|
Prof. Dr. Sinsi
|
Psişik Yetenekler Nasıl Geliştirilir
Psişik yetenekler nasıl geliştirilir
AKTİF İMAJİNASYON
İç tasarımları (zihnî tasavvurları) istekle görünür hâle getiren ve bir amaca göre birleştiren bir melekedir Bunlar roman, hikâye ve piyesleri yaratmakta rol oynarlar Hayatın her safhasında mevcuttur İmajinasyon olaylarının anlaşılması, yaratıcılık ve ‘ruh’un tekâmülünde vazgeçilmez bir kaynaktır Akıl yürütmenin, fikirlerin ve bir yığın zihinsel olayların temelidir Eğer onların kanunlarını biliyor ve de tatbik edebiliyorsak, hekim ve ilâç kullanmadan hastalarımızı iyi eder, varlığımızı değiştirir ve kaderimizi gerçekleştirebiliriz Aktif imajinasyon bütün dünyayı kapsar

PASİF İMAJİNASYON
Bu konu, diğer bir âlemi teşkil eder ki, biz bununla meşgul olacağız Pasif imajinasyon, imajinasyonun bazı elemanlarını kullanmak suretiyle normalüstü yeteneklerin ortaya çıkmasını sağlayabilir Pasif imajinasyon, imajların kendiliğinden meydana gelmesidir Önce doğal bağlar ile kendiliğinden meydana gelebilir (imaj çağrışımı) Çünki her imaj, kendisi ile zaman ve mekân içinde ilgili olan diğer birtakım imajları görünür hâle getirmek eğilimindedir Meselâ hiçbir iradî çaba gösterilmese, bahçedeki çimenlik, yan tarafta bir bank olduğu fikrini uyandırır Böylece, imajlar birbirine yakın olanları uyandırır Şiddet ve bağlantılar sebebiyle gruplanırlar Ve eğer hiçbir objektif olay girmez ise, bütün şuur sahasını kucaklayan, birbiriyle az çok ilgili sahneleri oluştururlar Bu durum, asıl prensibi pasif bir imajinasyon oyunu olan rüya gibidir
İmajların kendiliğinden meydana gelmesinin başka bir sebebi, telepati yoluyladır Bazı psişik şartlarda imaj, bize tesir eden yabancı bir kimseden yayılır O anda o imaj, kendi imajlarımızla karışır Ve iki şuuraltı arasında kendiliğinden bir bağ yaratır Bu sebeple bazı aşklar, önseziler, çevrenin idraki, durugörü, fikir aktarımları ve diğer normalüstü olaylar ortaya çıkmaktadır Bu ilk bilgilerle, normalüstü yeteneğin gelişmesine izin veren prensibi anlayabiliriz:
1 Düşünce sakin olmalıdır İmajı soyutlayabilecek tarzda aktif imajinasyonun faaliyetine engel olmalıdır Yani aktif imajinasyon bir imajı devamlı olarak işler, onu türlü şekillere sokar Halbuki imajı soyutlayarak onu sabit, hareketsiz, aynı şekilde tutabiliriz İmajı bozacak hiçbir tesir ona ulaşmamaktadır
2) Şuuraltını avlamak için bu imajların şiddetini arttırmak gerekir
3) Uygun olan çağrışımı yaratarak imajı yönlendirmek gereklidir Bu çağrışımın (fikir ya da imaj) yapısı imajın ilk istikametine bağlı olan yeni bir saha içine, şuura çekip getiren akımlara sebep olur Sonuç olarak, mümkün olan istikamet tarzları ve idrak çeşitleri ortaya çıkar, yeni yetenekler oluşur Olup biten şeyler sanki sapma ve dönme derecesine göre yalnız bir tek anahtarla açılabilen, çeşitli kilitleri olan bir kapıyla kapatılmış bir dünyaya giriştir Kapı, şahsî fikirlerle yüklü beyindir (medyomun beynidir) Anahtar somut (objektif eşya) kelimelerle uygun bir tarzda yönetilen bir imajdır Prensip gayet basittir ve hemen hemen hiç yanılmaz Akıl, genellikle, zekâmızın çalışışında mevcut bulunan bir karışıklık ve dağınıklık içindedir Aktif imajinasyon ile pasif imajinasyon oyunundan zevk duymak bizi şaşkın hâle getirir Fikirlerimizin keşmekeşliği, niteliği anlaşılmamış olan titreşimleri terk etmez Ve ince titreşimler rastgele şuur sahamıza nüfuz eder Beynimiz tıka basa dolu bir ambar gibidir Öyle bir ambar ki baca deliği eşyalarla tıkanmıştır Dışarıyı görmek ne mümkün Bütün mesele bu karışıklığı düzenlemek, ışığın gireceği baca yolunu açmak ve buradan çıkacak olanlara yardım maksadıyla diğerlerini kenara çekmektir
TATBİKAT ARAÇLARI
Orta seviyeden kültürlü kadın veya erkek bir kimseyi süje olarak alalım Bunlar sonra tasfiye olacaklar ve neticede en iyileri kalacaktır Süje ne kadar kaba ise (hassasiyet bakımından) gelişme o derecede güç olacaktır Başarıya ulaşmak için imajinasyon kabiliyeti orta derecede olanlar da yeterlidir Yeter ki, kendini tamamıyla dünya işlerine vermemiş, hayatın küçük taraflarıyla dolmamış, şahsî çıkarlarına bağlanmamış olsun  Şüphesiz ayrıca süjenin hasta ve şiddetli heyecanlara uğramamış olması, şoklar geçirmemiş olması gereklidir Yani muhtelif manevî şoklar zamanla şuur sahasından şuuraltına kaydırılarak, görünür bir rahatlık ve denge sağlanabilir Fakat bu çalışmalarda şuuraltı faaliyet açığa çıktığı için şokla ilgili heyecanlar, tıkanıklıklar, marazî hâller nüksedebilir
Önce süjede sükûnet hâli doğması gereklidir Bunun için loş bir oda ve bir yardımcı ile tecrübeye girişilir Yardımcı, odanın bir köşesinde sükûnet hâlinde zihnen pasif durumda oturmalıdır Süje rahatça oturmalı, ışık gözlerine düşmemeli (gözler rahat şekilde bağlanabilir ya da ışığa bir perde veya paravana ile engel olunur)
O andaki zihinsel meşguliyetlerini bertaraf etmek için süjeye zıt imajlar vasıtasıyla yardım edilir (Yani zihnî sükûnete götürecek imajlar verilir Meselâ, sakin bir deniz manzarası, ıssız bir çöl manzarası, mavi bir gökyüzü, sükûnet verici bir kır manzarası vs ) Bu imajlar süjenin zihnindeki karışık imajları, günlük endişeleri dağıtmaya yeter
Sonra bütün düşüncelerden ayrılması ve celse içinde sadece en yüksek ruhî bir yükseliş imkânı araması rica edilir (Yani süjede manevî bir incelik, hassasiyet, manevî alemlere doğru bir çekilme duygusu ihtiyacı ortaya çıkartılır Hikmetli birkaç cümle, dua vs kullanılabilir ) Sükûnet elde edildikten sonra açık seçik ve somut bir imaj uyandırmaya elverişli bir kelime söylenir: vazo, bardak yumurta, kaşık, portakal gibi  (Söylenen kelime mümkün olduğu kadar çok kolaylıkla ve zihni dağıtmadan göz önüne getirilebilmelidir, basit olmalıdır )
Süjeden, kelime işittikten sonra göreceği ve hissedeceği duyguları anlatması (görünür hâle getirmesi), açıklaması istenir Üç durum ortaya çıkabilir:
1 Hiçbir izlenim meydana çıkmaz
2 Ne olduğu anlaşılmayan bir hatıra ortaya çıkabilir
3 Bilinmeyen bir imaj ortaya çıkar
İzlenim yokluğu, açıkça süjenin endişelerinden kurtulamadığını veya şuurdışı bir meşguliyeti bulunduğunu gösterir Söylenen kelime, gerçekte, şuuraltında titreşimler ortaya çıkaran bir titreşim dalgasıdır Eğer şuuraltı nötr hâlde kalmışsa hemen hemen hiçbir şey meydana gelmez Çünki şuuraltına nüfuz edilememiştir Süje duvarla kapalıdır Ve kelime bir engele çarpan top gibi geri dönmüştür Böyle bir durumda, birbirinden farklı bir dizi kelime söyleyerek (ki bu, süjeyi içine alan ön düşünceleri ortadan kaldırmak içindir), eğer bu yeterli değilse, alışılmış bir eşyanın (olayın) hatırasını hatırlatarak o meşguliyetten kurtarılır Alışılmış bir eşya veya olayın hatırlatılmasıyla yarı hatırlama hâli uyandırılır Böylece ikinci hâle geçirilir Eğer bu usul yeterli olmazsa süjeyi küçük bir sahne veya manzara gibi temsilî bir hâli düzenlemeye çeken, onu zorlayan yaratıcı imajinasyondan istifade edilir Başta da söylediğimiz gibi süje biraz imajinatif karakterde olmalıdır Yani süjede tecrübeyi kolaylaştıracak sahneleri telkinle tahayyül ettirmek mümkün olmalıdır, meselâ ‘Ben sizi falan yerde görüyorum’ gibi  Sonuç gözükmekte gecikmez Ön meşguliyet böylece mağlûp edilmiş ve iç imajların meydana çıkması mümkün olmuştur
Çeviren: Üstad Ergün Arıkdal
PSİŞİK YETENEK ve RUHSALLIĞI BÜTÜNLEŞTİRMEK
David FONTANA
Felsefe doktorası olan Prof David Fontana, psişik araştırmaya yönelik sürekli aktif ilgisiyle birlikte, doğu ve batının ruhsal geleneklerinde geniş uygulamalı deneyime sahip bir psikologtur (Society for Pscyhical Research’ün eski başkanıdır ) Bu geniş sahalarda, bazıları klâsik olarak kabul edilen birçok kitabın da yazarıdır Bu makale, 23 Mart 1999’da verdiği bir konferansa dayanarak hazırlanmıştır
RUHSALLIK ve PSİŞİK YETENEKLER
RUHSAL gelişim kendisiyle birlikte psişik ihsanları getirebilmesine rağmen, ruhsallık ve psişik yetenekler aynı şey değillerdir Budizm ve Hinduizm gibi doğulu ruhsal geleneklerde ruhsal kapasiteler derinleştiğinde zihnin bazı maddesel sınırlamaları aşmaya başladığı ve diğerlerinin zihinleriyle telepatik iletişim içine girebilir hâle geldiği ve böylece durugörü ve psikokinezi gibi (topluca siddhiler denilen) yetenekler tezahür ettirdiği söylenmektedir Bununla birlikte bu gelenekler, siddhilerin sadece ruhsal büyümenin bir çeşit önemsiz belirtileri oldukları ve asla kişisel çıkar sağlamak için kullanılmamaları ve kendi içlerinde bir son olarak görülmemeleri gerektiği konusunda bizleri uyarmaktadırlar, aksini yapmak benliği güçlendirir ve kişiyi gerçek ruhsal ilerleme yolundan saptırır İnsan, başkalarına hizmet ederken kullandığında bile, benliği şişiren duygulardan kaçınmalıdır Siddhiler bize emanet edilmiş hediyelerdir, kişisel servetimiz değillerdir
|