|
Prof. Dr. Sinsi
|
Bu Son Gidişin Miydi Anlayamadım Sevgili..
Bir şehri terk ederken, yaşanmış gerçek zamanlar ve ötesindeki gerçek hayallerin yansıması, mutluluklarla ve hüzünlerle geçen dört yıl  
Bir sonbahar günü, asvalt bir yola basılan ilk adımlarla başladı her şey ve yine kurşuni bir günde yağmuru bekleyen bulutlar arasında onunla ilk buluşma ile devam etti İlk görüşte bu büyük ve yaşlı şehir korkutucu gelmişti Ama yine de geçirilmesi gereken zamanlar vardı ve kendince bu zamanlara sıkıştırılmış binlerce hayal vardı akılda dolaşan, her yabancının bildiğiydi bilinen şehir hakkında ve kimse yoktu tanıtan, sadece bir sima vardı akılda saklanan Kitaplardan başlandı önce tanıma faslına, şiirler vardı şehri anlatan, mısralarda o kadar güzeldi ki bu koca şehir, gerçekte öyle miydi acaba? Kim bilir! Ve ben! İlk hatırladığım, ürkek adımlarla ilerlemeye başlamamdı şehrin kalbine doğru, ne bir resim vardı bildiğim; ne de bir manzara vardı sevdiğim Sadece isimler vardı aklımda kalan Derken ilerledikçe büyümeye başladı şehir, şaşkın gözlerimle beraber!
Bir kıyı çaktı karşıma, dalgaları eski duvarlara vuran, duvarkardan anlaşılabiliyordu ki şehir çok yaşlıydı aslında, kıyı boyunca bir taraf mavi-yeşil deniz, bir taraf ise gri taşlarla uzayıp gidiyordu Evet mavi-yeşil deniz! Mavi-yeşil deniz deyip geçmeyin sakın Bu şehre gelen ilk deniziyle tanışır ve samimiyetinden mi bilinmez ama tanıştım mı sizi bırakmaz her yerde takip eder bu deniz Kıyı bitince bir saray çıktı karşıma önü boylu boyunca denizler savaşıydı sanki Evet bir savaştı Çünkü bütün denizler bu sarayın önünde birleşiyor ve her biri farklı güzelliğini sergilemek için yarışıyordu adeta; belli ki bu sarayı yaptıran bu yarıştaki sessiz çığlıkları duyan birisiydi Sarayın önündeki iskelelerin birinden bir vapura bindim kimse söylemedi bu vapura binmemi ama ben bindim bir sıcaklık vardı içimde sanki Ona yaklaştığımı biliyormuşum gibi
İki parçaydı şehir ve ben onu ilk defa karşı kıyılarda gördüm Güzelliği daha ilk baştan sarsıcıydı, ve hapsetti beni kendine Şehri ve onu tanıma zamanım da böylece başladı! Zamanla hayaller çıkmaya başladı Suyun üstüne önceden belirli kendi özel zamanlarında  
Milyonlarca insan yaşardı bu şehirde, dolayısıyla milyonlarca kalp vardı bu şehirde ve bu kalplerde milyonlarca aşk, milyonlarca anı, milyonlarca ayrılık ve milyonlarca keder Bende öğrndim bu şehirde mutluluğu, aşkı, ayrılığı, kederi! Ve hepsine şahit en samimi dostum mavi-yeşil deniz tıpkı onun gözleri gibi mavi-yeşil olan, her baktığımda beni derinlere götüren o gözler gibi O gözleri görmek için neler yapılmadı ki bu şehirde En sadık arkadaşım mavi-yeşil denizin bile varlığını unuttum kimi zaman Bir saniye bile görebilmek için o gözleri martılarla yarıştım, insanlarla kavga ettim, ama çok görmeyin o gözlerle gördüm kitaplardaki İstanbul’un güzeliğini Mesela kimse bilmez Sarayburnu’ndaki bir ceviz ağacının İstanbul’un en güzel yerini kaptığını ve milyonlarca yaprağıyla milyonlarca kalp gibi attığını, gözleriyle etrafı nasıl izlediğini, ama ben biliyordum Kimse göremez Kadıköy’e vuran bir dalganın uzaklardan birilerine haber getirdiğini ama ben gördüm, kimse duyamaz bir martının çığlığındaki varoluş sevincini ama ben duydum O gözlerle anladım Moda’dan bakıldığında karşıda görünen Sarayburnu ile Fenerbahçe’den bakıldığında görünen adaların farkını, yada boğazdan karşıdaki köşklere bakarken ki mutlulukla, Yeşilyurt’tan belirsiz maviliğe bakarken ki kederin farkını
Hani yedi tepeli şehir demişler ya bu şehre, evet yedi tepeyi görmüşler ama yedi denizli şehir olduğunu bilememişler, onu da ben söyleyeyim Evet yedi denizlidir bu şehir ve her denizde farklı yaşam duyguları vardır ama karışmaz hiçbiri birbirine, denizler akıllıdır, efendidir Her deniz kendi temizler kendi pisliğini ve hepsi de iyi arkadaşımdır benim!
Ne baharlar geçirdim bu şehirde, ne kışlar, ne yazlar ama ben en çok soğuk havalarda sevdim bu şehri, çünkü soğuk havalarda uyanırdı şehir, gösterirdi kendisini kalabalıklar arasından, biz de, her fırsatta attık kendimizi bir parçasına şehrin, bazen mor çiçekler arasında bir parkta bulduk kendimizi, bazen de kırmızılı, beyazlı, sarılı gül bahçelerinde Yemyeşil bir tapeden izledik boğazı Hem de hiç kimse görmeden, yalnız ikimiz, sanki şehrin sahibi ikimizdik, milyonlarca kalp arasında Kimi zaman bardaktan boşanırcasına yağan yağmur altında gördüm, ıslanmış, yaprak yeşili gözlerini, soğuk havalarda ısıttım küçücük ellerini, ayrılınca akşamları birbirimizden, boş sokaklardan dinledim güzelliğini
Ne acılar yaşadık, ne zorluklarla karşılaştık, sarıldık birbirimize her güçlükte, savaştık! Artık bir parçam olmuştu şehir ve O! Ve yitirmemek için o gözleri, o telaşlı elleri güçlü olmaya çalıştım, hayata karşı, çünkü hayat denen şey acımasızdı güçsüzlere biliyordum!
Ve bir sene havalar ısınmaya başladı şehirde, her zaman olduğu gibi, ama bu seferki bir başkaydı sanki, havalar ısındıkça mavi sular gibi buharlaştı duygular, onda, o en çok güvendiğim hiç bir şey değiştiremez dediğim duygular, bir nakış gibi emek verdiğim, her sevgi zerresini oluşturmak için bütün gücümü tükettiğim duygular, uçup gitti elimden, yüzüme bile bakmadan gitti, yitirdim onu, bir bahar günü
Bir süre yalnızlık denen şeyle tanıştım o günden sonra, ama zamanla anladım ki yalnız değilim aslında, koca bir şehir vardı arkadaşım, havalar kararırken, ellerim cebimde dolaştığım boş sokaklar, her anımı izleyen yaşlı ağaçlar vardı beni anlayan Birtek onlar görmüştü gözyaşlarını, kalpteki bıçak yarasını Üzülmek gereksizdi aslında çünkü geçirilecek zamanlar yaşanmış, hayaller gerçekleşmişti Bir şehir ve içinde bir aşk da böylece bitmişti, sarhoş ederek gölgesindekileri  
|