|
Prof. Dr. Sinsi
|
Sorularla Osmanli
Sultân I Mustafa’nın zamanını kısaca özetler misiniz? Tamamen akıl hastası olduğu doğru mudur?
Sultân Mustafa, iki defa Osmanlı tahtına oturmuştur:
Birincisi: Kasım 1617Şubat 1618 tarihleri arasındaki 3 aylık saltanattır I Ahmed vefat ettiği zaman, koyduğu ekberiyyet ve erşediyyet kaidesine göre, kendi şehzadeleri henüz küçük idiler Bunun üzerine II Osman’ın şahsiyetinden çekinen ve Kösem Sultân diye de bilinen Mâhpeyker Haseki’nin de etkisiyle, kardeşi Sultân Mustafa tahta oturtuldu Kendisi saltanattan uzak kalmak istiyordu ve Osmanlı kaynaklarının ifadesine göre, aklında hafiflik, re’yinde ve işlerinde isabetsizlik bulunması hasebiyle, devlet ve ilim adamları iç huzuruyla bi’atı yapamadılar I Ahmed devrinde devleti tek başına yürüten Dârüssa’âde Ağası Mustafa Ağa, Şeyhülislâm Es’ad Efendi, Kâimmakam Sofi Mehmed Paşa ve diğer yetkilileri ikna ederek hal’i için fetva aldılar ve I Ahmed’in oğlu II Osman’ı tahta çıkardılar
İkincisi; Mayıs 1622Eylül 1623 yani 1 5 yıllık saltanattır II Osman’ın büyük bir zulümle Mayıs 1622’de yani 4 yıl sonra tahttan indirilmesinden sonra, Veziriazam Davud Paşa kullanılarak Sultân Mustafa yeniden tahta çıkarılmıştır Ancak II Osman’ın ölümüne sebep olan yeniçerilerden ve Davud Paşa’dan halk rahatsızdır Bu arada Saray’da bulunan şehzadelerin de öldürüleceği haberi alınınca, halk ayaklanmaya başlamış ve Şeyhülislâm Yahya Efendi’nin tavsiyesiyle Kara Davud Paşa azledilerek yerine Mere Hüseyin Paşa getirilmiştir Karışıklık devam edince sırasıyla Lefkeli Mustafa Paşa ve Gürcü Mehmed Paşa sadrazamlığa tayin olundu İç karışıklıktan istifade etmek isteyen iç ve dış mihraklar Osmanlı Devleti’ni sarsıyordu Trablusşam Beylerbeyi Yusuf Paşa ve Erzurum Beylerbeyi Abaza Mehmed Paşa, yeniçerilere kin kusarak isyan etmişler ve çok sayıda yeniçeriyi de katletmişlerdi İstanbul’a gelmek üzere hazırlık yapıyordu Sipahiler, II Osman’ın katillerinin bulunması için baş kaldırdılar ve bunun üzerine Kasım 1622’de toplanan divan Davud Paşa’nın idamına karar verdi Ağustos 1623 yılında Sadrazamlığa getirilen Kemankeş Ali Paşa, basiretiyle devlet adamlarını topladı ve Sultân Mustafa’nın saltanat koltuğunda kalmaması gerektiğine karar verildi Tahttan sevinçle Eylül 1623 tarihinde ayrılan Sultân Mustafa, Ocak 1639 tarihinde vefat etti
Sultân Mustafa’nın dünyevî saltanatı istemeyen bir hali olduğu kesindi Aklının hafif, tedbirinin zayıf ve saltanat koltuğunda dahi çocukça hareketlerde bulunan biri olduğu da doğruydu Osmanlı kaynakları açıkça akıl hastası demek olan mecnun tabirini kullanmamaktadırlar Konuyu Solakzâde’nin ifadeleriyle noktalamakta yarar görüyoruz: "26 yaşında idiler Yalnız bir mikdar aklı hafif olup buna hapiste uzun süre kalması sebep olmuştur; giderek aklı başına gelir deyü doktorların tedaviye devam etmeleri kaydıyla Şeyhülislâm Es’ad Efendi kavliyle amel olunmuştur"
III Mehmed’in oğlu olan Sultân Mustafa’nın tesbit edilen kadını ve çocukları mevcut değildir İkballeri vardır Kadın efendileri bilinmemektedir
Kuyucu Murâd Paşa kimdir? Neden Osmanlı tarihinde zulmün kötü misâli olarak gösterilmektedir?
Peçevî, bu büyük devlet adamını, "Bu ol veziri azamdır ki, Memâliki Âli Osman’ı eşkıyadan temizlemişdir ve 500 yıl önce Şeyhi Ekber Hazretleri (Muhyiddini Arabî) Kuyucu Koca diye ona işaret ile kitabına yazmıştır" şeklinde kısaca anlatmakta ve daha fazla izahın gerekli olmadığını ilave etmektedir
Aslen Hırvat olan bu devlet adamı, sırasıyla kethüda, sancak beği ve ardından Diyarbekir, Anadolu ve Rumeli Beylerbeyiliği ve nihayet 1015/1606 yılında veziri azam olmuştur Anadolu’daki eşkıyayı katletmiş ve katlettiği eşkıyayı kuyuya attırdığı için de Kuyucu lakabını almıştır 90 yaşına kadar istikametli bir hayat yaşamış ve Padişah’ın Baba iltifatına mazhar olmuşlardır
O halde neden bu devlet adamının aleyhinde fazlaca konuşulmaktadır?
Bilindiği gibi, III Murad devrinde Anadolu’da başlayan Celâlî isyanları, III Mehmed devrinde artarak devam etmiş ve özellikle mezhep mücadelesini esas alan Kalenderoğlu’nun isyanı ile, Anadolu yakılıp kavrulmaya başlamıştır İşte Anadolu’nun isyanlarla kıvrandığı ve bu sebeple de Osmanlı Devleti’nin tarihinde bir ilke imza atarak 1606 yılında Zitvatorok Andlaşmasını imzalamaya mecbur kalması üzerine, Kuyucu Murad Paşa, Osmanlı padişahının fermanıyla aşağıdaki başarılara imza atmıştır
1) Murad Paşa’nın ilk üzerine yürüdüğü Celâlî, Konya’daki Saraçoğlu Ahmed’dir ve çevresine 30 000 kişi toplayacağını söyleyen bu eşkıya hemen idam edilmiştir Bunu Silifke ve Adana’yı işgal eden Cemşid ve Mush Çavuş eşkıyalarını temizlemek takip etmiştir
2) İkinci önemli işi, bir türlü durdurulamayan Canbolad Oğlu ve de Lübnan ile Suriye taraflarında baş kaldıran Dürzi eşkıyalardır Canbolad Oğlu ile 1607 yılında İskenderun yakınlarında yaptığı muharebeyi kazanan Murad Paşa, Canbolad Oğlu’nun İstanbul’a teslim olmaya ve Dürzi liderlerini de kaçmaya mecbur etmiştir
3) Asıl problem olan Kalenderoğlu Pîrî veya Mehmed’e gelince, aslında eski bir çavuş, kethüda ve hatta mütesellim olarak görev yapan bu şahıs, 1604’de isyan etmiş ve Anadolu Beylerbeyini mağlup ederek Manisa ve çevresini hâkimiyeti altına almıştı Üzerine yürüyen Murad Paşa’dan çekinen Kalenderoğlu önce Ankara sancak beyliğini kabul etmiş, ancak halk kabul etmeyince yeniden isyan ederek ve de Canboladoğlu kuvvetlerinden kaçanları da çevresine toplayarak 30 000 kişilik bir kuvvetle Bursa ve çevresini yakıp yıkmıştır (1607) Bu olay İstanbul’da duyulunca büyük heyecan uyandırmıştır İstanbul’a gelmesinden korkulan Kalenderoğlu’nun üzerine gönderilen Osmanlı kuvvetleri bozguna uğramış ve komutanları öldürülmüştür Bu bozgun Ege’deki bir çok şehrin de yakılıp yıkılmasına sebep olmuştur Kovalamacalar sonunda Murad Paşa, 1608 yılında Göksün taraflarında Kalenderoğlu ile karşı karşıya gelmiş ve kuvvetlerini dağıtınca Kalenderoğlu destek aldığı İran’a sığınmıştır Nitekim ona destek veren Tavil’in kardeşi Meymun ve benzeri eşkıyalar da neticede İran Şah’ına iltica etmişlerdir
4) Murad Paşa’nın görevi bununla da bitmemektedir Bayburt’ta Murad Haniler ve Beyşehir’de ise Emîr Şâhî denilen eşkıyayı tamamen ortadan kaldırmıştır Kısaca bir asra yakın Osmanlı Devleti’ni alt üst eden Celâlî isyanlarını Murad Paşa sona erdirmiştir Tarihlerin kaydettiğine göre, Kuyucu Murad Paşa’nın üç sene süren bu eşkıya temizleme hareketi sırasında, 50 000 küsur eşkıya öldürülmüştür Elbette ki bunlar arasında masum olanlar da vardır ve bulunabilir Ancak aleyhteki ithamlar tamamen, mezhep taassubundan kaynaklanan ve tek taraflı olan abartmalardır"
Celâlî isyanları hakkında özetle bilgi verebilir misiniz? Sizce bunların sebepleri nelerdir?
Celâlî, Celâl’e mensup demektir Yavuz Sultân Selim zamanında Bozok’da 1519 yılında isyan eden Kızılbaş Şeyh Celâlin isyanı üzerine, daha sonra meydana gelen isyanlara hep Celâlî isyanları ve âsilere de Celâlîler denmiştir O halde, celâliği, geniş anlamda, devlete isyan yani bağy veya hurûc alessultân diye de isimlendirebiliriz
Celâlî isyanlarını iki ayrı safhada incelemek mümkündür:
Birinci safhada, Safevi Devleti’nin himayesinde, bir mezhep mücadelesi tarzında başlayan ve daha ziyade İran’ın tahrikleri sonucu Osmanlı Devleti’ne fırsat buldukça isyan eden Şi’î Türkmenlerin hareketleridir Bunlara Alevî veya Kızılbaş isyanları da denmektedir Bu manada en önemli isyan II Bâyezid devrinde Antalya taraflarında başlayan Şahkulu isyanı idi Çaldıran Zaferi bu tip isyanları ortadan kaldırmaya yetmedi ve 1519’da Yavuz tarafından bastırılan Şeyh Celâl isyanı ile, artık memnun olmayan kitlelerin hareketine adını veren olay meydana gelmiş oldu Kanuni’nin zamanında da Şehzade Mustafa’nın idamıyla fırsat bulan Celâlîler, Düzmece Mustafa diye birinin etrafında toplanarak devlete isyan ettiler Şehzade Bâyezid’in durumu ise, İran Şahının da tahrikiyle tam bir isyana dönüştü Alevîlik davasıyla isyan eden Celâliler arasında Sülün, Baba Zünnun, Domuzoğlan, Karaisalı Cemâatinden Veli Halife ve nihayet Hacı Bektaşı Veli’nin neslinden olduğunu iddia eden Âsi Kalender bulunmaktadır
İkinci safha ise, Osmanlı Devleti’nin hukukî, sosyal ve iktisadî hayatının bozulması ve bunun neticesinde devlet teşkilâtında kayırmaların, baskıların, zulümlerin ve rüşvetin artması üzerine, bu sebeplerden biriyle devlete kırgın olanlarla daha evvel Celâlî isyanlarının temelini teşkil eden mezhep mücadelesinin birleşmesi safhasıdır Bu ikisi başlayınca, Osmanlı devleti kontrolü çok ciddi manada kaybetmiştir Bu kontrolün kaybı, hem hukukî alanda ve hem de malî alanda yanlışlıkların ve zulümlerin yaşanmasına sebep olmuştur Biraz evvel gördüğümüz gibi, artık düzenli bir hukuk sisteminin devamı olmak üzere yeni çıkarılan kanunlar ve bunlara göre verilen tezkireler değil, meydana gelen haksızlıkları önlemek ve kanunların tatbik edilmeziiklerini ortadan kaldırmak için çıkarılan adâletnâmeler gündemdedir
İşte bu noktada devletin idaresinden hoşlanmayan gruplar, bu öfkelerini ortaya koymak üzere bir çıkış yolu aramışlar ve devlete baş kaldıran her reisin maalesef arkasında yer almaya başlamışlardır Bunlara Safevi devletinin tahriklerini ve de seferlerde alınan kötü neticeleri de ekleyince, Osmanlı Devleti’nin en az 200 yılına damgasını vuran Celâlî isyanları ortaya çıkmıştır Bu sebeplerden bazılarını şöylece özetlemek mümkündür:
1) Osmanlı Devleti’ni yücelten hukuk ve adalet sistemindeki bozulma bu isyanların birinci sebebidir Zira devlet görevlileri, adaleti arka plana itince ve re’âyâya ağır vergiler salmaya başlayınca, vatandaş devletinden her geçen gün soğumuştur Bir taraftan idarecilerin zulmüne ve diğer taraftan Celâlilerin baskısına dayanamayan halk, celâyı vatan ederek yani evini yurdunu terk ederek çoğunlukla bir başka Celâli grubuna karışıyordu
2) Osmanlı iktisadî hayatındaki bozulma önemli bir isyan sebebiydi Bir tarafdan refah ve lüks ve diğer tarafdan da buna ulaşmak için başvurulan rüşvet yolu, bunların yanında vatandaşın vergi ve fakirlik kıskaçları arasında kalması, insanları isyana teşvik ediyordu III Murad devri Osmanlı Devleti’nde enflasyonun yaşandığı ilk dönemdir Bu yüzden yeniçeri isyanları da başlamıştır
3) Osmanlı Devleti’nin savaşlarda zafer yerine mağlubiyetler alması da isyanların önemli sebepleri arasındadır Mesela uzun süren Osmanlı Avusturya savaşları, halkı bıktırmış ve psikolojik açıdan insanları devletten soğutmuştur Bu arada bir ateşli silah olarak tüfeğin Anadolu’da bol miktarda bulunması da, tarihçiler tarafından, savaşlar kadar isyanlara sebep olarak gösterilmektedir
4) İlmiye sınıfının bozulması ve devlet işlerinde ehliyet yerine yakınlara ve dostlara görev verilmesi, devlete isyan edenlerin maalesef kalitesini yükseltmiştir Yani Celâlîler, eskisine nazaran daha güçlü reisler çevresinde toplanmaya başlamışlardır Devlet hayatında yanlış uygulamalardan rahatsız olan bazı vasıflı devlet adamları da, maalesef patlamaya hazır bomba gibi duran isyancı grupların başlarına geçebiliyorlardı Karayazıcı, Deli Hasan, Tavil Ahmed ve Canboladoğlu isyanları bunlara misâl olarak verilebilir
Sokullu Mehmed Paşa kimdir? Devşirme olduğu ve Türk düşmanlığı yaptığı doğru mudur?
Bosna’nın Vişegard Kazasına bağlı Rudo Nahiyesinin Sokkuloviçi köyünden bir devşirmedir Sırp olması kuvvetle muhtemeldir Sokullu Beğ neslinden yani Şahin Oğullarından gelmektedir 1512 yılında dünyaya gelen Sokullu, Yeşilce Bey tarafından devşirilerek Edirne Sarayı’na getirilmiştir Oradan İstanbul’a nakledilmiş ve Küçük Oda hizmetiyle Enderun’a alınmıştır Sırasıyla Hazine Odası ve Hasoda’ya alınan ve de rikâbdârlık, çuhadarlık ve silâhdarlık gibi Saray içi görevlere getirilen Sokullu Mehmed, daha sonra dışarı çıkarak Çaşnigirbaşılık, Kapıcılar Kethüdalığı, 1550’de Rumeli Beylerbeyliği; İran seferindeki başarısı sebebiyle vezirlik makamına yükselmiştir 1561 yılında
II Selim’in kızı İsmihan Sultân ile evlenen Sokullu, 1564 yılında II Vezir ve Semiz Ali Paşa’nın vefatından sonra da veziri azam olmuştur İki sene Kanuni devrinde, sekiz yıl II Selim zamanında ve 6 yıl da III Murad zamanında bu görevi sürdürmüştür
Kanuni Sultân Süleyman’ın vefatı sırasında 40 gün kadar ölüm haberini gizleyerek tam bir basiret örneği haline gelen Sokullu, II Selim zamanında manen Padişah makamındadır Sultân Murad’ın hocası Hoca Sa’deddin Efendi, musahibi Şemsi Ahmed Paşa ve kethüdası Canfedâ Kadın ve benzeri kişilerin aleyhteki gayretleri neticesinde,
III Murad’ın nazarından düşmüştür Her ne kadar azledilmese de, fiilen yetkilerini kullanamaz hale gelmiştir Nişancı Feridun Bey başta olmak üzere en yakın arkadaşları ve yakınları, kendisine sorulmadan görevden uzaklaştırılmıştır Âdil bir Padişah olan III Murad bütün tahriklere rağmen, Sokullu’ya zarar vermemekte direnmiştir Ancak Sokullu, Kabasakal tarafındaki Sarayında İkindi Divanı halindeyken, meczup bir Boşnak tarafından hançerle yaralanmış ve 1579 yılında vefat etmiştir
Peçevî, bizzat Tiryaki Hasan Paşa’dan dinlediğini söyleyerek, III Murad’ın tahta çıktığı günden beri Sokullu’yu sevmediğini ifade etmekteyse de, onun ölümünde dahli olmadığını da ilave etmektedir Her gece teheccüd namazını kaçırmayacak kadar takva sahibi olan Sokullu Mehmed Paşa’nın, vefatından kısa bir zaman evvel, şahadetini istediği nakledilmektedir III Murad’ın bu katil olayında dahli bulunduğu şeklindeki iddialar doğru olmasa gerektir Bu görüşü destekleyecek ciddi bir kaynak mevcut değildir
Tavîl yani Uzun Mehmed Paşa diye de bilinen Sokullu’nun elbette ki iyi ve kötü yönleri olacak ve 14 yıllık sadrazamlığı döneminde tenkit edilebilecek tasarrufları bulunacaktır Nitekim yakınlarını ve dostlarını fazlaca tutması ve makamları öncelikle onlara vermesi şeklindeki tenkit bunlardan biridir Ayrıca İnebahtı felâketinde önemli derecede hissesi bulunmaktadır Onun babasının bir papaz olması ise, Müslüman olduktan sonra ifa ettiği hizmetler karşısında İslâmiyet açısından hiç bir önem arz etmemektedir Sadâreti zamanında himaye ettiği İslâm âlimleri, inşâ ettirdiği cami ve medreseler ve Mekke’de tesis ettiği hayır vakıfları ve en önemlisi de ömrünün sonuna kadar tam bir takva hayatı yaşaması, bu tür iddiaların kasıtlı olduğunu ortaya koymaktadır
Sokullu’nun müsbet yönleri arasında II Selim ve III Murad gibi atalarına asla benzemeyen iki zayıf Padişah zamanında, devleti dirayetle ve büyük bir tecrübe ile idare etmesi başta gelmektedir Ayrıca Don ve Volga nehirlerinin birleştirilmesi ile sonuçsuz kalan Süveyş Kanalı projesi de Sokullu’ya ait önemli ve ileriyi gördüğünün delili olan fikirlerindendir Bu özellikleri sebebiyle Hammer ve onu takip eden bazı tarihçiler, Osmanlı Devleti’nin duraklama ve hatta gerileme devrini, Sokullu’nun vefatı ile başlatsalar da, bunu aynıyla kabul etmek çok zordur
Sokullu’nun tenkit edilebilecek olan yönlerinin başında, 14 yıllık sadrazamlığı döneminde asla serdâr olarak ordunun başında sefere gitmemesi ve Padişahları da bu noktada teşvik etmemesidir Bu yüzden statükocu, hatta müstebid ve makamını korumakta hırslı bir devlet adamı olarak vasıflandıranlar olmuştur II Selim’in tahta çıkışında yeniçerilerin isyanına sebep olan tavırları ve III Murad’ın tahta çıkışında gösterdiği temellük yani yapmacık tavırlar, onun değerini kısmen düşürmüş olsa bile, bazı araştırmacıların onun hakkında söyledikleri şeyler kanaatimize göre doğru değildir
III Murad zamanında Astronom Takıyyuddin tarafından yapılan İstanbul Rasadhânesi’nin Osmanlı Şeyhülislâmı Kâdîzâde Şemseddin Ahmed Efendi tarafından yıktırıldığı doğru mudur?
Bu olayı ayrıntılarıyla anlatmakta yarar vardır Asıl adı Takıyyuddin Mehmed bin Ma’rûf ve unvanı da erRâsıd yani astronom olan Takıyyuddin, 1521 yılında Şam’da dünyaya gelmiştir Babası da Mısır’ın ileri gelen âlimlerinden olan Takıyyuddin, Mısır ve Şam’dan sonra İstanbul’a gelerek meşhur hocaların yanında ilmini tamamladı Tekrar Mısır’a döndü ve astronomi dersleri de aldı II Selim zamanında tekrar İstanbul’a döndü ve 979/1571 yılında Müneccimbaşılığa yükseltilerek İstanbul’da astronomi çalışmalarına hız verdi Takıyyuddin, astronomik hesaplarda esas alınan eski Uluğ Bey Zîc’inin tamamen eskidiğini ve mutlaka yenilenmesi gerektiğini devlet ricaline anlatmaya çalıştı
Şeyhülislâm Hoca Sa’deddin’in ciddi tavsiyeleri ile III Murad’ın dikkatini çekti ve İstanbul’da Tophane Bayırı üzerinde yani şu anda Fransız Sefarethanesinin bulunduğu yerin yakınlarında İstanbul Rasadhânesini kurdu III Murad’ın talimatıyla bu Rasadhânenin bütün masrafları devlet hazinesinden karşılandı ve bunun için 10 000 altın harcandı Kendisine de 3 000 altınlık bir ze’âmet verildi Burası kuruluncaya kadar, Galata Kulesinde çalışmalarına devam etti Kuruluş tarihi 987/1579’dır
Müneccimbaşı Takıyyuddin Efendi bu konuda bir ilke imza basıyordu Zira Avrupa’da Danimarka Kralı II Frederick’in teşvikleriyle TychoBrahe’nin kurduğu rasadhâne ancak 1585 tarihinde tamamlanmıştı Osmanlı Devleti 10 yıla yakın bir zaman önde gidiyordu Takıyyuddin, bu sahada 20’ye yakın eser verdi ve çalışmaları engellenmek istese de, 1585 yılında vefat edinceye kadar araştırmalarını aralıksız sürdürdü
1577-1580 yılları arasında Hoca Sa’deddin’den sonra Şeyhülislâmlık makamına oturan Kâdîzâde Ahmed Şemseddin Efendi, doğru ve tok sözlü bir insandı Padişahın bir çok fermanlarını şer’i şerife aykırıdır diyerek reddetti Yargı mensuplarını protokolde Beylerbeyilerin önüne geçirmek için elinden geleni yaptı Ancak bazı meselelerde, şahsî anlaşmazlıkların da etkisiyle, "astronomi ilminin sırlarına vâkıf olarak istikbali öğrenmeye çalışmanın devlete uğursuzluk getireceği" gerekçesiyle, III Murad’a, Takıyyüddin’in inşa ettirdiği Rasadhânenin yıkılması için ilamda bulundu Şeyhülislâmın ilamına uyan Padişah, Kaptanı Derya Kılıç Ali Paşa’ya, Rasadhânenin yıkılması için kati talimat verdi ve İstanbul Rasadhânesi maalesef yıkıldı
Böyle bir kararı tasvip etmek mümkün değildir Ancak Şeyhülislâmın karşı çıktığı husus, müneccimlik yaparak geleceğe ait haberler vermektir Bu konuyu Osmanlı Devleti’nin aleyhine kullanmaya çalışan yazarlar, başka meselelerde, müneccimliğe şiddetle karşı çıkarlarken, burada farklı bir yaklaşım sergilemektedirler Çifte standartlı davranmamak gerektir Ayrıca bu mesele, Şeyhülislâm ile diğer makamlar arasında bir çekememezlik konusu da olabilir Sonradan Kâdîzâdelerin, aşırı fikir ve tutumları sebebiyle, Osmanlı tarihinde soğuk bir taassup rüzgarının esmesine yol açtıklarını biliyoruz Şeyhülislâm Kâdîzâde’yi aynı kefeye koymak mümkün olmasa dahi, Kâdîzâdeler ve benzeri soğuk taassup sahipleri için Kâtip Çelebi son noktayı koymaktadır ve biz de sonuna kadar bu görüşün yanındayız:
"Müslümanların sultânı bu makule soğuk taassup sahiplerini, kim olursa olsun, tedip etmesi dinî görevleri arasındadır Çünkü seiefde bu çeşit muta’aassıplar yüzünden çok fesadlar meydana gelmiştir Gerek Halvetî ve gerek Kâdîzâdeli bazı ahmakların görünürdeki salâhlarına bakılmayıp bunlara fırsat verilmeye Nizâmı âlem ancak ve ancak halk haddinden tecâvüz etmemekle mümkündür"
Mahallî ve belli şahısların zihniyetine ait olan hatalar tamim edilmemelidir Bu olayın Osmanlı’da ilmi geri bıraktığı doğrudur; ancak bunun Osmanlı Devleti’nde genel bir zihniyet olduğu doğru değildir Çünkü ta Fâtih devrinden beri konu ile ilgili çalışmalar tarihçiler tarafından çok iyi bilinmektedir
|