10-24-2012
|
#5
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Başini Vermeyen Şehit - Masal Okuyun
Haydi, kapı kapanacak dediler, içeri gir
Kuru Kadı'nın dili tutulmuştu Cevap veremedi
Sarhoş gibi sallana sallana hisara girdi Hâlâ titriyordu Palankanın içinde Deli Hüsrev'in menzilinden geçerken durdu Kulak verdi; ağlıyor mu, inliyor mu diye  Hayır, Deli şıkır şıkır atını kaşağılıyor, keyifli bir türkü söylüyordu Seslendi:
- Hüsrev
- Efendim?  
Kapı açıldı Kaşağı elinde, kolları, paçaları sıvalı,başı kabak Deli Hüsrev  daha Kuru Kadı bir şey sormadan,- Gördün mü Deli Mehmet'in zevkini? dedi
- Siz de benim gibi buradan gördünüz mü?
- "Gözlüye hotti gizli yoktur!"
Küttedek kapıyı, kapadı Yine türküsüne başladı
  
Kuru Kadı palankada sabahı dar etti Güneş doğmadan, Deli Mehmet'in mezarına koştu Artık bütün günlerini bu mezarın başında geçiriyordu Bu mezarın daimi ziyaretçisi oldu Büyük bir taş yontturdu Yazdırdı Başına diktirdi Beş vakit namazlarını bile cemaatine bu kabrin başında kıldırmak isterdi Artık ne hacet dilese, ona nail oluyordu
Grijgal'de, komşu palankalarda Kuru Kadı için "Deli oldu" diyorlardı Her an "sonsuzluk" badesini içmiş
ezeli bir sarhoş gibi nihayetsiz bir kendinden geçme,sonsuz sınırsız bir şevk, sükûn bulmaz bir heyecan içinde yaşıyordu Fakat nasıl "deniz çanağa sığmaz"sa,onun büyük sırrı da ruhuna sığmadı Taştı Huruç günü gördüğü harikayı herkese anlatmağa başladı Hatta
daha ileri gitti, çok iyi okuduğu "Mevlid-i Şerif" lisanıyla o gün gördüğünü yazdı Yüzlerce beyitlik bir destan düzdü
Ama o eski şevki kayboluverdi Ruhuna koyu bir karanlık doldu Kalbine acı bir ağırlık çöktü Artık Deli Mehmet'in yeşil nurdan mezarı içinde sürdüğü ilahi zevki göremez oldu Bu mahrumiyet onu delirtti Yemekten içmekten kesildi Bir gün, yine perişan kırlarda dolaşırken Deli Hüsreve rast geldi Meğer o da geziniyormuş Elindeki yayıyla yavaşça Kuru Kadı'nın arkasına dokundu
- Ahmak, dedi, niye gördüğünü halka söyledin?
Adam gördüğünü kaale geçirirse kazandığı hali kaybeder Eğer sussaydın, gördüğün keramete ölünceye kadar şahit olacaktın  
Kuru Kadı yere diz çöktü, ağlamaya başladı:
- Çok perişanım diye inledi, lütfet Gel, beni gaflet uykusundan uyandır Benim o görnüş olduğum durum ne hikmettir? İçinde benimle senden başka onu gören oldu mu?
- Bir gören daha var O "can" herkese görünmez
- Kimdir?
- Bilemezsin  
- Başkaları görmedi de, biz ikimiz niçin gördük?
- o şehitlik müjdesidir!" İkimiz de mutlaka şehit düşeceğiz!  
Kuru Kadı, gittikçe öyle serseri, öyle perişan, öyle berbat oldu ki  kendisini o kadar seven Vali Ahmet
Bey bile Budin'den gelince, onun hallerine dayanamadı Nihayet "bu deli bir kişidir Palankada hizmetinden istifade olunamaz" diye geriye göndermeye mecbur oldu Aradan epey zaman geçti Serhadde değil, hatta Grijgal hisarında bile herkes Kuru Kadı'yı unuttu Yalnız yazdığı destan okunuyor, hiç unutulmuyordu
On iki sene sonra  
Zigetvarın zaptı akabinde yaralılar toplanırken, meşhur kahraman Deli Hüsrevin bir gülleyle parçalanmış cesedi yanında, uzun boylu, ak saçlı, ak sakallı,yeşil cübbeli bir şehit buldular Kıbleye yüzükoyun uzanmış yatan bu şehidin büyük, yeşil sarığı, henüz bozulmamıştı Üzerinde hiçbir silah yoktu Yarası neresinden olduğu belli değildi Günlerce süren kuşatma esnasında hiç kimse böyle bir adam görmemişti İnceden inceye araştırma yapıldı Kim olduğu bir türlü anlaşılamadı
O vakit birçok gazilerin "gayb ordusundan imdada gelmiş bir veli" sandıkları bu şehit, acaba, Grijgal hisarının o eski deli kadısı mıydı?  
|
|
|
|