Yalnız Mesajı Göster

Bütünüyle İ. Dünya Savaşı Ve Osmanlinin Savasa Girisi

Eski 10-11-2012   #6
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Bütünüyle İ. Dünya Savaşı Ve Osmanlinin Savasa Girisi



Savaşın Sonu

Rus İhtilali'nden sonra Bolşevikler Almanya ile barışa hazır olduklarını daha 21 Kasım 1917'de bildirmişlerdi Diğer yandan, Çarlık Rusya'nın yaptığı tüm gizli anlaşmaları açıklayarak onun emperyalist isteklerini taşımadıklarını göstermek istediler Rusya'da kurdukları yeni düzeni yerleştirmek için barışa gereksinim duyan Bolşevikler, özellikle Lenin'in baskısı ile 3 Mart 1918'de Almanya, Avusturya ve Devleti ile Brest-Litowsk Antlaşması'nı imzaladı Avrupa'da Polonya, Kurtlan, Litvanya, Estonya üzerindeki tüm egemenlik haklarından vazgeçen Rusya Almanya'nın bütün iktisadi isteklerini kabul ediyor ve 1878 yılında ele geçirdiği Kars, Ardahan ve Batum'u Osmanlı İmparatorluğu 'na geri veriyordu Bu barışla büyük bir bozguna uğradıklarını kabul eden Lenin "Uluslararası proletaryanın ayaklanmasını bekleyeceklerini" belirterek yandaşlarını umutlandırıyordu Bundan iki gün sonra da Romanya İttifak Devletleri'yle ateşkes imzalayarak savaştan çekildi 7 Mayıs'ta da Bükreş'te barış anlaşması yapıldı

Rusya ve Romanya'nın yenilerek savaş dışı kalmaları Almanya'yı doğu cephesinde serbest bıraktı Bu kuvvetlerini batıya kaydırması durumuna İngiltere, Mezopotamya ve Suriye'deki kuvvetlerini azaltmak zorunda kalacaktı ABD nin katılması ise zaman istiyordu Bu durumda İngiltere Başbakanı Lloyd George 5 Ocak 1918 'de yaptığı bir konuşmada, Türklerin başkentinde gözleri bulunmadığını, Türk halkına dayanan bir Osmanlı İmparatorluğu 'nun varlığına karşı olmadıklarını belirtti Bu konuşma ve Başkan Wilson'un on dört noktası ve hatta Ekim 1917'de M Kemal Paşa'nın, ülkenin içinde bulunduğu kötü durumu ve savaşın kazanılması umudunun bulunmadığını bildiren mektubu da Enver Paşa üzerinde barış istemesi için etkili olmadı Irak ve Suriye cephelerindeki yenilgileri önemsemeyen Enver Paşa hala Turan hayali peşindeydi Fakat 29 Eylül 1918'de Bulgaristan yenilerek ateşkes imzaladıArtık Almanya ile ilişki koptuğuna göre yalnız kalınmıştı Suriye ve Irak cephelerinde ordularımız bozulmuşlardı Asker kaçakları sayısı 300000'e ulaşmıştı Filistin cephesindeki tehlike uzaktı fakat Bulgaristan'ın teslim olması ile Trakya ve İstanbul şimdi, Franchet d'Esperey'in kuvvetlerinin tehdidi altında bulunuyordu Ayrıca İngiliz donanması, Çanakkale Boğazı'nı geçmeye hazırlanıyordu Türkiye ise böyle iki büyük saldırıyı karşılayabilecek kuvvette değildi 1915 'in gücü kalmamıştı Ülkeyi yöneten İT'nin liderleri umutlarını yitirmiş ve birbirlerini suçluyorlardı Türkiye dört yıl süreyle dünyanın en büyük devletleriyle Irak, Suriye, Kafkasya, Çanakkale, Galiçya gibi cephelerde amansız bir mücadele vermiş ve 1918 yılı sonunda kaynakları tükenmişti Filistin cephesinde yapılan ve 19 Eylül'den 26 Ekim 1918'e kadar süren İngiliz taarruzunda, yalnızca Yıldırım Orduları Grubu'nun kayıpları 75 bin esir, 360 top, 800 makineli tüfek , 210 kamyon, 44 Otomobil, 89 Lokomotif, 468 yük ve yolcu vagonu idi Bu kadar araç ve silahı tüm Kurtuluş Savaşı'nda güçlükle

tamamlayabildiğimizi hatırlarsak, kayıpların büyüklüğü daha iyi anlaşılır Bu koşullar altında 7 Ekim 1918 'de Hükümet Mebusan Meclisi'nde güvensizlik oyu aldı ve ertesi gün Sadrazam Talat Paşa istifa etti Yeni Hükümeti, İttihatçıların politikasına karşı olan Ahmet İzzet Paşa 14 Ekim'de kurdu Suriye cephesinde bulunan M Kemal Paşa bu yeni kabine de Harbiye Nazırı olmak istedi, tavsiye ettiği Fethi Bey Dahiliye Nazırı oldu Bahriye Nazırlığı'na da Rauf Bey seçildi A İzzet Paşa, Harbiye Nazırlığı'na kimseyi atamadı Bu Hükümetin görevi, Almanya teslim olmadan önce, en kısa sürede barışı sağlamaktı Wilson'a barış için başvuruldu, fakat yanıtını beklemeye tahammül edilecek zaman yoktu Almanya'dan ayrı barış yapılırsa İtilaf Devletleri'nin daha yumuşak davranacağı umuluyordu Balkanlar'dan İstanbul'a yürüyecek ordunun komutanının İngiliz mi, Fransız mı, olacağı tartışması bu ilerleyişi ertelemişti Kut-ül Amare'de esir düşmüş olan General Tawshand acele olarak, İngiltere'nin Akdeniz Filosu Kumandanı Amiral Catrhrope ile görüşmesi için 18 Ekim'de serbest bırakıldı 23 Ekim de Calthrope'un delegelerin gönderilmesini bildiren telgraf geldi Padişah delege olarak Damat Ferit Paşa'yı göndermek istiyordu, Fakat İzzet Paşa'nın kararlı davranışı sonunda vazgeçti Bahriye Nazırı Rauf Bey'in Başkanlığında seçilen bir heyet görevlendirildi Padişah bu heyete "Hilafet-i celile ve Saltanat-ı seniye ve Osmanlı Hanedanı'nın hukukunun bütününün dokunulmazlığının sağlanması ve ayrıca bazı eyaletlere idari muhtariyet tanınması fakat siyasi muhtariyet verilmemesi" gibi son kısmı pek açık olmayan bir talimat verdi Heyete asıl talimatı 24 Ekim'de Hükümet verdi Wilson'un barış bildirisinin çok etkisinde kalmış bulunan Hükümet, iyimser bir biçimde, Hükümet yönetimine karışılmaması, ülkenin hiç bir yerine yabancı askeri çıkartılmaması, Alman yardımı sona erdiğine göre İtilaf Devletleri'nin para yardımı yapması, Yunan gemilerinin geçmemesi koşuluyla Boğazların açılacağını ve askerin terhis edileceğini bildirdi Bu iyimser görüşle Limni Adası'nın Mondros Limanı'nda demirli bulunan Agamemnon zırhlısına giden Osmanlı Heyeti 4 gün süren görüşmeler sonunda Amiral Calthrope'un dikte ettirdiği barış şartlarını kabul etti "Mondros Ateşkes Antlaşması" 30 Ekim 1918'de imzalandı Bu ateşkes ile Osmanlı İmparatorluğu fiilen tarihe karışıyordu, ülkeyi savaşa sürükleyen ve savaş içinde izledikleri yanlış uygulama ve savaş stratejisi Türkiye'yi bir uçurumun kenarına getiren İT liderleri 1 Kasım 1918'de Parti Kongresi'ni topladı Kendisini dağıtma kararı alan Parti'nin liderleri Enver, Talat ve Cemal Paşalar ise ateşkes imzalanmış olduğundan İngilizlerin her an İstanbul'a geleceklerini düşünerek 8-9 Kasım gecesi bir Alman denizaltısı ile Karadeniz üzerinden ülkeden kaçtılar İT'nin dağıtılması üzerine Parti, Teceddüt Fırkası'na dönüştürülmeye çalışıldı Enver Paşa daha sonra Moskova'ya gelip, İtilaf Devletleri'nin de düşmanı olan Bolşeviklerle anlaşabileceklerini belirtti Oysa Talat Paşa artık siyasi yaşamlarının sona erdiğini, haklı veya haksız, ulusun kin ve gazabını kazandıklarını söyleyerek, Avrupa'ya kaçmalarının gereğini daha gerçekçi bir biçimde açıklıyordu Birinci Dünya Savaşı boyunca birbirinden binlerce kilometre uzaklıklarda, her çeşit olanaksızlıklar içinde savaşan Türk orduları dört yıl boyunca 2850 000 kişiyi askere aldı Bunlardan 550000'i savaşlarda şehit düştü 891000'i yaralanarak sakat kaldı 240000 hastalıktan öldü 103731 kayıp ve 129000'i esir oldu Diğer yaralılarla beraber bu rakam 2167841'e varır Ayrıca savaşta düşman işgalinden kaçan Türk göçmenlerden yaklaşık 500000'nin ve 250000 Ermeni'nin tehcir sırasında, 200000 Rum'un da geri hizmetlerde amele taburlarında çeşitli sebeplerden öldükleri tahmin edilmektedir Balkan Savaşı'nın yıkıntıları da eklenince Anadolu'da, savaşlarda çocuklarını kaybetmemiş aile yok gibiydi Yokluk, açlık, hastalıktan perişan savaş yılgını bir ulus kalmıştı geride

konu icerigi internetten alıntılanarak derlenmistir

Alıntı Yaparak Cevapla