Yalnız Mesajı Göster

İslamda Ahlak Anlayışı

Eski 10-11-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İslamda Ahlak Anlayışı




İslamda Ahlak Anlayışı
Hakkında İslamda Ahlak Anlayışı




İslamda Ahlak Anlayışı

Ahlâk anlayışımızdaki değişme, hayat tarzımızı da büyük ölçüde başkalaştırmaktadır Kendi aslî değerle-rimizden kaynaklanmayan bir ahlâk anlayışı, toplu-mumuzda tam bir davranış, kılık kıyafet ve dünya görüşü karmaşası meydana getirmiştir Standart bir Türk insanı tipi yoktur artık

Oysa ki, Türk deyince, Yunus Emre gönüllü, Mevlânâ aşklı, Nasreddin Hoca nükteli, Genç Osman yürekli, Osman Gazi kanaatli bi-rini anlamak gerekmez mi?

Birçok şeyin değiştiğini ve bozulduğunu gösteren ahlâk değişmesi, millî meziyetlerimize patinaj yaptır-makta ve bizi asırlardır düşman tuzaklarına mahkûm etmektedir

Halbuki bir zamanlar bu ülkede bir Muhteşem Sü-leyman vardı İhtişamı, kendisinden büyük Allah ol-duğunu bilmesindendi O, Allah'ın hükümlerine can-dan bağlı bir inanış içinde askerini yürüttüğü Macar bağlarının koparılan salkımları yerine çil çil altınlar astırırdı Buna rağmen kendisinden şikayetçi olduğu-nu söyleyen Hıristiyan köylünün atının yularına ya-pışmış cüretkarlığına bakmıştı da;

"Beni kime şikayet edeceksin?" demişti

Hıristiyan köylü kafası çalışan biriydi Dünya padi-şahının da korkup çekindiği makamı iyi biliyordu:

"Seni inandığın Allah'ın şeriatine (hükümlerine), Kur'ân'a şikayet edeceğim" deyince, yaşlı gözlerle atından inen padişah, şikayet konusu meseleyi ora-cıkta bizzat halledivermişti

•••

Her işini, Allah'ın kitabına göre hüküm ve fetva veren Ebussuud Efendiye teyit ettiren Kanunî, vefa-tında bütün fetvaların kendisiyle birlikte gömülmesi-ni vasiyet etmişti de,

Koca Şeyhülislâm;

"Hey koca Hünkâr, sen yaptığın icraatin sıhhatine delil olarak benim verdiğim fetvaları göstereceksin Ya ben neye dayanayım, hangi vesikayı göstererek kendimi müdafaa edeyim" diye ağlamıştı

•••

Devrinde Frengistan'da çıkan dans âdetine müdahele eden ve bu uygunsuzluğun alenen yapılması ha-linde ülkesine de geleceği düşüncesiyle Fransa'ya ül-timatom veren Kanunî, mektupla savaş kazanıyordu Alman kralına gönderdiği ferman, yenilmiş ve esir ol-muş Fransız kralını ülkesine döndürüyor, işgal edil-miş topraklarını da kurtarıyordu O kadar güçlüydü ki, bir Batılı kralın doğrudan doğruya kendisine mek-tup yazmasına rıza göstermiyor, onları ancak sadra-zamına eşit tutuyordu Bu gücün kaynağı, temsil etti-ği ahlâkta idi Ve tabii, ahlâka kaynaklık eden iman-da

Gücünü, dayandığı ahlâk sistemine uygun kullanı-yor, tahripte değil, tamirde; yakıp yıkmakta, yutmak-ta değil, yardımda, imdatta kullanıyordu İşte bunun için, İspanya istilasından korkan Hollanda, kendisin-den yardım isteyince, hemen Barbaros Hayreddin Pa-şayı görevlendiriyordu

Barbaros Hayreddin Paşanın en ufak bir hareketine bile ihtiyaç kalmadan, İspanya saldırgan havasından vazgeçerek, Hollanda'ya çıkmayacağını açıklıyordu İşin içinde, Osmanlının zayıf da olsa, haklıyı savun-ma ahlâkı vardır Ve bu ahlâkın şakası yoktur Gelirse Osmanlı tokadı ile gelir ve kaşınanın hakkını avucuna verir

İşte bu Osmanlı namıyla İspanya donanmasının şerrinden kurtuluşu tarihe mal etmek ve kutlamak amacıyla Hollanda'nın bazı yerlerine Barbaros'un röliyefini altın yaldızlı olarak resmetmişlerdir Altına da, "Altın Türk'ün hatırasına" yazmışlar Ne yazık ki şimdi bunlardan sadece bir tanesi vardır Leydin şeh-rinde

Bayezid-i Veli de bu meded kılma ahlâkı ile, İspan-ya'dan kovulan sürülen Yahudilere kucak açmadı mı? Yersizlerin, yurtsuzların, kimsesizlerin hamisi olmak anlayışı, Osmanlı Cihan Devletinin temel felsefesi de-ğil miydi?

Bu anlayışla, Osmanlı Afrikadan Güney Asyaya kadar kucak açmıştı Sadece Müslümanlar değil, her din ve milletten insan bu anlayıştan nasiplenmiştir Yine bu anlayışladır ki İsveç Kralı Demirbaş Şarl'ı Ruslara teslim etmemek uğruna devlet Moskof ile sa-vaşa tutuşmaktan çekinmemiştir Çünkü onun gele-neğinde kendisine sığınan acizi zulmünden kaçtığı düşmanına teslim etme haysiyetsizliği yoktur

•••

Bırakınız Osmanlının dünya hakimi olduğu asırla-rı, 1700'lü yıllara geliniz Devletin artık iyice inişe geç-tiği, içten ve dıştan gelen gizli açık saldırılarla iyice yorulduğu zamanlara yani İşte o devirde Almanya'nın Fransa'ya sınır olan Mülheim şehrinde yerli ahalinin başı, hazıra konucu Fransızlarla derttedir Bir yıl boyunca ekip biçip topladıkları mahsul; daha güç-lü olan Fransızlar tarafından hemen yağmalanmakta, böylece Alman halkı açlığa ve sefalete mahkûm ol-maktaydı

Fransızın anlayacağı tek dilin, Osmanlı korkusu ve tokadı olduğunu iyi bilen Kral, Padişaha müracaat ederek yardım ister İç ve dış bir sürü gaile ile sarılı Osmanlı tâ Fransız sınırına yardım elini nasıl uzata-caktır?

Fakat devlet geleneğinde böyle çağrıları karşı-lıksız bırakmak da usulden değildir Sonunda padi-şah buyurur ki: "Bu Fransız keferesi korkaktır Orayı bu Frenk belasından kurtarmak için namımız yeter Üç çuval dolusu yeniçeri elbisesi gönderin Alman kralına, adamları sınıra yakın yerlerde bu elbiseleri giyerek dolaşsınlar ve Fransızlara görünsünler Bu ka-fidir Böylece Fransızın şerrinden emin olurlar"

Gerçekten de bu iş gerçekleşir Osmanlı askeri kı-lıklı Almanları sınır yakınlarında gören Fransızlar, bir daha böyle bir baskın yapmaya cesaret edemezler Çünkü bütün civarda, "Osmanlı gelmiş" haberi dalga dalga yayılır İşte o seneden itibaren şehrin en yüksek binasına bir Osmanlı bayrağı asılır Ve bu bayrak 1989 yılına kadar orada asılı durur

Bir zamanlar üç çuval dolusu asker elbisesiyle ka-zandığımızı, şimdi bütün diplomatik çabalarımızla, askerî gücümüzle, siyasî harekâtımızla kazanamıyo-ruz

Demek ki bir zamanlar ruhlu elbiselerimizin ka-zandığını şimdi ruhsuz insanlarımız kazanamıyorlar Mânâsını ve gayesini unutmuş insanın haysiyeti ve etkisi, ruh köküne bağlı haysiyet erbabının elbisesi kadar bile olamıyor Bunun içindir ki, uçaklarımız Bosna'ya gidemiyor, askerimiz Nahcivan'a, Azerbay-can'a giremiyor

•••

Elbisesiyle savaş kazanan, mektubuyla mağlubu galip eden insanların ahlâkları, din kardeşliği temeli-ne oturuyordu "Bütün mü'minlerin sadece ve ancak kardeş" saydığı bir dünyanın mensubu olmak, her türlü farkı eriten, birlik ve beraberliği, eşitliği getirip hakim eden bir anlayış doğuruyordu

İşte bu ahlâkladır ki Fatih, tebdil-i kıyafet gezdiği bir gün, bir bakkaldan ikinci bir mal almaya kalktı-ğında;

"Efendi, yandaki komşumda da aynı maldan var-dır Ben sabah siftahımı yaptım Lütfen bu malı da on-dan alınız da, o da ilk satışını yapmış olsun" cevabını alır İkinci dükkandan da aynı durumda aynı cevabı alan Fatih, fethe iyice niyetlenir Çünkü böyle bir halk ile yapılamayacak fetih olmadığını iyi bilir

Fetih müyesser oldukta, Fatih, hapishaneleri de tef-tiş eder Mahkûmlar arasındaki üç papaz dikkatini çe-ker ve suçlarını sorar Derler ki:

"Konstantin bizi bir araştırma yapmakla görevlen-dirdi Biz de bu araştırmayı yaparak neticesini kendi-sine bildirdik Çıkardığımız neticeye kızarak bizi hap-settirdi"

Neydi bu papazların araştırmasından çıkan netice? Bizarısın içine düştüğü ahlâkî çöküntünün derinliği ve bu hal ile devletin fazlaca bir ömrünün kalmadı-ğı Fatih Sultan Mehmed, aynı araştırmayı bir de kendisi için yapmaları kaydıyla papazları serbest bıraktırır Üç beş yer dolaşıp gelirler ve derler ki: "Eğer senin teban bu ahlâk üzere yaşamaya devam ederler-se, devletin ebed müddet olur"

Bu üç papaz memleketin sadece mahkemelerini dolaşırlar Gördükleri şunlardır:

Bir adam, at satın almıştır Eğer bir gün içinde atta bir hastalık veya başka bir kusur görünürse iade ede-bilecektir Gerçekten de at alındığı gün hastalanır Sa-tın alan kişi hemen mahkemeye koşar, satışı iptal etti-rip parasını almak ister Fakat o da nesi, mahkeme ka-palıdır Çünkü, hakim bir yakınının cenazesine git-miştir Bir gün sonra hakim bulunur, amma at da öl-müştür Mahkeme hakimi kendini suçlu bulur Eğer makamını terk edip gitmeseydi, atı alan adam böyle bir zarara girmeyecekti Ve atın parasını kendi cebin-den tazmin eder



Alıntı Yaparak Cevapla