Yalnız Mesajı Göster

Yörük Sözlüğü

Eski 10-11-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Yörük Sözlüğü



- E -

Eylenmek: oyalanmak

Eşik: elma kekeci, kapı girişi

Enlemek: kuzu ve oğlaklara belirtici işaret koymak

Eğlemek: oyalamak, bekletmek

Eğlenmek: dalga geçmek, zevklenmek

Elcek: çobanın bağcak ipi ile koluna bağladığı haberci koyun

El: yabancı, il, el

Eletmek: haber vermek, çağırmak

Emsiz: beceriksiz

Eğleşmek: uğraşmak, vakit geçirmek

Etraf: çevre

Emlik: geç doğan ve anasını emen kuzu

Engin: alçak, yüksek olmayan, kısa

Enik: köpek yavrusu

Eşmek: kazmak, deşmek

Ergin: olmuş, yetişmiş

Esik : çukur,boşluk

Ergen: yeni yetme genç

Etmek: yapmak, eylemek, kılmak

Evmek: acele etmek

Evtinmek: oyalanmak

Eğirmek: yünden kirmanla ip yapmak

Evermek: çocuğu evlendirmek

Ermek: erişmek, ergin, ulaşmak, varmak, olmak, yetişmek

Er: erken

Erinmek: tembellik

Engeç: ençok

Eringeç: tembel

Eğri: düz olmayan, yanlış

Enderde: orda

Eşlerin birbirine hitap sözcükleri: er, koca, herif, bey-avrat, hatun, hanım, kadın, kız

Er kalkmak: erkence, şafakla birlikte

Ekelge: tahıl ekilmeye uygun arazi, yer

Entari: fistan, kadın elbisesi

Epeyi: çok

Essah: doğru

Eyleşmek: yerleşmek,oturmak

- F -

Fıcıtmak: fırlatmak, atmak

Fırtmak: yerinden çıkmak, fırtık

Fırdolayı: etrafı, çevresi

Fıyık: ıslık, sıtlık

Filik: tiftik keçisi tüyü, angora

Ferik: tavuk civcivi

Fingirdemek; oynaşmak

Feldirdemek: şaşkınlık ve korku nedeniyle eli ayağı titremek

- G -

Göğermek-güvermek: yeşermek

Güzle: sonbaharda yerleşilen yer

Gevmek: ısırmak, dişlemek, çiğnemek, ezmek

Gocuk: mont

Gubarmak: şişinmek, dayılanmak

Gedik: bel, dağ geçidi, araf, boşluk, eksik

Göynük: çok olmuş,çürümüş, eskimeye yüz tutmuş

Girgeç: girişken, sosyal, atak

Gözünün feri, çırası (ışığı) sönmüş: kör olmuş

Güleç: güler yüzlü

Gunnamak: yavrulamak, doğurmak

Geç: yetişememek, ilerle

Gine-yine: tekrar (gına geldi, çok uzadı)

Gocunmak: alınmak

Güdük: kısa

Güç: zor

Gürleme: kuvvetli yüksek ses

Göde: şişman, göbekli

Göçük, göçkün: yıkık, çok hasta, halsiz, geçkin

Gavurga: Kavrulmuş buğday

Gıdım gıdım: azar azar

Gücenmek: darılmak, incinmek, küsmek

Gök: açık mavi, turkuaz rengi tonu

Göğ, göv: olmamış, ham

Geğirme: mideden gelen ses

Gözü kamaşmak: gözünü almak, şaşırmak

Gönül: iç

Gıpran: toplan, hareketlen, davran

Gubat: kaba, uygun olmayan, patavatsız

Guz: gölgeli yer, dağın güneş görmeyen yamacı

Gelep: bir tutam ip

Gevrek: kuru, çabuk kırılan, çıtır çıtır

Gugumavvuk: baykuş

Gam, kasavet: üzüntü

Gurka yatmak: kuşun yumurtalarının üzerinde yatması

Gözer-kalbır: büyük elek

Geçek: geçit, yol, yaka

Gebermek: ölmek

Gaga: mıdık, ibik

Gurbet: yabancı yer, yadel

Gelipbatır: işte geliyor

Gerneşmek: kollarını yana açıp,derin nefes almak

Gününü göstermek: cezalandırmak

- H -

Hora geçmek: kıymeti bilinmek

Hırık: zayıf, halsiz, cılız

Hısım: akraba, yakın

Hışım: kızgınlık

Hopuç: bebeği sırtta taşımak

Hambeleş: murt, mersin ağacı meyvesi

Hayta: söz dinlemeyen, yaramaz-haylaz,

Hemi: öyle mi

Hergele, güdü: inek sürüsü

Hodul: kendini beğenmiş

Hangırda: nerede

Heye: evet, öyle

Hoşnut: memnun kalmak

Hoş: güzel, sevimli

Halka: daire, yuvarlak tel

Horanta: aile fertleri, kadın ve çocuklar

Hayvan yavruları: cüllü, cülük, kıri, sıpa, buzağı, oğlak, kuzu, malak, kulun, tay, enik, bosi, göcen, civciv, ferik, palaz, köşşek, boduk

Hele-bile: sözü kuvvetlendirici sözcükler

Hani: nerede

Horgörmek: aşağılamak, basit görmek

Hörflenmek: heyecanlanmak, hafif korkuya kapılmak

Hayıflanmak: kötü beklenti

Heves: özenti, arzu, istek

Hu: şu

Hunu: şunu

Huna: şuna

Ho: o

Hona: ona

Ho: öküze yürü komutu

Hoşt: köpeği azarlama sözcüğü

Höpürdetmek: bir şeyi sesli şekilde içmek

Haylamak: seslenmek

Hı, he: tasdik ve dinlediğini belirtme sözcüğü

Hah, tüh: eyvah, yapılması gereken "bir şeyin unutulduğu hatırlanınca söylenen söz

- I -

Iccık: biraz, az

Ih: deveyi yere çökertme komutu

Irgalamaz: ilgilendirmez

Işıldamak: parlamak

Işımak: aydınlanmak

Irak: uzak

Istar: bez, kilim, halı tezgahı

Iprık: su kabı

Ilgıt-ıfıl: hafifçe tatlı esen rüzgar

- İ -

İhi, İhicik: dahacık

İhicanak: işte

İlmek: tutturmak, bağlamak, ilgeç

İletmek: götürmek, söylemek

İtdaşlamak: boş gezmek

İbik: gaga, mıdık

İşmar: gözle işaret etmek

İri: kocaman, büyük

İrkilmek: korkuyla sıçramak

İçine sinmek: benimsemek

İçlik: gömlek, mintan

İşdah: yemek yeme arzusu

İniş: yokuşun ters tarafı, bayır aşağı

İkircikli: ince fikirli, evhamlı, kararsız

İnme inmek: felç

- K -

Kapız: koyak, dere, kanyon, vadi

Karaltı: alacakaranlıkta iyi seçilemeyen hareketli varlık

Kaykılmak: kösülmek, uzanmak

Kanırmak: zorlamak

Kese: yakın, kısa kolay yol

Külah: şapka, başlık

Kubuz: palavra

Kürsün-kürtün: kar yığını

Keşik: ödünç verme suretiyle yardımlaşma

Kuytu: rüzgarsız yer

Kirman: ağaç yün eğirme aleti

Katık: ekmeğin yanında yenen peynir ve benzeri yiyecek

Karaböcü: canavar, kurt

Keçi adları: oğlak, çebic, seyis, erkeç, teke

Koyun adları: kuzu, öveç, toklu, şişek, kıcık, koç

Keven: dikenli, çiçekli yayla bitkisi

Kuz: güneşsiz, serin yer

Kıran girmek: davarın salgın hastalık nedeniyle aniden ölmesi

Kekeç: elma eşiği, çekirdekli kısım

Kösre: bileyi, masat (bıçak ağzını keskinleştirici alet)

Koduş: kendini beğenmiş

Keleş: yakışıklı, sevimli

Kalgımak: zıplamak, hareket etmek

Küt: ağzı kesmeyen bıçak, makas

Kongur-konur: hafif esmer

Kesek: sertleşmiş toprak parçası

Kovuk: boşluk, delik, küçük mağara

Kakmak: sokmak, itelemek

Kopuk: bütününden ayrılmış, serseri

Kupay-zağar: tazı, av köpeği cinsi

Kemre: tezek, kurutulmuş hayvan gübresi

Kangrılmak: devrilmek, yan yatmak

Karalamak: kötülemek

Karaçalmak: iftira etmek

Karmak: suyun toplanması, yükselmesi

Kargın: akmayan su, birikinti

Koca: erkek eş, yaşlı, büyük, iri, bey

Koçak: babayiğit

Kostak: havalı yürüyen, kasalak, koduş

Kürnemek: koyunların bir araya toplanması, kürelenmesi

Karaltı yer: gözden uzak köşe

Koyuvermek: salıvermek, bırakmak

Kak: meyve kurusu

Körsen: karanlık, az ışıklı, seçilemeyen, sönük

Kurcalamak: karıştırmak, oynamak

Koz: avantaj

Köstek: bağ, ayak bağı

Kızık: kızgın, sinirli

Kepenek: çoban giyimi, paltosu, uyku tulumu

Kuşvıcırtısı: kuş sesi, cıvıltı

Körpe: taze, genç

Köstü: köstebek, tarla faresi

Kakül: saç perçemi, alındaki saç

Koyun gütmek: koyunu otlatmak, merada yaymak

Kene: bit, pire, sakırga cinsi bir parazit (koyunlarda olur)

Kayırmak: gözetlemek, kollamak

Kısmak: azaltmak

Kıraç: susuz, sulanmayan yer, kır

Kırıntı: döküntü, küçük parça

Kürümek: karı damdan aşağı itmek

Kanırmak: zorlamak

Kaklık: içine kar ve yağmur suyu dolan çukur taş

Kapçak: kap, bir şeyin üzerine örtülen şey

Kelik: pabuç, terlik

Kayrak: oynak taşlı yer

Koyver: bırak gitsin

Kırpmak: makasla kesmek, kırpıntı

Kabarmak: şişmek

Kılmak: yapmak, etmek, yerine getirmek

Kısık: dağ geçidi, boğaz, çukur

Kısılmış: sıkışmış, büzülmüş, azaltılmış

Kırnap: ip

Kalgımak: zıplamak

Kancık: dişi

Kaygısız: dertsiz

Kırağı, çiğ: sisin otlarda bıraktığı ıslaklık

Kop: gel, ayrıl, koş

Kopmak: kırılmak, ayrılmak

Kasmak: önünü kapatmak, geri çevirmek

Katlamak:bükmek

Kutlamak: talih, saadet, şans iyilik istemek, teprik etmek

Kaypak: dönek, sözünde durmayan

Kuş sekmesi: kuşun yürümesi

Kurşun sekti: sıçradı, hedefe değmedi

Kaltak: kötü kadın

Kertmek: yontmak, çendik atmak

Konalga: yaylaya çıkarken dinlenilen konaklama yeri

Kirmen: elle yünden ip eğirme aleti, iğ

Kır: ak, kırçıl

Kısmı: cimri, hasis, varyemez

Kütürdetmek: ses çıkarmak

Katlanmak: dayanmak

Kürelenmek, küren: koyunların biraraya toplanması

Kater: dizi, sıra

Kargı: uzun sopa, sırık, çubuk

Kursak: mide

Alıntı Yaparak Cevapla