|
Prof. Dr. Sinsi
|
Sosyal Bilgiler Uzlaşma Nedir
Sosyal bilgiler uzlaşma nedir
UZLAŞMAUzlaşma, farklı düşüncelerin karşılıklı veya tek taraflı olarak birbirlerine ödün vermeleridir Karşı duruşlarda, taraflar kendi açılarından doğruluğuna veya yararına inandıkları şeyden/şeylerden vazgeçerek uzlaşmayı sağlarlar Ve bu ödün verme; inandığı doğrulardan vazgeçme, çoğunlukla güçsüzden güçlüye doğru gerçekleşir O halde bu şu demektir: eğer taraflar eşit güçte değillerse, uzlaşma daima güçlünün lehine olur Güçlü taraf, kabullerine uymayan, "olmazsa olmazlarına" ters düşen konularda karşı/güçsüz tarafı uzlaşma yoluyla ıslah ederek, onu kendisine uyumlu hale getirir Diğer bir deyimle uzlaşma, güçsüzün, güçlünün potasında erimesidir
İslami olmayan iktidarlar/güçler; karşıtlarıyla, gerek kişisel, gerek toplumsal bazda amaçlarına ulaşmak; birlikte yaşamayı sağlamak, bir takım çıkarlar elde etmek, ortak noktalar bulmak, ortak hayat(sivil toplum) kurmak, aralarındaki farklılıkları, ayrı ve aykırı olan hususları gidermek için uzlaşabilirler Bu onların tasarrufundadır Zira insanlar kendi iradeleriyle ortaya koydukları şeyden yine kendi iradeleriyle vazgeçme hakkına sahiptirler Ancak, Müslüman böyle bir hakka sahip değildir O, inancından vazgeçmedikçe; inancının kurallarını değiştirme veya iptal etme hakkına sahip olamaz Ne amaçla ve ne adına olursa olsun, bir takım bahanelerle Allah’ın dininden ödün veremez "O (yolunu şaşırtmış) kimseler, Bizim adımıza vahyettiğimizden başka bir şey ortaya atsın diye seni ayartarak, seni vahyettiğimiz (gerçeklerden) uzaklaştırmaya çalışmaktalar; öyle ki, bunu başarabilselerdi seni hemen kendilerine dost edinirlerdi! Eğer seni(n imanını) pekiştirmemiş olsaydık, belki onlara biraz olsun eğilim gösterecektin O zaman sana hayatta da ölümden sonra da kat kat (azap) tattırırdık; ve Bize karşı sana yardım edecek kimseyi de bulamazdın! (17/İsra –73-74-75)

Statülerini koruma veya dünya nimetlerinden daha çok nemalanma isteğinin dürtüsüyle izzetleri zedelenmiş kimseler; uzlaşmayı sağlamak için buldukları bahaneler yetmeyince; ucuz yollu suçlamalarla ilkeli ve samimi Müslümanları karalamaya çalışmaktadırlar Bunlar, aydın olmak, bilimsel olmak, uzman olmak, akademisyen olmak, çağı ve dünyayı doğru okumak/algılamak gibi argümanlara; unvan ve kariyerlerinin desteğini de katarak dini terminolojiyi kendi bağlamından koparmaya çalışmaktadırlar İslami kavramlara, modernist bir takım giydirmelerle, dinin yaşam ile ilgili taleplerini uzlaşma adına etkisiz hale getirmektedirler Ve böylece, zulmün egemen olmasının önü açılmış olmaktadır Zira Kur’an, İslamdan başkasını zulüm olarak nitelemektedir
Gerçekte, bu kimseler, statülerini ve dünyalık nimetlerini koruma endişesine endeksli bir hayatı yaşamak için dinde tasarrufta bulunmak istemektedirler Bu girişimlerine karşı çıkanları da radikallik ve terör taraftarı olmakla, İslamı yanlış anlamakla, marjinallikle suçlayarak susturmak istemektedirler Maalesef, Müslümanların içinde bulunduğu konjoktür de onların gerçek niyetlerinin anlaşılmasına engel olacak bir durumda olduğu için, onların işini kolaylaştırıyor Onlar, kendileri için yapılan bu ve buna benzer tespitleri, ucuzcu, kolaycı, bilgiden ve bilimden yoksun; suçluluk psikolojisiyle yapılmış suçlamalar nitelendirseler de, gerçek hiç de öyle değil Zira bu tespit, tek endişesi İslami ilkelere bağlı kalmak ve Kur’an’a uygunluğu esas almak olan bir zihniyetin hassasiyetinden kaynaklanmaktadır
Dini, hayatın bir parçası haline getirmeyi İslamın dışındaki dinlerde başaran Batı dünyası, bu sonucu İslamda da gerçekleştirmek istiyor Ve bu isteğini de, ancak dinin içinde yer almış olan şöhret, ünvan ve mevki sahibi seçkin(!) kimselerle gerçekleştirebileceğini biliyor İslamın, hayatın bir bölümünde etkin olmak değil, tamamında belirleyici olmak istediğini; İslamın kendi ilgi alanına giren konularda, ödün vermek veya uzlaşma yapmak hakkını peygamber de dahil hiç kimseye veya güce vermediğini; bu seçkin(!) laik ve demokrat ulema! da çok iyi bilmelerine rağmen, çıkarları için gerçeği saklamaktadırlar Kur’an, bunları "dinlerini az bir paha karşılığında satan" kimseler olarak tanımlamaktadır
İslam, ilgi alanına giren konularda tek belirleyicidir Bu anlayışın dışındaki her türlü anlayışı küfür ve şirk olarak nitelemektedir Dinin belirleyici olma hakkını, uzlaşma konusu yapmak; dinin çizdiği sınırların dışına çıkılmadıkça mümkün değildir Bu sınırı geçenlerin, "İslam ne diyorsa o, nasıl diyorsa öyle, ne kadar diyorsa o kadar" anlayışına sahip olanları marjinallikle suçlamaları ve sanki doğru olmanın, haklı olmanın ölçüsü sayısal çoğunluk veya toplumun kabulü imiş gibi kendilerini haklı göstermeye çalışmaları, ilkesizlikten başka bir şey değildir Kulluğun yalnızca Allah’a ait olması gerektiğini; Müslümanlığın Kur’an’ı hayata hakim kılmanın mücadelesini vermek olduğunu bildikleri halde; düzenleri bozulur, nemaları kesilir endişesi ile Kur’an’ın hayatın pratiğine yönelik taleplerinin üzerini örtmeye çalışmaları ve bunu hoşgörü ve uzlaşma adına yapmaları Kur’an’ın deyimi ile "dinin bir bölümüne inanıp, bir bölümünü inkar etmektir "(2/ Bakara-85)
Müslüman, belirleyici olma hakkını, İslam’dan başka hiçbir şeye vermeye/tanımaya razı olmadığı gibi; İslam’a uygun olmayan hiçbir şeye de rıza göstermez Çünkü o biliyor ki: "küfre rıza küfürdür " Uzlaşma adına, hoşgörü adına küfre rıza göstermek "iyi niyetle yapılan masum bir davranış" olarak gösterilemez Küfürle uzlaşmayı, İslamın ve Müslümanların yararınadır düşüncesiyle sahiplenmek aslında bir acziyetin ifadesidir Eğer İslam gereğince temsil edilme samimiyetine sahip olunsaydı, böyle bir zaafa düşülmezdi Çünkü İslam: en güzel ve en üstün olandır; kendine özgü yapısıyla güzel, arı/duru haliyle üstündür Onun kendi güzelliğini göstermeyi ilke edinmek yerine, basit ve değersiz olana kaçıp uzlaşma adına bu güzellik ve üstünlük kirletilmektedir
Müslümanca bir şahsiyet ve izzetle temsil edilemeyen İslam, başka şekiller verilerek, insanın heva ve hevesine uydurularak; konjonktürün belirlediği her ton ve desene göre renk verilerek bukalemunca tavırlarla kirletilmeye çalışıldı; sempatik olmak, hoş görülmek, beğenilmek ve takdir edilmek adına O bakımdan Müslümanım diyenlerin İslama verdikleri zararı hiçbir güç vermemiştir İslam, "Müslümanlarca" öylesine kirletilmek istenmiş tir ki; kurtuluşun yolu olarak gösterilememekte, insanlar "müslümanım" diyenlerin ahlakına ve hayatına bakıp, onlardan, merkebin aslandan kaçtıkları gibi kaçmaktadır "Müslümanlar" pratikleriyle ve düşünsel yapılarıyla adeta insanlarla İslam arasında aşılması çok güç engeller koymaktadırlar
Hayatın tamamı yerine yalnızca bir parçası olmasına; devleti olmayan, siyasete karışmayan, haramlara ses çıkarmayan, günaha göz yuman, ekonomik, sosyal ve kültürel konularda her türlü kabule açık; dileyenin keyfi kararıyla dilediği şekilde uygulayabildiği ve keza bidat ve hurafelerle dinin Allah’a ait olmaktan çıkarıldığı bir "İslamı", insanlara İslam diye takdim ederseniz, bu dinin önündeki en büyük engellerden biri olmuş olmaz mısınız?
Bazı Müslümanlar (!) hoşgörü adına, aydın olma adına, bilimsellik adına, küreselleşme ve globalleşme adına bütün bir insanlığın yazgısını zalimlerin insafına, uzlaşma örtüsü altında terk ederken; tevhidi düşünceye mensup olduğunu iddia eden bir kısım Müslüman da, İslamı, görev ve sorumluluklarına göre yaşamayı öncelemek yerine, önceliği "hak" elde etmeye vermektedir Ve hakkı güç kullanarak elde edeceğine inanmaktadır Oysaki Hakk yolundaki mücadelenin tek meşru yolu, İslamı yaşamaktır Ve şahsi örnekliğiyle ortaya koyduğu islamla, insanları uyarmaktır Allah Rasulünün örnekliğinde de görüldüğü gibi "hak", Müslümanların "hakkı" kendi şahıslarında yaşamasıyla elde edilmiştir Üzerine düşen islama uygun bir hayatı (Kur’an’ı ahlak edinmek ) yaşama görevini yerine getirmeyip, sadece hak arayışına koyulmak bu arayışın sahibini sonuçta şiddet kullanmayı uygun görme anlayışına götürür Oysa ki Kur’an’da da, Peygamberin örnekliğinde de şiddete, zorla kabul ettirmeye veya baskı ile yaşatmaya ve (hakkı yaşamadan) hak aramaya asla yer yoktur "  Gerçek şu ki, insanlar kendi iç dünyalarını değiştirmeden Allah onların durumunu değiştirmez   " ( 11/Rad -11) Kuvvet ve şiddet yoluyla değişim ve düzelmenin mümkün olamayacağını idrak edemeyenlerin, İslam adına ortaya koydukları eylemler, İslamı, insanların nezdinde mahkum etmektedir Diğer yandan güya kaba kuvvet ve şiddet karşıtı olduklarını iddia eden konsül üyesi kimi "Müslümanların", bu yanlışı da bahane ederek, ulusal ve uluslararası diyalog toplantılarıyla güya İslamı temize çıkarmak adına onu ruhbanlaştırmaları da en az terör kadar, şiddet kullanmak kadar İslama zarar vermektedir
Bazen insan "batılın" "Hakk" geldiği zaman ortadan kaybolacağını düşünmediği için, "Hakk’ı" tebliğ etmek ve onu hakim kılmak yerine "batıl’ı" şiddet yoluyla ortadan kaldırmayı düşünür Ve nefsi bu yolun daha kolay olduğunu telkin eder
Hz Peygamberin iktidara "şiddet" yoluyla değil, ilahi yasalara teslim olmak ve onları uygulamakla eldiğini, her nedense kabullenmeye yanaşmıyoruz "
İslam, tüm nesillere ve çağlara Kur’an’daki biçimiyle sunulmalıdır ki: onu kabul eden neyi kabul ettiğini, onu reddeden de neyi reddettiğini bilerek seçimini yapsın İslam adına ortaya konan, ancak İslamla ilgisi olmayan bir şeyi reddeden; reddettiği şeyi İslam sanarak reddettiği için,gerçek İslamı bulması da bir açıdan engellenmiş olunmaktadır
|