Yalnız Mesajı Göster

Şeriat Nasıl Gelir Ve Nasıl Yaşanır

Eski 10-11-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Şeriat Nasıl Gelir Ve Nasıl Yaşanır




Şeriat nasıl gelir ve nasıl yaşanır
Hakkında Şeriat nasıl gelir ve nasıl yaşanır




Şeriat nasıl gelir ve nasıl yaşanır?

Doğru islamiyeti ve İslam layık doğruluğu anlatmak ve yaşamak zorundayız Bu nedenle İslam adına yapılan ama islama uymayan bazı uygulamalar islamiyete ve müslümanlara zarar vermektedir

Birisiyle karşılaşıyorsunuz Namaz kıldığından, oruç tuttuğundan söz ediyor Sohbetiniz sürüyor ve sonunda, şeriatın en önemli iki emrini yerine getiren bu adamın, şeriata karşı olduğunu görüyor ve hayret ediyorsunuz

Bir başkasıyla görüşüyorsunuz Şeriatı hararetle savunuyor İç âlemine, ibadet dünyasına iniyorsunuz, İslâm’ın ceza hükümlerinin tatbiki için gösterdiği heyecanın yüzde birini, ibadet hayatında göstermediğine şahit oluyorsunuz Yine hayrete düşüyorsunuz

Bu iki farklı adam hakkındaki kanaatiniz aynı oluyor: Bunlar şeriatı bilmiyorlar!

Şeriat ne demektir?

Şeriat: “Din”, “Allah’ın emri”, “İlâhî emir ve yasaklar” gibi mânâlara geliyor

Bir çekirdeğe ağaç olma kâbiliyeti yükleyen, onu meyve verebilecek şekilde programlayan Allah, bu gayenin tahakkukunu birtakım şartlara bağlamış Bu şartlar manzumesine şeriat-ı fıtriye deniliyor O çekirdek, toprağını bulacak, suyuna kavuşacak, güneşle sohbet edecektir ki ağaç olabilsin

İnsanın mahiyeti de o çekirdek gibi Cennet hayatını netice verebilecek bir çekirdek İşte şeriat, bu insan mahiyetinin rıza beldesi olan cennete lâyık olabilmesi için uyması gereken kanunlar manzumesi

Akıl, O’nun koyduğu sınırlar içinde düşündüğü takdirde, mârifetullaha eriyor Dil, hayır söylediği ölçüde o ebed ülkesinde ulvî sohbetler yapmaya aday oluyor Beden, Allah için yorulduğu nispette o saadet beldesinin maddî nimetlerinden faydalanmaya hak kazanıyor

Sevgi, korku, şefkat, merhamet gibi hislerden, göze, kulağa, ele, ayağa kadar her şey ancak Allah’ın emir dairesinde çalışmaları hâlinde terakki ediyor, ulvîleşiyor ve ulvî âlemlere yöneliyorlar Şeriat, hakikate giden yolun ismi Lügat mânâsı, “Su membaından su almak için girilen yol

Hakk’a ermenin ve hakikati bulmanın yolunu, Yunus’umuz ne güzel özetler: Şeriat, tarikat yoldur varana, Hakikat meyvesi andan içerü

Yola girmeden, menzile erişilemez Şeriatsız, hakikate erme iddiaları, sahibini oyalamaktan öte bir işe yaramayan kuruntulardır

Tarikat, nâfile ibadetlerin simgesi Şeriat yolunda sağlam yürüyebilmek, nefis ve şeytana karşı daha güçlü olabilmek için konulmuş bir terbiye ameliyesi Kulu, Rabbine daha fazla yakınlaştırmaya vesile Nefsini daha tesirli bir şekilde terbiye etmesine yardımcı

Kısacası, hakikate ulaşmak için öncelikle İlâhî emirlere harfiyen riayet etmek ve bu vadide kalbini daha sağlam, ruhunu daha güçlü kılmak için de nâfile ibadetlere devam etmek gerek

Büyük müceddid İmam-ı Rabbani’yi dinleyelim:

“Dilin yalan söylememesi ve doğru konuşması şeriattır Kalpten yalan düşüncesini uzaklaştırmak, eğer zorlayarak ve çalışarak olursa tarikat, eğer zorlanmaksızın müyesser olursa hakikattir

Büyük İmamın bu güzel misalinden şunu anlamıyor muyuz? Doğru sözlü olmak, Allah’ın razı olduğu güzel bir ahlâk, yâni hakikat Kul, bu hakikate ermek için, ilk olarak, şeriatın “yalan söylemeyiniz” emrine uyar; dilini bu günahtan uzak tutar Daha sonra kalbine yalan söyleme arzusu gelmemesi için ruhunu tedavi etmeye başlar Bu vadide bir gayretin, bir faaliyetin içine girer Sonunda kalp hiçbir zorlamaya, çalışmaya lüzum kalmaksızın yalan söylemekten nefret eder hâle gelir Artık o kalbe, yalan yanaşamaz olur Konuştu mu mutlaka ve büyük bir rahatlıkla doğruyu söyler İşte bu adam doğru söylemenin hakikatine ermiştir

Büyük imamın bu ifadelerinden hakikate ermenin, bu mutlu neticeye kavuşmanın tarikatsız da olabileceği anlaşılıyor İnsan, doğrudan, şeriattan hakikate geçebilir Ama, bu ermenin, bu varmanın şeriatsız olmayacağı muhakkaktır

Burada bir tasavvuf tahlili yapmak istemiyorum Bunları sadece şunun için yazdım Şeriat denilince, sadece, İslâm’ın ceza hukukuna dair hükümlerini anlamak eksik olurYalan söylememek de şeriattır Yalan söylemeyen, gıybet etmeyen, başkasının malına, canına, ırzına, namusuna kötü nazarla bakmayan, helâl kazanç peşinde olan bir insan da şeriat üzeredir ve hakikat yolundadır Böyle birinin şeriata karşı çıkması, kendisiyle tenakuza düşmesi demektir

Dinin temeli, şeriatın esası, insanın yaratılışına dayanır Karşımızda bir cansızlar âlemi mevcut Bu âlemde her zerre, her yıldız, hava, toprak, su, ziya her şey Allah’ın küllî iradesine tâbi O’nun koyduğu İlâhî kanunlara uygun hareket etmede Ama bu uymada, irade söz konusu değil Her şey O’nun emrine, yine O’nun iradesiyle boyun eğiyor Melekler âlemi de bu hakikatin bir başka görüntüsünü sergiliyorlar İbadet için, tesbih için, hamd için yaratılan bu varlıklarda da insandaki mânâsıyla bir irade mevcut değil Onlar, Allah neyi emrederse onu işliyorlar

İnsana gelince o, hilkat tablosunda apayrı bir manzara sergiler Her şeyiyle Allah’ı tesbih eden şu kâinatın bu şuurlu meyvesinin de her hücresi, her organı daima tesbihte, daima ibadettedir Zaten bunların idaresi ona verilmiş değil Ne ciğerini kendisi çalıştırıyor, ne kanını kendi iradesiyle deveran ettiriyor İşte, hepsi Allah’a itaat üzere bulunan bu beden ülkesine, bir sultan tayin ediliyor: Ruh Bu ruha, büyük bir lütuf ve yine büyük bir imtihan olarak irade takılıyor

İnsan ihtiyar ve irade sahibi bir varlık Parmağıyla dilediği yöne işaret edebiliyor, yüzünü istediği tarafa dönebiliyor Kendisindeki bütün duyguları dilediği gibi kullanabiliyor Nereye isterse oraya gidiyor, neyi arzu ederse onu yiyor, neden hoşlanmazsa ondan kaçıyor

Bu iradenin önüne teklif çıkarılmış, bu iradenin önüne imtihan çıkarılmış ve netice itibariyle bu iradenin önüne cennet ve cehennem çıkarılmış

İşte, şeriat insan iradesinin Allah’ın razı olduğu sahalarda dolaşmasını emreden ve O’nun razı olmadığı sahalardan kaçınmasını ikaz eden bir emir ve yasaklar zinciri Kul bu İlâhî ipe sımsıkı sarılmakla emrolunuyor

İnsan iradesinin önünde iki ayrı saha var Biri dünya, diğeri ise Âhiret işleri Ama şu var ki, İslâm’da dünya işlerinin hepsi için de getirilmiş kanunlar, kaideler mevcut Kul, bunlara uyduğu takdirde hem ibadet etmiş, hem de dünya hayatını daha rahat, daha mesut yaşamış oluyor

Şeriat üzerinde yapılan münakaşaların daha çok bu ikinci grupta merkezleştiğini görüyoruz Bu ikinci kısım da ikiye ayrılıyor Biri muamelât, diğeri ceza Ve şeriat üzerindeki tartışmaların ağırlık merkezi, bu son kısım Elbette, ceza hukuku yönünden de İslâm’ın koyduğu birçok hükümler mevcut Bunlar da şeriat ve bunlara da inanmak farz

Her emir gibi bunlara riayet etmeyen de mesul olmakta Böyle bir emre uymayış, ona karşı bir vurdumduymazlık, bir isyan mahiyeti taşıyorsa sahibini günahkâr eder Şayet, o İlâhî emri, o Kur’anî hükmü inkâr etmek, onu reddetmek tarzında ortaya çıkıyorsa küfre sokar Ama, İslâm sadece bu hükümler değil ve din sadece bunlardan ibaret değil Meseleyi yalnız bu sahaya çekmek, kısır bir değerlendirme, yanlış bir anlayış olur

İslâmî hükümler şu üç ana gruba ayrılırlar Biri, ferdin kendi nefsine karşı vazifeleri Diğeri, ailesine karşı vazifeleri Üçüncüsü de cemiyet hayatındaki vazifeleri Şeriatın bunların her üçüne de getirdiği ölçüler, hükümler var Her birinin inkârı küfür ve her birine karşı isyan etmek günah Ama bunlar arasında öncelikli olanlar, ferdin kendi nefsine ait vazifeleri Bunların başında da ibadet geliyor İnsanın kendi nefsine ve ailesine ait mükellefiyetleri hususunda, bütün semâvî kitaplarda hükümler mevcut Hepsinde ibadet emredilmiş, hepsinde günahlardan sakınma esas tutulmuş

Bu ibadetlerin şeklinde, vaktinde, miktarında farklılıklar var, ama ibadeti emretmeyen, ahlâkı emretmeyen bir hak din göstermek mümkün değil Lâkin, sosyal kaideler, hele devlet yönetimine dâir hükümler, dinlerin en mükemmeli ve en sonuncusu olan İslâm’da kemâliyle yer almış

Şunu özellikle ifade etmek isteriz: İnsanın yaratılış gayesi, bütün dinlerde müşterek Bu gaye, Kur’an-ı Kerim’de: “Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” âyetiyle ifade buyurulmuş Bir de belli şartların tahakkukuna bağlı emir ve yasaklar var Bunlardan biri de ceza hukukuna dair hükümler Bu hükümler şarta bağlı Bugün Almanya’da, İngiltere’de, Fransa’da yaşayan Müslümanların bu emirleri tatbik güçleri yok Ve bunlardan sorumlu da değiller

Bu konuda yapılan tartışmalarda, muhatabı olan mü’mini İslâm’ın bir kısım emirlerini kabul etmiyormuş gibi göstermek ve onu insafsızca tenkit etmek, tek kelimeyle zulüm olur İslâm kardeşliğini baltalayan ve âhirette cezası pek büyük olan bu tarz ithamlardan hassasiyetle kaçınmak gerek

DEVAMI VAR



Alıntı Yaparak Cevapla