|
Prof. Dr. Sinsi
|
Adana Yöresine Ait Efsaneler
ŞAHMERAN VE BİR İNANIŞIN EFSANESİ
Çukurova bölgesinde halk arasında Şahmeran Efsanesine bağlı olarak söylenen: "Misis yılandan, Ceyhan yelden Adana selden gidecek" şeklinde bir söz vardır Bu sözün temelinde şu inanış yatmaktadır:
Adana, Seyhan Nehri'nin yanı başında bir düzlükte kurulmuştur Eskiden nehir sık sık taşar, evleri, köyleri yıkar, tarlaları su altında bırakırmış Adana'da sık sık sel olduğu için bir gün şehrin bu yüzden yok olacağına inanılır Ceyhan'da ise evler çok eskiden topraktan ve kamıştan yapılırmış Her yanı açık olduğu için, kuvvetli bir rüzgarda birçok ev yıkılıp gidermiş
Misis'in yılandan gitmesine gelince, bu da yine yörede çok bilinen Şahmeran efsanesi ile birlikte anlatılır Efsaneye göre Misis yakınında küçük bir dağın tepesine kurulmuş, Yılankale denilen bir kale vardır Bu kalede sütle beslenen birçok yılan varmış Bu yılanlar, bir gün sütsüz kalıp kaleden çıkacaklar ve Misis'e inerek orada yaşayanları sokacaklarmış 
GÜLEK BOĞAZI'NDAKİ EJDERHA İLE KRAL KIZININ EFSANESİ
Toros Dağları'nda bulunan Gülek Geçidi'nde, bir kızla ejderhaya benzetilen şekillerle ilgili olarak şu efsane anlatılır:
Çok eski çağlarda Toros Dağları'nın tepesinde bir kral kızı yaşarmış Dağların çevresi çok sık bir ormanla çevrili olduğu için buralarda dolaşmak tehlikeliymiş Çünkü ormanda büyük bir ejderhanın yaşadığı söylenirmiş Kral da kızına sık sık çevreyi tek başına dolaşmamasını söyletmiş
Günlerden bir gün, kızın canı çok sıkılmış ve ormanda dolaşmaya karar vermiş Bir süre gezdikten sonra dik ve sarp bir kayalığın üzerine oturarak Gülek Boğazı'nı seyretmeye başlamış Birden büyük bir gürültü duymuş Aşağı baktığında kayalıklardan ejderhanın geldiğini görmüş Ne yapacağını şaşırmış Kurtulamayacağını anlayınca: "Allah'ım, beni ejderhaya yem yapacağına burada taş yap daha iyi " diyerek Tanrıya dua etmiş Kızın duasını kabul eden Tanrı hem kızı hem ejderhayı orada taşa çevirmiş 
ANAVARZA TAŞININ EFSANESİ
Bundan çok eski yıllarda Kozan ve Anavarza civarında uzun ömürlü insanlar yaşarlarmış İnanışa göre bu insanlar o kadar uzun ömürlülermiş ki, ölüm nedir bilmezlermiş
Tarihi Anavarza Kalesi yapılırken, kalenin temel taşlarını, çevre halkı Kozan Kalesi'nden sırtında geti-rirmiş Naş adlı kişi, Kozan'dan yüklediği taşı Anavarza'ya götürmek için yola koyulmuş Kayhanburnu Köyü'nü biraz geçtikten sonra, karşısına bir kalabalık çıkmış İçlerinden tanıdık birine, ellerinin üstünde götürdükleri şeyin ne olduğunu sormuş Adam oğlunun öldüğünü söyleyince, Naş sırtındaki taşı yere bırakarak şu tekerlemeyi söylemiş:
Adım Naş
Yaşadım bin beş yüz yaş
Oğlum beş yüz yaş
Yüzü ham traş
Bilseydim dünyada ölüm var
Koymazdım taş üstünde tas
TAŞKÖPRÜ'NÜN KURULUŞ EFSANESİ
Adana'da, Seyhan Nehri üzerinde bulunan tarihi Taşköprü'nün kurulması ile ilgili olarak birçok söylenti vardır Bunlardan bir tanesi de şöyledir:
Adana'da bir padişah yaşarmış Padişahın kızı bir yılanın ölümüne sebep olmuş Bu yılanın eşi, kızı öldürmek için peşine düşmüş Padişah bunun farkına varmış Kızını tanıdığı birisinin evine saklamış Evden çıkması yasak olan kız, bir gün dayanamayarak bahçeye çıkmış ve elma toplamaya başlamış Bunu gören yılan, kızı sokarak öldürmüş Padişah da kızının anısına Taşköprü'yü yaptırmış Halk bugün bile padişahın, yıkıldığında yeniden yaptırılabilsin diye köprünün altına para ve altın koyduğuna inanır 
ULUCAMİ EFSANESİ
Adana'nın tarihi camilerinden Ulucami, Ramazanoğulları tarafından yaptırılmıştır Caminin yapımı ile ilgili olarak şöyle bir efsane anlatılır:
Ramazanoğlu'na bir gece düşünde, cami yaptırmasını söylerler O da bu günkü Ulucami'yi yaptırmaya karar verir Caminin temeli atılır Bir gece yine düş görür Kendisinden çocuğunun kanını caminin temeline akıtması istenir Ramazanoğlu'nun bir tek erkek çocuğu vardır ama, "Allah bir tane daha verir " Diyerek O'nu kurban etmeye karar verir Temeli atan ustalara: "Çocuğumun kanını temele akıtın ama ben görmeyeyim Kanlı gömleğini getirin yeter" der Ustalar "Bey'in bir tane çocuğu var o da kesilmez" diyerek, yoldan geçen garip, bir çocuğu keserler Kanlı gömleğini Bey'e götürürler
Aradan zaman geçer Bey, çocuğunun ölmediğini anlar Temel atan ustaları çağırır ve hangi çocuğun kanını akıttıklarını sorar Oradan geçen garip bir çocuğun kesildiğini öğrenince ustalara kızar
"Vay Adana'm, gariplerin şehri olacak" der
Cami, yapılıp bitirilir ve ibadete açılır Adana da gerçekten gariplerin şehri olur İnsanların her yerden akın akın Adana'ya göç etmeleri bu efsaneye bağlanır 
LOKMAN HEKİM EFSANESİ
Adana ve çevresinde yüzyıllardır yaygın olarak Lokman Hekim efsaneleri anlatılmaktadır Bunlardan bir tanesi şöyledir:
Lokman Hekim, inanışa göre bütün hekimlerin piri, üstadıdır Her çiçeğin, her otun özelliklerini tanıyan Lokman, ilaç yapar, derilere deva bulunmuş Bütün dünyayı dolaşmış Çukurova'ya gelince ovanın bereket ve güzelliğine hayran olarak Misis'e yerleşmiş Çevredeki bütün hastaları iyileştirmiş Anık hastalığın ne olduğunu unutan Çukurovalılar, ölümsüz hayatın peşine düşmüşler Kendileri için ölümsüzlük ilacını yapmasını istemişler
Lokman Hekim Çukurova'yı adım adım dolaşmış, bütün bitkileri incelemiş Bir gece dolaşmaktan yorgun düşmüş ve ulu bir çınarın altında uyuyakalmış Bir ara bir ses duymuş:
"Ey Lokman, anık araman bitsin, ben ölümsüz hayatın devasıyım Bundan böyle insanlara ve hayvanlara ölüm yok"
Lokman Hekim, sesin geldiği bitkiye doğru yürüyüp koparmış Bu arada Tanrı Cebrail'e: "Yetiş Cebrail, Lokman ölümsüzlüğe çare bulursa bu insanların hali ne olur?" demiş
Bunun üzerine Cebrail, pir-i fani kılığında Misis Havraniye tarafına bir gelmiş Misis Köprüsü'nün üstünde Lokman Hekimle karşılaşmış Cebrail: "Selamü-naleyküm" dedikten sonra Lokman'ın elindeki kitaba bakmak istemiş Kitabı alıp coşkuyla akan Ceyhan Nehri'ne atmış Kitabın ardından Lokman da suya atlamış ama bulamamış Yaz gelip sular çekilince, ırmak boyunda aramaya devam etmiş Sonunda kitabın sadece bir yaprağını, arpa tarlasında bulmuş Bugünkü tıp biliminin, o günkü yapraktan geliştiğine inanılır Yörede hâlâ, efsanenin izlerine rastlanılmaktadır Kitabın bulunduğu arpa tarlasının toprağı kutsal sayılır Çocukların karınları ağrıdığında bu toprağı ısıtıp beze sararak çocuğun karnına koyarlar 
LOKMAN HEKİM EFSANESİ II
Lokman Hekimle ilgili olarak anlatılan efsanelerden bir tanesi de şöyledir:
Lokman Hekim doktor ve eczacıymış Dükkânında her türlü hastalığın devası olan ilaçlar varmış Hastalar içeri girdiklerinde, hastalıklarına iyi gelecek olan ilaç şişesi sallanırmış Bir gün içeri birisi girmiş Ancak hiçbir şişe sallanmamış Lokman Hekim bunun üzerine:
"Senin hastalığının çaresi yok, öleceksin" demiş
Adam ölümden kurtuluşun olmadığını öğrenince çok üzülmüş Her şeyini satmış Yanına bir at tüfek ve av köpeği alarak dağlara çıkmış Vurduğu hayvanları yiyip, yörüklerden yoğurt, süt alarak yaşıyormuş Bu arada hastalığı da iyice artmış
Bir ağacın altına gelmiş Atını bağlayıp köskelmiş O sırada bir yürük kadını, bir tas sütü saylığa koymuş Yılanların sütü sevdikleri bilinir Tasa yaklaşan bir yılan sütü içmiş, sonra da zehrini süte kusmuş Tas yemyeşil olmuş
Ağrıları iyice anan adam:
"Gidip şu zehri içeyim de ölüp kurtulayım" diyerek zehirli sütü içmiş Bir süre sonra ishal olmuş ve kusmaya başlamış Ancak oldukça hafiflediğini hissediyormuş Ölmek için içtiği zehirden sonra daha iyi olduğunu görmüş Gün geçtikçe iyileşmiş ve hastalığı tamamen geçmiş Lokman Hekim'e gidip: "Sen bana öleceğimi söylemiştin Ama ölmedim" demiş
Bunun üzerine Lokman: "Ben sana ala ineğin sütünü nereden bulayım, sütü yılana içirip, nasıl tasa kusturayım Hastalığının çaresi vardı ama bu ilacı temin etmek zor olduğu için öyle dedim" diye cevap vermiş
O gün bu gündür tas ve yılanın eczacılık ve tıp biliminin simgesi olması, halk tarafından Lokman Hekim'e dayandırılır
|