10-21-2012
|
#1
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Aşık Nuri Çırağı - Kimdir Kısaca Hayatı
Aşık Nuri Çırağı

Kötünün kötü hevesi
Geriye kalacak nesi
Saz âşıkın gam teknesi
Parmak telden vaz mı geçer
Çırağı vaadinde dursun
Çalışan murada ersin
İster ise avcı vursun
Turna gölden vaz mı geçer
Âşık Nuri Çırağı 1948 yılının onuncu ayında Erzurum’un Şenkaya ilçesinin Gaziler (Bardız) nahiyesinin Kaynak köyünde doğmuştur Köyün eski ismi Çermik yeni ismi ise Kaynak’tır
Asıl ismi Nuri Cihan Karataş’tır Nüfus kayıtlarına göre doğum tarihi 01 01 1949’dur Dedesinin ismi Süleyman, babası Muhammet Hamit’tir Babaannesi Fadime, annesi Emine (Seher) hanımdır Bir babanın bir çocuğudur Seher Hanım doğum yaptıktan sonra hastalığa yakalanır Genç yaşta annesini kaybeder
İlkokuldan 1960-1961 eğitim öğretim sezonunda mezun olur Mezun olduğu yıl Erzurum Yavuz Sultan Selim Öğretmen Okulunu kazanır Annesi yanından ayırmak istemediği için okula kaydolamaz
Eşi halasının kızı Zennure Hanım’dır Zennure on beş yaşında Nuri on yedi yaşında iken evlilik gerçekleşir Bu evlilikten; Emine, Neşe, Mehmet Mansur, Ahmet Nesimi, Ali İmran ve Ömer Faruk adında altı çocuğu dünyaya gelir
1976 yılında Âşık Reyhani ile Kars’ın kahve kültüründen de etkilenerek Erzurum’da “Âşıklar Kahvesi”’ni açar ve bu kültürün gelişmesine hizmet ederler Reyhani ile olan birliktelik 1978 yılına kadar devam eder Bu kahve 1993 yılına kadar kültüre hizmet eder 1993 yılında Kocaeli’nin Darıca beldesine taşınır Halen Darıca’da yaşamaktadır
1994 yılında İstanbul’da “Gülhane Parkı Âşıklar Kahvesi”ni açar Bu kahve âşıkların İstanbul’a taşınmasını sağlar Bu kahve aynı zamanda İstanbul’da kurulan ilk âşıklar kahvesidir 1999 yılına kadar devam eden bu kahve 2000 yılında “Gebze Âşıklar Kahvesi” olarak açılır ve hâlâ devam eder Âşıklar kahvesi zincirine 2001 yılında açılmak üzere olan “İzmit Çene Suyu Parkı Âşıklar Otağı” eklenir
Çocukluğundan beri kendisinden büyüklerle aynı mecliste olmayı sever Âşık Nihani, Müdami, Deryami, Efgâri, Gülistan, Ruhani, Reyhani ve hocası Âşık Mevlüt İhsani gibi âşıkların saz meclisinde bulunur Aynı köyde yaşadığı hocası Mevlüt İhsani kendisine ilk sazını alır Bir gün babası namaz kılarken babasını rahatsız edince babası sazını kırar Sazının kırılmasına çok üzülür Daha sonra babasından aldığı para ile Kars’tan kendisine yeni bir saz alır Şiir yazmaya kabiliyeti olan Nuri, ustası İhsani’den aldığı dersler sayesinde saz çalmayı öğrenir Yıllarca beraber olduğu Reyhani’nin de kendisi üzerinde etkisi olduğunu kabul eder Ancak asıl ustası Mevlüt İhsani’dir
1966’da başlayan Konya Âşıklar Bayramı’na 1967 yılından itibaren katılmaya başlar Mahlâsını Orhan Şaik, Fevzi Halıcı, Ahmet Kabaklı ve Behçet Kemal Çağlar Konya Âşıklar Bayramı’nda vermiştir Konya Âşıklar Bayramı başta olmak üzere birçok kutlama, şenlik, tören gibi programlara katılmıştır Türkiye’de gezmediği çok az il vardır Bu iller Sinop, Hakkâri ve Muğla’dır Bunun yanında yurt dışında Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde turnelere katılmıştır Bunların yirmi biri Avrupa’ya biri ise Orta Asya’yadır Özel televizyon kanallarında ilk âşıklar programını yapan Âşık, halen bu tür programlara çok düzeyli bir katkı sağlamaktadır TRT dâhil birçok radyoda da değişik programlara katılmıştır Ayrıca TRT’nin Kars radyosunun onaylı sanatçısıdır Yüzün üzerinde ödülü olan âşık, ulusal bir televizyon kanalında program yapmaya devam etmektedir 
Açtığı kahvelerle âşıkların yetişmesine büyük katkı sağlayan Çırağı, aktif hayatı nedeniyle doğrudan usta-çırak ilişkisiyle âşık yetiştiremese de bu kültüre katkılarıyla tarihteki yerini alacağına inanmaktadır Doğu Anadolu’da ilk kez âşıklar için turne düzenlemiş, açtığı “Âşıklar Kahvesi” ile kültürün yayılmasına büyük hizmetler etmiştir Kaynak:
Edeb Öğr Ömer ÖZBAYRAK
Kocaeli Ün Fen-Edebiyat Fak T D E
Lisans Tezi-2001
GÖRDÜKLERİM
Gittim gördüm bizim köyü
Neler olmuş biz gideli
Kurumuş pınarın suyu
Neler olmuş biz gideli
Bir dolu içtim tasınan
Gene eski hevesinen
Gönlüm ayrıldı yasınan
Neler olmuş biz gideli
O gün çok geç oldu sabah
Kalktığımda çektim bir ah
Yok olmuş diktiğim kavak
Neler olmuş biz gideli
Pınar bilir sözümüzü
Senle yuduk yüzümüzü
Gel de bir gör emmim kızı
Neler olmuş biz gideli
Han evler virâne olmuş
Çiçekler sararmış solmuş
Yerine baykuşlar konmuş
Neler olmuş biz gideli
Çırağı’yım çok merağım
Şirin yaylam Kumru dağım
Yıkılmış baba ocağım
Neler olmuş biz gideli
KAR ÇİÇEKLERİ
Çıktım bu dağlara seyran eyledim
Serpilmişler düze kar çiçekleri
Durdum onlarınan sohbet eyledim
Karıştılar söze kar çiçekleri
Tarihi çok yakın düneyin daha
Huşu ile can vermişler Allah’a
Bütün istekleri tek bir Fatiha
Sesleniyor bize kar çiçekleri
Ölmemişler, canlı fakat konuşmaz
Aklı idrak eden bu işe şaşmaz
Yazın, kışın renkleri de değişmez
Her zaman tap taze kar çiçekleri
İstiklâl uğruna bahşetmiş canı
Ruhu ile birleştirmiş vatanı
Baktığında selamlıyor insanı
Sanırsın yelpaze kar çiçekleri
Her zaman her yerde beraber onlar
Vatanın âşığı sevdâkâr onlar
Gelenden gidenden haberdar onlar
Bakarlar göz göze kar çiçekleri
Biz de yanlarına gitsek otursak
Durup ibret ile onlara baksak
Nuri Çırağı’yım bir sual sorsak
Ne söylerler yüze kar çiçekleri
OĞUL
Yaratılan kulu ufak göremem
Gönlü kendisine şah olur oğul
Yetimlerin torbasına el atmam
Vallahi çok günah ah olur oğul
Çirkef ile gel nefsini bezetme
Olur olmaz yere sözün uzatma
Elin tabağına elini atma
Batar ciğerine mıh olur oğul
Aklı olan hiç boş yere zorlanmaz
Bulutun yokluğu göğü gürletmez
Cahile bin cila sürsen parlatmaz
Kâmillerin yüzü mâh olur oğul
Çırağı derdine bir çâre ara
Hayır et, yâr ol yâr olan yâra
Günah ile çıkar isen huzura
Sadece kendine vah olur oğul
AÇMIŞ OLAYDIM
Varıp gittim bir kapıya dayandım
Şahâdet miftahıyla açmış olaydım
Ben dört renkli boya ile boyandım
Emrini nehyini seçmiş olaydım
Varlığımı Hak cennete koydurdu
Sol yanımdan Havva çıktı dedirdi
Zalim nefis bana buğday yedirdi
Elimle sitrimi biçmiş olaydım
Kara ettim Hakk’a karşı yüzümü
Kalmadı cennette adam lüzûmu
Serendib’e fırlattılar özümü
Bu tatlı canımdan geçmiş olaydım
Hıkıf inzal oldu kendi varından
Haber verdi bu gününden yarından
Daha evvel bilip şeytan şerrinden
Hakk’ın daldasına kaçmış olaydım
Fâni mülke Âdem diye duyruldum
Bir kalmadım Havvâ ile ayrıldım
Tövbe ettim günahlardan sıyrıldım
Fâniden bâkîye göçmüş olaydım
Çıkmaz idim cennet denen yuvadan
Ellerimi indirmezdim duadan
Bir kalırdım ayrılmazdım Havvâ’dan
Rahman pınarından içmiş olaydım
Çırağı’yım razı olsam çileme
Dert dökmeye sarılmazdım kaleme
Kahretmezdim göçer iken âleme
Birlik tohumunu saçmış olsaydım FAKİR
Kazanı kaynamaz eleği dönmez
Dumanı bacadan çıkmaz fakirin
Kapısı açılmaz bir kimse gelmez
Komşusu yüzüne bakmaz fakirin
Nasip olmaz gide düğüne toya
On bir nüfusu var düşmüş hay huya
Aylar geçer hasret şekere, çaya
Kurumuş pınarı akmaz fakirin
Feleğin fakire bilmem kastı ne
Başın koyar kuru hasır üstüne
Dolu düşer harmanının üstüne
Karısı erkenden kalkmaz fakirin
Kurban günü bir et değer diline
Acımazlar neden ise haline
Çocukları elvan değer diline
Düğünde bayramda yakmaz fakirin
Çırağı geliyor bilmem ne yandan
Kirpiği karışmış yaş ile kandan
Her gün kuru ekmek acı soğandan
Yiyor çocukları bilmez fakirin
VAZ MI GEÇER
Sinek ayranına konar
Arı baldan vaz mı geçer
Suç işleyen kendi yanar
Mevlâ kuldan vaz mı geçer
Bu varlığı beden bilir
Dili tevhit eden bilir
Hakk’a doğru giden bilir
Yolcu yoldan vaz mı geçer
Yeşeren ağaçta dal var
Kâmilde bir ehl-i hal var
Kötüye bin kere yalvar
Fitne felden vaz mı geçer
Kötünün kötü hevesi
Geriye kalacak nesi
Saz âşıkın gam teknesi
Parmak telden vaz mı geçer
Çırağı vaadinde dursun
Çalışan murada ersin
İster ise avcı vursun
Turna gölden vaz mı geçer
ARZUMUZ
Biz ki insan yaratıldık anadan
İnsan geldik insan olmak arzumuz
Türlü renge sahip olduk sonradan
İnsan geldik insan olmak arzumuz
Bakmaz mısın başındaki dumana
Sanma hevesliyim saza kemana
Ben âşık değilim fotoromana
İnsan geldik insan olmak arzumuz
Dinle kardaş sana bir çift sözüm var
Çırağı’yım elde dertli sazım var
İnsan olmak için candan arzum var
İnsan geldik insan olmak arzumuz
TÜRKÜLERİMİZ
Beni gardaşımla kucaklaştırdın
Dilden dile yaşa türkülerimiz
Koskoca dünyaya sen çığır açtın
Toprak ile taşa türkülerimiz
Biz seni severiz kollarını aç
Çünkü yaramıza sendedir ilaç
Gelinime duvak, güveyime taç
Bacıma gardaşa türkülerimiz
Gönlündesin milletimin her zaman
Mehterle çalındın şaşırdı düşman
Gâh Köroğlu oldun gâhi Genç Osman
Yön verdin savaşa türkülerimiz
Önünde krallar başını eğmiş
Kopuz ile çalınarak söylenmiş
Öz yurdumda mesken kurmuş eğlenmiş
Bir baştan bir başa türkülerimiz
Bas bağrına dalgalansın bayrağı
Dünya bilsin bura Türk’ün toprağı
Seni söyledikçe Nuri Çırağı
Düşer mi telaşa türkülerimiz
BENİM
Serin serin esme rüzgâr
Bugün gönlüm gamlı benim
Şaka yapmayın bulutlar
İki gözüm nemli benim
Ömür güneşimiz açtı
Vakit müddete yanaştı
Hayat ipliğim dolaştı
İşim serencamlı benim
Hal dinlerim hal söylerim
Gam okurum dert çözerim
Çırağı ağlar gezerim
Günüm hep matemli benim
|
|
|
|