girince iki önemli
yazar ortaya çıktı Pomponius konuları günlük yaşamdan almış ve yabancıları,mitoloji
kahramanlarını taşlamıştır Novius hakkında ise pek bilgiye rastlanmamıştır
MİMUS – Kaba,çoÄŸunlukla açık saçık güldürüler Bu türle birlikte,
aldatan eş ve çapkın genç üçlüsü işlenmeye başladı Zaten gerek Attelan gerekse
mimusda zina, en sık işlenen konuydu
PANTOMİMUS – Uçarı,danslı bir gösteri Bir dansçı arkasında
yer alan koronun desteğiyle maske ve kostüm değiştirerek bir çok tipi canlandırdı
Pantomimus dansı ciddi,trajik konuları özellikle Yunan ve Roma tragedyalarını
canlandırırdı
FABULA TOGATA -Bunlar diğerlerine oranla daha çok Roma özelliklerini
taşıyan güldürülerdi Kadınların toplumsal sorunları işleniyordu
FABULA PALLİATA – Bu tür; Antik Yunan’ın Menandros tarafından
temsil edilen yeni komedyasını esas aldı Yeni komedya türünü Roma’ya sokan
ve Palliata komedyasının ilk yazarı Andronicus bir köleydi Antik Yunan yapıtlarının
ilk çevirmeni diye bilinir
Naevius,Cont-----tio denilen, çeşitli oyunların sahnelerini bir komedya içinde
toplayarak ortaya çıkarılan güldürü türünü ilk başlatan yazardır Ayrıca aristokratları
taşlayarak yazdığı güldürülerle FABULA PRAETEKSTA türünü ortaya
çıkardı
Ancak,en önemli komedya yazarı, PLAUTUS’tu Halkın beÄŸenisine uygun oyunlar
yazdığı için en çok tutulan yazar, Rönesans’ta bir çok yazara,oyunlara örnek
oldu Yeni komedyayla Attelan güldürülerinin karışımı olan oyunlarında, siyasal
konulara girmekten kaçınmış, kelime oyunlarını,tersinlemeyi kullanmıştır Plautus,
düşünmeyi sevmeyen halk için,oyunlarını yalın bir dille yazar, oyunun başında
özetini ve karakter özelliklerini verirdi İyi işlenmiş karakterlere karşın,
kurguya dikkat etmez,oyunlarında sürprizlere yer vermezdi Oyunlarındaki en
önemli karakter “kurnaz köle”ydi, bir diÄŸeriyse “yosma” Bazı eserleri; EÅŸekler, İkizler, Köleler, Çömlek, Amphitruo, Üç
akçelik kişi, Casina, Hortlak
Roma komedyasının ikinci ünlü yazarı Terentıus,Romalı bir senatörün kölesiydi
Onun zekâsını gören senatör onu yetiştirdi ve sonunda özgürlüğünü verdi Çağının
en ünlü yazarları arasında yetişti Genç öldüğü için ancak 6 komedya yazdı
Plautus’un tersine aristokrat sınıfa yöneldi Komedyaya psikolojik geliÅŸimi
getirdi Kişilerin duygularının yorumunu yapar ve psikolojilerini belli etmeye
çalışır Olay dizisini kurmada Plautus’tan daha baÅŸarılıdır ancak oyunlarındaki
durgun hava halk tarafından tercih edilmemesine neden olmuştur Eserleri; Özünün
Celladı,Hadım,Kardeşler,Farmıo,Kaynana
TRAGEDYA VE YAZARLARI
Sözden çok harekete, düşünceden çok heyecana düşkün olan izleyici doğal olarak
tragedyaya önem vermiyordu Quintus Ennius-Euripides’in tragedyalarına öykündü
Aristokratlara yöneldi ve çaÄŸdaÅŸ yazarları etkiledi Pacuvius-Euripides’e öykünerek
12 tragedya yazdı Oyunlarında felsefi düşüncelere yer verdi Tiradları bazen
oyunun geliÅŸimini durduracak kadar sıkıcıydı Accıus- Daha çok Aiskhilos’u örnek
aldı
LUCİUS ANNAEUS SENECA – ( İ Ö 4 – İ S 65) Roma tragedyasının
en önemli temsilcisi Oyunlarını oynanması için değil okunması için yazmıştır
Euripides’i örnek aldığı halde,tarzı çok farklıdır Oyunlar onunki kadar gerçekçi
değildir Sahneler abartılmış duyguları,melodramatik görünüşleri kapsar Seyirciyi
veya dinleyiciyi etkilemek için çok kanlı sahneler yazmıştır Uzun tiradlı oyunları
ağır ve karamsardır Yunan tragedyasından farklı olarak ölüm sahnelerini sahnede
canlandırmayı tercih eder Romalı izleyicinin tiyatroya bakış açısı düşünülürse
bu anlaşılabilir bir tutumdur Eserleri; Oidupus,Medeia,Troyalı Kadınlar,Aqamemnon,Eta’da
OYUN YERLERİ VE TİYATROLAR
Romalılar için “ekmek ve sirk” gereksinmesinin önemi; oyun yazarlığını, deÄŸerli
olan dramatik sanatı öldürdü İddi dramatik yazarın karşısında yalnız mimus
ve pantomimus değil,sirk de büyük bir rakip olarak dikilmişti Seksen binden
çok seyirci alan Circus Maximus, Colosseum gibi büyük oyun yerleri, kanlı gladyatör
ve hayvan dövüşlerini görmeye gelen halkla dolup taşıyordu Kimi kez Colosseum
suyla dolduruluyor,NAUMACHİA denilen yalancı su savaşları düzenleniyordu Bu
yüzden, Roma’da gerçek bir dramatik sanatın var olduÄŸu söylenemez Bunun yanı
sıra Romalılar mimarlıkta ustaydılar ve tiyatroya katkıları da yine mimarlık
yoluyla olmuÅŸtur
İ Ö 55’te kalıcı tiyatrolar yoktu Gösteriler için tahtadan bir skene ve önüne
yüksek bir sahne yapılırdı Oturacak yer yoktu, seyirci ya ayakta durur ya da
sandalyesini yanında getirirdi İ Ö 194’te halk senatörlere yer saÄŸlandığını
görerek öfkelendi İ Ö 174’te ilk taÅŸtan skene yapıldı ama seyirci için yine
oturacak yer yoktu Sonunda İ Ö 185’te tiyatroda oturmak, yasa çıkartılarak
yasaklandı İ Ö 55 yılında ilk taÅŸ tiyatro Pompei’de yapıldı
Roma Tiyatrosu, Yunan tiyatro yapısında bir takım değişiklikler yapmıştır Bu
deÄŸiÅŸikliklerin en önemlisi seyircilerin oturduÄŸu cavea’nın skene ile bir bütün
oluşturmasıdır Nitekim çağdaş tiyatro yapıları da bu fikirden doğmuştur Dış
duvarları çok süslüdür Seyircinin dağılması için kemerli geçit yerleri,VOMİTORİİ
vardır Yunan Tiyatrosu’nun tam daire orkestrası burada yarım daire olmuÅŸ ve
taş kaplanmıştır, protokol seyircisi için kullanılmaktadır Sahne, bir buçuk
metre yüksekliğinde, derinliği altı metre,uzunluğu otuz buçuk metre kadardır
Eski skene çok ayrıntılı,süslü bir binadır, yüksektir Binanın girişinde süslü
bir kapı, bunun iki yanında daha küçük kapı bulunmaktadır Simetrik sütunlar,süslü
üçgen alınlıklar,oyuklar ve heykeller vardır
Yarım dairelik oturma alanı, direkli ve damlı bir revak bulunmakta,buradan seyirciyi
güneşten korumak için tenteneler gerilmektedir Bazı küçük tiyatroların üzeri
tamamen kapatılmıştır Yunan tiyatrosunda üstü açık olan giriş yerlerinin üstü
kapatılmış ve tünel biçimini almıştır Ayrıca orta sıralara gidişi sağlamak
için, seyir yerleri altından tünel yapılmıştır Roma yapıları içinde, Yunanistan’da
olduğunun tersine, dağ yamaçlarına yapılmış yapılar çok seyrektir Bir ikisi
dışında tüm Roma Tiyatroları düzlüğe yapılmıştır ve tek parçadır Oyun yeri
ve seyir yeri bir bütün içinde birleÅŸmiÅŸtir Ayrıca Roma’da tiyatronun oynandığı
yer bir bütün halini almıştır Grek tiyatrosu yalınlığı içinde güzel olmakla
birlikte henüz bir bina niteliğinde değildi Roma tiyatrolarının Yunan tiyatrolarından
çok daha süslü ve gelişmiş olduğu söylenebilir Roma İmparatorluğu bu tiyatrolardan
125’ini İngiltere’den Kuzey Afrika’ya Portekiz’den Anadolu’ya dek yaymıştır
Yunan ve Helenistik tiyatroların bulunduğu Doğu eyaletlerinde bu tiyatrolar
değiştirilerek Roma tiyatrolarına benzetilmiş ve böylece tiyatrolar hayvan dövüşleri,gladyatör
dövüşleri ve yalancı su savaÅŸları için kullanılabilmiÅŸtir Bunun gibi, Atina’daki
Dionysos Tiyatrosu da Neron çağında Roma anlayışına göre değiştirilmiştir Çağımıza
bozulmadan kalan en iyi örnekler, Güney Fransa’da Orange’daki tiyatro ile Anadolu’daki
Aspendos tiyatrolarıdır
OYUNCULUK
Roma’da tiyatronun gerilemesinin en önemli nedenlerinden biri oyuncunun toplum
içindeki durumuydu Oyunculardan çoÄŸu, Güney İtalya ve Yunanistan’dan getirilmiÅŸ
kölelerdi Oyuncuların kazançları seyirci tarafından seyirci beğenisine göre
farklılıklar gösteriyordu Ayrıca büyük armağanlar alır, onur kazanırlardı
Buna rağmen Romalı oyuncular infami olarak damgalanmışlardı,vatandaşlık hakları
yoktu Bir senatörün akrabası bir oyuncuyla evlenirse, bu evlilik temelsiz ya
da yok sayılıyor, bir asker sahneye çıkarsa ölümle cezalandırılıyordu Oyunculuğun
dinsel bir temeli olmadığı için, övülmekle birlikte bir meslek olarak aşağı
görülüyordu Bazı oyuncular gerçekten büyük üne erişirlerdi;bunların en ünlüsü
İ Ö 62’de ölen Roscius’tu O da bir köleydi ancak çok beÄŸenildiÄŸi için azad
edilmişti Kimi sanatçıları zenginler koruyordu özellikle güzel kadın oyuncuları  Başlangıçta
kadın rollerini erkekler oynuyordu ancak mimus ve pantomimusla birlikte kadın
oyuncular da sahneye çıkmaya başladı
Oyunculuğun kuramını yapanlardan Cicero uygulamaya önem veriyor,oyunculardan
arayışlar yaparak kendilerini bulmalarını istiyordu Quintilian ise yeteneğe
inanıyordu Ona göre yeteneği olmayan oyuncu eğitimle hiç birşey elde edemezdi
Her iki kuramcı da sese önem veriyordu Quantilian, duraklar, sesin yükselip
alçalmaları, ses perdeleri ve hız üzerinde önemle durmakta, kişileştirme için
gözlemin gerekliliÄŸini belirtmekteydi Oyuncu zeki olmalı,tepkilerini,düşüncelerini,inançlarınÄ ±,duygu larını
iletirken anlamlı eylem ve sözlerinde “Niye?”, “Nerede?”,”Nasıl?”,”Ne?” ile
sorularına karşılık verebilmeli, şartların gerekliliğine göre davranabilmeliydi
Cicero’ya göre, kendisi duygulanmayan oyuncu,syirciyi duygulandıramaz Horace
da “Benim aÄŸlamamı istiyorsan, önce sen üzül” der Lucian ise duygulanmaktan
yana değildir Yani, bu dönemdeki görüş ayrılıkları daha sonraki yüzyılların
tartışmalarıyla paralellik göstermektedir Quantilian her duygunun belli bir
görünüşü,ses tonu ve tavrı olduğunu belirterek, kitabında bunları sınıflandırmıştır
KOSTÜM VE MASKE
Romalı oyuncular tarafından kullanılan kostümler,Yunanistan’da giyilenlerin
hemen hemen aynıydı Tragedyada SİRMATA denilen uzun kostümler kullanılırdı
Komedyada ise kısaları giyilirdi Galeri adını alan perukalar Yunan oyuncusundaki
Onkos’un eÅŸiydi Ayaklara giyilen tahta nalınların ismi ise, Crepida idi Ayrıca,
saccus denilen yumuşak terliğe benzer bir ayakkabı da kullanılırdı Kostümlerin
renkleri belli nitelikleri simgelerdi İhtiyarlar beyaz, genç erkekler mor,asalaklar
gri, saraylılar ise sarı renkte kostümler giyerlerdi Başlangıçta maske kullanılmıyordu
çünkü Romalı izleyici oyuncunun her mimiğini görmek ister, oyuna ağırlık katan
maskelerden hoÅŸlanmıyordu Maskeyi ilk kez ünlü oyuncu Roscius’un kullandığı
söylenir Maskelerin bir bölümü gerçeğe yakın başka bir kısmı ise abartılıydı
( GROTESK)maskeyle birlikte ,oyun kişisinin yaşını gösteren renkli saçlar(galeri)vardı
Beyaz saç ihtiyarlığı, siyah gençliği,kırmızı köleleri simgeliyordu
DEKOR
Tragedya dekorunda; büyük sütunlar,alınlıklar,heykeller ve benzeri süsler bulunur,komedya
dekorunda ise balkonlu sırayla pencereleri olan özel evler yer alırdı Satir
dekorları,ağaçlar,dağlar ve benzeri kırsal öğelerle doğa görünümleriydi Sahnede
bir takım mekanik araçlardan yararlanıldığı düşünülmektedir Çünkü bazı kaynaklarda
gözden yok olan tahta dağlar, fışkıran çeşmeler, akan kaynaklar, büyüyen ağaçlardan
söz edilmektedir Roma tiyatrosunun getirdiği yeniliklerden bir tanesi de ön
perdenin kullanılışıdır Bu perde zengin işlemelidir,sahne alanı temsil başında
örtülür, sonunda kaldırılırdı
SEYİRCİ
Uzun süren savaşlar arasında tiyatro,savaşçıların eğlenmelerini,oyalanmalarını
sağlıyordu Kanlı gösterilerse öldürme zevkinden uzak kalmamalarını Yalancı
deniz savaşları, yırtıcı hayvanlarla dövüş, insanla hayvan, insanla insan arasında
kanlı çatışmalar ve araba yarışlarının yanı sıra tragedya,komedya,mimus ve pantomimus
temsilleri veriliyordu Seyirci eğlenmeyi amaçlamış bir topluluk olduğu için
her zaman komediyi tragedyaya tercih eder, tepkisini göstermekten çekinmezdi
Bazen sevmediği bir oyunu yarıda keser, bazen oyuna müdahale ederek seyrini
değiştirirdi Gün boyu yarışmalarında yorulan halk tiyatroda uyumaktan, yemek
yemekten,muhabbet etmekten çekinmezdi
Tiyatroda yerlerin dağılımı , toplumsal sınıflara göre değişiyordu İmparatorla,
LUDİ ÅženliÄŸi’ne para yardımı yapanların sahnenin iki yanında özel locaları vardı
Senatörler yarım daire orkestra içinde kendilerine ayrılan yerler otururlardı
Soylulara ilk 14 sıra ayrılmıştı Ondan sonra, sırayla öteki toplumsal sınıflar
geliyor,en uzak yerlerde ise yoksul,önemsiz vatandaşlar oturuyorlardı Biletler
para biçimindeydi Üzerinde bir resim, bir ad, ve bir sayı bulunurdu Buna göre,
bilet sahibinin nereye oturacağı belli oluyordu Daha sonra Avrupa tiyatrosunda
da görülen özel tutulmuÅŸ alkışçılar Roma’da da vardı Bunların parasını oyunun
giderlerini karşılayan öderdi Çünkü oyunun beğenilmesi durumunda giderlerin
iki katı kazanç elde edilirdi Halkın beğenisini kazanmak için bayağılığa,açık
saçıklığa kaçan heyecan verici her şeye yer veriliyordu Bu da Yunanlılar eliyle
en yüksek katına yükselen dramatik sanatın Romalılar eliyle nasıl yozlaştığını
göstermektedir
“ Hakkınızda hayırlı olsun,dinleyin buyruklarımı Yosmalardan hiç biri gelip
sahnenin önüne oturmayacak Çavuşların da, çavuşların sopalarının da sesini
duymayacağım Oyuncular sahnede iken meydancı birini yerleştireyim diye ötekinin
berikinin önünden geçmeyecek Yataklarından geç kalkmış olanlar katlansınlar
ayakta durmaya Ne vardı o kadar uyuyacak? Köle takımı uzak olsun buradan! Sütninelere
de söyleyelim, meme emen çocukları oyuna getireceklerine evlerinde emzirsinler
Hem kendilerinin dilleri kurumaz,hem de baktıkları yavrucaklar açlıktan ölmez,burada
oÄŸlaklar gibi baÄŸrışmaya kalkmazlar ”
|