|
Prof. Dr. Sinsi
|
Ordu Şehir Tanıtımı
Tımar sahibi yöneticiler dışında Ordu yöresinde yaşayan halkı, vergi mükellefleri, müsellemler, mülk sahipleri, vergi vermeyen fakat bölgede herhangi bir kamu hizmeti gören muhtelif zümreler, düşmüş sipahiler ve sipahizâdeler, yaşlılar ve sakatlar gibi bir takım gruplara ayırmamız mümkündür
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, klasik Osmanlı döneminde bölgede şehir hayatı olmadığından halkın tamamının tarımla uğraştığını söyleyebiliriz Ancak bunlardan bir kısmı kendilerine tahsis edilen arazileri işlemek ve devlete vergisini ödemekle yükümlü bulunurken, vergiden muaf olan diğerleri sırf geçimlerini temin etmek gayesiyle tarımla uğraşmak zorundaydılar
Bölgemizde vergi mükellefi çiftçi âilelerinin nisbeti, 1455'te % 64 iken, 1520'den itibaren % 96'lara yükselmiştir Bu değişimde rol oynayan faktörler arasında müsellem denilen askerî grupların ve sayyad denilen avcıların statülerinin değiştirilerek vergi mükellefi kılınmaları da vardır Ancak, bu değişikliğin asıl sebebi, Ordu ve yöresinin, daha önce bölgeyi fethedenlerin oluşturduğu bir beylik idarî yapısından Osmanlı İmparatorluğu'nun merkeziyetçi idaresi altında bir kaza statüsüne dönüştürülmüş olmasıdır İlhaktan hemen sonra sosyal yapıya dokunmayan Osmanlılar, daha sonra çeşitli tedbirler alarak, her yerde olduğu gibi, buraya da tedricen kendi yönetim tarzlarını uygulamışlar ve sosyal yapıyı da yeniden biçimlendirmişlerdir
XV ve XVI yüzyıllarda, Ordu'da tam çiftliğe sahip olanların sayısı, 1455'te bir iken 1613'te ancak 14 olabilmiştir Genelde halkın küçük bir kesimi yarım çiftliğe, geriye kalan büyük bölümü ise yarım çiftlikten daha küçük toprak parçalarına sahiptir Toprağın, halka küçük parçalar halinde dağıtılmasının, arazinin çok engebeli olması dolayısıyla, tarımın hayvan gücünden çok insan emeğiyle gerçekleştirilmesi zorunluluğundan kaynaklandığı söylenebilir
Ellerindeki toprağın büyüklüğüne göre çift, nîm ya da bennak denilen, tarımla geçinen ve vergi veren bu gruplar arasında, başka işlerle meşgul olanlar; meselâ imamlar, şeyhler, fakîhler, câmi mimarları, kale hizmetkârları, terziler, çul dokuyucular, bakırcılar, demirciler, semerciler, hallâclar, yaycılar, zurnacılar vardır Bunlar aynı zamanda çiftcilik yapan ve vergi veren meslek sahipleridir Bunların dışında vergiden muaf tutulmuş meslek sahipleri de vardır ki, onları ayrıca göreceğiz
Vergi vermeyen bu gruplardan birisi, müsellemler'di Bunlar harp zamanı sefere katılan, diğer zamanlar topraklarında ekip biçen kişilerdi Sırayla sefere giderlerdi Geride kalanlar, gidenlere yamak olur ve onlara harçlık vermekle yükümlü bulunurlardı Bunların Ordu bölgesinde toplam nüfus içindeki oranları 1455-1613 yılları arasında %10 - % 24 arasında değişmiştir Bu artışın sebepleri arasında zâviyedârların cocuklarının da müsellem yazılmaları vardır Bu her iki grup da bölgeyi feth edenlerden müteşekkildi Çünkü Tahrir Defterleri’nde müsellemlerin, "tutageldikleri kadîmlik yurtlarıyla eşer eşküncü" oldukları belirtilmektedir Bu ifâdelerden fetihden beri bu görevle yükümlü bulundukları anlaşılmaktadır Şeyh denen zâviyedârların da bölgenin iskânı ve Türkleştirilmesinde oynadıklan rol bilinmektedir Stratejik mevkilere kurulan ve genelde vakıflarla desteklenen zaviyeler, geleni gideni ağırlayan misafirhaneler, haberleşme merkezleri ve kültür evleri olarak hizmet görmüşlerdir Buraların kurucusu olan şeyhlerin yatır haline gelen mezarları halk tarafından bugün bile ziyaret edilen kutsal mekanlar olarak varlıklarını sürdürmektedirler Halkın her yıl şölenler düzenlediği, Ulubey'in Şeyhler köyündeki, köye adını veren Şeyh Abdullah ve Kabataş Kuzköy'deki Şît Abdal türbeleri bunlardan sadece ikisidir Arşiv kayıtlarına ve bölge üzerinde yapılan folklor araştırmalarına göre fetihten XIX-yüzyıla kadar elliye yakın zaviye Ordu yöresinde görev yapmıştır [10]
1455'te Ordu yöresinde halkın % 1'ini mâlikâne sahipleri oluşturuyordu Bu mâlikâneler, Osmanlı öncesinden kalma ağa, bey, çelebi, paşa ve hatun diye adlandırılan kişilerin oluşturduğu aristokrasinin elinde bulunuyordu Fakat zamanla Osmanlılar bunların elindeki mülkleri çok çeşitli tedbirlerle ya tımara dönüştürerek ya da vakıflaştırarak kendi sistemlerine uydurmuşlardır Satın alınarak ya da başka yollarla devletleştirilen mâlikânelerin gelirleri, derbendci ve köprücü gibi kamu görevi gören kişilere tahsis edilmiştir 1613'lerde eski sahiplerinin nesli elinde kalan mâlikâne sayısı son derece azdır
Ordu bölgesinde vergiden muaf olan diğer gruplar arasında, arşiv kayıtlarında kendilerine çok seyrek rastlanan kadı, müderris ve muhassil gibi görevliler, aralarında okçu, kemanger, neccâr, kürekçi, demirci, marangoz gibi ihtisas sahiplerinin de bulunduğu ve özellikle Mesûdiye ve Gölköy kalelerinde görev yapan kale erenleri, saray için zağanos, şahin ve çakır tutan ve sayyâdân denilen kuşçular, demir ocaklarında çalışan ve küreci denilen madenciler ve ırgadları vardır
Vergi muafiyetinden yararlanan bir zümre de el-mu'âfiye genel adıyla anılmaktadır Bunların belgelerde kadîmlik yurtlarıyla muaf oldukları belirtilmiştir Bunlar arasında, şeyh, zâviyedâr, imam, emekli sipâhi, yaralı, sakat, fakîh, fakîhoglu, şeyh, şeyhoğlu, zâviyedâr veya zâviyedârzâdegân, kethüdâ veya kethüdâoğlu, duacı ya da bu zikredilenlerin hizmetinde çalışan kişiler vardır Ayrıca imam, hatip, hâfız ve şeyhlerden oluşan ve mülâzım-i câmi' denilen din görevlileri, cemâ'at-ı ulemâ ya da cemâ'at-i Hilmi Dede diye adlandırılan ve din ya da eğitim hizmeti gören kişiler de vergiden muaftırlar Şeyhlerden ve zâviyedârlardan yukarıda kısaca bahsetmiştik Bunların hepsi de bölgenin fethine katkıda bulunan kimseler ve onların halefleridir 1455'te toplam nüfus içindeki oranları %20 civarındadır Hepsi de topluma sosyal ve kültürel hizmet sunmaktadırlar Vergiden mu'af oluşlarının sebebi budur Osmanlı öncesinde teşekkül eden bu yapılaşma başlangıçta Osmanlılar tarafından da bozulmamıştır Fakat, fetihten itibaren XVII yüzyıl başına kadar toplumda meydana gelen dönüşümler sonucunda, Ordu ve yöresinde, şeyhzâdeler ve beyzâdeler diye adlandırabileceğimiz sosyal mevkileri ve iktisadî durumları açısından toplumun büyük kesiminden farklı ve daha üst seviyede bir zâdegânlar zümresinin ağırlık kazandığını söyleyebiliriz Bununla birlikte, söz konusu zâdegânların sayısında son derece azalma görülmektedir Gerçekten toplam nüfus içindeki oranları, 1613'lerde %3'e kadar düşmüştür
***
Osmanlılar döneminde Ordulular kapalı bir tarım ekonomisi yaşıyorlardı Bölgede genel olarak hububat tarımı yapılıyordu XVI yüzyılın ikinci yarısına kadar sadece buğday ve arpa ekilirken, bu dönemden itibaren bölgede mısır, mercimek, fiğ ve burçak tarımına da başlanmıştır 1455-1485 yılları arasında nüfustaki azalmaya paralel olarak tarım üretiminde de azalma gözlenmektedir Bu tarihten itibaren üretim artışları kaydediliyor 1455'te 5 665 ton buğday üretilirken 1613'te bu rakam 6 900 tona yükseliyor Gerçi üretim artışı nüfus artışının gerisindedir Aynı tarihlerde kişi başına düşen buğday 153 kilodan 95 kiloya inmiştir Bu düşüş devam edecektir: 1945'lerde Ordu merkez kazasında kişi başına sadece 4,5 kilo buğday düsüyordu Bu sebeple 1485'ten itibaren buğday ve arpa fiyatlarında artışlar meydana gelmiş; fiyatlar, 1547'de ikiye, 1613'te ise üçe katlanmıştır Buna rağmen tahıldaki 158 yıllık fiyat artışı sadece % 2 8'dir Bu rakam, Osmanlı klasik döneminde Ordu ili yöresinde istikrarlı bir ekonomik yapının mevcudiyetine delalet etmektedir
Buğday ve arpa üretiminin nüfus artış hızı ölçüsünde seyretmemesinin bir sebebi de 1547'den itibaren bölgede mısır üretiminin başlamış olmasıdır Gerçi mısır üretimi de söz konusu dönemlerde önemli bir yer edinememiştir Zira kişi başına düşen mısır 5 kg civarındadır Daha sonraki asırlarda mısır üretiminin payı nispeten artsa da, bu tarım ürünlerinin hepsinin yerini XIX yüzyıl içinde yaygınlasan ve asrımızda yörenin en önemli ürünü haline gelen fındık üretimi alacaktır
Cevap: Ordu Şehir Tanıtımı sayfa üç frmacil 3 Cevap: Ordu Şehir Tanıtımı
|