Yalnız Mesajı Göster

İl İl Dini Tapınaklar

Eski 10-14-2012   #5
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İl İl Dini Tapınaklar




Diyarbakır

Ulu Cami (Merkez): İslam dünyasında beşinci Harem-i Şerif olarak bilinmektedir Diyarbakır İslam ordularınca fethedildikten sonra, ildeki en büyük Hıristiyan tapınağı Mar-Tama kilisesi, MS 639 yılında camiye çevrilmiştir 1091'de Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah zamanında tamir ettirilmiştir 1115 tarihinde meydana gelen deprem ve yangında büyük hasar gören cami, 1240 yılında halkın yardımıyla onarılmıştır Avlusundaki şadırvanları, çeşitli devirlere ait kitabeleri yönünden büyük değer taşıyan bu ilk İslam yapısı, kara taşlarla inşa edilmiştir

Anadolu'nun en eski camisi olan Ulu Cami, çevresindeki iki medrese ve diğer yapılarla anıtsal yapılar topluluğu olarak günümüzde de dikkat çekmektedir Plan olarak 705-715 yıllarında inşa edilen Şam'daki Ümmiye ve Emevi camilerine benzemektedir

Behram Paşa Cami (Merkez): 13 Osmanlı Valisi Behram Paşa tarafından yaptırılan cami, Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerindendir Caminin çok süslü minberi bir sanat harikasıdır

Şeyh Matar Cami (Merkez): Dört ayaklı minare ve cami, Akkoyunlu eseri olup 1500 yılında Sultan Kasım tarafından yaptırılmıştır Minare yekpare taş sütun üzerinde dört köşeli olarak inşa edilmiştir Sütunların üzerinde fırınlanmış ağaç kullanılması da minarenin özelliklerinden biridir Bir inanışa göre yedi defa sütunların arasından geçenin dileği kabul edilirmiş

Safa Cami (Merkez): 1532 yılında yapılan cami, Akkoyunlu eseridir Eskiden bir kılıf içinde muhafaza edildiği söylenen minaresi oldukça zariftir

Meryem Ana Kilisesi (Merkez): VI yydan kalma olup, zamanla birçok onarım görmüştür Bizans devrinden kalma mihrabı, Roma biçimi kapısı ilgi çekicidir Kilisede bazı azizlerin türbesi bulunmaktadır Süryani Kadim Yakubi mezhebine ait olan kilisede bazı azizlerin tasvirleri bulunmaktadır

Edirne

Selimiye Cami (Merkez): Mimar Sinan'ın 80 yaşında yarattığı ve "Ustalık eserim" dediği anıtsal yapı Osmanlı Türk sanatının ve Dünya Mimarlık Tarihinin baş eserlerindendir

Edirne'nin ve Osmanlı İmparatorluğunun simgesi olan cami, kentin merkezinde yer almaktadır Çok uzaklardan dört minaresi ile göze çarpan yapı, kurulduğu yerin seçimiyle, Mimar Sinan'ın aynı zamanda usta bir şehircilik uzmanı olduğunu da göstermektedir

Kesme taştan yapılan cami, 2475 m2'lik bir alanı kaplar Mimarlık tarihinde en geniş mekana kurulmuş yapı olarak nitelenen Selimiye Camisi, yerden yüksekliği 43,28 m olan, 31,30 m çapındaki kubbesiyle ilgi çeker Ayasofya'nın kubbesinden daha büyük olan kubbe 6 m genişliğindeki kemerlerle birbirine bağlanan sekiz büyük payeye oturur

Cami, mimari özelliklerinin erişilmezliği yanında taş, mermer, çini, ahşap, sedef gibi süsleme özellikleriyle de son derece önemlidir Mihrap ve minberi mermer işçiliğinin baş yapıtlarındandır Yapının çini süslemelerinin, Osmanlı ve Dünya sanatında ayrı bir yeri vardır XVI yy çiniciliğinin en güzel örnekleri olan bu çiniler, 'sıraltı' tekniğinde olup, İznik'te yapılmıştır

Selimiye camisinin 3,80 m çapında 70,89 m yüksekliğinde, üçer şerefeli dört zarif minaresi vardır Cümle kapısının iki yanındakiler üçer yollu olup, her şerefeye ayrı merdivenlerden çıkılır Diğer iki minare ise birer yolludur

Bir külliye olarak inşa edilen yapının, geniş dış avlusunda Darüssıbyan, Darülkur'a ve Darülhadis yapıları bulunmaktadır

Üç Şerefeli Cami (Merkez): 1443-1447 yılları arasında, II Murat tarafından yaptırılmıştır Cami Osmanlı sanatında, erken ve klasik dönemler üslubu arasında yer alır Burada ilk kez uygulanan bir planla karşılaşılmaktadır 24 m çapındaki büyük merkezi kubbe, ikisi paye, dördü duvar payesi olmak üzere altı dayanağa oturur Yanlarda daha küçük ikişer kubbe ile örtülü kare bölümler vardır Yapı, bir yenilik olarak enine dikdörtgen planlıdır Bu planı Mimar Sinan, İstanbul camilerinde daha gelişmiş biçimi ile uygulamıştır Ayrıca Osmanlı mimarisinde revaklı avlu ilk kez bu camide kullanılmıştır Avlunun dört köşesine minareler yerleştirilmiştir Üç şerefeli cami, bu özellikleriyle sonraki camilere öncü olan anıtsal bir yapıdır

Camiye adını veren üç şerefeli abidevi minare, 67,62 m yüksekliğindedir Her şerefeye ayrı yollardan çıkılmaktadır Caminin süslemeleri de ilginçtir Revak kubbelerindeki özgün kalem işleri, Osmanlı camilerindeki en eski örneklerdendir

Muradiye Cami (Merkez): Muradiye mahallesinde, Sarayiçi'ne egemen bir tepeye II Murat tarafından yaptırılmıştır Yazıtında tarih yoktur Yan mekanlı (zaviyeli) camilerin en güzel örneğidir

Cami, dış görünüşünün yalınlığına karşın,iç süslemesi yönünden XV yüzyıl Osmanlı sanatının dikkat çeken yapıtlarındandır Mihrap ve duvarları kaplayan çiniler, Türk çini sanatının en güzel örneklerindendir

II Bayezit Cami ve Külliyesi (Merkez): Tunca Nehri kıyısında, şehir merkezine 2 km uzaklıkta bulunan külliye, Edirne'nin en önemli yapıtlarındandır Cami, tıp medresesi, imaret, darüşşifa, hamam, mutfak, erzak depoları ve diğer bölümleriyle geniş bir alana yayılmıştır II Bayezıt'ın 1484-1488'de yaptırdığı külliyenin mimarı Hayreddin'dir Çok etkileyici bir görünümü olan külliye, küçüklü büyüklü yüze yakın kubbeyle örtülüdür

Yapıların en ilginci 20,55 m çaplı, tek kubbeli, iki minareli anıtsal camidir Ana kubbeli mekanın yanlarında dokuzar kubbeli Tabhane (kitap basım yeri) bölümleri vardır Bu bölümler doğrudan dışarı açılmaktadır Mermer mihrap ve minber yalın görünüşlüdür Somaki mermerden, son derece zarif hünkar mahfili, Edirne'deki ilk örnektir

Eski Cami (Merkez): Edirne'de Osmanlılardan günümüze ulaşmış en eski anıtsal yapıdır 1403’de Emir Süleyman tarafından yapımına başlanmış, Çelebi Sultan Mehmet zamanında 1414'te bitirilmiştir Mimarı, Konyalı Hacı Alaaddin, kalfası Ömer ibn İbrahim'dir

Yıldırım Camii (Merkez): Edirne'nin XIV yüzyıldan kalma en eski camisi olup, şehir merkezine 3 km uzaklıktadır Gerek planı, gerekse sütun başlıkları, yapının haç planlı bir Bizans kilisesi olduğunu göstermektedir Yıldırım Bayezıt adına camiye dönüştürülürken (1400) temel dışında yeniden yapılmıştır Ancak kıble yapının eksenine uymadığından, mihrap, haç kollarından birinin köşesine konmuş, eğimli bir görünüş almıştır Günümüzdeki görünümüyle dört kemerli, kubbeli ve tek minareli camidir

Fatih Cami (Enez Ayasofyası-Enez): Bizans döneminden kalan yapı, oldukça büyüktür Köşe duvarlı, haç planlı kiliseler grubundandır

Yapı, Osmanlı döneminde güneydeki kola mihrap ve minber yerleştirilerek camiye dönüştürülmüştür Uzunlamasına gelişmiş haç planı ile Orta Bizans, dış yüzdeki tuğla süslemeleriyle de geç Bizans dönemi özellikleri göstermesi bakımından ilginçtir Cami günümüzde yıkık durumdadır

Sokullu Külliyesi (Kasım Paşa Külliyesi-Havsa): Havsa ilçesinde, Edirne yolundadır 1576-1577'de Sokullu Mehmet Paşanın oğlu Kasım Paşa adına Mimar Sinan'a yaptırılmıştır Külliye; iki kervansaray, cami, medrese, imaret, çifte hamam, tekke, köprü ve arastadan oluşuyordu Günümüzde yalnızca cami, hamam, cami avlusuna dayalı ve ne olduğu anlaşılamayan ocaklı-nişli bir duvar, arastanın ortasında cami ile kervansarayı bağlayan dua kubbesi ve külliyeye daha sonra eklenmiş çeşme görülmektedir

Sweti George Kilisesi (Merkez): Edirne'nin Kıyık semtinde 1880 yılında inşa edilmiştir 1889'da dekore edilen kilisedeki yazılar Slav Bulgarcası ile yazılmıştır Daha önce aynı yerde bulunan kiliseden kalma bazı tablolar vardır Yapı bakımlı durumdadır

Yahudi Havrası (Merkez): Edirne'nin Kaleiçi mevkiinde olup, 1902-1903 yıllarında inşa edilmiştir Bugün yıkık durumdadır

Elazığ

Ulu Cami (Harput): Harput’ta Artuklu Hükümdarı Fahrettin Karaaslan tarafından H 551 (M 1156-1157) yılında yaptırılan camii, Anadolu’daki en eski ve en önemli yapılardan birisidir Cami; dikdörtgen planlı, dışa kapalı görünümlü olup, minaresinin eğri durumda oluşu ve tuğlalarının süsleme öğesi olarak kullanılması bakımından ilginçtir Harim son cemaat ve avlu olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır

Sarahatun Cami (Harput): Osmanlı-Akkoyunlu devrine ait cami, Akkoyunlu Hükümdarı Bahadırhan’ın (Uzun Hasan) Annesi Sara Hatun tarafından yaptırılmıştır 993 H (1585 M) ve 1843 yılında olmak üzere iki kez onarılmıştır Kare planlı caminin orta kısmının üzeri dört kalın sütuna dayanan kubbe ile kenarları ise tonozla örtülüdür Mihrap sade bir niş halindedir Minberi, taş işçiliğinin güzel örneklerindendir Minaresi iki renk kesme taştan yapılmıştır

Kurşunlu Cami (Harput): Harput’ta Osmanlı devri camilerinin en güzel örneği olup, kare yapılı, üzeri büyük bir kubbe ile örtülü ve kubbeye giriş trompludur Kubbe kasnağında dört penceresi olup, mihrabı sade bir niş biçimindedir Son cemaat mahalli üç kubbelidir Kubbelerin üzeri kurşunla kaplıdır Harim kapısı yonca şeklinde olup, minaresi kesme taştan yapılmıştır

Alacalı Cami (Harput): Harput’ta Kitapçıgil parkının girişinde bulunan camide çeşitli yapı devirlerinin izleri görülmektedir Küçük ebatta ve dikdörtgen planlıdır Artukoğulları döneminde yapılmasına karşılık, XIX Yüzyılda büyük bir onarım görmüştür Tavandaki ahşap işçiliği, bu devirin onarımına aittir Cami kapısı batıda yer almakta olup, bir yonca yaprağı şeklindedir Kapı üzerinde merdiven ve minare bulunmaktadır Minare, şerefeye kadar sıra ile siyah-beyaz taşla, şerefe ise dama şeklinde, siyah-beyaz kesme taşla örülüdür

Ağa Cami (Harput): Harput’a girişte ana yolun solunda yer alan cami’nin kubbesi çökmüş olup, yalnızca zarif minaresi ayaktadır Minare kare kaideli ve sekizgen gövdelidir Harput Müzesindeki kitabesine göre 967 H (1559 M) yılında Pervane Ağa tarafından inşa edilmiştir Cami aslına uygun olarak restore edilerek ibadete açılmıştır

Arap Baba Mescidi ve Türbesi (Harput): Selçuklu hükümdarlarından IV Kılıçarslan’ın oğlu, III Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında H 678 yılında inşa edilmiştir Minaresi dıştan türbe ile mescidin tam orta kısmına gelen bölümde yapılmıştır Kapısı mescidin içindedir Kaidesi alttan beş sıra taş üstünde alçı ve sıva izi görülen ve hemen hiçbir Selçuklu Mescidinde bulunmayan, emsalsiz sırça bordürlüdür Mescit kare planlıdır Selçuk üçgenleri ile kubbeye geçilir Kubbe içinin kornişlerinin çinili olduğu bilinmektedir Korniş ve çinilerle düzenlenen mihrabın üst kısmı, beş dişlidir Büyük kemeri vardır Arabesk plament ve su yolludur Türbenin alt kısmında ise Mumyalı bir ceset mevcuttur Halk arasında Arap Baba diye anılır Arap Baba ile ilgili çeşitli rivayetler anlatılmaktadır

Fetih Ahmed Baba Türbesi(Harput): Harput’a 2 Km Uzaklıkta olup, kaya üzerine inşa edilmiş türbenin yanında mescidi bulunmaktadırTürbe altıgen planlı, üst kısmı sonradan yapılmış, yalnız cenazelik kısmı mevcuttur İçinde büyük bir sanduka bulunmaktadır

Mansur Baba Türbesi (Harput): Harput’ta kaleye giden yolun solunda bulunan türbe, sekizgen planlı olup, kesme taşlardan yapılmış kaide kısmı vardır İki katlı anıtsal bir yapı olduğu bilinen türbenin üst örtü sistemi sonradan yapılmıştır İçerisinde Mansur Baba, zevcesi, oğlu ve kızına ait olduğu bilinen dört sanduka bulunan türbenin Artukoğulları devrine ait olduğu ihtimali kuvvetlidir

Meryem Ana Kilisesi: Harput Kalesi'nin sol tarafında yer alır İnşa tarihi MS 179'dur Bu kilise Kızıl Kilise, Süryani Kilisesi ve Yakubi Kilisesi adlarıyla da anılmaktadır

Erzurum

Çifte Minareli Medrese (Merkez): Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad'ın kızı Hüdavend Hatun tarafından 1253'te yaptırılmıştır Çifte minareli medreselerin iki katlı ve açık avlulu olanlarının en büyüğüdür Taç kapısı, kabartma süslemeleriyle Selçuklu tarzının en güzel örneklerinden biridir

Yakutiye Medresesi (Merkez): İlhanlılardan kalma sanat değeri yüksek bir eserdir Taç kapısında yer alan Arapça kitabeye göre, 1310 yılında Sultan Gazan ve Horasanlı Balugan Hatunun yardımları ile Hoca Cemaleddin Yakut tarafından inşa ettirilmiştir Medrese, Çifte Minareler gibi günümüze kadar tarihi önemini kaybetmeden gelebilmiş ender eserlerdendir

Ulu Cami (Atabey Cami-Merkez): 1179 yılında Saltukoğulları tarafından yaptırıldığı sanılan cami, tarih boyunca pek çok onarım geçirmiş, zaman zaman gerçek işlevi dışında kullanılmıştır

Üç Kümbetler (Merkez): Saltukoğulları devrinden kalan bu muhteşem kümbetlerin iki büyük özelliği vardır Birincisi, Anadolu'da yapılmış ilk eserlerden olması, ikincisi bunların üçünün de tamamen birbirinden ayrı mimari üsluplarla yapılmış olmalarıdır

Üç kümbetlerden sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olanın, Saltuklu Devletinin kurucusu Emir Saltuk'a ait olduğu sanılmaktadır Tamamiyle kesme taştan yapılmış olan kümbetlerin diğer ikisinde kimlerin yattığı bilinmemektedir






Alıntı Yaparak Cevapla