|
Prof. Dr. Sinsi
|
Karadeniz Bölgesi Kültürel Gezi Rehberi
TEKFUR'un Güzel Kızı Moni ve KASTAMONU
Tekfur’un güzel kızı Moni,Kaleyi kuşatan türk askerlerinin komutanına, kalenin burçlarından görür görmez aşık olur Aşkını ise dadısı aracılığıyla Komutana bildirir Aşkına karşılık veren yakışıklı komutana kale kapsının anahtarlarını teslim eder Günlerce süren kuşatmaya rağmen düşmeyen kaleye,askerlerin ellerini kollarını sallayarak ve kapıdan girmesi sonucu durumu anlayan Tekfur,güzel kızı Moni’yi kalenin burçlarından aşağı attırır
Türkler tarafından söylenen “ Kastın neydi Moni’ye “ sözü zaman içinde değişerek KASTAMONU’ya dönüşmüştür Kale eteklerinde bulunan “Kırk kız türbesi” günümüzde de halk tarafından hala saygıyla ziyeret edilir
Kastamonu ili, kuzeyde Karadeniz sahiline paralel olarak yükselen Küre (İsfendiyar) Dağları, güneyde, güneybatı-kuzeydoğu yönünde uzanan Ilgaz Dağları ile dağlık ve ormanlık bir bölge konumundadır İlin en yüksek noktası Ilgaz Dağları üzerindeki Hacet Tepesidir (2 565 m ) En önemli vadileri, Daday ve Taşköprü ovalarını içine alan Gökırmak ile Devrez vadileri olup; Araç ve Devrekani çayları, Gökırmak ve Devrez Çayı ilin önemli akarsularıdır Zonguldak ve Sinop'u birbirine bağlayan 135 km uzunluğundaki kıyı şeridi ile de Karadeniz sahilinde yer almaktadır İl sınırı içinde iklim iki farklı özellik gösterir Sahil boyunca bol yağışlı ve ılıman bir iklim, iç kesimlerde ise soğuk ve kurak karasal iklim hâkimdir
Çok eski bir yerleşim yeri olan Kastamonu il merkezi ve ilçeleri,adeta bir açık hava müzesi gibidir Kastmonu’ya bağlı Araç, Taşköprü, Küre, Abana ilçeleri sit alanı kapsamındadır Taşköprü'de Zımbıllı Tepe, İnebolu'da Abeş Kalesi, Geriş Tepesi, Çatalzeytin'de Ginolu Koyu, Cide İlçesinde Gideros Koyu birer arkeolojik sit alanıdır
Kastamonu, Sinop limanına giden İpek Yolu güzergahlarının kavşak noktasında yer alması dolayısıyla tarih boyunca önemli bir yerleşim yeri olmuştur Kastamonu ve çevresinde ele geçen buluntular, ilk yerleşimin Paleolitik Döneme dayandığını göstermektedir Yöreye daha sonra Hititler, Persler, Makedonlar, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Çobanoğluları, Candaroğulları ve Osmanlılar hâkim olmuşlardır
Kastamonu Kalesi, Zımbıllı Tepe Höyüğü, Atabey Camisi, İbni Neccar Camisi, Mahmut Bey Camisi, İsmail Bey Külliyesi, Kurşunlu Han, Deve Hanı, Urgan Hanı, Gökçeağaç Hanı geçmişten günümüze kalan belli başlı tarihi mekanlardır Bunun dışında İl merkezinin Akmescit, Hepkebirler, Atabey ve İsmailbey mahallelerinde özgünlüğünü yitirmemiş, geleneksel Türk evi ve yakın dönem Osmanlı sivil mimarisi örnekleri bulunmaktadır Kastamonu’nun bu geleneksel evlerini, il merkezindeki kadar yoğun olmamakla birlikte, Taşköprü, Küre, İnebolu, Araç ve Abana gibi ilçelerinin eski mahallelerinde de görmek mümkündür
Kastamonu'da arkeolojik ve tabii sit alanı olup cennet gibi doğal güzelliğe sahip Cide Gideros Koyu, Cide İlçesi Plajı, Kumluca, Akbayır Köyü Kumsalı , Doğanyurt'da Kadınlar Plajı, İnebolu'da Boyranaltı Plajı, Gemiciler Köyü Plajı, Bozkurt'da, Yakaören Köyü Plajı, Abana'da Halk Plajı, Tatil Köyü Plajı ve Çatalzeytin'de Ginolu Plajı deniz özlemi çekenlerin arayıp da bulamayacakları güzelliklere sahiptir Ilgaz Dağı Milli Parkı,Küre Dağları Milli Parkı,Kastamonu Tabiat Anıtları bugün koruma altına alınmış yeşilin her tonunu yakalayabileceğiniz doğal güzelliklerle bezenmiş alanlardır
Günümüzün Moda turizm alanları olma özelliği açısından grafikleri hızla yükselen Yaylalar ise, Kastamonu'nun Araç İlçesinde Munay, Fındıklı, Sıragömü,Kirazlı, Başköy Yaylaları; Daday İlçesinde Oluklu Yaylası; Azdavay İlçesinde Suğla yaylası; Küre İlçesinde, Belören yaylası; Tosya İlçesinde Kösem yaylası, Dipsizgöl, Yeşil göl, Sekiler Yaylası olarak sıralanırlar Bu merkezler Kastamonu’da yayla kültürünün yasandığı ve yasatıldığı merkezlerdir
Pınarbaşı ilçesinde Ilgarini (Ilvarini) Mağarası , Küre ilçesinde Sarpunalınca Mağarası , Şenpazar ilçesinde Kuyluç Mağarası doğal güzellikleri ve doğa turizm çeşitliliği açısından görülmeye değer nitelikte doğal alanlardır
Ne Yenir ? Her pazar fırınlarda pastırmalı ekmek veya etli ekmek yaptırılır Tarhana çorbası, ana-kız çorbası, ecevit çorbası, külbastı, mıklama, kapatma, kavurma, erişte, köle hamuru, banduma, kaygana, cırık, biryan kebabı, mantı, haluçka, simit tiriti, mısır çöreği, baklava, kaşık helvası, pekmezli un helvası, çekme helva, hasüde yörenin sevilen yemek ve tatlılarındandır
Yapmadan Ayrılma : Arkeoloji ve Etnografya Müzesi ve Kale'yi gezmeden, Hükümet Konağı, Zınbıllı Tepe, Nasrullah Kadı Külliyesi, Yakup Ağa Külliyesi, İsmail Bey Külliyesi, Dokuma Atölyesi ve El Sanatları Atölyelerini görmeden, Etli - Pastırmalı Ekmek, Biryan, Çekme Helvası yemeden, Yöresel Dokuma ve Yöresel El Sanatları Ürünleri'nden almadan, Ağustos ayında yapılan Şapka ve Kıyafet İnkılâbı Etkinlikleri, Mayıs ayı ilk haftası yapılan "Şeyh Şaban-ı Veli ve Kastamonu Evliyalarını Anma Haftası" ve İlçe Panayırları etkinliklerine katılmadan dönmeyin
BOZTEPE'ye CIKMALI  ORDU
Doğanın tüm güzelliklerinin cömertçe sergilendiği bir ilimiz olan Ordu, deniz turizmi imkanları bakımından Doğu Karadeniz bölgesinde en şanslı il durumundadır
Bölgenin en temiz kumu ve bölgenin en uzun kıyı şeridine sahiptir Karadeniz Sahil yolu dolayısıyla Karadeniz' de katledilen bir çok koy olmasına rağmen Ordu Kıyı şeridinde, birbirinden güzel koylar, doğal ve sağlıklı plajlar ve çeşitli mesire yerleri hala mevcut
Kuzeyinde Karadeniz, doğusunda Giresun, batısında Samsun, güneyinde Sivas ve Tokat illeriyle çevrilidir
Genel olarak dağlık olan Ordu İlinin önemli dağları Canik ve Karadeniz Dağlarıdır Dağlar kıyıya paralel uzanır Batıdan doğuya doğru yükseklikleri artan bu dağlar, akarsular tarafından kesilerek derin vadiler veya yaylalar meydana getirmişlerdir Bu yaylalarda yüksek tepeler bulunur
Ordu'da tipik bir Karadeniz iklimi hakimdir Kışlar serin, yazlar ılık geçer Yılın hemen hemen bütün aylarında yağış vardır
Tarihçilerin yaptığı araştırma ve kazılarda, Ordu ve çevresinde ilk yerleşim izlerinin M Ö 15 bin yıllarına kadar uzandığı görülmüştür M Ö 2 bin yıllarında Doğu Anadolu'nun iç kesimlerinden, Karadeniz bölgesine gelen Halipler yörenin dağlık kesimlerine yerleşmişlerdir Uzun süre bu bölgede varlıklarının sürdüren bu kavim maden işleme sanatında ileri gitmiş ve tunçtan mükemmel silahlar yapmışlardır Yörenin özelliğine göre ahşap malzeme kullanan bu kavmin kalıntılarından bugün fazla bir eser kalmamıştır Bununla beraber Eskipazar bölgesinde, Bayramlı adı verilen Eski Selçuk dönemi yerleşmesinin adı, 1398 yıllarında Halipia adı ile anılmaktadır
Yıldırım Beyazıt'ın tarihte Samsun'u ele geçirmesi ile Halipia emiri Giresun Fatihi Hacı Emirzade Süleyman Bey Osmanlı hakimiyetini kabul ederek, bölgeyi Osmanlılara terk etmiştir Ordu ili M Ö I Binde Hitit hakimiyeti sınırları içine girmiştir Kotyora ise VIII yüzyılda Miletliler tarafından kurulmuştur Şehrin bugünkü Bozukkale mevkii olduğu belirtilmekte ise de, kale küçük ve XI yüzyıllarda yapılmış bir karakoldan başka bir şey değildir Çevrede de şehrin varlığını kanıtlayacak Arkeolojik buluntulara rastlanılmamıştır Muhtemelen eski Kotyora'nın yine Bayramlı civarında Delikkaya ve yöresinde bu bölgede bulunan çok sayıdaki arkeolojik verilerden anlaşılmaktadır
Ordu toprakları Medler ve Perslerin yaşantısına da sahne olmuştur M Ö 400 yıllarında 10 binlerin Ric'atı sırasında Ordu'nun antik şehre gelişi ve meşhur Ksenefon nutuklarına sahne oluşu önemli tarihi bir olaydır
Ordu ili daha sonraki devirlerde Roma ve Bizans hakimiyetine girmiş ve 1204-1264 yılları arasında ise Kommenus toprakları sınırları içinde kalmıştır
XIII yüzyılda Selçuklu Devleti sınırları içinde yer alan Ordu, XIV yüzyılda Osmanlı egemenliğine girmiştir Ordu ilçesi 1920 yıllarına kadar Trabzon vilayetine bağlı bir kaza iken, 17 Nisan 1920 tarihinde merkezi Ordu olmak üzere Canik Sancağına bağlı olan Fatsa kazası da Ordu'ya bağlanmıştır
|