Yalnız Mesajı Göster

Kalbini Kuşlara Veren Çocuk Masal

Eski 10-24-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Kalbini Kuşlara Veren Çocuk Masal




Çiçeklerin yanında mutlu olurmuş ya yine de içten içe hüzünlenirmiş Çünkü, Deniz bu insanları anlamıyormuş Onlar, kendilerini doğadan uzak, beton duvarlar arkasına kapattıkları yetmiyormuş gibi kuşları da kafeslere tıkmışlar…

Her şey bir yana da ya o büyük kentlerin meydanlarında gördüğü sürü sürü tembel güvercinlere, kirli kanal sularında nazlı nazlı yüzen kuğulara ne demeliydi? Böylesine kanatları olur da, kentlerin o pis havasında, suyunda nasıl dururlardı? Uğuldayan iş makineleri, göğü kirleten fabrika bacaları, araba sesleri, eksoz dumanları, müzik diye zangır zangır bağıran hoperlörler ve estetikten uzak, çirkin apartmanların arasında nasıl yaşanır? Deniz bu soruları durmadan sormuş kendine, ama yanıt bulamamış Çocuk aklı anlamaya, yanıtlamaya yetmemiş bu soruları

Ve günün birinde öfkesi öylesine büyümüş ki, gidip babasının onarım işlerinde kullandığı keskin mi keskin testereyi alıp, fırlamış sokağa Kafes gördüğü ilk eve dalmış ve buradaki kafesi kesmiş Ve o günden sonra, her gece evlere girip, kafeslerin çubuklarını keserek kuşlara özgürlüklerini vermeye başlamış Deniz’ in bu yaptıkları kafes sahiplerini çılgına çevirmiş tabiî Günlerce gazetelere ilanlar verilip, duvarlara afişler asılmış Radyo ve televizyonlarda duyurular yayınlanmış Bu yayınlarda, “Korkunç ve affedilemez suçu işleyen canavar” hakkında bilgi verenlerin ödüllendirileceği açıklanıyormuş Ancak Deniz yılmamış Yine her fırsat bulduğunda evlere, bahçelere girip kafesleri kesmeye devam etmiş O ülkeyi yönetenler çok kızmışlar bu işe, kentin bütün polisleri bu kafes canavarını yakalamak için yarışa girişmiş, günlerce pusu kurup beklemişler Ama bu bir sonuç vermemiş Bir defa polis, asker bütün ülke düşmüş bu kafes canavarının peşine Yine günler, haftalar, aylar geçmiş ama yakalayamamışlar

Deniz, bir akşam yine elinde testeresiyle büyükçe bir eve girmeye çalıştığı sırada pusu kuranlar tarafından yakalanmış Ve bu haber ülkenin her yanında bomba gibi patlamış Gazeteler Deniz’in boy boy fotoğraflarını basmış, televizyonlar çeşitli görüntüleri getirmiş ekranlarına, radyolar ise her haberinde duyurmuşlar İlgililer ise bu “canavarın” yakalanışına müthiş sevinmişler Günlerce süren şölenler düzenlenmiş, bayram gibi kutlamışlar bu başarılarını

Ama bu sevince katılmayanlar da varmış: ülkenin altın saçlı, gökgözlü, güzel çocukları Deniz’in yakalanışını üzülerek karşılamışlar Topluca göşteriler düzenleyip yönetimi protesto etmişler Özgürlük istemişler Deniz özgür olsun demişler

Ancak çocukların bu çığlıklarını sağır yürekler duymamış Mahkemeler kurulmuş, kurullar toplanmış, dünyanın dört bir yanından pedagoglar, psikologlar, bilim adamları çağrılmış Herkes Deniz’in işlediği suçun nedenini araştırmaya koyulmuş

İlk gece, polis merkezinde, üşüyüp ağlayan Deniz’in gözünü uyku tutmamış Yaptıklarını ve kendisine yapılanları düşünmüş Kendince suç kavramını sorgulamış ve “kim suçlu?” sorusuna yanıtlar aramış Kafeslerini kırdığı ev sahiplerini düşünmüş, özgür kalınca kanatlarını sevinçle çırpan minik kuşları…

Sonra arkadaşlarını, öğretmenlerini, anasını ve babasını, ninesini düşünmüş Yüreği sızlamış Deniz’in hepsini de özlediğini anlamış Ertesi gün ziyaretçileri olmuş Deniz’in Öğretmenleri ve okul arkadaşları gelmiş, renk renk çiçekler, çeşitli hediyeler verip onu teselli etmeye çalışmışlar Ziyaret saati bitince de boynu bükük gitmişler Ardından bütün ülkenin sarı saçlı, gökgözlü çocukları Deniz’e üzüntülerini belirten kartlar, mektuplar göndermişler Ama kurulan mahkeme çok acımasızmış Çocukların protestosunu da hiç önemsemiyormuş Deniz’i diğer çocuklara da kötü örnek olmasın diye cezalandımak istiyormuş yargıçlar

Deniz, uykusuz geçirdiği bir gecenin verdiği yorgunlukla hemen uykuya dalmış ve dalar dalmaz da başlamış rüyalar görmeye Rüyada yaşlı bir ninecik oturmuş bir pınarın başına, Deniz’ e “körler ülkesi” masalını anlatıyormuş, ama bu bilge ninesi değilmiş Rüyadaki ninenin anlattığı masal şöyleymiş;

“Evvel zaman içinde, kalbur zaman içinde, dünyanın bir yerinde, bir baba ile oğul varmış, bunların fazlaca bir dertleri yokmuş; işleri, aşları onları kimseye muhtaç etmezmiş Ama babanın bir sorunu varmış; oğlunun eğitimsizliği ve cehaleti O devirlerde ne oğlunu gönderebileceği bir okul ne de ders verebilecek öğretmenler varmış Okul ve öğretmenler yokmuş ama çocuk dünyayı tanımalı ve bilmeliymiş Çünkü babanın inancı, “Alimler gözlüdür, Cahiller ise kör’’ biçimindeymiş Sonuçta baba karar vermiş; oğlunun gözü açılmalı, dünyayı görüp tanımalıymış Baba ile biricik oğlu bilinmeyen ülkelere doğru yola çıkmışlar Az gitmişler uz gitmişler, sonunda bir de bakmışlar ki, körler ülkesi diye bir yere gelmişler Olacak bu ya, tam körler ülkesine geldiklerinde, çocuk bir hastalığa yakalanmış Eli ayağı tutmaz olmuş Baba şaşkın, çocuk bitkin uçan kuştan medet ummuşlar Tam o anda “korkma” diye yüreklendirmişler Babanın etrafına toplananlar Ve, “siz buranın körler ülkesi dendiğine bakmayın, buranın öyle becerikli bir hekimi var ki kime dokunsa hastalığından iz kalmaz” demişler Böylece baba yatıştırılmış ve çocuk tezelden hekime kavuşturulmuş Hekimbaşı usta parmakları ile hastasını tepeden tınağa bir güzel yoklamış Hemencecik de illetin nedenini bulmuş; sorun çocuğun gözlerinde imiş Burnun ile alnın birleştiği noktanın sağında ve solunda bulunan çukurlara gömülü, bıngıl bıngıl devinen oval iki cisimcik Açılıp kapanan birer deri kapakla örtülü…

İşte hepimizin bildiği insan gözü, illetin nedeniymiş Hekim böyle söylemiş, teşhisi böyle koymuş Operasyon kısa sürede bitmiş, dışarıya çıkarmışlar çocuğu Baba bir de ne görsün, çocuğun dünyayı görüp tanıyacağı gözlerinin ikisi de yerlerinden çıkarılmış Çünkü körler ülkesinde herkeste göz düşmanlığı varmış Körler bilginin, ışığın, aydınlanmanın en önemli aracı olan göze düşmanmış Daha o çağlarda “aydınlık ile karanlığın, bilgi ile cehaletin” savaşı varmış Ancak baba ve oğul geç anlamışlar bu gerçeği ve ağır ödemişler bedelini Ve bu sonuç karşısında sanki dünya bir anda başlarına yıkılmış baba ile oğulun Yaşam zindan olmuş, ama ne acı duyacak halleri kalmış, ne de acıya dayanacak güçleri Acıyı acıyla bastırmışlar boynu bükük’’…

Deniz gördüğü düşün etkisiyle ter içinde uyanmış Bir korku sıkıca sarılmış boğazına Kendini o hekimin elinde imiş gibi hissetmiş Sevdiği onca yüzü düşünmüş, ama hiç birisini anımsayamamış, sisler arasında yalnız kalmış Bir yerlerden ince bir ezgi çarpmış kulaklarına, çoğalan, delirten bir ezgi… Usuna babasının üzgün, perişan yüzü gelmiş, bir güvercin uçuvermiş yüreğinden, acıyla ürpermiş Deniz’in ağzından “Baba” diye bir inilti çıkmış Sonra gördüğünün korkulu bir düş olduğunu fark edince derin bir oh çekip rahatlamış

Derken duruşma günü gelmiş binlerce çocuk yığılmış mahkemenin önüne, onlarca polis otosu eşliğinde Deniz mahkemeye getirilmiş Yargıçlar sertçe bakmışlar Deniz’e Savcı iddianamesini okumuş, yargıçların en yaşlısı korkutucu bir sesle “bütün bunları neden yaptın?” diye sorular yöneltmiş Yargıçların bütün sorularına Deniz susarak yanıt vermiş Yargıç öfkelenmiş dağlar kadar Deniz’i azarlamış “Sende hiç acıma duygusu yok mu, kalp yok mu?” demiş Deniz ise “Ben kalbimi kuşlara verdim” Diyerek ilk ve son yanıtını vermiş Yargıçlar kendi aralarınada fisıldaşıp, konuşmuşlar Sonuçta Deniz’in bir kuş gibi, demirden bir kafese konulup uzak ve ıssız bir ormana bırakılmasına karar verilmiş Bu haber dünyadaki bütün kuşlara yıldırım hızıyla yayılmış Bir çok kuş toplanıp, kanat çırpmışlar, dönmüşler gökyüzünde, sonra da hep birlikte saldırmışlar kafese, günlerce gagalamışlar ama nazlı gagaları parmaklıkları kırmaya yetmemiş Kafesi parçalayamamışlar Parçalayıp da Deniz’ i özgürlüğüne kavuşturamamışlar

Günlerce düşünmüşler ve sonuçta hepsi gücünü birleştirerek Deniz’i köyünün güzel ormanına götürmeye karar vermişler Bütün kuşlar kanat açıp, kırk gün kırk gece, dağ demeden deniz demeden uçmuşlar Deniz’in o güzelim köyünün ormanına ulaşmışlar Yağmur yağdığında hepsi birden kanatlarını kafesin üstüne gerip korumuşlar Güneş açtığında sevinmişler Dünyanın her yerinde türlü türlü yiyecek ve çeşit çeşit kitap taşımışlar Kuşlar her akşam kafesin etrafında toplanıp ötüşerek Deniz’i teselli etmişler Cıvıltılarla uyutmuşlar, her sabah yeniden en güzel sesleriyle uyandırmışlar Beraberce gülüp, oynayıp, şarkı söylemişler Deniz onlara şiirler okumuş, bilge ninesinden öğrendiği masalları anlatmış, kuşlar Deniz’i anlarmış Deniz de kuşları……

İşte o gün bu gündür dünyanın bütün kuşları yavrularına kuşlara kalbini veren çocuğun masallarını anlatırlarmış Ve onun içindir ki, dünyanın her yerinde kuşların yalnız bir sabah bir de akşam öttüğü söylenir


Alıntı Yaparak Cevapla