|
Prof. Dr. Sinsi
|
Başini Vermeyen Şehit - Masal Okuyun
Çavuşa döndü:
- Haydi, gazileri uyandır Kurban bayramını bugünden yapacağız Koş Bana da çabuk topçuyu gönder Çavuş, bir eliyle bakır tolgasını tutarak, koştu
Merdivene daldı Kuru Kadı, uzakta, kara yerin üstünde daha kara bir leke gibi yavaş yavaş ilerleyen düşman alayına dikkatle baktı Gözlerini küçülttü, büyülttü Önlerinde birkaç top da sürüklüyorlardı Binden fazla idiler Halbuki hisardaki gaziler? Kendisiyle beraber yüz on dört kişi  "Ama, yine haklarından geliriz!"
dedi Uyanan, yukarı koşuyordu Hisar kapısının iyice bağlanmasını emretti Sarığını, cübbesini, kılıcını, tüfeğini getirtti İhtiyar topçu gelince, ona da, hemen "haber topları"nı atmasını söyledi Bu bir adetti Taarruza uğrayan bir palanka hemen "İşaret topu" atarak etrafındaki kuleleri imdadına çağırırdı
Biraz sonra düşman hisarın önünde, harp düzenine girmiş bulunuyordu Zaplar başsız, gür ejderha yavruları gibi siyah ağızlarını bedenlere çevirmişti Türkçe bağırdılar:
- Size teklifimiz var Elçimizi içeri alır mısınız?
Kuru Kadı:
- Alırız Gönderin, gelsin! cevabını verdi Bedenler, kalkanlı, tüfekli, oklu gazilerle dolmuştu Palankanın ruhu, neşesi, keyfi olan iki arkadaş, bu esnada tuhaf tuhaf laflar söyleyip yine herkesi güldürüyordu Bunların ikisine de "deli" derlerdi: Deli Mehmet,Deli Hüsrev  Serhatın muharebelerinde, hayale sığmayacak yararlılıklarıyla masal kahramanları gibi inanılmaz bir şöhret kazanan bu iki deli, hiçbir nizama hiçbir kayda, hiçbir disipline girmeyen, dünya şerefinde gözleri olmayan Anadolu dervişlerindendi Her zaferden sonra kumandanlar onlara rütbe, hil'at, murassa kılıç gibi şeyler vermeye kalkınca gülerler: "İstemeyiz, fani vücuda kefen gerektir Hil'at nadanları sevindirir  " derler, hak uğrundaki gayretlerine ücret, mükafat, övgü kabul etmezlerdi Harp onların bayramıydı
Tüfekler, oklar, atılmağa; toplar gürlemeğe; kılıçlar,kalkanlar şakırdamağa başladı mı, hemen coşarlar,
kendilerinden geçerler; naralar savunarak düşman saflarına saldırırlar  alevi gözlerle takip edilemeyen birer canlı yıldırım olup tutuşurlardı
Kuru Kadı, onların herkesi güldüren münakaşalarını, saçma sapan sözlerini gülümseyerek dinlerken, elçiyi yanına getirdi, iki deli de sustu Herkes kulak kesildi Bu elçi Türkçe biliyordu Küstahça tekliflerini söyledi
Palankayı saran Zigetvar kumandanı Kıraçin'di
Yanında iki bine yakın savaşçısı vardı Grijgal'in "Vire ile verilmesini istiyordu Ateşe, nura, haça, İncil"e, Zebur'a yemin ediyor; çıkıp giderlerken muhafızlara hiçbir ziyanı dokunmayacağına dair söz veriyordu
Kuru Kadı:
- Pekâlâ!  Haydi git Biz aramızda anlaşalım, kararımızı size öğleden sonra bildiririz! diye elçiyi aşağı
gönderip kapıdan attırdı Sonra etrafındakilere döndü
Şöyle bir göz gezdirdi Sırtının hafif kamburu içeri çekildi:
- İşittiniz ya, gaziler! dedi, Kıraçin haini bizim yüzon kişiden ibaret olduğumuzu anlamış  üzerimize iki
bin kişi ile geldi Teklif ettiği "Vire"yi kabul etmek isteyenler vârsa ellerini kaldırsın!
Kimsenin eli kalkmadı
- Öyleyse hazır olalım Haydi  
Bir gürültüdür koptu;
- Hazırız  
- Hepimiz, hepimiz  
- Hepimiz, hepimiz hazırız
- Kılıçlarımız, kalkanlarımız yağlı
-Oklarınız havlı_
- Yatağanlarınız keskin  
- Bugün nusret bizim
- Amin, amin  
Kuru Kadı, "Ey alemlerin rabbi" diye ellerini kaldırdı Bir duaya başlayacaktı Deli Mehmet yalın kılıç karşısına dikildi Palabıyık, gök gözlü, geniş beyaz çehresi,yeni doğmuş bir ay gibi parlıyordu:
- Duayı bırak, efendi dedi, gaza duadan faziletlidir Gel  Lütfet Bize şu kapıyı aç Kalbindeki korkuyu
at İşte hepimiz hazırız Şu ayağımıza gelen gaza fırsatını kaçırmayalım
Kuru Kadı'nın elleri aşağı düştü Deli Hüsrev de arkadaşının yanına sokulmuştu Bütün gaziler bu iki delinin arkasına üşüştü Sanki hepsi bir anda deli oldular  bir ağızdan
|