Yalnız Mesajı Göster

Osmanlı Kadın Şairleri..

Eski 10-11-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Osmanlı Kadın Şairleri..



FİTHAT HANIM

İstanbul’da doğdu, doğum tarihi bilinmiyor 1780′de yine İstanbul’da yaşamını yitirdi Asıl adı Zübeyde Şeyhülislam Ebu İshakzade Mehmet Esad Efendi’nin kızı Özel derslerle eğitildi Küçük yaştan itibaren edebiyat ve şiirle ilgilendi Rumeli Kazaskerlerinden Mehmed Efendi ile evlendi Günümüze kadar gelen kadın şairler arasında en dikkat çekicilerden biri Aydın ve şairi bol bir çevrede yetişti, döneminin sanat-edebiyat çevrelerinde bulundu Şiirleri kadar nükteleri, Koca Ragıp Paşa ve şair Haşmet ile aralarında geçen şakalaşmalarla da bilinir Ancak günümüze ulaşan bu şakaların bir kısmının uydurma olduğu sanılıyor Türkçe’yi çok güzel kullanır, şiirlerinde zaman zaman halkın konuştuğu dile de yer verir Ama şiirlerine kadın içtenliği ve inceliği yansımaz Yayınlanmış bir divanı var Kendisini anlamayan, ruhuna denk düşmeyen, şiirle uğraşmasına bir anlam veremeyen kocası Derviş Mehmet Efendi ile evliliğinde mutlu olmadığı biliniyor

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

ŞARKI

Beni derdinle yeter zâr etdin

Yok mu insâfın a zalim söyle

Çeşm-i mestin gibi bîmâr etdin

Yok mu insâfın a zalim söyle

Ruhların taze gülü handandır

Leblerin derd-i dile dermandır

Sühanın mürde-i aşka candır

Yok mu insâfın a zalim söyle

Âşık-ı zâre cefâ kârındır

Öldüren gamze-i hunharındır

Eden ihyâ yine güftarındır

Yok mu insâfın a zalim söyle

Ey Sehi-kamer ü şîrin-güftâr

Bülbül-i vird-i ruhun gerçi hezâr

Var mıdır bencileyin âşık-ı zâr

Yok mu insâfın a zalim söyle

GAZEL

Neşve-i cam-ı muhabbetle gönül cuş eyler

Çekilen der ü gamı cümle feramuş eyler

Kıl hazer alma sakın aşık-ı zarın ahın

Seni bir şuh-ı sitemkara felek dun eyler

Bir nigehle komadı derdimi takrire mecal

Çeşm-i mestin nice guyaları hamuş eyler

Hale-i mah gibi sineye çekmiş mihri

Bezm-i vuslatta o kim yari deraguş eyler

Sen hem gülşen-i hüsnünde figan et cü hezar

Fıtnata derd-i dilin belki o gül guş eyler

LEYLÂ HANIM

Sudur’dan Moralı Zâde Hâmid Efendi’nin kızı ve Keçecizâde İzzet Molla’nın yeğeni Çocuk denecek yaşta babasını kaybetti, aynı dönemde evlendirildi, bir hafta içinde ayrıldı Dönemin ünlü şairleri ve dayısı olan Keçecizade İzzet Molla’dan özel ders adı Saray kadınlarıyla yakın ilişkisi olduğu bilinen, iyi eğitimli ve çok kültürlü bir şair Hazır cevaplığı ve şakacılığı ile de tanınır Mevlevî tarikatına katıldı Mihrî Hatun kadar olmasa da kadın duygularını dile getirmesi ve döneminin koşullarında bir kadın için serbest sayılabilecek söyleyişiyle dikkat çeker Edebî bir çevrede yaşadığı için verimli bir şair Şiir dili açık ve sade Bir Divanı var 1848′de yaşamını yitirdi Galata Mevlevihanesi kabristanında toprağa verildi Pür âteşim açdırma sakın ağzımı zinhâr, mısrasıyla başlayan, Zâlim beni söyletme derûnumda neler var, nakaratlı şarkısı çok ünlü

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

GAZEL

Yârin âşıkları ile ülfeti pek güçtür güç

O peri vahşidir unsiyyeti pek güçtür güç

Sakın aldanma gönül vâ’d-i visâl-i yâre

Sonra derd ü elem ü mihneti pek güçtür güç

Beni âfv eyle eğer meclise girdiyse rakip

Çekemem doğrusu bu sıkleti pek güçtür güç

Ders-i aşkı açalım dersini vaiz kapasın

Zâhidin bârid olur sohbeti pek güçtür güç

Sohbeti yâr ile de pekçe uzatma Leylâ

O peri vahşidir ünsiyyeti pek güçtür güç

GAZEL

Her seherde Kâbei kûyında estikçe nesim

Âşıka zülfi siyahından gelir anber şemim

Naveki müjgânı gönder sinei mecruhuma

Kûşei gamda dili mahzunuma olsun nedim

Kalim bu aşk ile yanmaktan ey meh ruzüşeb

Yok bana derdü elemden başka bir yârı kadîm

Şiddeti düzahla korkutma beni gel zahida

Aşkıma nisbet benim bir şey midir narı cahim

Kûşei cennet dahi olsa safayab olmayız

Aşk ile olduk hele külhan bucağında mukim

Zulmu çok ettin bugün Leylâ’ye ey şahı cihan

Ruzi mahşerde seninle eylesin bahsi azîm

GAZEL

Hayâli ârızın bağı gönülde gülizarımdır

Açıldı dağlar kim sînede evvem beharımdır

Güli ümmidim açılmaz açıldı soldu hep güller

Bu gülşende figandan bihaber ancak nigârımdır

Hikâyettir sana şerhi derunumdan değil şevka

Senin aşkınla yanmak tabemahşer iftiharımdır

Neden küstün bilir hep cürmün inkâr eylemez âşık

Sebep bu infiale naleî bî ihtiyarımdır

Salın ey nahli nâzım gel nolur bir kerre serv âsa

Sarayındır bu gönlüm ande eşkim cuyibarımdır

Emanet eyledim bir tahfecik ol şahı hubane

Gönül derler anın adına Leylâ yadigârımdır

ŞEREF HANIM

1809′da İstanbul’da doğdu, 1861′de yaşamını yitirdi Yenikapı Mevlevihanesi kabristanına defnedildiği sanılıyor Mehmed Nebil Bey’in kızı Şairi bol ve kültürlü bir ailenin mensubu Kadirî ve Mevlevî tarikatlarına girdiği biliniyor Sıkıntılarla dolu bir yaşam sürdü Padişah II Mahmud ve Valide Sultan’a yazdığı şiirlerinde bu sıkıntıları anlatır Geleneksel kalıplar içinde kalan şiirleri sadelikleri ve düzgün anlatımlarıyla dikkat çeker İlk kez 1867′de Matbaa-i Âmirane’de basılmış bir divanı var

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

KASİDE

Kasîde-i Bahâriyye der Hakk-ı Müşâriin-ileyh

- Berây-ı Âlî Paşa -

Açıl ey gonce-i zîbâ açıl fasl-ı bahar oldı

Hezârın hasret-i dîdâr ile derdi hezâr oldı

Donandı her taraf üşkûfe-i elvan ile yer yer

Yine sun’-ı Cenâb-ı Kird-gârı aşikâr oldı

Takarrub edicek teşrifi sultân-ı gülin nâ-gâh

Dikildi tûğ-ı şâhî bağ u sahra kânı-kâr oldı

Bahar erdûsını sünbül-teber tebşire geldikde

Kurup çadır çiçekle muntazır her kûh-sâr oldı

Bu eyyâm-ı ferah-zâye tahassür çekmeden fulya

Sarardı sureta bir âşık-ı zar u nizâr oldı

Meğer neşv ü nema bulmuş şarâb-ı erguvan ile

Anın’çün çeşm-i dilber gibi nergis pür-humâr oldı

Görüp zülf-i arûsın ziynet ü dârâtını bî-şekk

Civan perçem başa çıktıkda gayet dil-figâr oldı

Benefşe çıkdı her-câyî deyu ifrât-ı ye’sinden

Olup sünbül perişan lâle yek-ser dâğ-dâr oldı

Eder şeb-bû ile ay-çiçeği gece safa, mehtâb

Görince fûl-ı bahrî yollar üzre hep nisâr oldı

Düzüp zerrin kadehle bezmini çark-ı felek güya

Çekildi bir kenâre cümleden sâhib-vakâr oldı

Sarıldı nahl-ı leylâk üzre güya bir çiçekli şal

Bakup serv u sünûber bîd-i reşkiyle çinâr oldı

Şakâyıkda görince revnak ü rengi kemâlinde

Hasedle zenbakın hep akl u fikri târ u mâr oldı

Bilür erbabı kadrin bak alur göz ile haşhaşa

Ki attâr-ı felekden ehl-i keyfe ber-güzâr oldı

Karanfil yâsemen aşkile sîne çak çak etdi

Ya her dem tazeye meyi etmede bî-ihtiyâr oldı

Ne kabil misk-i Rûmî ıtr-ı şâhîyle ola hem-bû

Girince araya şimşir bu da’vâ ber-karâr oldı

Bütün ezhâre hâlât-ı hazânı etmeğe ifşa

Gelüp kartopu güya tercemân-ı rûzigâr oldı

Bahâriyye temam olduysa da ey hâme güya ol

Gazel de söylemek şâirlere çünkim şiar oldı

Yine ey gül-izâr-ı işve vakt-ı âh u zar oldı

Bu da’vâya delîl ü şâhid istersen hezâr oldı

Buyur geşt ü güzâr et cümle ezhârı çemen-zârın

Kudûmın öpmeğe hep dîde dûz-ı intizâr oldı

Görince bülbülün cûş u hürüsün fart-ı gayretle

Benim de seyl-i eşkim ğıbta-bahş-ı cûy-bâr oldı

Gelüp bâd-ı sabâ dedi Şeref geç bu hevâlardan

Bu nazmın gerçi evrâk-ı sipihre yadigâr oldı

Ne sarf etdin bahara cevher-i güftârını ancak

Sebeb-i asayiş dünyâya bir âlî-tebâr oldı

Edersin medh ol zât-ı şerifi et ki âlemde

Senası mahz-ı farz u her sağar ü her kibar oldı

Bu vasfa Hazret-i Alî Emîn Paşa sezadır kim

Duây-ı devleti vird-i zeban ü her diyar oldı

Makâm-ı âliyi teşrif edel’den zât-ı ülyâsı

Umûr-ı hâriciyye nâzırıyle pür-vakâr oldı

Huzurunda şükûfe şîşesi olmak ümidiyle

Ne rütbe şimdi çeşm-i bülbüle bak i’tibâr oldı

Nesîm-i lutfı ğâlibdir bahara ehl-i hâcâtın

Nihâl-i maksad u amali hep pür berg ü bâr oldı

Nisâr olmakda gerçi cümleye nakd ü inâyâtın

Senin hakkında ise şad hezâr u bî-şümâr oldı

Düşüp ümmîd-i afv ile der-i ihsanına gönlüm

Bilür cürm ü kusûrın pây-mâl-i i’tizâr oldı

Kerem-kârâ şeref-sadrâ sipihr-i devlete bed-râ

Eğerçi bunda ıtrâ’-ı makâla ibtidâr oldı

Vesîle-cûy idim neşr etdim işte bu bahaneyle

Bütün ezhâr bûy-i midhatinden hisse-dâr oldı

Kıyâs olsa yanında bir içim su gibidir nîsân

Ki cûd u şefkatin baranı bahr-ı bî-kenâr oldı

Umûrında muvaffaksın o rütbe zanneder herkes

Ya Zât-ı Hızr yâ tevfik-i Bari müsteşar oldı

Bekây-ı ömr ü ikbâlindir elbet matlabı halkın

Vücûdın mutlaka dünyâya lutf-ı Gird-gâr oldı

Penâh eden hücûm-ı ceyş-i gamdan olur asude

Der-i Devlet-meâbın bir hısâr-ı üstüvâr oldı

Değil fahriyye yazmak gerçi haddim kendi hakkımda

Bana Zât-ı Şerifin lîk mahz-ı iftihar oldı

Ederken âh ü feryâd endelib efsâne dinlemez

Şeref, başla du’âya gayrı vakt-ı İhtisar oldı

Akîb-i cemrede her sal meymûn fal dendikce

Cihâna feyz-i nevrûzın yeter pertev-nisâr oldı

Riyâz-ı ömr ü câhı haşre-dek her dem bahar olsun

Denildikçe yine vakt-ı safay-ı gül-izâr oldı

(Mefaîlün mefaîlün mefaîlün mefâîlün)

GAZEL

Dildeki dag-i füruzanım ile eğlenirim

Geceler kendi çerağınım ile eğlenirim

Ederim züver-i aguse-i hayalim yâri

Daima hidmet-i mihmanım ile eğlenirim

Söyletip çektiğini şuh-i cefakarından

Sergüzeşt-i dil-i nalanım ile eğlenirim

Komaz avare vü tenha beni manend-i safa

Yine derd-ü gam-i cananım ile eğlenirim

Dest-i ahım dokunup saz-i derunun teline

Nağme-i nale vü efganım ile eğlenirim

Söyleyip serd-i mihmetle nice taze gazal

Şeref eş’ar-i perişanım ile eğlenirim

GAZEL

Dili şuride hayfa yâre, yâr ağyare maildir

Bilinmez hikmeti bülbül güle, gül hare maildir

Olursun pür gadab ben arzıhal etdikçe sen emma

Cefakârım, mizacın çare ne ağyare maildir

Şikâyet sanma rencü zahmi aşk eyler isem izhar

Tabibe haste elbet derdini iş’are maildir

Kaçınmaz şulei didarı yâre can atar daim

Benim mürgi dilim pervane âsa nare maildir

İder tahsin nazmı dilküşasın eylesen tanzir

Şeref tab’ı selisim böyle hoş küftare maildir

KITALAR

Bir vech ile kabil değil icrayı teşekkür

Şâdoldu şeref zar iki yüzden agâh

Eüdi beni teltif reis oldu efendim

Hem kıldı iki yüz kuruş ita bana her mah



Keramet tâ ezelden dadı Hakmış zatına bildim

Benim keşfeyledin arzetmeden hali perişanım

İkişer yüz kuruş mahiye ihsan eyledin hakka

Şeref bir akçeye şayan değilken ey keremkânım



Kemalü ömrünü lûtfundan efzun eylesün Mevlâ

Cihan durdukça dur sadrında sen ey himmeti Âli

Şeref zatın maaş tahsisi ile şimdi sayende

Değildi habbeye malik pür oldu ceybi amali



ÂDİLE SULTAN

1825′te İstanbul’da doğdu, 1898′de yaşamını yitirdi Sultan II Mahmut ile eşlerinden Zernigar Sultan’ın kızı, Sultan Abdülmecit’in kız kardeşi Sarayda özel eğitim gördü Kaptan-ı Derya ve sonradan Sadrazam olan Mehmet Ali Paşa ile evlendi Önce üç çocuğunu, sonra kocasını ve ardından da genç kızı Hayriye Sultan’ı kaybedince acıya boğuldu Nakşîbendi tarikatına girdi Şiirleri 1996′da “Adile Sultan Dîvânı” adıyla yayınlandı Şiirleri genellikle çocukları, eşi ve kızı Hayriye Sultan’ın ölümlerinden duyduğu derin üzüntüyü yansıtan manzumelerden oluşur Çağdaşı olan Leylâ ve Fıtnat Hanımlardan daha az başarılı bir şair sayılır Aruzun yanı sıra hece ölçüsüyle de şiirler yazdı Türbesi İstanbul Eyüp’te Bostan İskelesi yakınında İstanbul’da pek çok hayır eseri bıraktı, ayrıca babası onun adına birçok eser yaptırdı Muhibbî (Kanuni Sultan Süleyman) Divanı’nın basılmasını sağladı

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

GAZEL

Duymayın can ü gönül dostuma pinhan gideyim

Akl ü can bana nedir bidil ü bican gideyim

Cismde can gibidir gözde hayâli yârin

Nice bir gurbet ü firkatle perişan gideyim

Korı canımda da âşk odını yaktı alevi

Yanmak âşk ile beşaret bana üryan gideyim

İderim kat’ı taalluk çü bu can ü tenden

O güle bülbül-i can itmede efgan gideyim

Adile Kâ’be-i kulın ideyim şöyle tavaf

Arz ide ruyını dildarıma mihman gideyim

GAZEL

Aşktır min-evvel ilâ âhir kevn ü mekân

Aşktır gâhî dil ü cânda nihân gâhi ayân

Aşktır eden cemâl-i pâk-i cânâna nazar

Aşktır ol gonca gül rûyu için bülbül olan

Aşktır dü-âlem içre cânı yâra vasl eden

Aşktır dâim olan hem mahrem-i esrâr-ı cân

Aşktır çün dilde misbah-ı tecellîyi yakan

Aşktır bil “küntü kenz” birle miftâh-ı cinân

Aşktır bî-kayd pervâz eyleyip sîmurg-veş

Aşktır dost ellerini dâima seyrân eden

Aşktır mir’ât-ı kalbi eyleyen sâf ü celî

Aşktır dilde veren nûr-ı ziyâyı her zamân

Aşktır kalbi kılan pür-nûr mihr-i mâh-veş

Aşktır şem’-i cemâle karşı pervâne yanan

Aşktır hem saykal-ı mir’at-ı esbâb-ı derûn

Aşktır bir âteş-i cân-sûz ey dil sen de yan

Aşktır beyt-i dili meyhâne-i irfân eden

Aşktır Leylâları Mecnûn ü ser-gerdân eden

Aşktır fehm ile iş’âr eyleyen derd-i dili

Aşktır bak Âdile çarhı eden keşf ü beyân

GAZEL

Aşkta kanun imiş âşıklara cevr eylemek

Âşık oldur kim cefâ-yı yâre sabretmek gerek

Aşk nâz ü şîve evvel gösterir âşıklara

Âşık ol demde ona cânı fedâ etmek gerek

Âşıkın ancak murâdı dostunun maksûdudur

Çekse de bin derd ü mihnet hep sebât etmek gerek

Arzû-yı dü-cihândan geçmedir aşka nişân

Terk-i cân edip reh-i cânâna azm etmek gerek

Âftâb-âsâ bilip her zerresin nûr-ı safâ

Her belâ dosttan gelir kim merhabâ etmek gerek

Havf-ı a’dâ eylemez olan müsellah aşk ile

Yanmadan Hakka erilmez pertev-i tevhîd gerek

Nefsle cehd et tecellî eylesin aşk-ı Hudâ

Beyt-i kalbi Âdile ma’mûr ü pâk etmek gerek

TEVHİDE HANIM

Doğum tarihi 1847 1902′de Manisa’da öldü Babası Turgutlulu Limoncuzade Fehim Efendi Annesi, İzmirli Sinanzade Ahmet Efendi’nin kızı Tahire Hanım Manisalı Veznedar Çakmak Hüsayin Efendi ile evlendi Bir kızları oldu Kızını ve ardından kocasını kaybetti Mevlevi tarikatına girdi Şiirini annesi, kızı ve kocasını art arda kaybetmenin acısı etkledi Bir divanı var 1881′de yazıldığı tahmin edilen bu divanda kendi yaşamından ve Manisa’dan izler bulunur Tevhide Hanım’ın önemi yaşadığı çağın coğrafyasını, insanlarını, kültürü ve günlük alışkanlıklarını yansıtmasıdır Divanı Gürol Pehlivan, Bülent Bayram ve Mehmet Veysi Dörtbudak hazırladı Manisa Belediyesi’nin desteğiyle yayınlandı

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

GAZEL

Çeşmime göründü âh bir peri âlicenâb

Dün gece verdi ziyâ ‘aleme ol âfitâb

Âhir çeşmime ben de âh bin cân ile müştâk iken

Setrine sây eyleyip rûyına çekmiş nikâb

Piyâde gezmiş yorulmuş terlemiş ol meh-likâ

Seyr eyledim rûyundaki damlayan sanki gül-âb

‘Ahdinde kılmaz vefâ va’dinde hiç durmaz imiş

Teşbihi etdim meşrebin sanki bir dönme dolâb

Zihnini topla Tevhîde olma o bahrin gavsi

Pirâhenden girîbânın alıp geri çekil yab yab

GAZEL

Senin mecburunum hâlâ inanmaz mısın ey şûh

Benim yandığım nâra ‘aceb yazmaz mısın ey şûh

Dün gece ağyâr ile lâdest tutup aldanmışsın

Kuluna nevbet gelince aceb aldanmaz mısın ey şûh

Gidip gülzara da’im sen edersin zevk ‘alemle

Gelip hatıra ismim bir gün anmaz mısın ey şûh

Cevr cânına yetmiş câna yine bilmem aceb

Çekerek cefasını usanmaz mısın ey şûh

Dün gece Tevhîde-zârın rahm edip hâline sen

Verdiğin ikrârdan ‘aceb dönmez misin ey şûh

DESTÂN-I MAĞNİSA

Takrîr edem dinle nedir hâli Mağnisa’nın

Söyleyim bak nedir ahvâli Mağnisa’nın

Düğünde bayramda atlas hâre giyerler

Bozulmaz yeşili alı Mağnisa’nın

Mağnisa’nın içinde evliyâsı çok

Mescidi camisi medresesi çok

Hâfızı mütedâ müderrisi çok

Okur bülbül gibi dili Mağnisa’nın

Etraf köyden şehirlerden gelirler

Handa hânelerde misâfir olurlar

Sultân Camisi’ne sâf sâf dururlar

Altın kemerlidir beli Mağnisa’nın

Sultân Nevrûz günü Mesir saçarlar

Cem olup cümle halk avuç açarlar

Mollalar imâretden çorba içerler

Her şehre ulaşır eli Mağnisa’nın

Âşıklar pîrine eyler niyâzı

Dere Kahvesi’ne asarlar sazı

Karşısında bülbül eyler avâzı

Açılır baharda gülü Mağnisa’nın

Ulu Cami’nin vurur çanlı sa’ati

Herkes vaktini bilir bulur râhatı

Tüccarların budur dâim adeti

Elden ele gezer malı Mağnisa’nın

Bahar vakti gelir bülbül sadâsı

Vardır erenlerin anda du’âsı

Kışın kar ile dolar dağı ovası

Akar boz bulanık seli Mağnisa’nın

Çölünde Karaca Ahmed Sultân hazırken

Üstünde Saruhan Baba nâzırken

Sağda Hâki Baba solda Kırtık Sultân vezirken

Deftede kayd olmaz vebâli Mağnisa’nın

Cümle eknâf çâr köşeden gelenler

Her birisi bir işe memur olanlar

Kazanıp kârında bereket bulanlar

Gitmez gözünden hayâli Mağnisa’nın

Beldemiz üstü dağ önü mesire

Bahar gelince cümle çıkarlar seyre

Gel bunca evliyâları ziyâret eyle

Şimdi çimendiferdir yolu Mağnisa’nın

Tevhîde sözünde hilâfın yokdur

Tatlıdır kavunu karbuzu çokdur

Karına kaymağına hiç sözüm yokdur

Namdadır yağ ile balı Mağnisa’nın

ŞARKI

Sana ne diyem ne söyleyem âh sana

Bir himmetin yok imiş eyvâh sana

Ederim bir âh-ı cân-gâh sana

Gayri bundan sonra âlem bir yana

Eyledin sen beni kendine meftûn

Cevrin etdi dîdemi âb-ı Ceyhûn

Serim sevdâya saldın aklım Mecnûn

Gayri bundan sonra âlem bir yana

Hevâ-yı zülfün ile hâlim tebâh

Kalmadı âşıklığıma iştibâh

Bir onulmaz derde düşdüm vâh bana vâh

Gayri bundan sonra âlem bir yana

Tîg-i hicrin hiç vermedi arayı

Sînemde açdı nice pin yarayı

Yazık etdin Tevhîde-i bîçâreyi

Gayri bundan sonra âlem bir yana

ŞARKI

O yâr bana kaşın çatdı

Elemim var elemim

Câh-ı mihnetde bıraktı

Kederim var kederim

Çehr ile dün yâr geçdi

Kadehde kanımı içdi

Ciğerde yâreler açdı

Veremim var veremim

Dün meclisde iken dildâr

Beni geçmiş yâre ağyâr

Kendi ruhsât eylemiş yâr

Haberim var haberim

Gül koklamam gül üstüne

Kişi kıyar mı dostuna

Lâkin ağyârın üstüne

Seferim var seferim

Tahammülüm yok ne çâre

Yüz vermesin ağyâre

Arz-ı hâl yazmağa yâre

Kalemim var kalemim

Tevhîde bu meylim hele

Ben şöyle verdim dilbere

Vaz gelmem tâ be mahşere

Yeminim var yeminim

FERİDE HANIM

1837′de Kastamonu’da doğdu Kasmatonu ulemasından Bahar Zade Hammami Mehmet Reşit Efendi’nin kızı İlk eğitimini medresi öğretmeni olan babasından aldı Arapça ve Farsça öğrendi Güzel yazı’ya yani “hat”a merak saldı Bolulu İzzet Paşa’nın divan katipliğini yapan Ali Raif Efendi ile evlendi İstanbul’a taşındılar Feride Hanım 25 yaşında iken eşini kaybetti İstanbul’dan Kastamonu’ya giderek yaşamını burada tamamladı 1903′te öldü Şiirleri arasında epey yer tutan Muhammediye’leri ile tanınır

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

BEYİT

Duhterine böyle ider mi mâderi söyle bana

Görmedim billâh cihanda böyle bir âzâr ana

GAZEL

Ah kim çıkdı elimden koynumun zer saati

Hasretile kalmamışdır gönlümün hiç rahatı

Yâdigar-ı yâr idi doğru gider gamhar idi

Yirmibeş yıldan beru itmiş idim ünsiyeti

Zer gibi zerd ola ruyi hem ayarı nakş ola

Mekr ile biganeler ger eyledise sirkati

Yelkavan veş ruzü şeb zevki içün çeksin taab

Soksun akrebler vücudın göre rencü mihneti

Kıldı rekkası felek çerh gibi sergerdan beni

Nice dolaplar ile virdi bana çok zahmeti

Yetdürür zinciri zülfü yâr ile bend olması

Kayd olup derdü game çekmekden ise firkati

Ben Feride veş gamü mihnetle ferdim dehrde

Geçmedi alâmsız biçarenin bir saati

(Kocasının ölümü üzerine yazdığı gazel)

GAZEL

Âşık isen salika âyine-i didare bak

Masıvanın zulmetinden kurtulub envare bak

Dürri pendin guşuna menguş idersen ey gönül

den dembedem keşf olunan esrare bak

Masıvanın kesretinden fariğ ol itme nizâ

Hazreti şeyhin tutub destin heman bu kâre bak

Na’rei sırrı …dan haberdar olmağa

Âşk yolunda terki can etmiş olan berdare bak

Talibi âşkı hakikat buldu encamı necat

Ey Feride sen heman ihlâs ile ezkâre bak

(… okunamayan sözcükler)

HATİCE NAKİYE HANIM

Müneccimbaşı Osman Saib Efendi’nin kızı 1846′da ikiz kardeşiyle birlikte dünyaya geldi Sıbyan mektebinde okudu Annesini küçük yaşta kaybetti Teyzesi tarafından büyütüldü Darülmuallimat’tan mezun oldu Yenikapı Mevlevihanesi müritleri arasına girdi Ali Fuat Bey’in Maarif Nazırlığı döneminde Darülmuallimat’ta öğretmenliğe başladı Farsça ve tarih öğretti Lügati Farısiye sözlüğünü hazırladı Bir süre Mısır’da kaldı Sultan Mehmet Reşat döneminde bazı şehzade ve sultanlara öğretmenlik yaptı II Abdülhamid tarafından Şefkat Nişanı ile ödüllendirildi 1899da yaşamını yitirdi Yenikapı Mevlevihanesi Çınaraltı Kabristanı’nda toprağa verildi 40 kadar gazel, methiye, şarkı, müstezad, tahmis, terci-i bend ve kıt’a yazdı Döneminin kadın şairlerinden Şeref hanımın yeğeni idi Onun divanının ikinci basımını hazırladı Dergilerde dağınık halde olan şiirleri derlenemedi Bir bölümü Türkçe olan bu şiirlerden bazıları kardeşi Nebil Bey’in Divan’ının sonunda, bir kısmı da Ahmet Muhtar Bey tarafından yayımlandı Hiç evlenmedi

ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER

GAZEL

Bir gamze hun rize şikâr oldu bu gönlüm

Şeb ta seher aşuftevü zar odu bu gönlüm

Bir çaresi yok derde giriftar olub eyvah

Bir gonce içün âleme har oldu bu gönlüm

Gülçini visal olmak içün bağı tarabda

Bir bülbüli şurideye yâr oldu bu gönlüm

Gülşende edüb nağmei bülbül ana tesir

Feryad ile manendi hezar oldu bu gönlüm

Geçdi neyü meydan işidüb savtı hezarı

Medhuş olarak maili zar oldu bu gönlüm

Rüyet hevesile Nakiyye bir kez o şuhu

Akdamı rekibane gubar oldu bu gönlüm

ŞARKI (Hezlamiz)

Olamaz bir kimse hem halin senin

Yokdur eşşeklikde emsâlin senin

Geçmede lanet ile salin senin

Yokdur eşşeklikde emsâlin senin

Benzemez etvarü halin âleme

Gelmemiş mislin vücudi âdeme

Kendine âdemlik isnad eyleme

Yokdur eşşeklikde emsâlin senin

Namını yâdeylemez emma beşer

Rekş eder efkârına gâvanü har

Sözlerin hayvanları hayran eder

Yokdur eşşeklikde emsâlin senin

Anırırken sen o savt ile heman

Hep gelir şevka güruhi merkeban

Ursalar şayan sana al bir palan

Yokdur eşşeklikde emsâlin senin

KOŞMA

Eyvah aşkınla yandım

Sonra cevrinle kandım

Aldandım sözlerine

Seni vefalı sandım

Ver bir dolu içeyim

Gör aşkınla niceyim

O mahmur gözlerinden

Ben nasıl vaz geçeyim

Kadehler durmasun boş

İçüb olalım serhoş

Çünki ağyar sözünden

Yâr ile aram bir hoş

Şimdi dil biçaredir

Aklım pek âvaredir

Ayrılık ateşinden

Ciğerim pür yaredir

Sinemi hicri dağlar

Gözlerim irmakdır çağlar

Nakiyye’nin halini

Gören kâfirler ağlar

Nazan Bekiroğlu

Alıntı Yaparak Cevapla