|
Prof. Dr. Sinsi
|
İl İl Dini Tapınaklar
Adana
Ulu Cami ve Külliyesi (Ramazanoğlu Cami-Merkez): Ramazanoğlu Beyliği döneminin ünlü beylerinden Halil Bey tarafından 1507 yılında yaptırılmıştır Külliye; cami, medrese, türbe (Halil Bey Türbesi), vakıf sarayı olarak adlandırılan harem dairesi ve Tuz Hanı da denilen selamlıktan oluşmakta olup, karemsi plan üzerine kurulmuştur
Klasik Osmanlı camilerinden farklı olarak kitle etkisi çok fazla dikey olmayan Ulu Cami, Memluk ve Selçuklu üsluplarını yansıtmaktadır
Cami, mimarisi ile olduğu kadar, taş işçiliği, renkli taş ve İznik çini süslemeleri ile de ünlüdür Kare ve altıgen plakalar halinde, sıraltı tekniği ile yapılmış olan ve izleyenlerde hayranlık uyandıran çini süslemelerde, dönemin özgün renklerine uygun olarak, beyaz zemin üzerine turkuvaz, lacivert ve kırmızı hakimdir
Yağ Cami (Eski Cami-Merkez): Saint Jacques Kilisesi'ne ekler yapılarak 1501 yılında Ramazanoğlu Halil Bey tarafından camiye çevrilmiştir Halil Beyin oğlu Piri Mehmet Paşa, 1525'de minaresini, 1558'de de medresesini yaptırmıştır Selçuklu Ulu Cami mimarisi tarzındadır
Hasanağa Cami (Merkez): 1558 yılında Piri Mehmet Paşa zamanında Hasanağa (Hasan Kethüda) tarafından yaptırılmıştır Klasik devir (1501-1703) cami tipinin Adana'daki tek örneğidir Planının Mimar Sinan tarafından yapıldığı söylenmektedir
Hoşkadem Cami (Kozan): 1448 de Memluk emiri Abdullah Hoşkadem tarafından yaptırıldığı kitabesinden anlaşılmaktadır Oldukça görkemli bir yapıya sahip cami, dikdörtgen planlıdır
Kurtkulağı Cami (Kurtkulağı Köyü-Ceyhan): 1601 yılında Haydar Ağa adlı bir hayırsever tarafından yaptırılmıştır 1659 da Mimar Mehmet Ağa tarafından onarılmış ve ön tarafta duvarlarla çevrili avlunun bir kısmı eyvana dönüştürülmüştür
Boyutlandırma uyumu, özellikle eski minarenin ana yapı ve kubbelere oranı ile, Türk Mimarisi içinde ayrı bir yer işgal edebilecek yapılardan birisidir
Adıyaman
Nemrut (Kahta): Adıyaman'ın 103 km doğusundadır Tümülüs ana kaya üzerine kırma taşların yığılmasıyla oluşturulmuştur Tümülüsün doğu, batı ve kuzeyinde ana kaya düzleştirilerek teraslar düzenlenmiş, doğu ve batı teraslarda tanrı heykel ve kabartmaları yapılmıştır
Arsemia (Kahta):Adıyaman'a 63 km uzaklıkta olup, Kahta çayının doğusundadır Güneyindeki tören yolunda Mitras'ın kabartma steli, ayin platformu üzerinde Antiochos-Heracles tokalaşma steli ve bunun önünde döneminin Anadolu'da bilinen en büyük kitabesi vardır
Ağrı
İshak Paşa Sarayı Cami (Doğubeyazıt): 1789' da vezir olan Hasan Paşa’nın oğlu İshak Paşa’nın Doğubeyazıt'da bir tepe üzerinde, yaptırdığı saray, 360'ı bulan oda ve salonları ile Osmanlı Saray teşkilatına uymaktadır 760 m2'lik bir alanı kaplayan sarayın yapımının 99 yıl sürdüğü söylenmektedir "U" şeklinde, iç içe iki avlu çevresinde toplanmış binalarının mimarisinde (cami-harem daireleri-aşevi-hamam, selamlık-merasim ve eğlence salonu-türbe vb ) mükemmel taş işçiliği, oymacılığında ve duvar süslemelerinde ise Fars, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin ortak etkisi görülür
İshak Paşa Cami, sarayın ikinci avlusunda, harem ile selamlık daireleri arasında yer alır Beden duvarları sarayın iki katı yüksekliğindedir Cami, kubbesi ve minaresi ile bütün saraya hakimdir Sivri kemerli, mukarnaslı büyük portalleri Osmanlılardan çok Selçuklu mimarisini hatırlatır Taş üzerine iri plastik natüralist bitki süslemeleri Türk sanatına yabancı, Kafkaslardan gelen etkileri gösterir
Tamamen Türk üslubu ile yapılmış kare planlı minaresi başlı başına bir abide görünümündedir Caminin kıble tarafında dış duvarlarının hemen kenarına inşa edilmiş olan sekizgen türbe, Selçuklu türbe mimarisi geleneğine uygun olarak iki katlıdır
Dıştan tamamen (kubbe dahil) kesme taştan yapılmış cami ve türbelerin pencere kenarları ve bazı yüzeyleri ağaç ve çiçek tasvir eden Rokoko tarzı işlemelerle süslenmiştir
Ağrı Dağı: Türkiye'nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı (5165 m) eskiden beri bilginlerin, dağcıların, serüvencilerin ilgisini çekmiş ve birçok hikaye, türkü ve efsaneye konu olmuştur
İncil ve Tevrat'a göre; Nuh Peygamber zamanında yeryüzünü kötülükler kaplamıştır İnsanlara bir ders vermek amacı ile Tanrı, Nuh'a bir gemi yapmasını emretmiştir Gemiye, Nuh Peygamber, eşi, oğulları, oğullarının eşleri ile yeryüzünde bulunan bütün canlı türlerinden birer çift alarak binecektir Nuh Peygamber, Tanrının emri doğrultusunda gemiyi yapar ve canlılarla beraber gemiye girer Çıkan tufan sonucunda gemidekilerin dışında kalan tüm canlılar yok olur Suların çekilmesi ile gemi, Ağrı Dağı'na oturur ve içindeki canlılar gemiden ayrılarak yeryüzüne dağılır
Bu yönüyle dini açıdan çok özel olan dağ, düz bir arazide aniden yeryüzünden göğe doğru yükselen heybetli görünümü, yazın bile karlı dorukları, bitki örtüsü ve barındırdığı hayvan türleri ile etkileyicidir
|