Prof. Dr. Sinsi
|
Korklayın... Korklayın...
Korklayın  Korklayın  
Bu toprakların "dindarlığı" öyle ezbere açıklanabilecek bir dindarlık değildir
Burası, "halifesinin" sarayında cariyeler olan bir geçmişe sahiptir Kimse bu ülkeye şeriat getiremez Belki bunu isteyenler vardır ama bu isteklerini gerçekleştiremezler
Yaşadığımız ülke "dindar" insanların ülkesidir Ama yeryüzünün belki de en "çocuksu, en masum, yaramazlığı en çok seven" dindarlarıdır onlar
Şu geleceğinden korktuğunuz "şeriat" var ya  O zaten buradaydı
Daha doksan yıl önce bu topraklar şeriatla yönetiliyordu Üstelik yöneten de bizzat "halifenin" kendisiydi Hilafet vardı burada Şeriat da, hilafet de aniden pat diye kalktı Ne oldu peki? Şeriata çok meraklı olduğunu sandığınız halk ne yaptı? Ayaklandı mı?
İç savaş mı çıktı? Yooo  
Osmanlı ordusunun siper savaşında çok iyi olduğu söylenir
Asker bir kere sipere yerleştikten sonra onu oradan çıkartıp atmak düşmanın kolayca becerebileceği bir iş değildir
Karşısında kimin olduğunu, ne olduğunu bildiği zaman asker korkmadan direnir
Ama bir belirsizlik olmaya görsün  
O zaman olabilecekleri kimse kestiremez
Askerlik tarihinin en büyük facialarından biri olan Balkan Savaşı’nda Osmanlı ordusu siperlere yerleşmişti
Karşısındaki ordudan daha kalabalıktı
Düşman kuvvetlerinin onu oradan kımıldatması da pek mümkün görünmüyordu
Ama bir gece, Osmanlı kuvvetlerinin bir birliği kimseye haber vermeden hücuma geçmeye kalktı
Kasabaların içinde at nallarının ürkütücü sesleri duyuldu
Ve, Osmanlı ordusu aniden anlatılması çok güç bir korkuya kapıldı
"Düşman geliyor," naralarıyla birbirlerini çiğneyerek kaçmaya koyuldular
Ordu darmadağın oldu
Kimse onları durduramadı
İstanbul’a kadar trenleri devirerek kaçtılar
Düşman Çatalca’ya hiçbir direnişle karşılaşmadan geldi
Balkan ordularının komutanları, ortada Osmanlı ordusunun kaçmasını gerektiren bir şey olmadığını biliyorlardı ama Osmanlı ordusu çekiliyordu
Osmanlıların çekilmesine mantıklı bir neden bulamadıklarından bunun bir "tuzak" olduğunu düşünerek durdular
Bizimkiler, ortada korkmaları için "mantıklı" bir neden varken, düşman üstlerine gelirken korkmamışlardı ama ortada hiçbir neden yokken, sadece birisi "düşman geliyor" dediği ve düşmanın nereden geldiği de belli olmadığı için korkudan çılgına dönmüşlerdi
Biz o askerlerin çocuklarıyız
Ortada korkulması gereken "mantıklı" nedenler varken korkmayız
Ne her an gelmesi beklenen İstanbul depremi, ne susuzluk, ne kötü sağlık koşulları, ne patlayan gaz tüpleri, ne futbol sahalarına yayılan şiddet bizi korkutur
Ama aniden biri "şeriat geliyor" diye bağırır ve ödümüz patlar
"Malezya olacakmışız," "mahalle baskısı varmış" sayhalarıyla birbirimizi çiğneriz
Birisi de kalkıp "nereden geliyor bu şeriat" diye sormaz
Dünyanın en ilginç tarihlerinden birine sahip olmamıza rağmen tarihle hiç ilgilenmememiz sanırım korkaklığımızın ana nedenlerindendir
Şu geleceğinden korktuğunuz "şeriat" var ya  
O zaten buradaydı
Daha doksan yıl önce bu topraklar şeriatla yönetiliyordu
Üstelik yöneten de bizzat "halifenin" kendisiydi
Hilafet vardı burada
Şeriat da, hilafet de aniden pat diye kalktı
Ne oldu peki?
Şeriata çok meraklı olduğunu sandığınız halk ne yaptı?
Ayaklandı mı?
İç savaş mı çıktı?
Yooo  
Halife, ailesini de alıp gitti
Peki nasıl oldu bu?
Şeriat yanlısı olduğu sanılan bir halk nasıl bu kadar sessiz kaldı?
Cumhuriyet ordusundan korktu deseniz, ordu o zaman o kadar da güçlü değildi
Niye bu "şeriatçı" halk ülkeyi alt üst edecek büyük bir tepki göstermedi?
Eğer bu ülkeyi, burada yaşayan insanları iyi tanımaz da sadece uydurursanız, bu sorunun cevabını bulamazsınız Bunu anlamak için biraz tarihe bakmak  
Şeriat döneminde insanların nasıl yaşadığıyla biraz ilgilenmek gerekir
Hilafetin başkenti İstanbul’un göbeğindeki Beyoğlu, balozlarla, koltuklarla, meyhanelerle, tiyatrolarla, kerhanelerle dolu bir yerdi
Diyelim ki Beyoğlu "gavuru" bol bir yerdi, onun için şeriatla yönetilen bir memlekette orası eğlence bölgesiydi
Peki ya sadece Müslümanların yaşadığı bölgeler nasıldı?
Orada meyhane yok muydu?
İçki yok muydu?
Bakalım, tarihi devlet ekseninden değerlendiren, görüşleri asla devleti rahatsız etmeyen tarihçilerimizden İlber Ortaylı ne diyor  
"Gerçi Galata meyhaneleri ünlü bir yerdi, ama İstanbul tarafı da meyhaneyi ve meyhane kültürünü tanımayan bir yer değildi İstanbul’un zabıta görevlileri eskiden beri meyhaneye ’miğde’ derlerdi ve defterlere; sayıları, içindeki çalışanların isimleriyle kaydederlerdi 18 yüzyılın ortalarında İstanbul’da 19 koltuk, yani meyhanenin bulunduğu kaydedilmiş böyle bir vesikada; inanmayın, gerçek sayı bunun çok daha fazlasıydı mutlaka "
"İstanbul tarafında", yani başkentin sadece Müslümanların yaşadığı bölümünde, daha 18 yüzyılda meyhaneler varmış
Şeriat düzenindeki bir ülkenin başkentindeki bu meyhaneler bir de resmi kayıtlara geçermiş
Biraz daha okuyalım
"Ramazanda bir ay kapatılan İstanbul meyhanelerinin ünü ve zarafeti Beyoğlu’ndakilerden aşağı kalmazdı Ramazanın bitiminde, yani arife günü meyhaneciler gedikli müşterilerine özel bir davetiye gönderirdi Midye yahut uskumru dolmalarından oluşan bu davetiyeye ’unutma bizi dolması’ deniyormuş İstanbullu alkolik değildi ama töreniyle ve mezesiyle, özgün sohbetleriyle içkiyi ve meyhaneyi severdi "
Ortaylı’nın yazısında İstanbul denilen bölüm Haliç’in, yalnızca Müslümanların yaşadığı Aksaray tarafıydı
Ramazanda içmezler, bayramda içmeye başlarlardı
Üstelik bunu şeriat düzeninde yaparlardı
Halife de buna ses çıkarmazdı
Arada bir meyhaneleri kapatırlardı ama bu "dini nedenlerden" olmazdı Ortaylı’nın anlattıklarına göre, içkiyi içtikten sonra birden özgürleşip padişahı eleştirdikleri için "sarhoşlar" tehlikeli görülür ve meyhaneler kapatılırdı
Bu toprakların "dindarlığı" öyle ezbere açıklanabilecek bir dindarlık değildir
Burası, "halifesinin" sarayında cariyeler olan bir geçmişe sahiptir
Kimse bu ülkeye şeriat getiremez Belki bunu isteyenler vardır ama bu isteklerini gerçekleştiremezler
Yaşadığımız ülke "dindar" insanların ülkesidir
Ama yeryüzünün belki de en "çocuksu, en masum, yaramazlığı en çok seven" dindarlarıdır onlar
Allah’a inançları tamdır
Köküne "tasavvufun" suyu karışmış bir dindarlıktan geldiklerinden kendilerini "Allah’ın evlatları" olarak görmeye yatkındırlar, çocukken büyük bir yakınlıkla "Allah baba" derler, bir "babadan" korkar gibi korkarlar Allah’tan ama bir "babaya" şımarır gibi de şımarırlar, O’nun kendilerini affedeceğine inanırlar
Onun için ramazanda meyhaneleri kapatıp oruç tutarlar, onun için bayramda içerler
Şeriatla yönetildiğinde bile bu ülkede tam bir "şeriatın" olmaması o yüzdendir
Bugün, dine, dindarlığa, dindarlığın şekil şartlarına fazla abanan, insanları dinle korkutmaya çalışan partilerin hiçbir zaman fazla oy alamamalarının sebebinin ne olduğunu sanıyorsunuz?
Bu halkın Allah’la ilişkilerine fazla karışırsanız kızar
Ama onun dindarlığını sorgulamaya, onu Arap ülkelerinde görülen tarzda bir dindarlığa zorlamaya kalkarsanız, ona da kızar
Üstelik bu sadece İstanbul’da böyle değildir, "taşrada" da böyledir
Bakın Ortaylı ne diyor:
"Bizim toplumumuz ezelden beri içkiyi sevmiş ve pek de gizlememiştir Domuz haram, salyangoz Müslüman mahallesine girmeyecek bir nesne sayılmış ama domuz kadar haram olan içkinin keyfinden vazgeçilmemiş Yüksekçe bir vergiyle içkinin alası satılmış, taşralarda da kaçak içki üretimi ustalık derecesine ulaşmış, hálá da öyledir "
Şimdi, ramazanda Anadolu’da kapatılan lokantalar herkes tarafından "şeriat" işareti olarak algılanıyor
Belki de on bir ay içki satan bir Müslüman, bir ay da Allah’ının gözüne girmek, kendi gönlünde arınabilmek için lokantasını kapatıyordur
Bunun "şeriat özlemiyle" bir alakası yok
Bu, eskiden de böyleydi, şimdi de böyle
Biz dinimizle, Allah’ımızla böyle ilişki kuruyoruz, biz "günah işlemiyoruz" sadece biraz "yaramazlık" yapıyoruz ve "Allah baba" çok kızmasın diye de ramazanda meyhaneyi kapatıp oruç tutuyoruz
Gizliden gizliye bu toplum "Allah’ın evlatları" olduğuna inanıyor işte
Bu çocuksu masumiyetten rahatsız olacak ne var?
Bizim topraklarımıza bizzat halifenin kendisi şeriatı getiremedi
Dahası, halifenin kendisi şeriata uymadı  
Şimdi mi gelecek şeriat?
Gelmez
Getirmek isteyenler ümitlenmesin  
Gelecek diye korkanlar korkmasın
Tarihimize, geçmişimize bakın
İçinde yaşadığınız, parçası olduğunuz toplumu biraz merak edin
Hangi ülkede "gavur imam" diye bir laf var, hangi ülkede "Bektaşi fıkraları" bu kadar seviliyor, hangi ülkede Bekri Mustafa halk kahramanı oluyor?
Siz, meyhaneye güzellemeler yazmış şeyhülislamların yaşamış olduğu bir toplumun çocuklarısınız
İnanan insanları huzursuz etmeyin
Onlar hepimizin vicdanını rahatlatıyor
Emin olun, korkulacak şeyler değil bunlar
Hiç kimse bu ülkedeki kadınların başını kapatamaz
Kimse bu ülkeyi şeriatın hükümleriyle yönetemez
Burası "yaramaz çocuklardan" oluşan bir toplum
Allah’ı seviyoruz, bu sevgiden vazgeçmeyiz
Hayatın zevklerini de seviyoruz, bu zevklerden de vazgeçmeyiz
Geleneğimiz, geçmişimiz, yapımız böyle
Korkacaksınız, korkmanız gerekenlerden korkun
Ama Balkan Savaşı’ndaki Osmanlı ordusu gibi davranır  
Biri "Malezya’ya benzeyeceğiz" diye bağırdığı için  
Birbirinizi çiğneyerek kaçmaya başlarsanız  
Hep beraber yeniliriz
Siz, her bağırtıya inanmayın  
Burada biz yaşıyoruz
Allah’ın yaramaz ve biraz şımarık çocukları  
Bizi kimse dinimizden de, hayatımızdan da vazgeçiremez
Girdiğimiz siperden milim kımıldamayız  
Yeter ki aramızdan biri durduk yerde "düşman geliyor" diye bağırıp bizi korkulara salmasın
Siz, meyhaneye güzellemeler yazmış şeyhülislamların yaşamış olduğu bir toplumun çocuklarısınız
İnanan insanları huzursuz etmeyin Onlar hepimizin vicdanını rahatlatıyor Emin olun, korkulacak şeyler değil bunlar Hiç kimse bu ülkedeki kadınların başını kapatamaz Kimse bu ülkeyi şeriatın hükümleriyle yönetemez Burası "yaramaz çocuklardan" oluşan bir toplum
Osmanlı ordusunun siper savaşında çok iyi olduğu söylenir
Asker bir kere sipere yerleştikten sonra onu oradan çıkartıp atmak düşmanın kolayca becerebileceği bir iş değildir
Karşısında kimin olduğunu, ne olduğunu bildiği zaman asker korkmadan direnir
Ama bir belirsizlik olmaya görsün  
O zaman olabilecekleri kimse kestiremez
Askerlik tarihinin en büyük facialarından biri olan Balkan Savaşı’nda Osmanlı ordusu siperlere yerleşmişti
Karşısındaki ordudan daha kalabalıktı
Düşman kuvvetlerinin onu oradan kımıldatması da pek mümkün görünmüyordu
Ama bir gece, Osmanlı kuvvetlerinin bir birliği kimseye haber vermeden hücuma geçmeye kalktı
Kasabaların içinde at nallarının ürkütücü sesleri duyuldu
Ve, Osmanlı ordusu aniden anlatılması çok güç bir korkuya kapıldı
"Düşman geliyor," naralarıyla birbirlerini çiğneyerek kaçmaya koyuldular
Ordu darmadağın oldu
Kimse onları durduramadı
İstanbul’a kadar trenleri devirerek kaçtılar
Düşman Çatalca’ya hiçbir direnişle karşılaşmadan geldi
Balkan ordularının komutanları, ortada Osmanlı ordusunun kaçmasını gerektiren bir şey olmadığını biliyorlardı ama Osmanlı ordusu çekiliyordu
Osmanlıların çekilmesine mantıklı bir neden bulamadıklarından bunun bir "tuzak" olduğunu düşünerek durdular
Bizimkiler, ortada korkmaları için "mantıklı" bir neden varken, düşman üstlerine gelirken korkmamışlardı ama ortada hiçbir neden yokken, sadece birisi "düşman geliyor" dediği ve düşmanın nereden geldiği de belli olmadığı için korkudan çılgına dönmüşlerdi
Biz o askerlerin çocuklarıyız
Ortada korkulması gereken "mantıklı" nedenler varken korkmayız
Ne her an gelmesi beklenen İstanbul depremi, ne susuzluk, ne kötü sağlık koşulları, ne patlayan gaz tüpleri, ne futbol sahalarına yayılan şiddet bizi korkutur
Ama aniden biri "şeriat geliyor" diye bağırır ve ödümüz patlar
"Malezya olacakmışız," "mahalle baskısı varmış" sayhalarıyla birbirimizi çiğneriz
Birisi de kalkıp "nereden geliyor bu şeriat" diye sormaz
Dünyanın en ilginç tarihlerinden birine sahip olmamıza rağmen tarihle hiç ilgilenmememiz sanırım korkaklığımızın ana nedenlerindendir
Şu geleceğinden korktuğunuz "şeriat" var ya  
O zaten buradaydı
Daha doksan yıl önce bu topraklar şeriatla yönetiliyordu
Üstelik yöneten de bizzat "halifenin" kendisiydi
Hilafet vardı burada
Şeriat da, hilafet de aniden pat diye kalktı
Ne oldu peki?
Şeriata çok meraklı olduğunu sandığınız halk ne yaptı?
Ayaklandı mı?
İç savaş mı çıktı?
Yooo  
Halife, ailesini de alıp gitti
Peki nasıl oldu bu?
Şeriat yanlısı olduğu sanılan bir halk nasıl bu kadar sessiz kaldı?
Cumhuriyet ordusundan korktu deseniz, ordu o zaman o kadar da güçlü değildi
Niye bu "şeriatçı" halk ülkeyi alt üst edecek büyük bir tepki göstermedi?
Eğer bu ülkeyi, burada yaşayan insanları iyi tanımaz da sadece uydurursanız, bu sorunun cevabını bulamazsınız Bunu anlamak için biraz tarihe bakmak  
Şeriat döneminde insanların nasıl yaşadığıyla biraz ilgilenmek gerekir
Hilafetin başkenti İstanbul’un göbeğindeki Beyoğlu, balozlarla, koltuklarla, meyhanelerle, tiyatrolarla, kerhanelerle dolu bir yerdi
Diyelim ki Beyoğlu "gavuru" bol bir yerdi, onun için şeriatla yönetilen bir memlekette orası eğlence bölgesiydi
Peki ya sadece Müslümanların yaşadığı bölgeler nasıldı?
Orada meyhane yok muydu?
İçki yok muydu?
Bakalım, tarihi devlet ekseninden değerlendiren, görüşleri asla devleti rahatsız etmeyen tarihçilerimizden İlber Ortaylı ne diyor  
"Gerçi Galata meyhaneleri ünlü bir yerdi, ama İstanbul tarafı da meyhaneyi ve meyhane kültürünü tanımayan bir yer değildi İstanbul’un zabıta görevlileri eskiden beri meyhaneye ’miğde’ derlerdi ve defterlere; sayıları, içindeki çalışanların isimleriyle kaydederlerdi 18 yüzyılın ortalarında İstanbul’da 19 koltuk, yani meyhanenin bulunduğu kaydedilmiş böyle bir vesikada; inanmayın, gerçek sayı bunun çok daha fazlasıydı mutlaka "
"İstanbul tarafında", yani başkentin sadece Müslümanların yaşadığı bölümünde, daha 18 yüzyılda meyhaneler varmış
Şeriat düzenindeki bir ülkenin başkentindeki bu meyhaneler bir de resmi kayıtlara geçermiş
Biraz daha okuyalım
"Ramazanda bir ay kapatılan İstanbul meyhanelerinin ünü ve zarafeti Beyoğlu’ndakilerden aşağı kalmazdı Ramazanın bitiminde, yani arife günü meyhaneciler gedikli müşterilerine özel bir davetiye gönderirdi Midye yahut uskumru dolmalarından oluşan bu davetiyeye ’unutma bizi dolması’ deniyormuş İstanbullu alkolik değildi ama töreniyle ve mezesiyle, özgün sohbetleriyle içkiyi ve meyhaneyi severdi "
Ortaylı’nın yazısında İstanbul denilen bölüm Haliç’in, yalnızca Müslümanların yaşadığı Aksaray tarafıydı
Ramazanda içmezler, bayramda içmeye başlarlardı
Üstelik bunu şeriat düzeninde yaparlardı
Halife de buna ses çıkarmazdı
Arada bir meyhaneleri kapatırlardı ama bu "dini nedenlerden" olmazdı Ortaylı’nın anlattıklarına göre, içkiyi içtikten sonra birden özgürleşip padişahı eleştirdikleri için "sarhoşlar" tehlikeli görülür ve meyhaneler kapatılırdı
Bu toprakların "dindarlığı" öyle ezbere açıklanabilecek bir dindarlık değildir
Burası, "halifesinin" sarayında cariyeler olan bir geçmişe sahiptir
Kimse bu ülkeye şeriat getiremez Belki bunu isteyenler vardır ama bu isteklerini gerçekleştiremezler
Yaşadığımız ülke "dindar" insanların ülkesidir
Ama yeryüzünün belki de en "çocuksu, en masum, yaramazlığı en çok seven" dindarlarıdır onlar
Allah’a inançları tamdır
Köküne "tasavvufun" suyu karışmış bir dindarlıktan geldiklerinden kendilerini "Allah’ın evlatları" olarak görmeye yatkındırlar, çocukken büyük bir yakınlıkla "Allah baba" derler, bir "babadan" korkar gibi korkarlar Allah’tan ama bir "babaya" şımarır gibi de şımarırlar, O’nun kendilerini affedeceğine inanırlar
Onun için ramazanda meyhaneleri kapatıp oruç tutarlar, onun için bayramda içerler
Şeriatla yönetildiğinde bile bu ülkede tam bir "şeriatın" olmaması o yüzdendir
Bugün, dine, dindarlığa, dindarlığın şekil şartlarına fazla abanan, insanları dinle korkutmaya çalışan partilerin hiçbir zaman fazla oy alamamalarının sebebinin ne olduğunu sanıyorsunuz?
Bu halkın Allah’la ilişkilerine fazla karışırsanız kızar
Ama onun dindarlığını sorgulamaya, onu Arap ülkelerinde görülen tarzda bir dindarlığa zorlamaya kalkarsanız, ona da kızar
Üstelik bu sadece İstanbul’da böyle değildir, "taşrada" da böyledir
Bakın Ortaylı ne diyor:
"Bizim toplumumuz ezelden beri içkiyi sevmiş ve pek de gizlememiştir Domuz haram, salyangoz Müslüman mahallesine girmeyecek bir nesne sayılmış ama domuz kadar haram olan içkinin keyfinden vazgeçilmemiş Yüksekçe bir vergiyle içkinin alası satılmış, taşralarda da kaçak içki üretimi ustalık derecesine ulaşmış, hálá da öyledir "
Şimdi, ramazanda Anadolu’da kapatılan lokantalar herkes tarafından "şeriat" işareti olarak algılanıyor
Belki de on bir ay içki satan bir Müslüman, bir ay da Allah’ının gözüne girmek, kendi gönlünde arınabilmek için lokantasını kapatıyordur
Bunun "şeriat özlemiyle" bir alakası yok
Bu, eskiden de böyleydi, şimdi de böyle
Biz dinimizle, Allah’ımızla böyle ilişki kuruyoruz, biz "günah işlemiyoruz" sadece biraz "yaramazlık" yapıyoruz ve "Allah baba" çok kızmasın diye de ramazanda meyhaneyi kapatıp oruç tutuyoruz
Gizliden gizliye bu toplum "Allah’ın evlatları" olduğuna inanıyor işte
Bu çocuksu masumiyetten rahatsız olacak ne var?
Bizim topraklarımıza bizzat halifenin kendisi şeriatı getiremedi
Dahası, halifenin kendisi şeriata uymadı  
Şimdi mi gelecek şeriat?
Gelmez
Getirmek isteyenler ümitlenmesin  
Gelecek diye korkanlar korkmasın
Tarihimize, geçmişimize bakın
İçinde yaşadığınız, parçası olduğunuz toplumu biraz merak edin
Hangi ülkede "gavur imam" diye bir laf var, hangi ülkede "Bektaşi fıkraları" bu kadar seviliyor, hangi ülkede Bekri Mustafa halk kahramanı oluyor?
Siz, meyhaneye güzellemeler yazmış şeyhülislamların yaşamış olduğu bir toplumun çocuklarısınız
İnanan insanları huzursuz etmeyin
Onlar hepimizin vicdanını rahatlatıyor
Emin olun, korkulacak şeyler değil bunlar
Hiç kimse bu ülkedeki kadınların başını kapatamaz
Kimse bu ülkeyi şeriatın hükümleriyle yönetemez
Burası "yaramaz çocuklardan" oluşan bir toplum
Allah’ı seviyoruz, bu sevgiden vazgeçmeyiz
Hayatın zevklerini de seviyoruz, bu zevklerden de vazgeçmeyiz
Geleneğimiz, geçmişimiz, yapımız böyle
Korkacaksınız, korkmanız gerekenlerden korkun
Ama Balkan Savaşı’ndaki Osmanlı ordusu gibi davranır  
Biri "Malezya’ya benzeyeceğiz" diye bağırdığı için  
Birbirinizi çiğneyerek kaçmaya başlarsanız  
Hep beraber yeniliriz
Siz, her bağırtıya inanmayın  
Burada biz yaşıyoruz
Allah’ın yaramaz ve biraz şımarık çocukları  
Bizi kimse dinimizden de, hayatımızdan da vazgeçiremez
Girdiğimiz siperden milim kımıldamayız  
Yeter ki aramızdan biri durduk yerde "düşman geliyor" diye bağırıp bizi korkulara salmasın
Bu halkın Allah’la ilişkilerine fazla karışırsanız kızar
Ama onun dindarlığını sorgulamaya, onu Arap ülkelerinde görülen tarzda bir dindarlığa zorlamaya kalkarsanız, ona da kızar Üstelik bu sadece İstanbul’da böyle değildir, "taşrada" da böyledir
Ahmet ALTAN /Hürriyet
|