|
Prof. Dr. Sinsi
|
Yörük Sözlüğü
- M -
Muzu, muzuluk: yaramaz, yaramazlık
Meh: al
Muhmak: yumruk vurmak
Mahana: bahane
Mıh: çivi
Mıhlı: kurtlu, delikli
Mıdık: gaga, ibik, şapka siperi güneşliği
Mirt etmek: kıpırdanıp durmak
Miski: cimri, eli sıkı
Meymenetsiz: yaramaz, kötü
- N -
Nice: daha, tekrar, pekgçok, ne durumda
Nece oldu: nasıl, ne kadar
Nene gerek: ilgilendirmez, boşver
- O -
Oğcalamak: oğmak, masaj yapmak, sıvazlamak
Ocumak: soğumak, uzaklaşmak
Okuntu: düğüne çağrı hediyesi, davetiye
Obruk: mağara, oyuk, delik, çukur, boşluk, în
Onmak: iyileşmek
Onur: vakar, haysiyet, şeref
Olcum: halk hekimi
Ossaat: derhal, hemen
Oluk: hayvanların su içtiği ağaç tekne
Ocak: ateş yakılan yer tandır, hastalıklara iyi gelen, ziyaretgah
Oba: göçebe topluluğu
Ondankelli: ondan dolayı, daha sonra
Ondan ötürü: dolayısıyla
Oralı olmamak: ilgilenmemek
- Ö -
Örselemek: zedelemek
Ötlek: korkak
Öbek: yığın
Öbürü: diğeri, öteki
Örelemek: işi düzensiz yapmak
Öyek: bataklık
Öş: sabah vakti
Öymek: su sızıntısı
Öneze: keklik avında saklanılacak yer, siper
Öksüz: annesi ölmüş kişi, kimsesiz
Öğümek: kusmak, içi bulanmak
Özemek: yoğurdu sulandırıp ayran yapmak
Özürlü insan lakapları: aydaş, çolak, çopur, göde, hırık, kör, sağır, tat, topal
Öşerti: şekil belirmesi, seçilmesi, hafif aydınlık
Öte: karşı taraf, diğer
Öteberi: çarşıdan alınan tüketim maddeleri, eksik, gedik
Öfbe: bıkkınlık, istemezlik sözcüğü
Ötegün, öteğin: dünden önce, daha önceki
-P-
Pısmak: sinmek
Pörtlek: dışa çıkık
Peşkir: havlu
Pataklamak: dayak atmak, kötek
Pörsümek: bozulmak, örselenmek
Pufurmak: şişirmek
Pırtı: kumaş
Pür: yapraklı ağaç dalı
Pürçek: taze bitki yaprağı, tomurcuk
Pelit: palamut, meşe
Püse: katran
Parpı-paylamak: kızmak, azarlamak
Perakende: parça, bölük, tüm değil
Pek: sert, (peklik, kabızlık), katı, çok sıkı
Pavkırmak: ses çıkarmak
Pekitmek: pekiştirmek, sağlamlaştırmak, sıkıştırmak
Pus: sis, duman
Paskırdı: kabardı
Pısıkmış: korkmuş, sinmiş
Paklamak: temizlemek
Peh: hayret sözcüğü
- R -
Renkler: al, alaca, ak,ağ, boz, kırmızı, ala, kızıl, kır, kırçıl, kara, çor, çapar, göğ-gök, gökçe, çakır, kongur, konur, çandır, doru, yağız
- S -
Susa: Keçi yolu
Sinmek: pısmak, saklanmak, gizlenmek
Sahan: yemek tabağı, kabı
Sapa: uzak, ters yol
Sızı: ağrı
Sünmek: yorulmak, uzatılmak, uzanmak
Sekmek: zıplamak, hoplamak
Seki: teras
Söbüce: dik, uzun, ince, zayıf
Sapak: dönemeç
Siyek: hayvan idrarı
Seyirtmek: koşmak
Sargın: hevesli
Seyrimek: göz atması, tik
Soyka: ölü çamaşırı, kötü kişi
Sakar: salak, çok kaza yapan, rastgele hareket eden, şaşkın
Sarkıtmak: uzatmak, göndermek
Sallama sapan: taş atmaya yarayan örme ip
Söykünmek: bir yere dayanmak, yaslanmak
Sofra yazmak: yemek malzemelerini getirip koymak
Sokum: bir lokma ekmek
Sürek: takip, sürekli, devamlı
Süt ürünleri: lor, keş, dolaz, yanıksı güz yoğurdu, opruk tulum peyniri, çökelek, yayık ayranı, kaymak
Saydaş:düz, ince, yassı taş
Sıyırmak, ziftimek: soymak, temizlemek
Sulu sepken: toprağı ıslatan ve çabuk eriyen sulu kar
Sak: uyanık, temkinli
Saklı: gizli
Su ile ilgili sözcükler: akar, akarsu, ark, bent, bataklık, böğet, dere, göz, gölcük, kaynak, oluk, öz, öyek, pınar, sulak, sulu, sazlık, gömük, balçık, ırmak, nehir
Sarp: ters, aksi, anlayışsız, dik, yokuş
Serpmek: atmak, yaymak
Sürü: biraraya toplanmış ,alay, grup, küme
Sürmek: götürmek, sevketmek, çift sürmek, ilaç sürmek
Sürgün: yeni çıkan ağaç dalı
Sası: tatsız
Sokmak: girdirmek, koymak
Sak: uyanık
Sığır: inek
Seyrek: aralıklı, sık olmayan
Süygün: taze dal
Sırnaşık: ısrarcı, arsız
Saç şekil isimleri: kakül, perçem, zülüf, belik
Sırt: arka, dağ yüzü
Sırt: giysi, elbise
Sıkı sıkılamak: fişeğe barut, saçma doldurmak
Seme: ahmak, aptal, akılsız, menfaatini bilmeyen
Sitil: çul, çadır örtüsü
Seyil: sahil, göl, deniz kıyısı, göçebelerin kışladığı düzlük, ova, vadi
Sancı: acı, sızı, ağrı
Sıkıntı: üzüntü
Sırıtmak: gülmek
Semiz: besili, tıknaz
Seki: yayladaki düzlük
Sağmal: süt veren hayvan
Sökün etmek: hareket etmek, yürümek, göç
Sargın: bağlı, tutkun
Savruk: rastgele davranan, düşüncesiz, müsrif
Savak: su bendi, kanal, arkbaşı
Süğmek: sarmak, uzamak
Söğmek: küfür, kötü söz
Sıtır: gizlemek
Sınıkçı-olçum: kırık, çıkık tedavi eden
Sokurdanmak- sokranmak: söylenmek
- Ş -
Şavk: aydınlık, ışık
Şavkarmak: şafak atışı, ışımak
Şincik: hemen şimdi
Şincikten kelli: bundan sonra
Şıppadanak: çabuk
Şinik: ölçü birimi
Şar: şehir
Şah: ağacın yeni sürgünü, dalı
Şapırdatmak: ses çıkartarak yemek yeme
- T -
Tokuşmak-müsmek-süsmek-tosvurmak: koyunun ve keçinin kafa vurması
Tor: ürkek, çekingen
Tanış: bildik, tanıdık
Tulum: deri peynir kabı
Tuluk: deri su kabı
Tat: dilsiz, kekeme
Toy: acemi, tecrübesiz
Tengerlemek: yuvarlamak
Tengerlenmek: yuvarlanmak
Terek: raf
Takdelen: ağaçkakan kuşu
Türlü: çeşitli
Tok: iştahsız, doymuş
Tüğlemek: düğüm atmak, bağlamak
Tünemek: yükseğe çıkıp oturmak
Tüymek: kaçmak
Tombuş-tombiş: temiz, sevimli, toplu
Tombalak: toplu, kilolu, şişman tombul
Tıkamak: kapamak
Turfanda: ilk yetişen meyve, sebze
Tuturuk gibi: ekşi
Tosmarmak: kötü duruma düşmek
Türemek: çoğalmak, artmak, ortaya çıkmak
Tıkıç gibi: şişman, tıknaz
Tıkıştırmak: tıkınmak, atıştırmak
Topak: toparlak, yuvarlak, top gibi
Tenha: seyrek, az insan olan sakin yer
Tene: tane
Tülbür: uzun karışık saçlı
Tosbağa: kaplumbağa
Tezikti: tezdi, kayboldu, kaçtı
Tınlamadı: dinlemedi, umursamadı
Tökezledi: yere yıkıldı
Tokuç: çamaşır döğme sopası
Tiril tiril etmek: canlı gibi görünmek
Teyin: sincap
Tez: acele
Taytay durmak: apalayan çocuğun ilk defa ayakta durmaya başlaması
Tahra: balta, satır, nacak
Teltik: değişik, farklı
Tiftimiş: kabarmış, tüylenmiş
Takat: güç, kuvvet
Tebelleş: musallat, başa bela, sıkıntı
- U -
Ulamak: birbirine bağlamak, ilave etmek, eklemek
Ulumak: kurt, canavar, çakal sesi
Uluk: bozuk,çürük
Ufra: un
Ummak: beklentisi olmak, ümit etmek
Uslu: sessiz, terbiyeli
Usanmak: bıkmak, bezmek, sıkılmak
Usulca: yavaş
Usuliyle: gereğince
Usuktu: kabullendi, sakinleşti
Uşak: çocuk, yardımcı
Uçkur: don, şalvar bağı, ipi, kemer yerine kullanılan ip, bez
Uç: kenar
Utlanmak: mahcup olmak
Ufak: küçük, minnacık
Ufalamak: küçültmek, parçalara ayırmak
Uy: takip et, ardından git, evyah
Ulu: büyük
- Ü -
Üleştirmek: bölüştürmek, paylaştırmak
Ünle: seslen, çağır
Ütülmek: yenilmek
Ümük: gırtlak, boğaz, :
Ün: şöhret, nam
Ürkmek: korkmak, çekinmek
Üstün körü: gelişi güzel, baştan savma
Üzerlik: nazar otu
Ütmek: yenmek, ateşin alevine tutmak
Üşengeç: tembel, uyuşuk, gönülsüz
Ürkek: korkak, çekingen
Üşüşmek: gelmek, toplanmak
- V -
Vızıklamak: zırıncamak: inlemek, yakınmak
Vıcık: cıvık, sulu çamur
Varsak: gitsek
Vıcır, vıcır: çok kalabalık, gürültülü
- Y-
Yoz mal- sırkıntı: çıkıntı, kısır koyun sürüsü
Yaylak: bahar gelince davar otlatmaya çıkılan dağlardaki yayla, düzlük, otlak yerler:
Yazgı: kader, alınyasısı
Yalak: köpeğin yal-aş yediği çukur
Yülemek: bıçak, makas, ağzını keskinleştirmek, bilemek
Yağır: uyuz
Yağlık: mendilin büyüğü
Yuka: sığ, derin değil
Yanış: işleme, desen, örgü , nakış
Yüğürmek: koçla koyunun çiftleşmesi
Yörük yemek çeşitleri ve hamur işleri: saç kavurması, topalak (köfte), sütlü çörek, yarma tarhanası, arabaşı, bulamaç, un helvası, bazlama, katmer, çomaç, mayalı, sıkma, börek, sündürme, keşkek, çörek, yağlı ufak, övelemeç, ovmaç, un çorbası, höşmerim, kaygana, yufka ekmek, killan böreği, hoşaf, paça-kelle, haşlama, çemen (közleme), yalancı mantı, mantı, erişte
Yiğe: kurnaz, hileci
Yamaç: dağın yüzü, eteği
Yaka: taraf, kenar, kıyı
Yurt-yurtluk: yaylak ve kışlakta obaların çadır kurduğu ver
Yeğni: hafif
Yumru: topak, şişlik
Yanaş: yaklaş
Yılgın: bezgin, çekingen
Yakım yakmak: ağıt söylemek
Yufka yürekli: merhametli, hisli, duygulu
Yakınmak: kendine acındırmak
Yerinmek: memnuniyetsizlik
Yazılmak: yayılmak, dağılmak, bir yere kayıt olmak
Yalama: bozulmuş, aşınmış, silinmiş
Yazma: yemeni, örtü, çember,burgu, başörtüsü
Yetmek: tamam olmak, başgelmek
Yetişmek: ulaşmak, varmak, kendini iyi hazırlamak
Yeşerti: yeşillik, bitki
Yenik: ısırılmış
Yitik: kayıp
Yörük mutfak eşyaları: kazan, haranı, tava, sahan, lenger, sini, leğence, ibrik, tahra, çomça, kevgir, dibek, tas, senit, oklava, şiş, eldeğirmeni, helke, cingil, güğüm, bakraç, "tahta kaşık, sacayak, saç, yayık, su tuluğu, dağarcık
Yörük isimleri: (bay): ahmat, abdil, bobulu, bulduk, bayramali, durmuş ali, ibili, ese, esmen, ıramazan, ibrağam, durhasan, hacı, kerim, memili, süllü, yusufca
Yörük isimleri (bayan): ayşana, arzı, döndü, döne, durdu, dudu, eyse, elif, fadime, gülizar, hatça, ıraz, ireb, güllü, ümmü, keziban, ummanı, menevşe, selver, şerif, şerfece, teslime, sultan, zala
Yapışkan: zamk, tutkal gibi şeyler
Yanal: pembemsi
Yova-yoğa, yoğanta: tembel, çalışmayan, makbul olmayan kişi
Yağma: bölüşmek, başkasının malını almak, kapışmak
Yanına komamak: bırakmamak, cezalandırmak
Yava: lezzetsiz, tatsız
Yavan: yağsız
Yitmek: kaybolmak
Yenilen yayla otları: çiğdem, burçalak, kenger, yemlik, teke sakalı, çıtlık, kuzukulağı, ekşimik-eğşi kulak
Yakı: vücuda tedavi için ilaç sarmak
Yarayışlı: faydalı
Yakarmak: yalvarmak
Yemeni: pabuç, çarık, ayakkabı
Yansılamak: tekrarlamak
Yokuş yukarı sarmak: yükseğe çıkmak, tırmanmak
Yeldirme: bir çeşit kadın örtüsü
Yoymak: bozmak, telef etmek
Yenişememek: berabere kalmak
Yumak: ip çilesi
Yunmak: yıkanmak
Yanıltan: kandıran, aldatan
Yuvak: silindir biçiminde sertleştirme, yuvma taşı
Yeğlemek: tercih etmek
Yayladaki yabani ağaç ve bitkiler: koyun alıcı, ahlat, karamık, erik, payam, elma
Yaygı: çadırın tabanına serilen kilim, keçe, örtü
Yasılmak: eğilmek
Yangı: ateş, sızı, dert, sıkıntı, üzüntü
Yülemek: sürtmek, bilemek, bileylemek, keskinleştirmek
Yalınayak: çıplak ayakkabısız
Yazı: ova, düzlük, şehir dışı, kır, step, bozkır, yaban
Yetmemek: az gelmek
Yeltenmek: denemek, teşebbüs etmek
Yekinmek: davranmak
Yufka: ince saç ekmeği
Yar: dik meyil, uçurum
Yeşerti: yeşil taze ot
Yalman: eğri, düz olmayan (yayvan, çukur)
Yarayışlı: faydalı, yararlı
Yeğ-yeğlemek: tercih etmek
Yalpalamak: sallanmak
Yumuş: hizmet, görev
Yokyav: inanılmazlık, şaşkınlık sözcüğü
Yermek: horlamak, kötülemek
- Z -
Zıylan: kaygan
Zövelmek: dinelmek, dimdik ayakta durmak
Zövele: gelengi, dağ sincabı
Zağar: belki, sanırım
Zevzek: ciddi olmayan, sulu
Zülüf: yüz yanında kalan saç
Zıtlık: terslik, karşılık, uyumsuzluk
Zonklamak: bir çeşit ağrı
Zığarmak: karşı gelmek, itiraz etmek
Zıbarmak: öImek
Zırlamak: ağlamak
Zırnıcıdı: pişman oldu
Zılgıt çekmek: kızmak, çekişmek, azarlamak
Zıllımak: caymak, vazgeçmek, dönmek
Zıvıtmak: başından savmak
Zıvdırmak: savuşturmak, göndermek
Zırıncamak: gönülsüzlük
Zıvlatmak: kabuğunu soymak, kavlatmak
Zavur: azarlamak
Zorsunmak: gücüne gitmek, isteksizlik
|