|
Prof. Dr. Sinsi
|
Sanat Akımları Romantizm
Sanat Akımları Romantizm
Bir Tanım Arayışı
Isaiah Berlin
(           )
Bütün bunların arasında ortak olan nedir? Bunu keşfetmeye çalışırsak, önümüze hayli şaşırtıcı bir görünüm çıkar Şimdi, bu konuda yazılar yazanların en ileri gelenlerinden derlediğim, bazı romantiklik tanımlarını sunacağım; sorunun hiç de kolay olmadığını göreceksiniz
Stendhal romantikliğin çağdaş ve ilginç, klasikliğin ise eski ve sıkıcı olduğunu söyler Bu, belki kulağa geldiği kadar basit değildir Onun anlatmak istedığı, romantikliğin, modası geçmiş bir şeye kaçışa karşıt olarak, yaşamınızın içinde hareket eden güçleri anlama sorunu olduğudur Yine de, Racine ve Shakespeare üstüne kitapta aslında söylediği, size aktardığım şeydir
Fakat onun çağdaşı olan Goethe, www frmsinsi net/ romantikliğin hastalık olduğunu söyler: zayıftır, ; bir yaban ozanlar okulunun ve Katolik gericilerin savaş nağrasıdır; klasiklikse Homeros ve Niebelung’ların Şarkısı gibi güçlüdür, tazedir, şendir, sağlamdır
Nietzsche onun bir hastalık değil, bir tedavi olduğunu söyler — bir hastalığın sağaltımı Hayli geniş imgelemli bir eleştirmen olan İsviçreli Sismondi, Madame de Stael’in dostu olmasına karşın belki romantikliğe pek de dostça bakmamakla birlikte, romantikliğin sevgi, din ve şövalyeliğin bir birliği olduğu kanısındadır
Fakat Metternich’in baş ajanı ve Sismondi’nin tam çağdaşı olan Friedrich von Gentz’e göre, o üç-başlı Hydra’nın başlarından biridir — öteki iki baş da, reform ve devrimdir; romantiklik dini, geleneği ve geçmişi tehdit eden ve başının ezilmesi gereken solcu bir tehlikedir Genç Fransız romantikleri, les jeunes France, bunu “Le romantisme, c’est la révolution” diyerek yankılarlar Peki, ama neye karşı Révolution Besbelli, her şeye karşı
Heine, romantikliğin Isa’nın kanından çıkan bir çarkıfelek çiçeği, uyurgezer Ortaçağ şiirinin bir uyanışı, size sırıtan heyulaların derin kederli gözleriyle www frmsinsi net/ bakan rüyalı çankulesi tepeleri olduğunu söyler
Marxistler de, onun gerçekten Endüstri Devrimi’nin iğrençliklerinden bir kaçış olduğunu eklerler
Ruskin ise, onun ürkütücü ve tekdüze şimdiki hal ile güzel geçmişin bir karşıtlığı Olduğunu söyleyerek onlara katılır — bu, Heine’nin görüşünün değiştirilmiş bir türüdür, ama ondan büsbütün farklı değildir
Fakat Taine, romantikliğin 1789’dan sonra aristokrasiye karşı bir burjuva ayaklanması olduğunu söyler; romantiklik yeni arriviste’lerin enerjisinin ve gücünün anlatımıdır yani, önceki görüşün tam karşıtı Toplumun ve tarihin eski, durust, tutucu değerlerine karşı, yenı burjuvazının ıtıcı, diri güçlerinin anlatımıdır Bu, zayıflığın ya da umutsuzluğun değil, hayvanca bir iyimserliğin anlatımıdır
Romantikliğin gelmiş geçmiş en büyük müjdecisi, en büyük habercisi ve peygamberi olan Friedrich Schlegel, insanda sonsuzluğa uçmak için doyurulmamış müthiş bir tutku, bireyliğin dar sınırlarını aşmak için ateşli bir özlem olduğunu söylemiştir
Buna benzer duygular Coleridge’de, hatta Shelley’de de bulunabilir Fakat, yüzyılın sonuna doğru Ferdinand Brunetiere, onun bir yazınsal bencillik, dış dünya pahasına bireyliğin vurgulanması olduğunu söyler: kişinin kendisini aşmasının karşıtıdır, salt benliğin bildirimidir Baron Seilliere de, bu görüşü onaylamakta, romantikliğin benlik manisi [egomania] ve ilkellik olduğunu söylemektedir ve Irving Babbitt de bunu yankılamaktadır
Friedrich Schlegel’in kardeşi August Wilhelm Schlegel ve Madame de Stael romantikliğin Romans uluslarından, hiç değilse Romans dillerinden geldiği, gerçekten Provençal ozanların [troubador’ların] şiirlerinin bir değişimi olduğu üstünde anlaşmışlardır; ama Renan’a göre romantiklik Keltik kökenlidir Gaston Paris, bunun Breton olduğunu söyler; Seilliere ise, Platon ile sahte-Dionysios Areopagites’in bir karışımından geldiğini
Bilgili bir Alman eleştirmen olan Joseph Nadler, romantiklik aslında Elbe ile Niemen arasında yaşayan Almanların sıla hasretidir, der — eskiden geldikleri Orta Almanya’ya duydukları özlem; sürgünlerin ve kolonicilerin hayalleri
Eichendorff onun Katolik Kilisesi için duyulan bir Protestan nostaljisi olduğunu söyler Fakat Elbe ile Niemen arasında yaşamayan, dolayısıyla da bu duyguları tanımayan Chateaubriand, onun kendisiyle oynayan bir ruhun gizli ve dile getirilemez hazzı olduğunu söyler: “Ben ezelden beri kendimi konuşuyorum ” Joseph Aynard, bunun bir şeyi sevme iradesi olduğunu,insaflın kendisine karşı değil, başkalarına yönelik bir tutum ya da duy gusu olarak hükmetme iradesinin tam karşıtını oluşturduğunu söyler
Middleton Murry, Shakespeare’in esas itibarıyla roman tik bir yazar olduğunu söyler ve Rousseau’dan beri bütün büyük yazarların romantik olduklarını ekler Fakat önde gelen Marxist eleştirmen Georg Lukacs’a göre romantik olan hiçbir büyük yazar yoktur; hele Scott, Hugo ve Stendhal hiç romantik değildir
Ne de olsa okunmaya layık ve birçok konuda başka bakımlardan yetkin ve parlak yazarlar olan adamlardan yaptığımız bu alıntıları düşününce, bütün bu genellemelerde ortaklaşa bulunan öğeyi keşfetmenin güçlüğü açıkça anlaşılıyor Onun içindir ki, Northrop Frye tanıma kalkmaya karşı bizi uyarmakla çok bilge olduğunu göstermiştir Bildiğim kadarıyla bütün bu rakip tanımlara hiçbir zaman herhangi biri çıkıp da itiraz etmemiştir; evrensel olarak saçma ve ilgisiz sayılan tanımlar ya da genellemeler yapmış kimselere karşı dizginsiz olarak yöneltilen eleştirel gazaba, bunlar hiç uğramamışlardır
|