10-11-2012
|
#1
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Katip Çelebi, Osmanlı Bilgini
Kâtip Çelebi
(d 1609, İstanbul - ö 1657, İstanbul)
tarih, coğrafya, bibliyografya ve biyografya ile ilgili çalışmalar yapmış Osmanlı bilim adamı ve aydını
Hayatı
1609'da İstanbul’da doğdu Babasının adı Abdullah’tır Babası, Osmanlı devlet ve siyâset adamlarının yetiştirildiği Enderûn kurumunda eğitim görerek yetişmiş bir askerdir Mustafa bin Abdullah, ordu kâtipliğinde bulunduğu için ulema ve halk arasında Kâtip Çelebi diye tanındı Hacca gittiği ve başmuhasebeci ikinci halifesi olduğu için Hacı Halîfe ismiyle meşhur oldu Babası aydın bir kişi olduğu için daha beş-altı yaşlarında onu eğitmeye başladı On dört yaşına kadar çeşitli hocalarından dini ve pozitif bilim eğitimi aldı
On dört yaşında Anadolu muhâsebesi kalemine kâtip oldu 1624 yılında babasıyla birlikte Tercan, bir sene sonra da Bağdat Seferi'ne çıktı Dönüşte babası bir müddet Diyarbakır’da kaldı 1627-1628’de Erzurum kuşatmasına katıldıktan sonra İstanbul’a geldi ve yaklaşık iki yıl, Bağdat Seferi'ne katılana kadar, Kâdızâde’nin derslerine devâm etti 1630 Bağdat kuşatmasında ordunun defterini tuttu Seferden sonra tekrar İstanbul’a dönerek Kâdızâde’nin derslerine katıldı 1633-1635 Halep Seferi'nde hacca gitme fırsatı buldu Dönüşte bir kış Diyarbakır’da kalıp oradaki bilgin ve aydınlarla görüştü 1635 senesinde Sultan Dördüncü Murat ile Revan Seferine katıldı On yıl kadar çeşitli savaşlarda bulunduktan sonra İstanbul’a döndü ve çeşitli alanlardaki bilimlerle uğraşır oldu
A’rec Mustafa Efendi, Ayasofya dersiâmı(öğretim görevlisi) Abdullah Efendi ile Süleymâniye dersiâmı (öğretim görevlisi) Mehmed Efendiden ders aldı ve A’rec Mustafa Efendiyi kendisine üstâd edindi Bir taraftan kendisi öğrenirken, diğer yandan birçok öğrenciye ders verdi
1645’te Girit Seferi'ne katılması sayesinde haritaların nasıl yapıldığını inceleme fırsatını buldu ve bu konuyla ilgili eserlerde çizilen haritaları gördü Bu arada görevinden ayrılarak, üç yıl devlette çalışmadı Bu üç yıl içinde bazı öğrencilerine çeşitli konularda dersler verdi Yine bu zaman içinde sık sık hastalandığı için, tedavi çareleri bulmak amacıyla, çeşitli tıp kitaplarını okudu Pek çok eserini bu yıllarda yazmıştır Bu dönemlerde çok eseri vardır
Ölümü
Kâtib Çelebi 1657 yılında vefât etti Mezarı, Vefa’dan Unkapanı’ndaki Mahmûdiye (Unkapanı) Köprüsüne inen büyük caddenin sağ kenarındadır
Kâtip Çelebi çalışkan, iyi huylu, vakarlı, az konuşan, çok yazan biri olarak bilinir Arapça, Farsça yanında Lâtince'yi de bilirdi Osmanlı Devleti'nde Batı bilimleriyle fazla ilgilenen ve Doğu bilimleriyle karşılaştırıp sentezini yapan ilk Türk bilim adamlarından biridir
Eserleri
Keşfü'z-Zünûn an Esâmi'l-Kütüb vel-Fünûn: Arapça yazılmış, on beş bine yakın kitap ve on bine yakın müellifi tanıtan büyük bir biyografya ansiklopedisi mâhiyetindedir Mısır’da, Almanya’da, İstanbul’da basıldı Lâtinceye de çevrilmiştir
Cihannüma (Kâtip Çelebi): En eski Osmanlı coğrafya kitabıdır Haritalarıyla birlikte İbrâhim Müteferrika matbaasında basılmıştır Daha sonra yazılacak coğrafya kitaplarımıza kaynak teşkil edebilecek bu eser, Avrupa dillerine çevrilmiştir
Tuhfet-ül Kibâr fî Esfâr-il Bihâr: Denizcilik târihi bakımından önemli bir eserdir Osmanlı Devleti zamanındaki deniz savaşlarını ele almaktadır
Takvîm-üt-Tevârîh: 1648 târihine kadar yaşanmış olayların kronolojik açıklamasını içerir Arapça ve Farsça dillerinde basılmıştır
Fezleket-üt-Tevârîh: Bir mukaddime, üç usûl ve bir son sözden ibâret olan bu eser, varlıkların başlangıcı, peygamberlerin ve hükümdârların târihi diye hülâsa edilebilecek bir târih kitâbıdır
Fezleke: Fezleket-üt-Tevârih’in devamı niteliğindedir 1591’den 1654 tarihine kadar yaşanmış olayları anlatır 1879’da iki cilt olarak basılmıştır
Kânûnnâme,
Târîh-i Firengî Tercümesi,
Târîh-i Kostantiniyye ve Kayâsire,
İrşâd-ül-Hayâfâ ilâ Târîh-ul-Yunân ver-Rûm,
Süllem-ül-Vusûl ilâ Tabakât-ilFuhûl,
İhlâm-ül-Mukaddes,
Tuhfet-ül-Ahfâr fil-Hikem ve’l-Emsâl ve’l-Eş’âr,
Dürer-i Müntesira vel Gurer-i Münteşira,
Düstûr-ül-Amel fî Islâhil-Hâlâl,
Beydâvî Tefsîri Şerhi,
Hüsn-ül-Hidâye,
Resm-ür-Recm bis-Sim ve’l-Cîm,
Câmi-ul-Mütûn min Cüll-il-Fünûn,
Mîzân-ül-Hak fî İhtiyâr-il-Ehak
|
|
|
|