Yalnız Mesajı Göster

Kültürel Yozlaşma

Eski 10-20-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Kültürel Yozlaşma




Bugün ülkemizde yayın yapan gazete ve televizyonlarımızın çoğu, ne yazık ki, insanımızı enforme etmeleri gerekirken, kültürel hayatımızın taşıyıcı, öğretici, eğlendirici, düşündürücü unsurları olmaları gerekirken kültürel yozlaşmanın en büyük sebebi olabilmektedirler Çok düzeyli ve sorumluluk bilinciyle yayın yapan bazı TV Kuruluşlarını tenzih ediyorum ama televizyonlarımızın büyük bir kısmı tavernacı, gazinocu bir anlayışla yayın yapıyorlar Şiddet, müstehcenlik, karamsarlık aşılama, özenti yaratma, yanıltıcı reklâmlarla tüketimi arttırma, yazılı kültürden uzaklaştırma, gibi mahzurları olan yayınlar üzülerek belirteyim ki çoğunluktadır Çizgi filmlere varıncaya kadar şiddet, yıkma, dökme, ortadan kaldırmanın ağırlıkta olduğu yapımlar gençlere 24 saat sunuluyorBizim kültürümüzde saygıdeğer bir konumda olan, ana, kızkardeş veya eş olarak hürmet edilen kadın, adeta bir ticari malzeme bir reklâm aracı ve herşeyden daha vahimi cinsi bir obje haline getirilmiştir

Bizim toplumumuzun çok ciddi sorunlarının olduğu doğrudur Ancak medyanın sürekli olarak yanlışlıkları, toplumun kangren olmuş taraflarını, kötü örnekleri insanların önüne sergilemesi, kişilerin ülkeleri, hatta kendileri ile ilgili karamsarlığa düşmelerine sebep olmaktadır Okuyucu, dinleyici veya seyirci sürekli olarak hırsızlıklar, yolsuzluklar, ahlaksızlıklar, haksızlıklar, işkenceler, katiller, insan hakları ihlalleri, dürüst ve namuslu insanların hayal kırıklıkları vs ile karşı karşıya bırakılmaktadır Yani özetle bütün çirkinlikler sergilenirken iyi örnekler, güzellikler adeta görmezlikten gelinmektedir Bu durum, toplumu müthiş bir karamsarlık girdabına sürüklemektedir Medya elbette denetim görevini yapacaktır, ama olayların takdim ediliş biçimi çok önemlidir

Öte yandan gelir dağılımının son derece adaletsiz olduğu ülkemizde, yapılan yayınlarla fakir fukara ile alay edilmektedir Eskiden beri ülkemizde dar gelirli insanlar hep olagelmiştir Ne var ki bu insanların başka kesimlerin hayatlarına özenmeleri sözkonusu değildi Özellikle televizyonlar yurdun en ücra köşesinde yaşayan doğru dürüst beslenemeyen, giyinemeyen vatandaşlarımıza şatafatlı bir dünya sunmaktadır Bir yandan varlıklı, kolay kazanıp kolay harcayan insanların eğlence adı altında akla hayale gelmedik çılgınlıkları ve bunların magazin haberleri adı altında teşhir edilmesi; öte yandan kızgın güneşin altında tütünle, pamukla uğraşan ancak alnının terinin karşılığını alamayan insanımız Bu durumda Ülkemin bir yerinde bazı genç kızların intihar etmesine şaşmamak lazım Kavak eken sopa biçer, rüzgâr eken fırtına biçer…

Dilimiz o kadar fakirleştirildi ki artık insanlar 2–3 yüz kelime ile konuşur hale geldiler Dili yozlaşan, fakirleşen toplumlar düşünme melekelerini bile kaybederler Çünkü insanlar kelimelerle düşünür Bırakalım yüzyıl önce basılmış bir kitabı, 1960’larda 1970’lerde yazılıp basılan kitaplar bu günkü nesiller tarafından kolay kolay anlaşılamıyor Üretilen zevksiz, kuru, muzikaliteden yoksun kelimeler zamanla yerleşince “Bakınız işte tuttu Güzel olmasaydı halk tarafından benimsenmezdi” gibi yorumlar yapılıyor Hâlbuki sürekli bir dayatma sonucu yanlış da olsa bunlara toplumun alıştırıldığı göz ardı ediliyor Bu durumu çok güzel izah eden bir fıkra vardır:

Şehirden Anadolu’nun ücra bir köyüne gelin gider Gelin Hanım, köye varınca mayıs kokusundan müthiş rahatsız olur Her tarafta tezek yığınları vardır Kayınpederine evlerinin etrafındaki hayvan pisliklerini niye temizlemediklerini, mevcut pis kokuya nasıl dayandıklarını sorar Kayınpederi der ki:

Kızım biz evimizin etrafındakileri uzaklaştırsak bile 15 metre öteden bu sefer, Mehmet Efendi’nin evinin etrafındakılerin kokusu gelir Burası köy yeridir Bundan kurtulmak çok zordur

Hamarat gelin herşeye rağmen kolları sıvar evlerinin etrafındaki bütün mayısı, tezekleri uzaklaştırır Bir ay sonra koku namına bir şey kalmaz Kayınpederine, Gördünüz mü koku diye bir şey kalmadı, deyince kayınpederi;Kızım aslında koku aynen devam ediyor ama kokuya senin burnun alıştı, der

Maalesef toplumumuzun birçok çirkinliğe ve yanlışlığa tabir yerinde ise dayatma ve yoğun telkin sonucu adeta burnu alıştırılıyor

Zengin bir folklorumuz vardır Saz şairleri beşeri bütün duyguları en sade, en açık Türkçe ile anlatmakta ustadırlar Halk masallarında hayal gücünün en güzel en hür oyunları vardır Öyle halk havaları vardır ki oynamasını bilmeseniz de insanı kıpır kıpır ritmine kaptırır Anadolu’da hasret ve gözyaşı ile kalbimizi burkan ağıtlar dinlersiniz Anadolu’nun uzak ve mütevazı köylerinde kasabalarında tandır başında genç kızların işledikleri nakışların rengini ve şeklini büyük müzelerdeki meşhur tablolarda göremezsiniz Her halı, her kilim aynı zamanda ilmik ilmik, desen desen gönlün aynasıdır Hele o günlük hayatı derin bir mana ile şekillendiren örf ve adetler

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi kültürümüzün dünyaya kapatılması, durağan hale getirilmesi elbette sözkonusu olamaz Bunu istesek de yapamayız Çünkü İnternet çağında yaşıyoruz Yunus Emre;

“ Her gün yeniden doğarız bizden kim usanası “Derken değişimin kaçınılmaz olduğundan ve sürekli aynı kalmanın usanç vereceğinden söz ediyordu Benim gencim elbette değişen şartlara göre, kültürel olarak da kendini yenileyecek Her gün yeni bir âlem kuruluyor Ne var ki, bizi biz yapan asli çekirdekleri, ana karakteri kaybetmeden

Gençliğimiz kapı komşusundan habersiz, ama dünyanın öbür ucundaki insanla chat yapıyorsa bu sağlıklı bir durum değildir İkisinin bir arada yapılması elbette arzulanan şeydir Kendisiyle, ailesiyle toplumuyla iç içe ve ilgili, ayakları kendi topraklarına basan, milli değerleri ve milli kültürü özümsemiş ancak dünyayı bilen, dünyadaki gelişmeleri takip eden ve çağdaş değerleri iyi okuyan bir genç İşte bizim arzuladığımız genç, işte yetişmesini istediğiniz genç:

Orhan Veli, bir şiirinde; Düşünme, arzu et! Bak böcekler de öyle yapıyor, Der Bugün gerçekten düşünmeyen, sadece midesine bağlı, ruh dünyası boş ve hayatı anlamsız bir nesil yetiştirilmeye çalışılıyor Büyük Türkiye, ancak kültür ve birikim olarak, ruh olarak büyük ve idealist bir gençlikle gerçekleşir

Burada ünlü Avusturyalı devlet adamı Matternich ile ünlü Türk dostu İngiliz diplomat Davit Urquhart’ın birbirine çok benzeyen sözlerini hatırlayalım Matternich 19asrın başında, Urquhart ise ikinci yarısında Osmanlı Devlet adamlarına “Bizim nezdimizde de saygıdeğer kalmak istiyorsanız lütfen kendiniz olarak kalın” mealinde sıkça uyarılarda bulunmuşlardı

Bugün bizlerin bence en önemli görevimiz kültürümüzü değerlerimizi korumakla kalmayıp “Gençlere kültürel beslenmeye, yararlanmaya, iyi ve güzel nerede ve kime ait olursa olsun faydalanmaya açık olalım ama daima kendimiz olarak özümüzle kültürümüzle kalalım düşüncesini benimsetmemiz gerekir


Alıntı Yaparak Cevapla