|
Prof. Dr. Sinsi
|
Yörük Sözlüğü
- E -
Eylenmek: oyalanmak
Eşik: elma kekeci, kapı girişi
Enlemek: kuzu ve oğlaklara belirtici işaret koymak
Eğlemek: oyalamak, bekletmek
Eğlenmek: dalga geçmek, zevklenmek
Elcek: çobanın bağcak ipi ile koluna bağladığı haberci koyun
El: yabancı, il, el
Eletmek: haber vermek, çağırmak
Emsiz: beceriksiz
Eğleşmek: uğraşmak, vakit geçirmek
Etraf: çevre
Emlik: geç doğan ve anasını emen kuzu
Engin: alçak, yüksek olmayan, kısa
Enik: köpek yavrusu
Eşmek: kazmak, deşmek
Ergin: olmuş, yetişmiş
Esik : çukur,boşluk
Ergen: yeni yetme genç
Etmek: yapmak, eylemek, kılmak
Evmek: acele etmek
Evtinmek: oyalanmak
Eğirmek: yünden kirmanla ip yapmak
Evermek: çocuğu evlendirmek
Ermek: erişmek, ergin, ulaşmak, varmak, olmak, yetişmek
Er: erken
Erinmek: tembellik
Engeç: ençok
Eringeç: tembel
Eğri: düz olmayan, yanlış
Enderde: orda
Eşlerin birbirine hitap sözcükleri: er, koca, herif, bey-avrat, hatun, hanım, kadın, kız
Er kalkmak: erkence, şafakla birlikte
Ekelge: tahıl ekilmeye uygun arazi, yer
Entari: fistan, kadın elbisesi
Epeyi: çok
Essah: doğru
Eyleşmek: yerleşmek,oturmak
- F -
Fıcıtmak: fırlatmak, atmak
Fırtmak: yerinden çıkmak, fırtık
Fırdolayı: etrafı, çevresi
Fıyık: ıslık, sıtlık
Filik: tiftik keçisi tüyü, angora
Ferik: tavuk civcivi
Fingirdemek; oynaşmak
Feldirdemek: şaşkınlık ve korku nedeniyle eli ayağı titremek
- G -
Göğermek-güvermek: yeşermek
Güzle: sonbaharda yerleşilen yer
Gevmek: ısırmak, dişlemek, çiğnemek, ezmek
Gocuk: mont
Gubarmak: şişinmek, dayılanmak
Gedik: bel, dağ geçidi, araf, boşluk, eksik
Göynük: çok olmuş,çürümüş, eskimeye yüz tutmuş
Girgeç: girişken, sosyal, atak
Gözünün feri, çırası (ışığı) sönmüş: kör olmuş
Güleç: güler yüzlü
Gunnamak: yavrulamak, doğurmak
Geç: yetişememek, ilerle
Gine-yine: tekrar (gına geldi, çok uzadı)
Gocunmak: alınmak
Güdük: kısa
Güç: zor
Gürleme: kuvvetli yüksek ses
Göde: şişman, göbekli
Göçük, göçkün: yıkık, çok hasta, halsiz, geçkin
Gavurga: Kavrulmuş buğday
Gıdım gıdım: azar azar
Gücenmek: darılmak, incinmek, küsmek
Gök: açık mavi, turkuaz rengi tonu
Göğ, göv: olmamış, ham
Geğirme: mideden gelen ses
Gözü kamaşmak: gözünü almak, şaşırmak
Gönül: iç
Gıpran: toplan, hareketlen, davran
Gubat: kaba, uygun olmayan, patavatsız
Guz: gölgeli yer, dağın güneş görmeyen yamacı
Gelep: bir tutam ip
Gevrek: kuru, çabuk kırılan, çıtır çıtır
Gugumavvuk: baykuş
Gam, kasavet: üzüntü
Gurka yatmak: kuşun yumurtalarının üzerinde yatması
Gözer-kalbır: büyük elek
Geçek: geçit, yol, yaka
Gebermek: ölmek
Gaga: mıdık, ibik
Gurbet: yabancı yer, yadel
Gelipbatır: işte geliyor
Gerneşmek: kollarını yana açıp,derin nefes almak
Gününü göstermek: cezalandırmak
- H -
Hora geçmek: kıymeti bilinmek
Hırık: zayıf, halsiz, cılız
Hısım: akraba, yakın
Hışım: kızgınlık
Hopuç: bebeği sırtta taşımak
Hambeleş: murt, mersin ağacı meyvesi
Hayta: söz dinlemeyen, yaramaz-haylaz,
Hemi: öyle mi
Hergele, güdü: inek sürüsü
Hodul: kendini beğenmiş
Hangırda: nerede
Heye: evet, öyle
Hoşnut: memnun kalmak
Hoş: güzel, sevimli
Halka: daire, yuvarlak tel
Horanta: aile fertleri, kadın ve çocuklar
Hayvan yavruları: cüllü, cülük, kıri, sıpa, buzağı, oğlak, kuzu, malak, kulun, tay, enik, bosi, göcen, civciv, ferik, palaz, köşşek, boduk
Hele-bile: sözü kuvvetlendirici sözcükler
Hani: nerede
Horgörmek: aşağılamak, basit görmek
Hörflenmek: heyecanlanmak, hafif korkuya kapılmak
Hayıflanmak: kötü beklenti
Heves: özenti, arzu, istek
Hu: şu
Hunu: şunu
Huna: şuna
Ho: o
Hona: ona
Ho: öküze yürü komutu
Hoşt: köpeği azarlama sözcüğü
Höpürdetmek: bir şeyi sesli şekilde içmek
Haylamak: seslenmek
Hı, he: tasdik ve dinlediğini belirtme sözcüğü
Hah, tüh: eyvah, yapılması gereken "bir şeyin unutulduğu hatırlanınca söylenen söz
- I -
Iccık: biraz, az
Ih: deveyi yere çökertme komutu
Irgalamaz: ilgilendirmez
Işıldamak: parlamak
Işımak: aydınlanmak
Irak: uzak
Istar: bez, kilim, halı tezgahı
Iprık: su kabı
Ilgıt-ıfıl: hafifçe tatlı esen rüzgar
- İ -
İhi, İhicik: dahacık
İhicanak: işte
İlmek: tutturmak, bağlamak, ilgeç
İletmek: götürmek, söylemek
İtdaşlamak: boş gezmek
İbik: gaga, mıdık
İşmar: gözle işaret etmek
İri: kocaman, büyük
İrkilmek: korkuyla sıçramak
İçine sinmek: benimsemek
İçlik: gömlek, mintan
İşdah: yemek yeme arzusu
İniş: yokuşun ters tarafı, bayır aşağı
İkircikli: ince fikirli, evhamlı, kararsız
İnme inmek: felç
- K -
Kapız: koyak, dere, kanyon, vadi
Karaltı: alacakaranlıkta iyi seçilemeyen hareketli varlık
Kaykılmak: kösülmek, uzanmak
Kanırmak: zorlamak
Kese: yakın, kısa kolay yol
Külah: şapka, başlık
Kubuz: palavra
Kürsün-kürtün: kar yığını
Keşik: ödünç verme suretiyle yardımlaşma
Kuytu: rüzgarsız yer
Kirman: ağaç yün eğirme aleti
Katık: ekmeğin yanında yenen peynir ve benzeri yiyecek
Karaböcü: canavar, kurt
Keçi adları: oğlak, çebic, seyis, erkeç, teke
Koyun adları: kuzu, öveç, toklu, şişek, kıcık, koç
Keven: dikenli, çiçekli yayla bitkisi
Kuz: güneşsiz, serin yer
Kıran girmek: davarın salgın hastalık nedeniyle aniden ölmesi
Kekeç: elma eşiği, çekirdekli kısım
Kösre: bileyi, masat (bıçak ağzını keskinleştirici alet)
Koduş: kendini beğenmiş
Keleş: yakışıklı, sevimli
Kalgımak: zıplamak, hareket etmek
Küt: ağzı kesmeyen bıçak, makas
Kongur-konur: hafif esmer
Kesek: sertleşmiş toprak parçası
Kovuk: boşluk, delik, küçük mağara
Kakmak: sokmak, itelemek
Kopuk: bütününden ayrılmış, serseri
Kupay-zağar: tazı, av köpeği cinsi
Kemre: tezek, kurutulmuş hayvan gübresi
Kangrılmak: devrilmek, yan yatmak
Karalamak: kötülemek
Karaçalmak: iftira etmek
Karmak: suyun toplanması, yükselmesi
Kargın: akmayan su, birikinti
Koca: erkek eş, yaşlı, büyük, iri, bey
Koçak: babayiğit
Kostak: havalı yürüyen, kasalak, koduş
Kürnemek: koyunların bir araya toplanması, kürelenmesi
Karaltı yer: gözden uzak köşe
Koyuvermek: salıvermek, bırakmak
Kak: meyve kurusu
Körsen: karanlık, az ışıklı, seçilemeyen, sönük
Kurcalamak: karıştırmak, oynamak
Koz: avantaj
Köstek: bağ, ayak bağı
Kızık: kızgın, sinirli
Kepenek: çoban giyimi, paltosu, uyku tulumu
Kuşvıcırtısı: kuş sesi, cıvıltı
Körpe: taze, genç
Köstü: köstebek, tarla faresi
Kakül: saç perçemi, alındaki saç
Koyun gütmek: koyunu otlatmak, merada yaymak
Kene: bit, pire, sakırga cinsi bir parazit (koyunlarda olur)
Kayırmak: gözetlemek, kollamak
Kısmak: azaltmak
Kıraç: susuz, sulanmayan yer, kır
Kırıntı: döküntü, küçük parça
Kürümek: karı damdan aşağı itmek
Kanırmak: zorlamak
Kaklık: içine kar ve yağmur suyu dolan çukur taş
Kapçak: kap, bir şeyin üzerine örtülen şey
Kelik: pabuç, terlik
Kayrak: oynak taşlı yer
Koyver: bırak gitsin
Kırpmak: makasla kesmek, kırpıntı
Kabarmak: şişmek
Kılmak: yapmak, etmek, yerine getirmek
Kısık: dağ geçidi, boğaz, çukur
Kısılmış: sıkışmış, büzülmüş, azaltılmış
Kırnap: ip
Kalgımak: zıplamak
Kancık: dişi
Kaygısız: dertsiz
Kırağı, çiğ: sisin otlarda bıraktığı ıslaklık
Kop: gel, ayrıl, koş
Kopmak: kırılmak, ayrılmak
Kasmak: önünü kapatmak, geri çevirmek
Katlamak:bükmek
Kutlamak: talih, saadet, şans iyilik istemek, teprik etmek
Kaypak: dönek, sözünde durmayan
Kuş sekmesi: kuşun yürümesi
Kurşun sekti: sıçradı, hedefe değmedi
Kaltak: kötü kadın
Kertmek: yontmak, çendik atmak
Konalga: yaylaya çıkarken dinlenilen konaklama yeri
Kirmen: elle yünden ip eğirme aleti, iğ
Kır: ak, kırçıl
Kısmı: cimri, hasis, varyemez
Kütürdetmek: ses çıkarmak
Katlanmak: dayanmak
Kürelenmek, küren: koyunların biraraya toplanması
Kater: dizi, sıra
Kargı: uzun sopa, sırık, çubuk
Kursak: mide
|