10-09-2012
|
#2
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Cahit Sıtkı Tarancı Hayatı
[size="3"][/i]
Diyarbakır'da doğdu, İlk öğrenimini aynı şehirde yaptı Orta öğrenimi için İstanbul'a gönderilerek, Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi'ne yazıldı Burada dört yıl okuduktan sonra Galatasaray Lisesi'ne geçti Mülkiye Mektebi'ne girdi Buradaki öğrenimini tamamlamadan paris'e gitti
İkinci Dünya Savaşı'nın çıkması üzerine yurda döndü Anadolu Ajansı ve Çalışma Bakanlığı'nda çevirmen olarak çalıştı 1954'te ağır bir hastalığa yakalandı Türkiye'de tedavisi sonuç vermeyince Viyana'ya götürüldü 13 Ekim 1956'da orada bir hastanede öldü Ankara'da toprağa verildi
'Sanat için sanat' ilkesine bağlı kaldı Ona göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır Vezin ve kafiyeden kopmamış; ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır Açık ve sade bir üslubu vardır Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir Zaman zaman bazı imaj ve sembollere başvurmuştur
Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiş, nedense hep ölümün üstüne gitmiştir Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur
ESERLERİ
ŞİİR:
Ömrümde Sükût (1933, 1968)
Otuz Beş Yaş (1946, 1982)
Düşten Güzel (1952, 1969)
Sonrası (Ölümünden sonra 1957, 1962)
MEKTUP:
Ziya’ya Mektuplar (Ölümünden sonra 1957 Ziya Osman Saba'ya mektupları)
ÖYKÜ:
Cahit Sıtkı'nın Hikayeciliği ve Hikayeleri (Ölümünden sonra Selahattin Ömerli derledi, 1976)
Bütün Şiirleri (Asım Bezirci derledi, 1983)
Tarancı, 1946 CHP Şiir Yarışması'nda birincilik kazanmıştı
'Otuzbeş Yaş' şiirinin yazarı Cahit Sıtkı Tarancı, 1956'da tedavi gördüğü Viyana'da 46 yaşında öldü
Türk şiirinin en büyük ustalarından Cahit Sıtkı Tarancı, 1 ocak 1910'da Diyarbakır'da doğdu
Mülkiye Mektebi'nde başladığı yüksek öğrenimini, Paris'te Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde tamamlamak istediyse de, İkinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesi üzerine, yurda dönmek zorunda kaldı
Çevirmen olarak çalıştı Ağır bir hastalığa yakalandı Tedavisi için gönderildiği Viyana'da 12 ekim 1956'da öldü Ankara'da toprağa verildi
Şiir yazmaya lise yıllarında başlayan Tarancı, 'Otuz Beş Yaş Şiiri'nin 1946 CHP Şiir Yarışması'nda birincilik kazanmasıyla ününü pekiştirdi Şiirlerinde yaşamın ve aşkın güzelliğini öven, ölümün üstünlüğünü vurgulayan şair, anlatım gücüyle dikkat çekti
'Ömrümde Sükut', 'Otuz Beş Yaş', 'Düşten Güzel', 'Sonrası' adlı şiir kitapları ile arkadaşı Ziya Osman Saba'ya gönderdiği mektupların toplandığı 'Ziya'ya Mektuplar' adlı kitapları yayımlandı
Ölümünden sonra yayımlanan 'Yazılar' isimli kitabı, gazetelerde kalmış 22 öyküsünü, hikayeciliği ve hikayeleri ile makalelerini ve konuşmalarını içerir
Otuz Beş Yaş Şiiri
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder
Dante gibi ortasındayız ömrün
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir
Hayata beraber başladığımız,
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
Neylersin ölüm herkesin başında
Uyudun uyanamadın olacak
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak,
Taht misali o musalla taşında
|
|
|
|