|
Prof. Dr. Sinsi
|
Bütünüyle İ. Dünya Savaşı Ve Osmanlinin Savasa Girisi
Osmanlı Devleti Üzerinde Ekonomik Mücadele
OSMANLI DEVLETİ ÜZERİNDE EKONOMİK MÜCADELE Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için, 1914'e gelene kadar son 25 yıl Osmanlı Devleti üzerindeki ekonomik çıkarlara bakmakta yarar var
Emperyalizm ve emperyalist terimlerini kullanmadan Osmanlı Devleti 'nin 19 yy ve 20 yy tarihini yazmak ve büyük devletlerin politikalarını açıklamak olanaksızdır Öyle ki emperyalist devletlerin rekabetlerinin yoğunlaştığı en önemli yörelerin başında Osmanlı Devleti gelir Osmanlı Devleti 'nin egemen olduğu bu yöreye batılı yazar ve devlet adamlarının "Orta Doğu" ve "Yakın Doğu" demeleri de emperyalist tutkularının sembolü oldu Süveyş Kanalı'nın açılması, pamuk üretimindeki önemi ve diğer hammadde kaynaklarının bulunması ve büyük devletler için önemli bir pazar olması nedeniyle özellikle 19 yy sonunda Osmanlı Devleti üzerindeki ekonomik rekabet çoğaldı 20 yy başında petrolün ekonomide kazandığı önem ve Osmanlı Devleti 'nin yönetimindeki topraklarda zengin petrol yatakları bulunması, büyük devletlerin arasındaki rekabeti, buralara egemen olmak mücadelesine dönüştürdü Büyük devletler Osmanlı Devleti 'ne kendi çıkarları açısından bakıyordu
1902 yılında Alfred Mahan buraları için "Orta Doğu" terimini kullanırken, yörenin Avrupa, Asya ve Afrika kıtaları arasındaki konumunu ve büyük su yolları ile çevresindeki Karadeniz, Akdeniz, Kızıldeniz'in kavşak noktasında bulunması, Aden Körfezi'ndeki önemini göz önüne almıştı Bu nedenle, Orta Doğu'yu bir tekerleğin merkezine benzetiyordu Yöredeki boğazların ve su yollarının binlerce yıldan beri savaş nedeni olduğu göz önüne alınırsa, Osmanlı Devleti 'nin konumunun önemi ve üzerindeki emperyalist ihtiraslar daha iyi anlaşılır 20 yy da büyük devletlerin Osmanlı Devleti üzerindeki çıkarları, emellerini daha iyi gösterecektir Osmanlı Devleti maliyesini denetim altına alan "Duyun-u Umumiye" içinde devletlerin alacak hisseleri şöyleydi:
Fransa: 2,5 milyar Frank
İngiltere: 600 milyon Frank
İtalya: 120 milyon Frank
Osmanlı Devleti 'nde büyük devletlerce yapılmış olan demiryollarının dağılımı ise şöyleydi:
Osmanlı Devleti : % 31
Almanya % 36,8
Fransa % 21
İngiltere % 10,5
Belçika % 1,7
Demiryoları yalnızca işletme bakımından değil, bu işletmeyi yapanların, demiryolları üzerindeki ekonomik çıkarları açısından da büyük önem taşıyordu Demiryolunun her iki yanında 20 km lik şerit içindeki ekonomik haklar işletmesi devlete aitti 1913-1914 yıllarındaki Osmanlı Devleti 'nin genel ticareti de şöyleydi
İngiltere
İthalat
% 20
İhracat
% 21,4
Fransa
İthalat
% 8,8
İhracat
% 21,1
Rusya
İthalat
% 8,5
İhracat
% 3,8
İtalya
İthalat
% 6,5
İhracat
% 4,3
Toplam (İngiliz Lirası)
İthalat
40 908 680
İhracat
21 430 120
Ticarette öncelik İngiltere idi, fakat Alman rekabeti İngiltere'yi rahatsız edecek ölçüde gelişiyordu Rusya'nın ekonomik çıkarlarından çok, stratejik yayılma ihtirasları vardı
1912'de Trablusgarp'ı işgal etmiş olan İtalya, Osmanlı Devleti 'nin paylaşılmasında pay olarak Güney ve Batı Anadolu kıyılarına; Fransa; Suriye, Adana, Mersin yöresine, İngiltere; petrol yataklarının önemi nedeniyle Irak'a göz dikmişti Batı Anadolu'da gözü olan Yunanistan'ın durumu daha ileride antlaşmalarla belirlenecektir Rusya ise tarihi rüyası olan Boğazlar ve Doğu Anadolu'yu ele geçirmek istiyordu Bağdat Demiryolu projesinin ortaya çıkması, büyük devletlerin çekişmelerini daha da arttırınca Almanya bu devletler de hisse vermek zorunda kaldı Rusya bu hisselerden istemedi, fakat kendi nüfus alanı olarak kabul ettirdiği Doğu Anadolu'ya demiryolu yapılmasını engelledi ve böylece Osmanlı Devleti ile Doğu Anadolu'da yapacağı savaşlarda Osmanlı Devleti 'nin asker, malzeme ve cephane naklini de engellemiş oldu Almanya, Rusya, İngiltere, Fransa, İtalya, Avusturya yukarıda belirttiğimiz yöreleri ekonomik nüfus alanları olarak belirlediler 1914 yılında savaş çıktığında Osmanlı Devleti içte ve dışta buraya kadar açıkladığımız koşullar altındaydı ve devletin kaderini belirleyecek kararları vermek Enver, Talat, Cemal üçlüsünün ellerinde idi
Boğazların Rusya'ya Verilmesi
BOĞAZLARIN RUSYA'YA VERİLMESİ Savaş çıktıktan sonra Çar'ın yaptığı açıklama ile, Rusya'nın bu savaşta en büyük kazancının Boğazlar olacağı anlaşılmıştı Yaklaşık 120 yıldan beri Boğazları koruyan İngiltere ve Napolyon'un "Boğazlar tek başına bir ülke eder " sözü ve Akdeniz sınırlarının ve güvenliğinin Boğazlarda başladığını belirten Fransa, Rusya'nın Boğazları ele geçirmesini engellemek için 120 yıldır Osmanlı Devleti 'ni Rusya'ya karşı korumuşlardı Hatta Kırım Savaşı'na fiilen katılmışlardı Fakat şimdi Alman tehlikesi karşısında, her ikisi de Rusya'yı kendi yanlarına almak için her şeye razı oluyorlardı Çar, İngiltere ve Fransa'nın bu durumundan yararlanarak, Boğazların mutlaka Rusya'ya ait olacağını kabul ettirdi Çanakkale Savaşı'nın başlamasından sonra Rusya endişeye düştü Eğer İngiltere ve Fransa Boğazları ve İstanbul'u ele geçirirse, onları oradan bir daha çıkarmak mümkün olamazdı Hele İngiltere ve Fransa'nın Yunanistan'ı da Çanakkale Savaşı'na katmak için baskı yapmaları,İngiltere Ege ve Boğazları Yunanistan'a vereceği endişesini doğurdu ve Rusya'nın tepkisine yol açtı 4 Mart 1915'de İngiltere ve Fransa'ya verdiği notalarla, İstanbul ve Marmara Denizi Rusya'ya katılacak, İmroz ve Bozcaada için ise Rusya'nın oyu olmadan karar alınmayacaktı İngiltere ve Fransa bu Rus notasından hoşlanmamakla beraber, Alman tehlikesi karşısında, 12 Mart 1915'de İngiltere ve 10 Nisan'da da Fransa Rus isteklerini kabul ettiklerini bildirdiler Buna karşılık da Rusya, İngiltere ve Fransa'nın Orta Doğu'daki çıkarlarını kabul ediyordu
İtalya, Bulgaristan, A B D ve Yunanistanın Savaşa Girişi
Avusturya, 28 Temmuz 1914'te Sırbistan'a nota verirken İtalya'ya haber vermemişti Almanya, İtalya ile iyi geçinmesi için Avusturya'yı uyarmasına ve İtalya'ya ödün vererek desteğini sağlamasını istemesine rağmen Avusturya bu uyarıyı dikkate almamış ve İtalya'ya danışmadan Sırbistan'a savaş ilan etmişti Almanya ve Avusturya, İtilaf Devletleri'ne savaş ilan edince, İtalya 3 Ağustos'ta tarafsızlığını ilan etti Avusturya'nın İtalya'ya hiç ödün vermemesi İtalya'nın tarafsız kalması için yeterli değildi İtalya'nın içte huzuru yoktu Ülkü yanlısı olanlar, savaşın nimetlerinden yararlanmak için mutlaka savaşa girilmesini savunuyorlardı İtalya 3 Ağustos tarihli tarafsızlık kararını açıklarken, İtilaf Devletleri'ne, iyi bir öneri yapılırsa İtalya'nın, onların yanında savaşa katılabileceğini de hissettirmişti 4 Ağustos'tan itibaren de Petersburg ile ilişki kurdu İtalya'nın amacı, kim daha çok çıkar sağlarsa onun yanında savaşa katılmaktı Kaldı ki Alman-Avusturya tarafının savaşı kazanması durumunda İtalya'nın çıkarı bulunmuyordu Çünkü İtalyan çıkarları ile Avusturya çıkarları çakışıyordu İngiltere, Fransa ve Rusya İtalya'ya 12 Ağustos'ta Trentino, Trieste ve Vallona'yı önerdiler, fakat bunu yazılı şekle dönüştürmek istemiyorlardı Ayrıca Fransa'nın yenilmesi ve İtalya'nın askeri yardım istemesi üzerine görüşmeler kesildi Bu sefer Avusturya ile görüşmelere başlayan İtalya, İtilaf Devletleri'nin endişeye düşürüp daha fazla pay almak istiyordu Rusya'nın Adriyatik'teki İtalyan çıkarlarına karşı çıkması da İtilaf Devletleri ile İtalya'nın anlaşmasını geciktiriyordu İtilaf Devletleri'nin Çanakkale'ye saldırması ve Boğazların Rusya'ya verildiğinin anlaşılmasından sonra İtalya, İngiltere, Fransa ve Rusya ile yeniden görüşmelere başladı ve 26 Nisan 1915'te Londra'da yapılan antlaşma ile Adriyatik'te istediği çıkarları İtalya elde etti Ege'deki 12 ada veriliyor ve Anadolu'nun paylaşılmasında ise Antalya bölgesi İtalya'ya kalıyordu Yine bu antlaşmaya göre İtalya, sömürgesi olan Trablusgarp ve Eritre'de topraklarını genişletebilecekti İtalya buna karşılık bir ay içinde savaşa katılacaktı İtalya bu antlaşmadan bir ay sonra, 20 Mayıs'ta Avusturya'ya savaş ilan etti Ağustos ayında ile Almanya ve Osmanlı Devleti ile savaş durumuna girdi Görülüyor ki İtalya'nın savaşa katılması için Anadolu topraklarından çok önemli bir bölüm savaş nimeti olarak kendisine verilecekti İtalya'nın Anadolu üzerindeki isteklerini ise Almanya kabul edemezdi Nasıl ki, Rusya'yı kendi yanına çekmek isteyen İngiltere ve Fransa, Rusya'ya Boğazları ve Doğu Anadolu'yu veriyorsalar, İtalya'yı da kendi yanlarına çekmek için yine Türk topraklarını vaat ediyorlardı
BULGARİSTAN'IN SAVAŞA GİRİŞİ
Bulgaristan bu savaşa, Balkan Sav aşı'nda Yunanistan, Sırbistan ve Romanya'ya kaptırdığı toprakları geri almak ve Ege Denizi'ne inmek için katılmak istiyordu Onun bu isteklerini ise ancak İttifak Devletleri gerçekleştirebilirdi İtalya'nın çıkarları nasıl İtilaf Devletleri yanında ise, Bulgaristan'ınki de İttifak Devletleri'nin yanındaydı Savaşın başında duraksayan Bulgaristan, İtilaf Devletleri'nin Çanakkale'de hem de Almanya'dan yeterli silah ve malzeme almamış olan Osmanlı Devleti 'ne yenilmeleri üzerine kararını verdi İsteklerinin İttifak Devletleri tarafından kabul edilmesi üzerine Bulgaristan, Ayastefanos Antlaşması ile gerçekleştiğini gördüğü "Büyük Bulgaristan" nı yaratmak amacıyla 6 Eylül 1915'te İttifak Devletleri'yle antlaşma imzaladı ve 12 Ekim'de Sırbistan'a savaş ilan etti Böylece Berlin'den Bağdat'a uzanan zincirin halkaları birbirine bağlanmış oldu
ROMANYA'NIN SAVAŞA GİRİŞİ
1915'den itibaren Rus baskısı altında bulunan Romanya kim kendisine daha çok ödün verirse onun yanında savaşa katılmak isteğinde idi Fakat bir yandan Alman-Avusturya, diğer yandan Rus tehdidi altında bulunuyordu Avusturya'nın ödün vermek yerine Sırbistan işgalini örnek gösterip Romanya'yı tehdit etmesi Romanya'nın İtilaf Devletleri'ne kaymasına yol açtı 17 Ağustos 1916'da Romanya İtilaf Devletleri'yle anlaştı Ağustos sonunda da savaşa katıldı Rusya'da ihtilal çıkmasından sonra yalnız kalan Romanya'yı İtilaf Devletleri'nin galibiyeti kurtardı
RUSYA'DA DEVRİM
1917 yılının en önemli olaylarından birisi Rusya'da devrim çıkması oldu Batı Avrupa demokrasilerinden farklı bir yapıya sahip olan Rusya, hala mutlak bir biçimde yönetiliyordu Büyük çoğunluğunu fakir köylü nüfusunun oluşturduğu Rusya'da yüzyılın başında işçiler de önemli bir yer tutuyorlardı Çok ağır yaşam koşulları içinde yaşayan bu geniş kitlelerin huzursuzluğu daha 1905 yılında çıkan ayaklanmayla görüldü Petersburg ve Moskova'da "İşçi Sovyetleri" kuruldu Aralık ayı içinde bu ayaklanma çok sert bir şekilde bastırıldı Bunun sonunda Çar Duma'yı açarak bazı özgürlükler tanıdı
Birinci Dünya Savaşı Rusya'da büyük bir yokluk ve sefalete yol açtı Boğazların kapalı oluşu yüzünden dış yardım alamıyordu 1916-1917 kışı ise çok sert geçmiş, açlık ve yakacak, giyecek bulunamaması bütün Rusya'yı etkilemişti 8 Mart 1917'de Petersburg'da gösteriler başladı Grevler yaygınlaştı 12 Mart'ta "İşçilerin ve Askerlerin Sovyeti" kuruldu Komutanlar da Çar'a tahttan ayrılmasını öneriyorlardı 15-16 Mart'ta Çar tahttan ayrıldı Devrimci Hükümet kuruldu Nisan'da Petersburg'a gelen Lenin "Ekmek, barış, özgürlük" sloganıyla geniş kitlelerin desteğini sağladı Devrimci Sosyalistlerden Harbiye Bakanı Kerensky'nin Temmuz'da Alman cephesinde taarruzu başarısızlıkla sonuçlanınca yeni ayaklanmalar patlak verdi Bolşeviklerin lideri Lenin kaçtı ve Trotsky tutuklandı Hükümet düştü, Kerensky Başbakan oldu ve 14 Eylül 1917'de de Cumhuriyet ilan edildi Artık ülkenin iç durumu iyice karışmıştı Hükümet hala savaştan vaz geçmemekle en büyük hatasını yaptı Köylülerin ayaklanması ile tüm Rusya karıştı Bundan yararlanan Bolşevikler (aşırıcılar) ordunun da devrime karışmasından yararlanarak, "Askeri Devrim Komiteleri" kurdular 7 Kasım 1917'de Hükümet darbesi ile Bolşevikler iktidarı ele geçirdiler ve 8 Kasım'da Lenin Petersburg'a geldi
A B D 'NİN SAVAŞA GİRİŞİ
1917 Devrim'i dolayısıyla Rusya'nın savaşın dışında kalması Almanya ve Osmanlı Devleti 'ne umut verdi Fakat bu uzun sürmedi Almanya'nın başlattığı denizaltı savaşı dolayısıyla birçok A B D gemisinin batırılması Almanya ile A B D nin arasını iyice açtı Diğer yandan 1917 yılında Almanya, Meksika'yı A B D ye karşı savaşa kışkırttı ve Almanya Japonya arasında ittifak önerisinde bulundu Ancak bu yazışmaları ele geçiren İngiltere, durumu A B D ye bildirince, denizaltı savaşı yüzünden zarar gören A B D 2 Nisan 1917'de Almanya'ya savaş ilan etti
YUNANİSTAN'IN SAVAŞA GİRİŞİ
1917'nin Türkiye'yi ilgilendiren yeni bir gelişmesi, Yunanistan'ın savaşa katılması oldu Savaşın başından beri dışta kalmayı başaran Yunanistan'da Venizelos savaş yanlısı idi Fakat Kral Konstantin Alman İmparatoru'nun eniştesi idi Almanya'ya sempatisi vardı Akdeniz'de İtilaf Devletleri güçlü olduğu için Kral yansız bir politika izledi Venizelos ise savaşa katılmak istiyordu İngiltere ve Fransa Yunanistan'a Anadolu'da toprak vaat ediyorlardı Çanakkale Savaşları'na katılması için daha 1915 yılında Yunanistan'a İzmir vaad edilmişti Bulgaristan'ın savaşa katılması üzerine, İngiltere ve Fransa Selanik'e asker çıkarınca Başbakan Venizelos itiraz etmedi Fakat Kral kendisini görevden aldı O da Selanik'e giderek ayaklanma çıkardı ve ayrı bir hükümet kurdu 1917 Haziran'ın da İngiliz-Fransız askerleri Atina'ya girince Kral Konstantin oğlu Aleksandr adına tahttan çekildi Venizelos yeni hükümeti kurdu ve 26 Ekim 1917'de Yunanistan savaşa katıldı
Galiçya Cephesi
ARAP AYAKLANMASI 1916'da Türkiye için en büyük tehlikelerden birisi de Arapların ayaklanması oldu 1865 ten itibaren Arap milliyetçi örgütleri kurulmaya başlamışlardı Birinci Dünya Savaşı'ndan önce İngiltere'nin Araplarla başlayan görüşmelerini, Lord Kitchener ve onun halefi Mac Mahon ile Abdullah arasında sürdürdüklerini ve 23 Ekim 1914'de anlaştıklarını, Arapları bağımsızlık vaadi ve altın vererek ayaklandırmaya kışkırtan İngiltere'nin Basra'yı işgal ettikten sonra, 26 Ocak 1915'te İbn Suud ve 3 Kasım 1916'da Katar Şeyhi ile anlaştığını ve tüm Arap şeyhlerini kendisine bağladığını görmüştük Özellikle Mac Mahon ile Şerif Hüseyin arasındaki mektuplaşmalar ve Arap ihtilalcilerinin Şerif Hüseyin'e başvurması Arap ayaklanmasının hazırlığını oluşturuyordu Bunun sağlanmasında İngiliz casusu Albay Lavrens en büyük rolü yüklenmişti Arapları ayaklanmaya iten diğer bir sebep de, Suriye'deki Arap milliyetçilerinin ayaklanma hazırlığı içinde oldukları için yargılandıktan sonra Mayıs 1916'da Cemal Paşa tarafından idam edilmeleri oldu İngilizler Araplara bağımsızlık vaad etmelerine rağmen İtilaf Devletleri Sykes-Picot Anlaşması'yla Orta Doğu'yu aralarında pay ediyorlardı Araplar, buna rağmen Türkiye'ye karşı örgütleniyorlardı, Şerif Hüseyin Cemal Paşa'yı oyalarken İngilizlerle görüşmeleri sürdürüyordu Hüseyin ilk ayaklanma hazırlığını 27 Haziran 1916 'da ilan ettiği beyanname ile duyurdu 10 Haziran da Mekke ve Cidde'de ayaklanma zaten başlamıştı Taif ayaklanması ve diğer yerlerdeki ayaklanmalar hızla yayıldı Amman'dan Medine'ye kadar olan yerlerdeki 30 000 Türk askeri hareketsiz kaldı Yemen'deki Türk ordusu ile ilişki koptu Mısır'daki İngiliz ordusunun Filistin seferi sırasında sağ kanadında Türk ordusuna karşı önemli hizmetler gören Arapların bu ayaklanması Suriye cephesinin kaderini de belli etti Türk ordusu bir yandan İngiliz ordusu ile savaşırken bir de arkasındaki Araplarla vuruşmak zorunda kaldı Sina ve Filistin yenilgilerinden sonra Türk ordusu Güney Suriye'yi terk ederek kuzeye, anavatana doğru çekilmeye başladı 1917 yılında Suriye, İngilizlerin eline geçti İngiliz ordusu Aralık ayında Kudüs'e girdi Kudüs'e İngiliz komutanı General Allanby'nin girişi Hıristiyanlığın kutsal kentinin Müslümanların elinden kurtarılışı, bütün Hıristiyan dünyasında olduğu gibi, Türkiye'nin müttefiki Avusturya'nın başkenti Viyana'da da kutlanıyordu Arapların bu başarıları onların birlikten yoksun olduğunu çabuk ortaya koydu Osmanlı egemenliği kalkınca Arap Şeyhleri arasındaki rekabet ortaya çıktı Aralarındaki mücadeleden yararlanan İngiltere ve Fransa bütün Arabistan'ı Manda adı altında yağmaladılar İngilizlere karşı Cihad ilan etmiş olan Darvur Sultanı Ali Dinar'ın ayaklanması ise İngilizler tarafından Mayıs 1916 da bastırıldı Bu tek olayın da hiç etkisi olmadı
Bu topraklardaki Türk egemenliğinin kalkışı ise Yahudilere, İsrail devleti kurmak için büyük fırsat yarattı 1897 yılında Bale'de toplanan Siyonist Kongresi'nde ortaya atılan "ecdatlarının eski topraklarında bir Yahudi merkezi kurmak" fikri dünya Yahudileri arasında hızla yayılmıştı "Dünya Siyonist Konseyi" bu politikayı hızlı bir propaganda ile yaymış , özellikle A B D ve İngiltere'deki Yahudi gücü bu propagandanın etkisini kısa zamanda geliştirmişti Birinci Dünya Savaşı'nın çıkışı Yahudi milliyetçiliğini güçlendirdi Türkiye'nin egemen olduğu sıralarda, Orta Doğu'da Yahudi yerleşimi için yaptıkları öneri Abdülhamit tarafından red edilmişti Savaş içinde Türklerin yenilmeye başlaması ve Türk egemenliğinin sona ereceğinin ve İngiltere'nin Orta Doğu'ya egemen olacağının anlaşılması, Yahudi devleti kurmak için dünya Siyonistlerine umut kapısını açıyordu Türk ordularını arkadan vurarak İngilizlerle anlaşan Araplar, gelişen bu yeni olayın kendileri için tehlikesini geç anladılar 1917'de "Dünya Siyonist Konseyi "nin Orta Doğu'da bir yerleşme yeri isteği İngiliz Hükümeti'ne resmen bildirildi İngiltere Kasım 1917 de verdiği yanıtta "İngiltere'nin Filistin'de milli bir Yahudi merkezi kurulmasını, burada Yahudi olmayan cemaatin dini ve hukuki haklarına hiç bir zarar vermemek şartı ile kabul edeceğini " bildirdi "Balfour Deklarasyonu" adıyla anılan bu yanıt İsrail'in kurulmasını oluşturan ilk önemli adımdır Burada yüzyıllardır yaşayan Müslümanların dini ve hukuki haklarına dokunulmadan bir Yahudi yerleşiminin sağlanması sözü ise yalnızca bir İngiliz aldatmacasıydı Böyle bir olay ancak zorla gerçekleşebilirdi A B D deki 3 milyonu aşkın Yahudi ve İngiltere'deki Yahudi gücü "Kutsal Topraklar" üzerinde bir yerleşim yeri elde etmek için Türk egemenliğinin yıkılmasından doğan bu fırsatı kaçırmadılar Arap-Yahudi savaşının tohumları böylece 1917 yılında ekilmiş oldu
Arapların ayaklanmasından sonra Türk ordusu İngilizler karşısında kısa zamanda çözüldü Cihat ilanı ve din kardeşliği hülyalarının da işe yaramadığı acı bir şekilde anlaşıldı Suriye cephesindeki başarısızlıkları gören Mustafa Kemal Paşa 2 Ekim 1917'de buradan Enver Paşa'ya yolladığı mektupta çok gerçekçi bir biçimde ülkenin durumunun çok kötü olduğunu, her yerde asayişin bozuk, ekonominin çöküntü içinde, sefaletin yaygın ve ordunun savaş gücünün kalmamış olduğunu belirtti ve "Harbin anahtarı bizim elimizde değildir" sözleriyle galibiyet umudunun bulunmadığını dile getirerek daha fazla zarara uğramadan savaşa son verilmesinin gerektiğini anlattı Fakat Rusya'da devrim çıkmasından umutlanan Enver Paşa bu uyarıları dikkate almadı Çünkü hala Almanya'nın galip geleceği umudunu taşıyordu
|