10-14-2012
|
#2
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Keşmir Sorununda Hindistanı Kim Destekler
Keşmir Üzerindeki Hak İddiaları
Her iki ülkenin ileri sürdükleri hak iddiaları ve argümanlar 60 yıldır pek bir değişime uğramamıştır Hindistan’ın temel görüşü, 1947 yılında Hindistan’a katılan Keşmir’in bu tarihten itibaren bir Hindistan toprağı olduğu, Pakistan’ın Hindistan Keşmir’inde şiddeti ve ayrılıkçı hareketleri körükleyerek Hindistan’ı zayıflatmak istediği yönündedir Pakistan ise, bölünmede kabul edilen prensibe göre, Müslümanların çoğunlukta olduğu Keşmir’in Pakistan’a bağlanması gerekirken ülkesini terk eden bir prensin verdiği yazılı taahhütle Hindistan’ın kontrolüne geçtiğini, bunun da hukuka uygun olmadığını ileri sürmekte; meseleyi 1947’deki bölünmenin tamamlanamayan kısmı olarak görmektedir
Keşmir’le ilgili olarak her iki ülkenin de üzerinde anlaştığı tek husus ise bazı Keşmirli grupların savunmuş olduğu ‘Keşmir’in bağımsızlığı’ konusuna olumsuz yaklaşmalarıdır
Keşmir için Yapılan Savaşlar
Hindistan ve Pakistan arasında 1947, 1965, 1971 ve 1999 yılarında Keşmir yüzünden savaş çıkmıştır Ayrıca, 1962’de Hindistan ve Çin arasında yine Keşmir’i ilgilendiren bir savaş gerçekleşmiştir Başvurulan bu silahlı müdahale, sorunu çözmek yerine eklenen yeni boyutlarla daha da kronik bir hal almasına yol açmıştır
1947 savaşını BM Güvenlik Konseyi’nden 1949 yılında her iki tarafı da ateşkese çağıran bir kararın çıkmasıyla ilk savaş neticelenmiştir Kararda, bölgenin askerden arındırılması ve plebisit uygulanması istenmiştir Bu savaşın sonunda BM’nin arabuluculuğunda varılan ateşkes neticesinde, her iki ülke de askerlerini ateşkes hattının gerisine çekmiştir Ancak Keşmir halkına geleceğini tayin etme hakkını veren plebisit kararı, Hindistan tarafından bugüne kadar uygulamaya koyulmamıştır
1965’teki savaşta Pakistan, Keşmir’in Hindistan’da kalan kısmını 3 haftada ele geçirmiş olsa da araya giren Sovyetlerin arabuluculuğunda 1966 yılında Taşkent anlaşmasına varılmış ve bu anlaşmaya göre Pakistan ateşkes hattının gerisine çekilmiştir Yine anlaşmaya göre, tarafların Keşmir meselesini güç kullanmadan çözmeleri kabul edilmiştir
1971’de, o zamanlar Pakistan’ın bir parçası olan Bangladeş’in bağımsızlığı ile neticelenen diğer bir savaş yaşanmıştır Bu savaşta Bangladeş, Hindistan tarafından işgal edilmiştir Pakistan’ın yenilgisiyle neticelenen savaşın sonunda 1972 yılında imzalanan Simla anlaşmasıyla Pakistan, Hindistan’ın toprak bütünlüğüne ve bu ülkeyle arasındaki kontrol hattına saygı göstereceğini kabul etmiştir O güne kadar ateşkes hattı olarak anılan ve Keşmir’i Hindistan ve Pakistan arasında ikiye bölen sınır hattı bu anlaşmadan sonra Kontrol Hattı olarak anılmaya başlanmıştır Bugün kontrol hattında mayınlar döşeli ve Hindistan’ın inşa ettiği elektrikli tel örgüler kuruludur
1999 yılında General Pervez Müşerref’in komutasındaki Pakistan ordusu Cammu-Keşmir’deki Kargil tepelerini ele geçirmiştir 1 ay süren sıcak çatışmaların büyümesini engellemek amacıyla ABD devreye girmiş ve Pakistan’ı Kargil’den çıkmaya ikna etmiştir Bu hadiseden kısa bir süre sonra General Müşerref, Navaz Şerif hükümetine devirerek Pakistan’da iktidar koltuğuna oturmuştur
Nükleer Savaş Tehlikesi Var mı?
Nükleer silah denemesini 1974 yılında gerçekleştiren Hindistan, 1970 yılında tesis edilen uluslararası nükleer kontrol rejimini ihlal eden ilk ülke olmuştur ABD ve Avrupa tarafından kınanan bu hadise asıl etkiyi Pakistan üzerinde yapmış ve bu gelişmeyi kendisi için yaşamsal bir tehdit olarak algılayan İslamabat, 1972’de başlattığı nükleer silah programını hızlandırma kararı almıştır 1998 yılında Hindistan’ın yaptığı ikinci nükleer denemeye cevap niteliğinde Pakistan ilk nükleer silah denemesini bundan 2 hafta sonra gerçekleştirmiştir [2]
Her iki ülkenin ordusu ve konvansiyonel silah kapasitesi kıyaslandığında Hindistan’ın bariz bir üstünlüğü bulunmaktadır Ancak nükleer silah, bu konvansiyonel üstünlüğün bir noktada anlamsızlaştığı bir merhaleyi ifade etmektedir İki ülke arasındaki gerginliğin arttığı ve orduların sınıra yığıldığı dönemlerde Pakistan liderlerinin ‘gerekirse nükleer silaha başvurabileceklerini’ ima eden beyanatları, bu durumu gözler önüne sermektedir Dolayısıyla, bu tür silahların karşı tarafı caydırıcı bir etkisi olduğu açıktır Ancak bu göreceli caydırıcılık, bu ülkeleri daha yüksek kabiliyetlerde nükleer silah üretme ve bu tür silahlara karşı savunma hattı oluşturma gibi büyük bütçeler gerektiren harcamalara yöneltmektedir
Hindistan nükleer yakıt ve teknoloji konusunda son günlerde ABD ile stratejik ilişkiler geliştirirken, Pakistan da Çin’den nükleer reaktörler satın almaktadır Pakistan ve Çin’den kendisini hedef alabilecek nükleer füze saldırılarını durdurabilmek üzere Hindistan, ulusal bir füze savunma sistemi geliştirmiştir Hint ordusu bu alandaki çalışmalara ağırlık vermektedir
İki ülkeyi, nükleer silahların kullanılmasına zorlayan kritik bir durumun vuku bulması en olumsuz ve istenmeyen bir senaryodur Bunun engellenmesi için iki ülke arasındaki kırılgan ilişkilerin mutlaka daha sağlam temellere oturtulması gereklidir
|
|
|
|