|
Prof. Dr. Sinsi
|
Ordu Şehir Tanıtımı
Bu anlatılanlar çerçevesinde, "Türk milleti ordu-millettir" özdeyişinin tarihî gerçekliğini görmek mümkündür Görüldüğü gibi bölgenin fethi ve iskânı, Türk boy ve oymaklarının, sadece asker nitelikli üyeleri tarafından değil, bütün aile fertlerinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir Zaten her aile reisinin asker olarak değerlendirildiği görülmektedir Dolayısıyle Ordu yöresinin fethi, profesyonel orduların bir bölgeyi veya ülkeyi fethetmesine benzememektedir Bu sebeple ben bu türlü fethe, iskân yoluyla vatan edinmek üzere toptan fetih hareketi diyorum Ve öyle zannediyorum ki, yukarıda tarihî belgelere dayanarak açık seçik göstermeye çalıştığımız fetih ve iskân biçimi, Selçuklular döneminde, Anadolu'nun büyük bir bölümünde uygulanmış olan ve bu ülkedeki nüfus ve kültür yapısının temelini oluşturan fetih ve iskân biçimidir Bu hareket Osmanlılar tarafından Batı Anadolu'ya ve Balkanlara doğru devam ettirilmiştir
İşte Ordu yöresinin tarihi, fetih sonrası bölgede kalan % 7,9'luk yerli hristiyan halkla (526 hâne) nüfusun geriye kalan büyük kesimini oluşturan 6651 hânelik müslüman Türk nüfusun ve daha sonra bu nüfusta meydana gelen değişmelerin tarihi demektir Hristiyanların nüfusu, 1485'te % 5,5'e düşmüştür Gerçi bu dönemde Türklerin nüfusunda da azalma vardır Çünkü 1461'de Fâtih Sultan Mehmed tarafından Trabzon İmparatorluğu ortadan kaldırılmış ve bölgenin nüfusu doğuya doğru kaymıştır Ancak bundan sonra Türk nüfus büyük ölçüde arttığı halde, gayrimüslim nüfus önce azalma trendine girmiş, daha sonra çok yavaş bir artışla 1613'lerde, ancak 594 hâneye yükselebilmiştir Bunun da 593 hânesi Mesûdiye'dedir Bir hristiyan hâne de Şemseddin Nâhiyesi’nde yaşamaktadır Bunun dışında bölgede hiç hristiyan nüfus kalmamıştır Türklerin nüfusu ise, 20 970 hâneye yükselmiştir Toplam nüfus içinde hristiyanların oranı sadece, % 2 8'dir[9] Daha açık bir ifâdeyle diyebiliriz ki XVII yüzyıl başında, batıdan doğuya Fatsa-Giresun ve kuzeyden güneye Karadeniz ile Mesûdiye-Reşadiye arasında kalan bölgede, müslüman Türkler dışında hiç bir etnik zümre yoktur
Ancak, XVIII yüzyıldan itibaren, özellikle XIX yüzyılda bölgeye yeni bir hristiyan nüfus akışı başlamıştır Bunlar genellikle şehirlere ya da o zamana kadar boş olan güzlelere yerleşmişlerdir Siyasî amaçla yerleştikleri sezilmektedir Osmanlı Devleti'nin merkezî otoritesi zayıfladıkça bunlar, Türklere karşı harekete geçmeye başlamışlar, bölgede kargaşa çıkartmışlar; bu uygunsuz hareketleri ise onların Milli Mücadele'den sonra Lozan Antlaşmasıyla ülkeden çıkartılmalarına sebep olmuştur
Aile bazında değil fert bazında bir değerlendirme yapacak olursak, Ordu yöresinin yukarıda belirttiğimiz sınırları içinde, genel nüfus 1455 yılında 36 855 iken bu rakam 1613'te 72 689 olmuştur Nüfus bu dönemde artmıştır ama bölge için önemli bir yoğunluk ifâde etmez Zira bugün aynı bölgenin bazı ilçelerinin sırf merkezdeki nüfusları neredeyse bu rakamlar civarındadır Söz konusu nüfusun diğer bir özelliği de dinamik ve genç bir nüfus oluşudur Evlilik çağına gelmiş fakat henüz evlenmemiş genç erkeklerin toplam nüfus içindeki oranı 1455'te % 9 iken, 1613'te % 40'a çıkmıştır
***
Klasik Osmanlı döneminde bu nüfusun sosyal yapısı, şöyle bir manzara arzediyordu Hemen belirtelim ki, bölgede şehirli yoktu - Çünkü bu dönemlerde söz konusu bölgede şehir denilebilecek bir yer yoktu Bölgenin kaza merkezi olduğu anlaşılan bugünkü Eskipazar’da 1455'te 16 hânelik cemaat-i muhterife denilen iş sahipleri ve zanaatkarlar grubu ile 19 hânelik cemaat-i 'Alevî denilen başka bir grup vardı Bölgeye ilk yerleşen Türkler olduğu anlaşılan bu gruplar maktu bir vergi veriyorlardı Bunlar arasında kadının ve subaşının hizmetkarları da yer alıyordu Ayrıca Eskipazar'da kadîmlik yurtlarında ekip biçerek yaşayan ve vergi vermeyen 47 hâne mevcuttu Otuz yıl sonra bu gruplar kaybolmuştur
Bölgenin yönetimi tımar beylerinin elindeydi Bölgede 1455'te 224 tımar beyi görev yapmaktaydı Bunların yarıya yakınının tımar beyi olmaları dışında özel bir görevleri yoktu Önemli bir kısmı Mesûdiye ve Gölköy kalelerinde dizdâr veya mülâzım olarak görev yapmaktaydılar Bu dönemlerde Gölköy kalesinin en önemli merkez olduğu anlaşılmaktadır Din görevlilerinden de tımar sahibi olanlar vardır Bunlar şeyh, halife, fakîh, baba, pir gibi unvanlara sahiptirler Diğer bir mahallî yönetici grubunu ise, subaşı, dîvânbaşı, Kethüdâ, çeribaşı, tamgacı, müsellem ve korucu gibi görevliler teşkil etmektedir Bunların dışında tımar beylerinin % 20'sini de ağa, çelebi, bey, mir, emir, şah gibi unvanlar taşıyan kişiler oluşturmaktadır 1485'te tımar beylerinin sayısı % 65 oranında artarak 344'te çıkmıştır Gözlenebilen bir başka değişme de, özel görev ve unvanı olmayan tımar beylerinin oranının oldukça yükselmesi ( % 69), kale dizdârlarının ve mülâzımlarının oranında (% 16) küçük bir artışın olması, diğerlerinin ise azalmasıdır Burada Osmanlıların bir beylikten devraldıkları bir bölgeyi kendi standartlarına uydurmak için gerçekleştirdikleri gözlenmektedir
Tımar beylerinin gelir durumlarında tam bir denge olduğu söylenemez 1455'te geliri 1000 akçenin altında olanların oranı %51'dir Sadece % 8'i beş bin akçeden daha fazla dirliğe sahiptir 1485'te ise bin akçe ve daha aşağı dirlik sahibi olan tımar beylerinin oranı % 71'e çıkmış, dört bin akçeden daha fazla gelire sahip tımar beyi ise kalmamıştır
|