|
Prof. Dr. Sinsi
|
İman Nedir ? Ve İman Hakkında Geniş Bilgiler...
İman Nedir ? Ve İman hakkında geniş bilgiler  
Hakkında İman Nedir ? Ve İman hakkında geniş bilgiler  
İMAN NEDİR?
A) İMANIN TANIMI
a) İmanın sözlük anlamı; bir şeye kesin olarak inanmaktır
b) İmanın dînî terim olarak tanımı; Allah’ın varlığına, birliğine ondan başka ilâh olmadığına ve Hz Muhammet (sav) in Onun kulu ve elçisi olduğuna yürekten inanmak (tasdik) ve dil ile söylemektir (ikrar)
B) İNANILMASI GEREKEN ŞEYLER BAKIMINDAN İMANIN KISIMLARI
1- İcmalî iman : Bu, imanın özü ve en kısasıdır Bu da "Kelime-i şahadet" ile özetlenmiştir:
Anlamı: "Ben şahitlik ederim ki, Allah’tan başka ilah yoktur; yine şahitlik ederim ki, Hazret-i Muhammet Onun kulu ve peygamberidir"
Bu, imanin ilk derecesi, Islâm’ın ilk basamağı ve temel direğidir Allah’ın varlığını ve birliğini, Hz Muhammet (sav)'in Allah’ın peygamberi olduğunu yürekten tasdik etmek demek, onun haber verdiği şeylerin hepsinin doğru olduğuna inanmak demektir Ancak, Hz Muhammet (sav)’in haber verdiği ve tebliğ ettiği şeylerin hepsine birden iman ettiğinden, inanılacak şeyleri ayrı ayrı söylemediğinden dolayı buna "icmali veya toptan iman" denmektedir
Bir kimseye mümin diyebilmek için o kimsenin icmalî imanı "Kelime-i şahadeti" kalbi ile tasdik dili ile söylemesi gerekir Bir insan için birinci farz budur
2- Tafsîlî iman: İcmâlî imandan sonra dinin diğer hükümlerini ve iman edilmesi gerekli olan şeylerin her birini ayrı ayrı öğrenip onlara da iman etmek farz olur Tafsîlî iman, imanın en geniş şeklidir İman esaslarının hepsini içine alır [1]
--------------------
[size="3">[1] Buna ayrıca "][/size]C) İMANIN ŞARTLARI
İmanın şartları altıdır:
1- Allah’ın varlığına ve birliğine,
2- Meleklerine,
3- Kitaplarına,
4- Peygamberlerine,
5- Ahiret gününe,
6- Kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır
D) İMAN BAKIMINDAN İNSANLAR
İman bakımından insanlar üçe ayrılırlar:
1 Mümin: İslâm dininin iman ve itikat esaslarını gerçekten kalben tasdik edip dili ile söyleyen(ikrar eden) kimsedir Bunların yaptığı bu işe iman denir
2 Kâfir: İslâm dininin iman esaslarına inanmayan Hz Muhammet (sav) in peygamberliğini kabul etmeyen kimsedir Bunların yaptığı bu işe küfür denir
3 Münafık: Müslümanların arasında inandığını söylediği halde kalbi ile İslâm dininin iman esaslarına inanmayan kimsedir Bunların yaptığı bu işe nifak denir Dışı mümin, içi kâfir olanlardır Konuştuklarında yalan söylerler, söz verdiklerinde tutmazlar, emanete hainlik ederler
E) İNANMA İHTİYACI VE ALLAH’A İMAN
İnsan, beden ve ruhtan oluşan bir varlıktır Yeme, içme, nefes alıp verme gibi olaylar bedenimizle; inanmak, sevinmek, mutlu olmak gibi olaylar da ruhumuzla ilgilidir İnsanı diğer yaratıklardan ayıran başlıca özellik, işte budur İnsan, beden ve ruh yapısıyla bir bütündür
İnsan ruh yapısının en belirgin özelliği inanmaktır Yeryüzünde, günümüze kadar inanma ihtiyacı duymamış bir topluluk yoktur Bunu, insanlığın kültür, sanat ve geleneklerinde görmekteyiz
İnanç, maddi hayatımızla da ilişkili bir güçtür İnsanın zorluklara ve güçlüklere karşı dayanıklı olmasını sağlar İnsana çalışma, yaşama ve başarma gücü verir İnsan, hayata inançla başlar ve onunla değer kazanır Çünkü inancı olan kişi, bu inancının gereği olarak kendisine ve birlikte yaşadığı insanlara faydalı olur İnanç, insanı yeni bilgiler kazanmağa götürür Kişi,inancını kuvvetlendirmek için pek çok şeyleri öğrenmek, öğrendiklerini düşünüp değerlendirmek ve böylece hayatını düzene sokmak durumundadır İyiyi, kötüyü, güzeli ve çirkini böylece ayırt edebilenler, ahlâk ve davranış yönünden de kişilik kazanırlar
Demek ki inanç, insanın yaratılışı gereği olan tabiî bir olaydır Bütün insanların buna ihtiyacı vardır
Çevremizde gördüğümüz ve göremediğimiz yüz binlerce varlık vardır Yeryüzünde çeşit çeşit insanlar, irili ufaklı pek çok hayvanlar, renk renk çiçek ve bitkiler görürüz Gökyüzünde de ay, güneş ve sayısız yıldızlar yer alır Bunların hepsini gözümüzün önüne getirip düşünürsek kendiliğinden var olmadığını, bütün bunları yoktan var eden bir yaratıcının bulunduğunu anlarız Evrende hiç bir şey kendiliğinden, kendi kendine var olmuş değildir İşte her şeyi yaratan bu yaratıcı, Allah’tır Gözlerimizle Onu görmesek bile evrenin bu eşsiz düzeni bize Onun varlığını göstermektedir İslâm dininde, bütün evreni ve her şeyi yaratan bu varlığa "Allah" denir Biz Allah’ın varlığına ve birliğine gönülden inanırız
__________________________________________
ALLAH’A İMAN
A) ALLAH VARDIR
Günümüzde insanlar kendi yaptıkları füzelerle aya gidip geliyorlar, uzayda inceleme ve araştırmalar yapıyorlar İnceleme, araştırma aletlerini uydular halinde yörüngelerine yerleştirerek bu uçsuz bucaksız evren hakkında yeni bilgiler ediniyorlar Bu uyduların aracılığıyla her türlü haberleşmeği gerçekleştiriyorlar Biz evimizde oturup telefonla Almanya, Amerika, Avustralya gibi uzak, yakın, ülke ve kıtalardaki yakınlarımızla konuşabiliyoruz Evdeki televizyonumuzla dünyanın her yerinde olup biten her şeyi anında görüp öğreniyoruz Diğer taraftan gözle görülmeyecek kadar küçük varlıkları da mikroskop denilen, küçük canlıları milyonlarca defa büyüten aletlerle inceleyerek bunlar hakkında pek çok bilgiler elde ediyoruz Bütün bu araştırma ve bilgiler sayesinde insanlar daha mutlu ve sağlıklı bir hayata sahip olabiliyorlar Bilgilerimiz arttıkça her şeyi içine alan bu evrenin büyüklüğünü, sarsılmaz düzenini her geçen gün, düne göre daha iyi anlıyoruz
Demek ki evren hakkındaki meraklarımız da artmağa devam edecektir Bununla beraber evren hakkındaki meraklarımız da her gün artacaktır Öyle ise bu evrende görüp öğrendiğimiz hassas düzen kimin eseridir? Etrafımızda bulunan her şey, kullanıp yararlandığımız her türlü eşya kendiliğinden meydana gelmemiştir Her şeyin bir yaratıcısı, meydana getireni vardır Sınıfınızdaki tahtada bir yazı ve çizilmiş bir resim gördüğünüz zaman bunu yazanı ve çizeni araştırırsınız Bu yazı ve resmin kendiliğinden çizildiğini söyleyemezsiniz Öyle ise her şeyin bir yapıcısı, var edip ortaya getireni vardır Yediğimiz ekmek, okuduğumuz kitap kendiliğinden bu hale gelmemiştir İşte evrendeki her şeyin meydana gelip var olması, kusursuz bir hareket içinde bulunmaları, aksamayan bir düzenle varlıklarını sürdürmeleri kime aittir "Gökleri ve yerin sırları Allah’a aittir " (Şûra Sûresi, 12 âyet )
Biz yüce Allah’ın varlığına, bir tek oluşuna ve Kur’an-ı Keriminde geçen bütün sıfatlarına her türlü şüphe ve tereddütten uzak olarak kesin bir şekilde inanıyoruz
B) ALLAH'IN SIFATLARI
Yüce Rabbımız Kur’an-ı Keriminde kendisini daha iyi anlayıp kavrayabilmemiz için bir takım sıfatlarla nitelendiğini bize haber vermiştir Bu sıfatları daha iyi değerlendirebilmek için üç kısımda ele almamız gerekir
I Allah’ın Zâtî Sıfatları
Bu sıfatlar yalnızca Allah’a mahsus olan, başka varliklarda bulunmayan sifatlardir Bunlari şöyle siralayabiliriz:
1- Vücûd: Allah’ın var olması demektir Onun varlığı kendindendir, var olması kendi zâtının varlığı gereğidir Diğer varlıklar gibi kendisini var edecek bir başkasına ihtiyacı yoktur Zaten başkasına muhtaç olan ilâh olamaz Allah’ın varlığı her şeyden öncedir Halbuki etrafımızda gördüğümüz bütün varlıklar sonradan meydana gelmiştir Sonradan var olanlar, adından anlaşılacağı üzere bir başkası tarafından var edilmişlerdir; yani bunlar var olabilmeleri için Allah’ın kendilerini var etmesine muhtaçtırlar Yüce Allah kendisinden olan bu varlığını devam ettirmek için de hiç bir yere ihtiyaç duymaz Onun yok olduğu hiçbir an düşünülemez
2- Kıdem: Allah’ın varlığının ezelî olması, başlangıcının evvelinin, öncesinin olmaması demektir Hiçbir şey yok iken, bu evren yaratılmadan önce de O vardı Allah’ın varlığı şu anda, önceki tarihlerde başlamıştır demek asla doğru olmaz Böyle bir tarih vermek ancak sonradan olan varlıklar için söz konusudur; çünkü onlar önce yok iken sonradan varolmuşlardır "O, her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı sondur; varlığı apaçıktır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir O her şeyi bilir " (Hadid Sûresi: 3 âyet )
3- Bekâ: Allah’ın sonsuza deşin ebedî olarak varolması demektir Allah ezelden beri varolduğu gibi sonraya doğru da, ebediyen varolacaktır Onun için yokluk, yok olduğu an düşünülemez Bu ancak sonradan bir başkası tarafından var edilenler için söylenebilir; çünkü onlar önce yok iken, sonradan varolmuşlardır " Yeryüzünde bulunan her şey fânîdir, gelip geçici, yok olucudur Ancak Yüce ve Cömert olan Rabb’ımızın varlığı bâkîdir, ebedidir, son bulmaz " (Rahmân Sûresi: 26-27 âyetler )
4- Vahdaniyet: Allah’ın bir ve tek olması demektir O zâtında, sıfatlarında ve işlerinde bir olup eşi, benzeri ve ortağı olmayandır İslâmiyet Allah’ın tek oluşu inancı üzerine kurulmuş bir dindir ve bu özelliği ile diğer ilâhî dinlerle aynıdır " Ey Muhammet deki: Allah bir tektir, O hiçbir yere muhtaç değildir Doğurmamış ve doğmamıştır Hiçbir şey Ona denk değildir " (İhlâs Suresi )
5- Kıyam Bi-nefsihi: Varlığının kendisinden olması demektir O varlığı için bir iken Allah kendi zâtının gereği olarak vardı Varolması varlığını devam ettirmesi için hiçbir şeye muhtaç değildir Her şeyin yaratıcısı olan Allah dilerse onları var eder, varlıklarını devam ettirir, dilerse yok eder " Allah, Ondan başka tanrı olmayan diri ve her an yaratıklarını gözetip duran, hiçbir şeye muhtaç olmayandır " (Al-i Imran Sûresi: 2 âyet )
6- Muhâlifetün li’l - Havâdis: Sonradan olanlarla benzememek demektir Allah sonradan varolan varlıkların hiçbirine benzemez Biz Onu nasıl düşünürsek düşünelim, O bu düşündüklerimizden, hatır ve hayalimizden geçen şeylerin hepsinden başkadır ve hiçbirisine benzemez "Onun benzeri hiçbir şey yoktur O işitendir, görendir " (Şûra Sûresi: 11 âyet )
II Allah’ın Sübûtî Sıfatları
Bu göreceğimiz sıfatların benzerleri sınırlı ve vasıtalı olarak insanlara verilmiş olsa da, Allah’ın kendisine has olan bu sıfatları sınırsızdır ve herhangi bir vasıtaya muhtaç değildir
1- Hayat: Allah’ın diri ve canlı olması demektir Allah ezelî ve ebedî olan hayat ile diri ve canlıdır Onun için ölüm, uyku, dalgınlık, gaflet gibi şeyler asla düşünülemez; çünkü bu ve benzeri şeyler eksikliktir, güçsüzlüktür O daima hayat sahibidir " Ölümsüz, diri olan Allah’a güven, Onu özenerek tesbih et " (Furkan Sûresi: 58 âyet )
2- İlim: Allah’ın her şeyi bilmesi demektir Evrendeki hiçbir şey Onun bilgisinin dışında değildir Allah’ın ilmi her şeyi kuşatmıştır Onun ilmi ezelîdir, sınırsızdır, hiçbir şey Onun ilminin dışında meydana gelmez İnsanların ilmi ise, sonradan kazanılan, belli ve sınırlı bir ilimdir " Görüleni de görülmeyeni de bilen, yücelerin yücesi olan Allah’a göre, aranızdan sözü gizleyen ile açığa vuran ve geceye bürünerek ( gecenin karanlığına ) gizlenip gündüz ortaya çıkan arasında fark yoktur " (Râd Sûresi: 9-10 âyetler )
" İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir Göklerde olanları da yerde olanları da bilir Allah’ın her şeye gücü yeter " (Al-i Imran Sûresi: 23 âyet )
3- İrade: Allah’ın dilemesi, istemesi demektir Allah, dilediği gibi hükmeder, istediğini yapar ve bunları yerine getirmek için hiçbir şeye muhtaç değildir Hür serbest olarak dilediğini yapar, dilediğini yapmaz Evrendeki her şey Onun bu sıfatı ile yaratılmakta ve meydana gelmektedir
"Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece OL demektir ve o hemen oluverir " (Nahl Sûresi: 40 âyet )
4- Kudret: Allah’ın gücü olması, istediği her şeyi yapabilmesi demektir Allah’ın evrende dilediği gibi hükmetmesi, tercihini kullanmaya gücünün, kudretinin yetmesi demektir Allah’ın sonsuz, bitmek, tükenmek bilmeyen kudreti ve gücü vardır Onun ezelî olan güç ve kudretinin dışında kalan hiçbir şey yoktur Dilerse bu evren gibi daha bir çok evrenler yaratmağa gücü yettiği gibi, yaratıkları bir anda yok etmeğe de gücü yeter Yıldızlara, aya, güneşe bakarak bu gücün büyüklüğünü, sınırsızlığını, ebediliğini daha iyi kavrarız
"Şüphe yok ki Allah her şeyi yapmağa, her şeye güç yetirmeğe kâdirdir " (Bakara Sûresi: 20 âyet )
5- Semi: Allah’ın her şeyi işitip duyması demektir Onun işitmesine hiçbir şekilde sınır ve kısıtlama yoktur İnsanlar belli şiddetteki sesleri işitebilirler İşitmek için bir takım araçlara ve organlara sahip olmak gerekir Arada hava olmasa, insanlar birbirlerini duyamazlar Allah’ın işitmesi doğrudan doğruyadır Bu türlü araçlara, organlara ihtiyacı yoktur
"Şüphe yok ki Allah işitendir, bilendir " (Bakara Sûresi: 181 âyet ),
"Bilin ki, Allah işitir ve bilir " (Bakara Sûresi: 244 âyet )
6- Basar: Yüce Allah’ın her şeyi görüp gözetmesi olmak demektir Onun görmesinden hiçbir şey uzak ve gizli değildir, göremeyeceği hiçbir şey ve yer yoktur Onun görmesine uzaklık, yakınlık veya aşırı aydınlık gibi yaratıklarla ilgili şeylerin hiçbir şekilde etkisi olmaz Her yerde olup biten her şeyi görür, bilir ve anında haberi olur
"Allah yaptıklarınızı hakkıyla görür " (Enfal Sûresi: 244 âyet )
7- Kelâm: Yüce Allah’ın konuşması ve söylemesi olmak demektir Allah’ın konuşması, sese ve harflere ihtiyaç duymadan olur Bu ezelî ve ebedî olan sıfatı ile peygamberlerine söylemiş emirler vermiş yasaklarını bildirmiştir İşte böylece ilâhî kitaplar meydana gelmiştir Yüce Allah’ın konuşamaması, dilsiz olması asla düşünülemez
"Allah Musa’ya da hitap ile konuştu " (Nisa Sûresi: 169 âyet )
8- Tekvin: Yüce Allah’ın yoktan var edip yaratması demektir şu evrende var olan ve varlığını devam ettirmekte olan her şeyi O, ezelî ve ebedî olan tekvin sıfatının gereği olarak yaratmıştır Allah’ın yaratmak, yaşatmak, rızkları vermek, bol bol nimetler ihsan etmek, ödüllendirmek, cezalandırmak, affetmek, öldürmek, diriltmek gibi bütün işleri bu sıfatının gereğidir
"Allah önce mahlûkatı yaratır, ölümden sonra onu tekrar diriltir Sonunda Ona döneceksiniz " (Rûm Sûresi: 11 âyet )
III Allah’ın Fiilî Sıfatları
Yüce Allah’ın fiilî sıfatları pek çoktur; bunların hepsini saymak mümkün değildir Ancak bunlara birkaç örnek vermekle yetinelim
Halk: Yaratmak demektir Bütün varlıkları yaratan Hz Allah’tır Hiçbir mahlukun herhangi bir şeyi yaratmağa gücü yoktur
İnşa: Yoktan var etmek demektir Evrendeki tüm varlıkları yoktan var eden Yüce Allah’tır Yaratıklarınsa yoktan var etme gücü yoktur
İbda': Yüce Allah'ın, aslı ve benzeri olmaksızın icat etmesi demektir
İhya: Yüce Allah’ın diriltmesi demektir Bir yaratığa can verip onu yaşama ulaştırmak, diriltmek ancak Allah’a mahsustur
İmate: Yüce Allah’ın öldürmesi, hayata son vermesi demektir Bir yaratığa can veren Hz Allah dilediği zamanda onun yaşamına da son verir
Terzîk: Yüce Allah’ın rızk vermesi demektir Allah (c c ) Rab ol-masının gereği sayısız çeşit ve ihtiyaçta olan mahlukatın rızkını da yaratır O, yaşamlarını devam ettirebilmeleri için muhtaç oldukları besinleri yoktan var edip onlara sunar
____________________________________________
MELEKLERE İMAN
A) MELEKLERİN TARİFİ
Melekler, gözle görülmeyen, yemeyen, içmeyen, çeşitli şekillere girebilen, günah işlemeyen, Allah’ın nurdan yaratıklarıdır Kur’an-ı Kerîmde meleklerden çok bahsedilir Biz bu âyet-i kerîmelerden birkaçını zikretmekle yetinelim:
"  Onlar Allah’ın şerefli kullarıdır Allah’ın sözünden önce söz söylemezler ve Onun emrine göre hareket ederler " (Enbiya Suresi: 26 - 27 ayetler)
"O melekler ki Allah Teâlâya, kendilerine emrettikleri şeylerde asla âsî olmazlar, emir olundukları şeyleri yaparlar " ( Tahrim Suresi: 6 âyet )
B) MELEKLERİN ÖZELLİKLERİ
- Devamlı olarak Allah’a ibadet ve itaatle meşgul olurlar,
- Iyilik yaparlar, kötülük yapma kabiliyetleri yoktur,
- Allah’a asla isyan etmezler, karşi gelmezler,
- Erkek ve dişileri yoktur,
- Yemezler ve içmezler,
- Uyumazlar, bizim gibi istirahata muhtaç degildirler,
- Gözle görülmezler,
- Evlenmek ihtiyaci onlarda yoktur
- Nurdan yaratilmişlardir
- Yorulmak, usanmak nedir bilmezler
- Gençlik, yaşlilik gibi durumlara onlarda rastlanmaz
- Bir anda en uzak mesafelere gidebilirler,
- Kanatlari vardir; fakat bu özelliklerini, bizim bildigimiz kanatlarla karşilaştirmamiz dogru olmaz
- Yerlerde, göklerde, her yerde vardirlar ve her birinin kendisi ne ait vazifeleri vardir Bu vazifeleri hakkiyla yaparlar
Biz melekleri göremeyiz; çünkü her şeyin varligi kendine göredir Bizim göremedigimiz daha nice varliklar var! Ruhumuzu, aklimizi görebiliyor muyuz? Ama ruhumuz vardir, ayni zamanda akilliyiz Aklimizi göremiyoruz diye kendimizi akilsiz sanabilir miyiz? Işte melekler de ruh gibi, akil gibi nûrânî bir varlıktır Sağlam bir akıl bize nasıl doğru yolu gösterirse melekler de bizi hep iyiliğe yönelten kuvvetlerdir Meleklerin varlığını bütün peygamberler ve ilâhî kitaplar haber vermişlerdir İlâhî kitaplar peygamberlere melekler vasıtası ile gelmişlerdir Bunun için, melekleri inkâr etmek aynı zamanda peygamberlerin peygamberliklerini ve ilâhî kitapları da inkâr demektir Bu ise küfürdür Böyle bir duruma düşmekten şiddetle kaçınmak lâzımdır
C) MELEKLERİN ÇEŞİTLERİ
Meleklerin, yapmış oldukları iş ve emr olundukları vazifelere göre çok çeşitleri vardır Fakat bunların en başında dört büyük melek vardır
1 Cebrâil Aleyhisselâm: Cenab-ı Hak ile peygamberleri arasında elçilik vazifesi ile emr olunmuştur Bütün peygamberlere Cenab-ı Hak vahyini bu melek ile bildirmiştir Bütün meleklerin başı olarak Cebrâil ( a s )dan Kur’an’da "Rûhu’l - Kudüs, Rûhul Emîn" gibi şerefli isimlerle bahsedilir
2 Mikâil Aleyhisselâm: Yaratiklarin (mahlûkatın) rızklarına kâinatta meydana gelecek olaylara, tabiat olaylarını yönetmeğe;hastalık, şifa, rahmet, bereket ve benzeri şeylerin kullara ulaştırılması gibi vazifelerle emr olunmuştur
3 İsrafil Aleyhisselâm: Kıyametin kopması için bir de tekrar diriliş için olmak üzere iki kere sûr üfürmekle vazifelidir Kur’an’da şöyle bahsedilir:
"Sûr üfürülünce, Allah’ın dilediğinden başka göklerde ve yerde ne varsa hepsi öleceklerdir Sonra sûr bir kere daha üfürülür Onlar hemen ayağa kalkarak bekleşirler " ( Zûmer Sûresi: 68 âyet )
4 Azrail Aleyhisselâm: Eceli gelenlerin, Allah’ın izni ile ruhlarını almakla vazifelidir Dilimizde buna " can almak " denir Nitekim Kur’an’da da şöyle buyrulur:
"  Size memur olan ölüm meleşi caninizi alacak, ondan sonra da Rabb’inize döndürülüp götürüleceksiniz " ( Secde Sûresi: 11 âyet )
Bunlardan başka yapmiş olduklari vazifelere göre şu melekleri sayabiliriz:
Suâl melekleri: Bunlar Münker ile Nekir adli meleklerdir Ölü, mezara konup üzerine toprak atildiktan sonra bu melekler gelip "Rabb’in kimdir Dinin nedir Kitabın nedir Peygamberin kimdir" sorularını sormakla vazifelidirler
Hafaza Melekleri: Bunlar insanları muhafaza eden meleklerdir
Kirâmen Kâtibîn: Bunlar insanların iyi ve kötü amellerini yazmağa memur meleklerdir Öyle ki, bunlar insanların hayatının tamamını, gecesini gündüzünü filme alırcasına kaydederler
"Halbuki sizin üzerinizde bekçiler vardır Bunlar şerefli kâtiplerdir Sizin bu işlediklerinizi bilirler " ( Infitar Sûresi: âyet 10 - 12 )
Bunlardan başka "Hamele-i arş melekleri, cennet ve cehennemde görevli olan melekler" gibi daha pek çok çeşitli vazifeler gören melekler vardır Bir de bazı melekler vardır ki, "Karûbiyyun veya Mukarrabûn" adını alırlar Bunların vazifesi Allah’a ibadettir Yaratıldıkları gün ibadete başlamışlar, Allah’ın dilediği güne kadar da ibadete devam edeceklerdir
D) MELEKLERE İMANIN, FERT VE TOPLUM HAYATINDAKİ ETKİLERİ
Müslümanlıkta itikat esaslarından her biri, bir amel ve hareketin temelidir Bu nedenle iman esaslarının yaşanması gerekir Melek inancı, tabiî olarak günlük hayatta insanı daima iyi işler yapmağa, doğru kararlar vermeğe ve dürüst olmağa yöneltir Bir kere yaptığı iyiliklerin ve kötülüklerin "Kiramen Kâtibîn" melekleri tarafından tespit olunduğunu, kaydedildiğini, bilinçli olarak kavrayan insan, her halde amel defterine kötülük yazılmasını istemez Attığı her adımın ilâhî bir gözetim altında olduğuna inanan insanların kıyamet gününde Rabb’ına karşı kara yüzlü çıkmak istemez İşte melek inancının temelinde insanı iyiliğe sürükleyen böyle itici bir kuvvet vardır Meleklere inanan insan bilir ki, kendisini iyiliğe çağıran, meleğin sesidir Kötülüğe çağıran ise, şeytanın sesidir Cenab-ı Hak kullarına karşı o kadar merhametlidir ki, insana düşman olan şeytana mukabil insana yardımcı ve şeytanın hilelerine karşı onu koruyucu olarak sayısız melekler yaratmıştır Bu melekler insanlara günlük hayatta daima "Salih ameller = iyi ve faydalı işler" yapmalarını ilham ederler Nitekim Peygamber Efendimizin şu mübarek sözleri daima hatırlarımızdan çıkmasın:
"O fiskosları yapan, aklını çelmeğe çalışan şeytandır Ve gizli ses de onun bu sesidir Bundan Allah’a sığınmak gereklidir
Eğer içinden gelen ses, hak ve hayra çağırıyorsa bilsin ki o ses, melek tarafındandır, Allah’tandır Bundan ötürü Allah’a hamdetsin ve o yolu tutsun!"
Buna göre ahlâkî olgunluklar, rûhî yükselmeler ve iyilik sahibi olmalar, meleklere şuurlu olarak îman etmekle olur Bunlara iman edilmedikçe ve bu imanin şefkatli sesini kalbimizde hissetmedikçe ahlâk güzelligine kavuşamayiz, rûhî yüksekliği elde edemeyiz
E) CİNLERIN MAHİYETİ
Rabb’ımızın yaratmış olduğu gözle görülmeyen başka varlıklar daha vardır ki; bunların başında cinler gelir Cin Allah Teâlânın tekliflerine muhatap olan ve insanların gözle göremedikleri varlılıklardır Bunların Allah’a iman edenleri bulunduğu gibi inkâr edenleri de vardır Allah’a ilk isyan eden "İblis = şeytan"ın da cinler taifesinden olduğu bilinmektedir
Cinler hava ile karışık alevli bir ateşten yaratılmışlardır Cinler, çeşitli sûretlere girmeye ve zor işleri yapmağa güçleri olan varlıklardır Kısa zamanda bir yerden başka bir yere gidebilme özellikleri vardır
Peygamberimiz (s a v ) hem insanlara hem cinlere peygamber olarak gönderilmiştir Kuran’ı cinlere de okuyarak Allah’ın emirlerini onlara öğretmiştir
___________________________________________
KİTAPLARA İMAN
A) KUTSAL KİTAPLAR
İslâmiyetin iman esaslarından biri de kitaplara imandır Kitaplara iman etmek her müslümana farzdır
Yüce Allah kullarına mutluluk ve saadet yollarını göstermek için içlerinden bazılarını peygamber seçmiş; onlardan bir kısmına melek vasıtası ile kitaplar indirmiş; yaşam kanunlarını koymuş, emirler ve yasaklar koymuş; iyiyi kötüyü, doğruyu eğriyi göstererek bunların sonuçları konusunda insanları aydınlatmıştır Böylece insanlara her iki dünyada da mesut olmanın yolları gösterilmiştir Bu ilâhî mesajların toplamına "İlâhî Kitaplar " veya "Semavî Kitaplar " denir
İlâhî kitaplar, insan cihazının bütün hassasiyetini, yapılış özelliklerini muhafaza ederek sürdürebileceği ideal yaşam biçimi, hayat kanunları ve işleyiş kurallarıdır Yaratılmışların en şereflisi olan insanın, gerek yaratanına, gerekse birbirlerine ve başka varlıklara karşı nasıl hareket edeceklerini, nasıl davranacaklarını ilâhî kitaplar bildirirler Bilinmesi, inanılması gereken meseleleri ve ibadetleri insanlar, sırf kendi akılları ile bulamazlar Öldükten sonraki hayat, âhiret ahvali, iman esasları, ibadet çeşitleri ve şartları, kardeşlik ve yardımlaşma şekilleri v b pek çok konularda insanlar mukaddes kitaplara müracaat etmek zorunda kalmışlardır Eğer Cenab-ı Hak ilâhî kitapları göndermeseydi insanlar büyük bir vahşet içine düşerler, denizin ortasında rotasını yitirmiş bir gemiye dönerlerdi
Ne yazık ki, Hz Adem (a s )'den bizim Peygamberimize kadar gönderilen ilâhî kitaplar, peygamberlerine gönderildikleri şekilleri muhafaza edememişlerdir Hiç değişikliğe uğramadan günümüze kadar ulaşabileni sadece Kur’an-ı Kerîmdir
Biz kitaplara inanırken, onların Allah'ın gönderdiği ilk orijinal şekillerine inanırız Onların hepsinin hak ve Allah tarafından olduklarına iman ederiz
B) KİTAPLARIN ÇEŞİTLERİ
a Sayfa halinde gelenler: Bunlara suhuf(sayfalar) denir
10 sayfa Adem Aleyhisselâma
50 sayfa Şit Aleyhisselâma
30 sayfa İdris Aleyhisselâma
10 sayfa İbrahim Aleyhisselâma gelmiştir
b Dört büyük kitap:
Tevrat: Musa Aleyhisselâma
Zebûr: Dâvut Aleyhisselâma
İncil: İsa Aleyhisselâma
Kur’an: Muhammed Aleyhisselâma gönderilmiştir
C) KUR’AN-I KERİM
Kur’anı Kerim son peygamber Hz Muhammet (s a v )e Allah tarafından Cebrail (a s) aracılığı ile nazil olmuş mukaddes kitapların sonuncusudur Kur’an adı bizzat âyetlerde geçer " Onlar hâlâ Kur’anı gereği gibi düşünmeyecekler mi?" ( Nisâ: 82 )
Kur’an-ı Kerîm, Müslümanların mukaddes kitabıdır Tevrat, Zebur ve İncil’de olduğu gibi Kur’an’da herhangi bir tahrif olmamıştır Kıyamete kadar da olmayacaktır Çünkü Allah ( c c ) Kur’anın muhafaza olunacağını bizzat vaat etmiştir "Kur’anı biz inzal ettik, şüphesiz koruyucuları da biziz " (Hicr:9)
a Nazil Oluşu (Levh-i mahfuzdan yer yüzüne indirilişi)
Kur’an-ı Kerîm, âyet âyet, sûre sûre, ihtiyaçlara cevap olarak 23 senede vahiy yoluyla Hz Peygambere gelmiş, vahiy kâtipleri tarafından yazılmış, yüzlerce hâfız tarafından ezberlenmiş tevatür yoluyla hiçbir değişikliğe ve eksikliğe uğramadan bize kadar gelmiştir
Bu mübarek kitap, Peygamberimize 40 yaşında iken nazil olmağa başlamıştır Milâdî 610 yılının 27 Ramazanında Cebrail (a s)ın "Oku" emrini getirmesiyle Kuran’ın nüzulü başlamış ve 63 yaşında tamamlanmıştır
O lâfzı, manası, üslubu ve bütün yönleriyle Allah kelâmıdır O, ebedî bir mucizedir Hiçbir beşer sözüne benzemez
Kur’an-ı Kerîm 114 suredir Kur’anın ayetleri hususunda ise âlimler farklı görüşler ileri sürmüşlerdir Bu itibarî olup, esasta bir fark yoktur Bazı âlimler sûre başlarındaki besmeleleri ve mukattaa harflerinden bir kısmını müstakil âyet saymışlardır Bazıları da secâvendle ayrılmış olan âyetleri iki ayrı âyet saydıklarından âyet sayısı değişik rakamlarla ifade edilmiştir Bu Kuran’ın kendisinde bir eksiklik veya fazlalık değil, var olanın değişik sayımıdır
Ebu Amr ed-Dâni’ye göre âyetlerin sayısı 6000’dir
İsmail b Cafer’e göre âyetlerin sayısı 6214’tür
Ehl-i Mekke’ye göre âyetlerin sayısı 6219’dur
Ehl-i Kûfe’ye göre âyetlerin sayısı 6236’dır
Basralılara göre âyetlerin sayısı 6204’tür
Şamlilara göre âyetlerin sayisi 6226’dır
Zemahşerî'ye göre âyetlerin sayısı 6666’dır
Kur’anın kelimeleri: 77439, harfleri: 332015’tir
b Toplanışı:
Peygamberimize Kur’an âyetleri ve sûreleri geldikçe Efendimiz (s a v) bunları yanında olan ashabına okurdu Ashap hem duyduğu Kur’an âyetlerini ezberler hem de bir tarafa yazarlardı Ayrıca nazil olan âyetleri yazmakla vazifeli Müslümanlar vardır ki bunlara "vahiy kâtipleri" denirdi Böylece Kur’an-ı Kerîm, Peygamberimizin sağlığında çok sayıda Müslüman tarafından ezberlenmiş, yazılmış ve vahiy kâtipleri tarafından da yazı ile kaydedilmişti Ancak ayrı ayrı olan sayfalar toplanmış değildi
Peygamberimizin vefatından sonra ilk halife Hz Ebû Bekir zamanında Yemâme savaşlarında 70 kadar hafız şehit olmuştu Hz Ömer, Hz Ebû Bekir’e müracaat ederek bizzat Peygamberin sağlığında onun lisanından ezberlenmiş olanlar ölüp gitmeden Kuran’ın kitap halinde bir araya getirilmesini teklif etti Hz Ebû Bekir bir süre düşünüp, istişare ettikten sonra vahiy kâtiplerinden Zeyd bin Sabit’in başkanliginda bir komisyon kurarak titiz bir çalişma yapti Böylece âyet ve sûreler Hz Peygamberin, vahiy kâtiplerine bildirdiği tertip üzere bir araya getirildi
Kur’an-ı Kerîm böylece toplanmıştır Vefatına kadar Hz Ebû Bekir’de kalmış olup sonra ikinci halife Hz Ömer’e geçmiş, daha sonra Hz Ömer’in kızı ve Peygamberimizin eşi olan Hz Hafsa’ya geçmiştir Titizlikle korunan bu nüsha kutsal bir emanet olarak Hz Osman’a intikal edince ilk nüsha esas olmak üzere adedi çoğaltılarak yediye çıkarılmış ve Müslümanların nüfuz bakımından çoğunlukla oturmakta olduğu büyük şehirlere gönderilmiştir Bu çoğaltılan nüshalar da büyük bir şuur ve dikkatle muhafaza olunmuştur Böylece Kur’an bir yandan ezber (hıfz) yoluyla bir yandan da toplanıp yazılarak tevatüren (yalan söylemelerine imkân olmayan çok sayıda kalabalık tarafından günümüze kadar bir harf bile tahrif olunmadan) gelmiştir
Kuran’a sevgi ve saygı duymak, gösterdiği yoldan gitmek, her müslümanın borcudur Kur’an yolu, saadet ve hak yoludur
c Özellikleri:
Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerîm’e bir takım özellikler vermiştir ki, başka hiçbir kitapta bulunmaz:
Tarihî belgelere ait bütün şartları, içinde toplayan yegâne mukaddes kitap, Kuran’dır
Lâfız ve manası ile beraberce Cenab-ı Hak tarafından vahy olunmuş olup bu konuda Cebrail (a s) ve Muhammet (s a v) sadece vasıta olmuştur Kur’an, Allah Teâlâ’nın ezelî kelâmıdır
Peygamberden zamanımıza kadar tevatür yoluyla nakledilmiş ve tevatür yüz binlerce, milyonlarca insan tarafından zamanımıza kadar devam ettirilmiştir
Kur’an kolayca öğrenme özelliğine sahiptir
Kur’an hem lâfız, hem mana bakımından mucizedir İnsanda hayranlık uyandıran bir eşsizliğe sahiptir ve benzeri, insanlar tarafından yapılamayacaktır
Kuran’ın bir başka özelliği ise dünyada başardığı büyük değişikliktir O, (23) yirmi üç sene gibi kısa bir zamanda yüzyıllar boyunca kökleşip yerleşmiş olan putperestlik ve buna bağlı yüzlerce ahlaksızlığı ve yüz kızartıcı ahlâksız adetleri kökünden silip süpürmüştür Kuran’ın en mühim özelliklerinden biri insan ruhunda meydana getirdiği büyük tesir ve buna paralel olarak yaptığı inkılâptır
Kur’an’da çok kısa âyetlerde, çok büyük hakikatler dile getirilmiştir
Namazlarda zorunlu olarak, namaz dışında hükümlerini öğrenip anlamak gayesi ile sürekli olarak okunur
Kur’an, başka kitaplar gibi belli bir millete ve belli bir zamanin ihtilaçlarini karşilamak üzere degil bütün zamanlarin ihtiyacini karşilamak üzere ve bütün insanliga gönderilmiştir
Hakiki mümin Allah Teâlânin bütün kitaplarina inanir ve Hak Teâlânin insanlara son kitabi olan Kur’an-ı Kerîme sarılır, onun hükümlerine riayet etmeğe çalışır Kuran’ın üstünlüğüne dair Peygamberimizin hadis-i şerifleri çoktur Peygamberimizin Kur’an-ı: "  Allah’ın metin bir ipi, açık bir nûru, hikmet dolu bir zikri ve sırat-ı müstakîmdir Alimler ona doymaz mattakiler ondan usanmaz, onun ilmini bilen ileri gider, onunla hükmeden adalet eder Ona sıkı sarılan doğru yola hidayet bulur " hadisi ile ne güzel tanıtmıştır! İslâm âlimleri Kuran’ın üstün özelliklerini tanıtmak için ciltler dolusu eserler yazmışlardır
|