|
Prof. Dr. Sinsi
|
Selçuklu Sultanları
1 İzzettin Keykavus
Sultan I Giyaseddin Keyhüsrev’in büyük oglu Izzeddin Keykâvus babasi ile birlikte Istanbul’da gurbet hayati yasamis ve bu sirada atabeg Emîr Seyfeddin Ay-aba tarafindan egitilmistir Giyaseddin Keyhüsrev Anadolu‘ya dönüp ikinci defa tahta geçince onu Malatya’ya melik tayin etmis ve Seyh Mecdeddin Ishak’i da onun ögretmeni olarak görevlendirmisti
Izzeddin Keykâvus babasinin ölümü üzerine toplanan devlet erkâni tarafindan sultan ilân edildi Konya’dan Kayseri’ye giden devlet adamlari Izzeddin Keykâvus’a haber gönderip onu da Kayseri’ye davet ettiler 21 Temmuz 1211 tarihinde yapilan merasimle Selçuklu sultani ilan edilen Izzeddin Keykâvus taziye ve tebrikleri kabule basladi Baskent Konya’ya hareket edecegi sirada Tokat meliki olan kardesi Alâeddin Keykubad’in ordusu ile Kayseri üzerine yürüdügünü ögrendi Alaeddin Keykubad babasinin ölüm haberini alinca Erzurum meliki olan amcasi Tugrul Sah ile beraber saltanati ele geçirmek için harekete geçmisti Danismendli Zahireddin Ili ve Ermeni kralinin da destegini saglayarak Kayseri üzerine yürüyen Alaeddin Keykubad kardesini muhasaraya basladi Zor durumda kalan Izzeddin Keykâvûs önde gelen emîrleri Mübarizeddin Çavli, Zeyneddin Basara ve Behram Sah’i yanina çagirip onlarin fikirlerini sordu Müzakereler sirasinda Kayseri valisi Celâleddin Kayser müttefikleri birbirlerinden ayirabilcegini söyleyince bu fikir kabul edildi ve vali gece yarisi degerli hediyelerle Ermeni kralinin yanina giderek ona sehzadeler arasindaki taht kavgalarina karismasinin kendisine hiçbir çikar saglamayacagini bildirdi ve onu ordugâhtan ayrilmaya ikna etti
Ermeni kralinin ayrilmasindan sonra Tugrul Sah da Erzurum’a hareket etti Bunun üzerine bir durum degerlendirmesi yapan Alâeddin Keykubad kusatmadan vazgeçerek Ankara istikametinde yola koyuldu Danismendli Zahireddin Ili de Nigde’ye giderek Alâeddin Keykubad adina faaliyetlerine devam etti Kayseri’de karsilastigi tehlikeyi bu sekilde atlatan Izzeddin Keykâvûs birkaç gün dinlendikten sonra Konya’ya hareket etti ve sehrin ileri gelenleri tarafindan törenle karsilandi Tahta çikarilan sultana kurbanlar kestiler, altin ve gümüs saçtilar Çok degerli elbiseler, atlar vb hediye ettiler Bütün devlet adamlari merasimle baglilik yemini (biat) ettiler Sultan da onlara hilatler giydirdi, emlak ve arazi tevcih etti, eski mensûrlari yeniledi Cülûs senlikleri bir hafta devam etti Muhtelif ülkelerden gelen elçiler tebriklerini bildirdiler ve degerli hediyeler takdim ettiler Sultan Izzeddin Keykâvus bu vesileyle Abbasî halifesi Nâsir Lidinillah’a da elçi göndererek cülusunu bildirmis, saltanatinin tasdik edildigini bildiren hakimiyet mensurunu almistir Sultan Seyh Mecmeddin Ishak’i Bagdad’a elçi olarak göndermis ve halifeden Fütüvvet teskilâtina girmek maksadiyla bu teskilâtin sembolü olan Fütüvvet salvarini istemistir Bizans imparatoru Laskaris de sultana elçi göndererek tebriklerini bildirmisti
Sultan Izzeddin Keykâvus devlet islerini yoluna koyduktan sonra Arkara’ya siginmis olan kardesi Alaeddin Keykubad meselesini halletmeye karar verdi Emirlerine haber gönderip Konya’ya çagirdi ve muhasara için gerekli hazirliklari tamamlayip Ankara üzerine yürüdü Uzun süre devam eden muhasara sebebiyle sikinti içinde kalan Alaeddin Keykubad Eyyubî hükümdari el-Melikü’z-Zahir’e haber gönderip sultanla baris yapmasi hususunda tavassutta bulunmasini istedi Ancak bundan bir netice elde edemeyince sehrin ileri gelenlerini toplayip onlarla istisare etti Onlar teslimden baska çare olmadigini söyleyince agabeyi Izzeddin Keykâvus’a haber gönderip kendisine ve sehir halkina aman vermesi sarti ile anlasmaya razi oldugunu bildirdi Bunun üzerine Sultan Seyfeddin Ay-aba, Hüsameddin Çoban ve Seyfeddin Kizil ile görüsüp kardesinin baris teklifini kabul etti ve sehri teslim alarak Alaeddin Keykubad‘i Malatya yakinlarindaki Minsâr kalesinde hapsetti (1213)
Sultan iç meseleleri hallettikten sonra ülkede ticaretin gelismesi için bazi faaliyetlere giristi Kibris krali Hugue ile bir anlasma imzalayarak Avrupali tüccarlarin Kibris üzerinden Anadolu‘ya gelmelerini temin etti Izzeddin Keykâvus ayni maksatla Venediklilerle de bir anlasma imzalamis ve Venedik tüccarlarinin Anadolu‘ya rahatça girip çikabilmelerini saglamistir Sultan Akdeniz ticaretini yoluna koyduktan sonra Karadeniz ticaret yollarini da emniyete almak için harekete geçti Kuzeydeki Samsun ve Sinop limanlari sadece Türkiye’nin ihracat ve ithalati için degil milletlerarasi ticaret için de çok önemli merkezlerdi Bu bakimdan Sinop’u ele geçirmek için plânlar yapmaya basladi ve sonunda sehri karadan ve denizden kusatip Rumlari teslim olmaya mecbur etti (26 Cemayizelâhir 611/2 Kasim 1214) Ertesi gün askerler sehrin karsisinda saf baglayip halkin ileri gelenlerini sultanin huzuruna çikardilar Onlar yer öpüp itaat arzettikten sonra sehrin anahtarlarini da sultana takdim ettiler Sultan bazilarina hilatler verdikten sonra surlardan içeri girdi Divan noterleri tarafindan hazirlanan ahidnâmeyi yaninda bulunan tekfura yemin ettirerek imzalatti Anlasma metninde “es-Sultanü’l-Galib Izzeddin Keykâvus b Keyhüsrev, ben Kir Alexis’e hayatima eman vermek, Sinop yöresi disinda kalan Canit (Canik) ülkesini bana ve evladima birakmak, buna mukabil kendisine her yil 12 000 dinar, 500 at, 2000 sigir, 1000 koyun ve hazineye intikal eden her cins maldan 50 yük hediyeyi kendi hayvanlarimla göndermek, ihtiyaç halinde de kendilerine askerî yardimda bulunmak üzere iki tarafa mensup büyüklerin huzur ve sehadetiyle bu anlasma kabul ve imza edilmistir” ifadesine yer verilmistir Trabzon Komnenoslari bu tarihten Mogol istilâsina kadar Anadolu Selçuklulari’na tabi olarak hüküm sürdüler
Sultan Izzeddin Keykâvus buradan ülkesinin her tarafina fermanlar gönderip her sehirden zengin ve itibarli kisilerin seçilip Sinop’a gönderilmesini emretti Eger bulundugu yerdeki emlâk ve akari dolayisiyla oradan ayrilmak istemeyen olursa emlâkinin devlet tarafindan satin alinarak kiymeti üzerinden ödeme yapilmasini istedi
Sultan Sinop’un fethini, dini ve ticari teskilâtlanmasini imar ve emniyet islerini organize ettikten sonra ordusu ile Sivas’a geldi ve bu zaferde hizmeti görülen beylerine degerli hediyeler ve hil’atler verdi Bu zafer münasebeti ile es-Sultanu’l-Galib ünvanini alan Izzeddin Keykâvus halife ve müslüman hükümdarlara fetihnâmeler gönderdi Sinop’un sahip oldugu siyasî ve ticarî önem sebebiyle Sultan yogun bir imar faaliyeti baslatti Kale ve surlar tamir edildigi gibi medrese ve cami insaatina da baslandi Sinop’un fethine istirak eden emîrlerin deruhte ettigi bu insaat sekiz ay gibi kisa bir sürede tamamlandi (612/1215)
Sultan Sinop’un fethinden sonra Ermenilere karsi sefer hazirliklarina basladi ve 1215 yilinda sefere çikti Karaman, Eregli 1216 yilinda Ermenilerden geri alindi Hanedan mensuplari arasindaki taht kavgalari sirasinda Antalya’daki hristiyanlar geceleyin düzenledikleri bir baskinla Türkleri gafil avlamislar, kadin, erkek, çocuk, ihtiyar demeden kiliçtan geçirmislerdi Bunu ögrenen Izzeddin Keykavus emirlerine haber gönderip derhal Konya’da toplanmalarini istedi ve süratle Antalya üzerine yürüdü Bunun üzerine Hristiyanlar Kibris’taki Franklardan yardim aldilar Sultan manciniklar ve muhasara makinelerini hazirlattiktan sonra sehri karadan ve denizden kusatti Sonunda merdivenler kurularak zirhli piyadeler surlara çikarildi Frank askerleri bertaraf edilerek kapilar açildi ve Türk ordusu sehre yeniden hakim oldu (30 Ramazan 612/22 Ocak 1216) Sehrin idaresi o yöreyi iyi bilen Mübarizeddin Ertokus’a verildi Sultan Izzeddin Keykâvus bir süre imar ve yönetimle ilgili islerin tanzimiyle ilgilendikten sonra Konya’ya döndü Bu zafer fetihnâmelerle komsu hükümdarlara bildirildi
Sultan ayni yil Ermenilere karsi ikinci bir sefere çikti Haleb hükümdari Melik Zahir’e de haber gönderip yardim istedi Fakat Misir Eyyubi hükümdari Melik Adil, Izzeddin Keykâvus’un Haleb’i ele geçirmesinden endise ederek Melik Zahir’i ikaz etti Melik Zahir Ekim 1216 tarihinde öldü ve yerine geçen küçük yastaki oglu Melik Aziz kumandanlar üzerinde otorite kuramadigindan bu yardim tam anlamiyla gerçeklestirilemedi Sultan Maras emîri Nusretüddin ile birlikte Ermeni hakimiyetindeki topraklara girdi ve bazi kaleleri ele geçirdi Keban yakinlarinda vuku bulan savasi kaybeden Ermeni krali baris istedi ve 1218 yilinda iki taraf arasinda anlasma saglandi Buna göre Ermeniler tekrar Selçuklular’a tabi olacak, bazi sinir kaleleri Selçuklulara geri verilecek, Ermeni krali ihtiyaç halinde sultanin emrine asker gönderecek ve yilda 20 bin altin haraç ödeyecekti Sultan da Ermeni krali Leon’a Sis krali ünvanini verecekti Bu anlasmayla Ermeniler itaate alinmis, böylece Anadolu-Suriye ticaret yolunda emniyet saglanmistir
Bu zaferden sonra bir müddet dinlenen Sultan Izzeddin Keykâvus Erzincan Mengücüklü beyi Fahreddin Behram Sah’in kizi Selçuk Hatun ile evlendi Daha sonra Halep’teki bazi devlet adamlarinin daveti ile Haleb’i ele geçirmek üzere yola çikti Selçuklu kuvvetleri 1218 Haziran’inda Tell-Basir’e kadar geldiler Bu sehrin Maras emîrine teslim edilmesi, Eyyûbî meliki Efdal’i endiseye düsürdü ve bazi tahrikler sonucu sultani yalniz birakarak ordudan ayrildi Eyyubî hükümdarlarindan Melik Esref ve Artuklu hanedanindan Artuk Arslan sultanin Haleb’i almasindan korkarak süratle harekete geçtiler ve Selçuklularin öncü birliklerine saldirarak agir kayiplar verdirdiler Bu olaylar üzerine Sultan bir ihanete ugradigini düsünerek Agustos 1218′de geri döndü Sultan çok üzüldügü bu seferin intikamini almak için Artuklulardan Nâsiruddin Mahmûd ve Erbil hakimi Muzafferüddin Kökbörü ile ittifak yapti Hazirliklarini tamamlayip Malatya’ya gittigi sirada hastalandi Firat’in suyunun iyi gelecegi düsünülerek Viransehir’e götürüldü, fakat kurtulamayip 7 Ocak 1220′de öldü Cenazesi Sivas’ta yaptirmis oldugu Dârü’s-Sifa’da topraga verildi 35-40 yaslarinda ölen Sultan Izzeddin saglam bir iradeye sahip zeki bir devlet adami idi Kanunlari adaletle tatbik eder, hiç kimsenin hakkina tecavüz etmezdi Onun devrinde adalet, emniyet, bolluk ve refah vardi Takip ettigi politika ile Türkiye’yi dünyaya ve denizlere açan sahil ve limanlara kavusturmustu Yaptigi anlasmalarla ticaretin gelismesini saglamis, Haçlilarin Istanbul’u isgaliyle ortaya çikan durumdan çok iyi istifade etmis, gerçeklestirdigi fetihlerle devletin nüfuz ve kudretini komsulari üzerinde hissettirmistir Komnenoslar’i, Ermenileri, Eyyubîler ve Artuklular’i kendine tabi kilmistir Diger Selçuklu hükümdarlari gibi o da iyi bir egitim görmüs, engin ve yüksek bir kültüre sahip olmus, Farsça siirler yazmistir Âlim ve sairleri himaye etmis, onlara daima saygi göstermistir Sivas’taki Dârü’s-Sifâ ve Dârü’s-Sihha adli hastahane ve Tip Fakültesi onun tarfindan yaptirilmistir (1217)
2 İzzettin Keykavus
II İzzeddin Keykavus (ö 1279) Anadolu Selçuklu Sultanı ve II Gıyaseddin Keyhüsrev’in büyük oğludur
II Gıyaseddin Keyhüsrev 1243 yılında Kösedağ Savaşı ‘nda Moğol komutanı Baycu Noyan’a yenilerek Antalya’ya kaçmış ve 1246 yılında orada ölmüştü II İzzeddin Keykavus babasının yerine tahta geçti ve aynı yıl içinde kardeşi IV Kılıç Arslan’ı Moğol Hanı Güyük’ün tahta çıkma töreninde hazır bulunmak üzere Moğolistan’a elçi olarak gönderdi Moğollar IV Kılıç Arslan‘dan hoşnut kalarak onu Anadolu Selçuklu Sultanı olarak tanıdılar IV Kılıç Arslan 1248′de Sivas’ta tahta çıktı Böylece II İzzeddin Keykavus ve IV Kılıç Arslan arasında taht kavgaları başladı Üçüncü ve en küçük kardeş olan II Alaeddin Keykubad da taht kavgalarına katıldı Ancak Anadolu‘nun ileri gelenlerinin araya girmesiyle üç kardeş ortak olarak saltanat sürmeye ikna edildiler Böylece 1249 yılında Anadolu Selçuklu Devleti tarihinde 8 yıl sürecek üçlü iktidar dönemi başlamış oldu
II İzzeddin Keykavus Kızılırmak nehrinin batısında hüküm sürdü IV Kılıç Arslan ve II Alaeddin Keykubad da Kızılırmak’ın doğusunda hüküm sürdüler 1256 yılında Moğol kumandanı Baycu Noyan tekrar Anadolu‘ya bir sefer yaptı Aksaray yakınlarında II İzzeddin Keykavus‘un ordusunu yenilgiye uğrattı ve böylece Anadolu tamamen Moğol egemenliğine girmiş oldu Üçlü iktidar dönemi II Alaeddin Keykubad‘ın 1257′da bilinmeyen nedenlerle ölümüne kadar devam etti 1260 yılında II İzzeddin Keykavus Konya’yı bırakarak Kırım’a kaçtı ve 1279 yılında orada öldü IV Kılıç Arslan 1265 yılına kadar tek başına hüküm sürmeğe devam etti
3 Gıyaseddin Keyhüsrev
III Gıyaseddin Keyhüsrev (ö 1282) Anadolu Selçuklu Sultanı ve IV Kılıç Arslan‘ın oğludur
III Gıyaseddin Keyhüsrev babası IV Kılıç Arslan‘ın Moğollar tarafından idam edilmesi üzerine çocuk yaşta tahta çıktı Tahta çıktığında artık Anadolu Selçuklu Devleti tamamen Moğolların egemenliği altına girmişti Anadolu‘da artık ne Moğol ne de Selçuklu egemenliğini tanımayan beylikler ortaya çıkmaya başlamıştı 1277 yılında Memlük sultanı Baybars Anadolu‘yu istila etti ve Selçukluları kendine bağladı Ancak Memlükler uzun süre Anadolu‘da kalmadılar ve egemenlik tekrar Moğolların eline geçti
III Gıyaseddin Keyhüsrev 1282 yılında Moğollar tarafından idam edildi Artık son derece zayıflamış olan Anadolu Selçuklu tahtına amcasının oğlu II Gıyaseddin Mesud (II İzzeddin Keykavus‘un oğlu) geçti
Kutalmışoğlu Süleyman Şah
Selçuk Beyin oğlu Arslan Yabgu’nun torunu ve Selçuklu Beylerinden Melik Şihabeddin Kutalmış Beyin oğlu Gazi Süleyman Şah, Anadolu‘yu baştan başa fetheden ve bir Türk yurdu haline getiren Türk yiğididir
Alparslan‘la birlikte Malazgirt muharebesine iştirak eden Gazi Süleyman Bey, muharebede büyük kahramanlık göstermiştir Zaferin kazanılmasından sonra, Sultan Alparslan, bu namlı kumandanını Anadolu‘nun fethiyle görevlendirdi Gazi Süleyman Bey, kahraman fedâileriyle birlikte Anadolu içlerine dalarak, süratle fetih hareketine girişti ve birkaç sene içerisinde muazzam fetihler yaparak Anadolu‘nun büyük kısmını ele geçirdi
Gazi Süleyman Bey, Artuk, Tutuş, Dânişmend, Saltuk Beyler gibi büyük kumandanları, akıncı bölükleriyle çeşitli bölgelere göndermişti Bu kumandanlar zaferler kazanarak Anadolunun bir Türk ülkesi olmasını temin etmişlerdir
Anadolu‘daki fetih ordusu, Kayseri civarında Bizans ordusuyla yaptığı savaşı kazandı ve hiçbir engelle karşılaşmadan Marmara sahillerine, İzmit’e kadar ilerledi Süleyman Bey, Konya ile birlikte bütün orta Anadolu‘yu fethetti 1075′te de mühim bir Bizans şehri olan İznik ve havalisini ele geçirerek İznik’e yerleşti
Gazi Süleyman Beyin Anadolu‘daki fetihleri bütün İslam beldelerinde sevinçle karşılanmaktaydı Sultan Melikşah da çok sevdiği Süleyman Beyin muvaffakiyetlerinden dolayı, her vesileyle sevincini belli ediyordu Sultan Melikşah, 1077′de, Gazi Süleyman Bey’i, Anadolu sultanı olarak ilan etti Böylece, payitaht İznik olmak üzere Anadolu Selçuklu Devleti, tarih sahnesine çıkmış oluyordu
Süleyman Şah, Bizans’ın içişlerine de karışıyor, desteklediği şahsı kral yaptırıyordu Nitekim, krallığını ilan eden Bizans kumandanı Botaniates’i desteklemiş ve bu kumandanın yanına iki bin asker vererek, tahtı ele geçirmesine yardımcı olmuştu
Askerlerine ve halka son derece iyi davranan ve adaletle iş ören Süleyman Şah, gayrimüslim yerli halkın da takdirini kazanmıştı İç isyanlar ve kötü idare yüzünden perişan olan yerli halk, Süleyman Şah idaresinde huzur ve sükûna kavuşmuşlardı Bir yandan fetihler devam ederken, diğer yandan fethedilen topraklara, atalar yurdundan Türkler getirilip yerleştiriliyordu Azerbaycan, Türkistan ve Horasan’dan onbinlerce Türk Anadolu‘ya göç etmeye başlamıştı Süleyman Şah, Kapıdağı yarımadası ile Çanakkale Boğazı’nın Asya sahillerini de ele geçirdi İstanbul Boğazına kadar olan kısımlar, daha önce ele geçirilmişti Öyle ki, Selçuklu orduları Üsküdar’a kadar gelmiş ve hasretle İstanbul’u temaşa etmişlerdi
1081′de yapılan anlaşmaya göre, Selçukluların Marmara sahillerine kadar bütün Anadolu‘ya sahip oldukları Bizanslılarca da kabul edilmiştir
Süleyman Şah, 1082 yılında Çukurova’ya girdi ve ilk önce Tarsus’u fethetti 1083′te ise Adana, başta olmak üzere bütün Kilikya (Adana civarları) beldelerini, hakimiyeti altına aldı
Süleyman Şah’ın en büyük arzusu, Antakya’yı ele geçirmekti Bu maksatla yola çıktı Harekâtını gizli tuttu 12 gün boyunca, gündüzleri konaklamak ve geceleri yol almak suretiyle ordusunu ilerletti 13 Aralık 1084 günü, Antakya önlerine geldi ve ani bir hücumla şehri ele geçirdi Şehrin büyük kilisesini, camiye çevirdi İlk cuma namazında 120 müezzin bir ağızdan Ezan-ı Muhammedi’yi okudu Süleyman Şah, şehrin ahalisine çok iyi davrandı ve şehri baştan başa imar ettirdi Daha sonra, Anadolu‘daki fetih harekâtını devam ettirdi Kumandanlarını çeşitli bölgelere gönderdi Bunlardan Buldacı Bey, 1085 başlarında Maraş, Elbistan, Göksun ve Besni kalelerini fethederek, bu bölgeleri ele geçirdi
Bu esnada Çaka Bey, İzmir’i fethetmiş, İzmir Körfezinde büyük bir donanma kurdurarak, Selçuklu Devletinin ilk deniz kuvvetlerinin kurucusu olmuştu
Gümüştekin Bey ise, Urfa ve Antep çevresini fethetmişti 1085′e doğru, bütün beylikler bir araya getirilmiş ve Anadolu‘da kuvvetli bir devlet doğmuştu Süleyman Şah, Kurucusu olduğu devletin birliğini temin etmişti 1105′e doğru, bütün Anadolu, Türklerin eline geçmişti Anadolu fâtihi Süleyman Şah, devlet idaresinde de maharetini göstermiş, ele geçirdiği topraklara kök salmak için Müslüman ahalinin Anadolu‘ya yerleşmesini temin etmişti
Süleyman Şah, zaferden zafere koşarken, Sultan Melikşah‘ın kardeşi Sultan Tutuş da saltanat hevesine kapılmış, Suriye’de bir devlet kurmak maksadıyla, sağa sola saldırmaya başlamıştı
Süleyman Şah, Sultan Tutuş’un bu hareketlerine dur demek maksadıyla, ordusuyla birlikte Tutuş’un üzerine yürüdü İki ordu, 5 Haziran 1086′da, Halep yakınlarında karşı karşıya geldi Muharebenin en şiddetli safhasında, bir kısım askerler, Süleyman Şah’ın safını terk ederek karşı tarafa geçtiler Bunun üzerine, Süleyman Şah’ın ordusu bozuldu Kendisi de muharebe meydanında vuruşurken şehid düştü
Süleyman Şah
Süleyman Şah, (?-1227) ErtuğrulGazi’nin babası, Osmanlı Devleti’nin kurucusu olan Osman Bey‘in dedesidir Oğuzların Kayı boyundandır Doğum yeri ve tarihi hakkında kesin bilgiler yoktur
12 yüzyılın sonlarında Türkistan’da doğduğu[kaynak belirtilmeli] ve Kayı boyunun reisi olduğu bilinir Moğol hükümdarı Cengiz Hanın Orta Asya’daki istilâsı üzerine, 13 yüzyılda Türkistan’dan batıya doğru göç etmeye karar vermiştir Türkistan’dan 50,000 kişiyle Kuzey Kafkasya üzerinden Doğu Anadolu‘ya gelerek, 1214’te Erzincan ve Ahlat taraflarına yerleşti Aynı boya mensup bazı aşiretlerde Diyarbakır, Mardin ve Urfa’ya yerleştiler Anadoluya başlayan Moğol saldırılarında güç duruma düşen Selçuklu Ordusuna verdiği destek nedeniyle Selçuklu Sultanı tarafından Söğüt Yöresi kendilerine yurtluk olarak verildi Daha sonra hıristiyanlığın önemli bir merkezi olan İznik’i fethetti Ancak Mısırda kurulmuş olan başka bir Türk devletinin Anadoluya doğru harekete geçtiğini öğrenerek derhal Suriye’ye geçti Yapılan savaşta yaralanarak Fırat nehrine düşerek boğuldu Daha sonra onun Suriye’ye gidişinden faydalanarak toparlanan Bizans Askerleri İznik’i geri aldı
1 Rükneddin Mesud
Anadolu Selçuklu Devletinin dördüncü sultanı Birinci Kılıç Arslan‘ın oğlu olup, 1096 yılında doğdu İyi bir tahsil, terbiye ve tâlim görerek yetişti Devlet idâresinde tecrübe sâhibi olabilmesi için Kayseri emirliğine tâyin edildi
Babasının 1107′de ölümünden sonra iki sene sultanlık yaptı Ağabeyi Şehinşâh’ın İran’dan Anadolu‘ya dönerek Malatya’da kendisini sultan îlân etmesi, Sultan Mesud’a saltanatının meşrûiyetini kaybettirdi Şehinşah’ın Konya’ya gelmesi üzerine Kayseri’ye çekildi Kayınbirâderi Melik Gâzinin desteğini sağladı 1116 yılında gerekli gücü temin edince Konya tahtını tekrar elde etti Fakat kardeşi Arab’ın sultanlığını tanımaması, başlangıçta hâkimiyetinin Konya ve Kayseri dolaylarına inhisâr etmesine sebep oldu
Sultan Mesud, Süleymân Şah ve Birinci Kılıç Arslan gibi Anadolu‘yu tek elde birleştirmek istedi Danişmendlilerle berâber Bizans saldırılarına karşı başarı sağladı Melik Mehmed’in ölümüyle Danişmendliler arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklardan istifâde ederek Ankara, Çankırı ve Kastamonu havâlisinde Selçuklu hâkimiyetini yeniden kurdu 1144′te de, Malatya ve Elbistan’ı zapt ederek Anadolu‘da Selçuklu üstünlüğünü sağladı Göçebe Türkmenleri, Gediz ve Menderes havâlisinde yerleştirdi Haçlıların elinde bulunan Maraş ve Göksun gibi kaleleri kurtarmaya teşebbüs etti Bizans İmparatoru Manuel, Türkiye Selçuklularını ezmek için Konya’ya yürüdü Sultan Mesud, Bizanslıları yendiyse de bundan faydalanamadan İkinci Haçlı Seferi başladı Sultan Mesud, Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Üçüncü Konrad idâresindeki Haçlı ordusunun büyük bir kısmını Eskişehir yakınlarında perişân etti Konrad İznik’e çekilirken, güneye sarkan kalıntılarını da Sultan Mesud, Toros geçitlerinde ortadan kaldırdı Fransa Kralı St Louis komutasında ilerleyen Haçlı kolunu ise Yalvaç civârında yenen Sultan Mesud, bu zaferleriyle Türkiye Selçukluları Devletinin şânını ve kendi nâmını bütün dünyada yüceltti Abbâsî halîfesi, Selçuklu sultanına hil’at ve sancak gibi hâkimiyet alâmetleri göndererek kendisini tebrik etti
İkinci Haçlı Seferi sonunda Antalya’dan gemiye binerek Suriye’ye geçen Fransa Kralı St Louis’in ordusunun artıkları, Türklerin hücumları ve Rumların yağmaları, açlık ve hastalıkla perişan oldu Türkler, bu Haçlılara acıyarak kendilerine ekmek ve para dağıttılar Türklerin şefkat ve merhametini gören 3000′den fazla Frenk, Müslüman oldu Rumların hıyânetini ve Türklerin insanlığını anlatan bir Haçlı yazar: ‘Ey hıyânetten daha zâlim olan merhamet!’ feryâdıyla Türklerin, şefkat ve iyilikleriyle Haçlıların dinlerini satın aldıklarını, bununla berâber din değiştirme husûsunda hiçbir baskı yapmadıklarını da ilâve eder Böylece, Bizanslılara dindaş diye yardıma gelen Haçlılar, bu seferler sonunda Rumlara düşman ve Türklere hayran olarak döndüler Sultan Mesud, bu başarılarından sonra Suriye’de ve Maraş civârında Haçlıları yenerek Maraş, Göksun, Antep, Raban ve Delûk’ü alarak Frenkleri kovdu Danişmendlileri kendisine bağladı Klikya Seferine çıktıysa da yarıda kaldı
1155′te ölmeden önce büyük oğlu Kılıç Arslan‘ı veliaht tâyin etti ve ülke topraklarını üç oğlu arasında paylaştırdı Birinci Rükneddîn Mesud, Amasya civârında, medrese, han, hamam ve imâretle îmar ettiği Simre kasabasındaki türbesine defnedildi Kırk yılı aşan saltanat süresinde, Bizans ve Haçlı seferlerine karşı koyarak, Türk-İslâm nüfuzunun Anadolu‘da hâkimiyetinin ve İslâm âleminin bekçiliğini yapan Sultan Mesud, Anadolu‘yu Türkler için vatan hâline getirdi Batı kaynakları, târihte ilk defâ onun devrinde Anadolu‘dan Turchiae (Türkiye) adıyla bahsettiler Adâleti ve sağlam idâresi sâyesinde, Hıristiyanları bile Bizans’tan koparıp kendisine bağladı Anadolu‘da Selçukluların köklü îmar faaliyetleri de onunla başladı
Mezarı
Fırat nehri kıyısında yer alan hâla bir Türk Şehri olarak bilinen Halep’te Caber Kalesi nde bulunmaktadır Osmanlı Devleti yıkılınca, Suriye sınırları içerisinde kalan, ancak Ankara Antlaşması’na göre Türkiye toprağı sayılan Caber Kalesi içinde yer alan Türbesinde Türk bayrağı dalgalanmakta, Türk askeri beklemektedir Lozan Antlaşması’na göre de kutsal Türk toprağı sayılmaktadır
Oğulları
Süleyman Şah’ın Sungur Tigin, Gündoğdu, Osman Gazi Dündar ve Ertuğruladında dört oğlu vardı Sungur Tigin ve Gündoğdu, kabileleriyle birlikte yurtlarına döndü Dündar Bey ve ErtuğrulGazi, 400 çadırlık aile efradıyla beraber yaşadığı Söğüt’e döndü
Selçuklular ve Süleyman Şah
Doğu Anadolu‘da Sürmeli Çukur’da Moğollarla savaşan Anadolu Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubad‘ın kuvvetlerinin az olduğunu gören Süleyman Şah, ona yardım etti Alaeddin Keykubad, Süleyman Şah’a hediye olarak Domaniç yaylasını yazlık, Söğüt ovasını da kışlak olarak verdi ve Kayı boyu Anadolu‘ya yerleşti
Yaşamış olduğu yerler
Urfa, Suriye, Irak, Hasankeyf
|