Yalnız Mesajı Göster

Mersin'in Tarihçesi

Eski 10-09-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Mersin'in Tarihçesi



(19) Evimizin önünde bir ağaç var
Dalsız budaksız
Bir kuş kondu elsiz ayaksız
O kuşu vursam topsuz tüfeksiz
O kuşu pişirsem odsuz ocaksız
O kuşu yesem dilsiz damaksız
(GÖNÜL)

(20) Alaca yılan dünyaya dolan
Vallahi de yalan Billahi de yalan
(GÖZ)

(21) Bir dedem var metten
Sakalları etten
Şimdi gelir görürsün
Güle güle ölürsün
(HİNDİ)
(22) Ak katır ağzını açar
Kara katır gelir geçer
(ISTAR TEZGÂHI)

(23) Gağal gağal gaz geçer
Gağaltısı tez geçer
Bir yumurtanın içinde
Elli bin cülle geçer
(KARGI MAKARNASI)

(24) Geriden baktım yamur yumur
Yanına vardım gökçe demir
(KARINCA)

(25) Dışı kazan karası
İçi peynir mayası
(KESTANE)

(26) Dökülür kavak yaprağı
Dökülür Hz Adem toprağı
(KINA)
(27) Ektim nohut bitti
Söğüt dalları dut
Başı armut
(KOZA)
(28) Karşıdan baktım ıldır ışık
Yanına vardım yüzü kırışık
(LAHANA)
(29) İstanbul’da süt pişti
Kokusu bura düştü
(MEKTUP)
(30) Bir karıştan boyu var
Hem inekten hem öküzden soyu var
Kendini yer bitirir
Böyle kötü huyu var
(MUM)

(31) Sarp yerde sandal asılı
İçinde mercan basılı
(NAR)

(32) Sarı ineğim sarkıp durur
Düşeceğim diye korkup durur
(PORTAKAL)

(33) Küçücük kutu
Dünyayı yuttu
(RADYO)

(34) Yol kıyısına sac koydum
Geleni gideni aç koydum
(RAMAZAN AYI)

(35) Herkes uyur, İlyas baba oturur
(SAAT)

(36) Yeraltında sakallı hoca
(SOĞAN)
(37) Tid dedim tid dedim
Var kapıya yat dedim
(SÜPÜRGE)
(38) Yoğurdun öz annesi
Ayranın halasıyım
Tereyağın nenesi
Besinlerin hasıyım
(SÜT)

(39) Yapılmadık duvar üstünde
Doğmadık çocuk oturur
(ŞEYTAN)

(40) Altı tahta üstü tahta
İçinde bir ahraz softa
(TOSBAĞA)

(41) Sındı sındı sıra vardı
Ayağını kıra vardı
(TUZAK)

(42) Anası yaman kadın
Babası süklüm büklüm
Kızı güzellerden güzel
Oğlu gurbetlerde gezer
(ÜZÜM)

(43) Melemez melemez
Ocak başına gelemez
(YAĞ DERİSİ)

(44) Benim bir guyum var
İki türlü suyum var
(YUMURTA)

312 Atasözleri
Eski Türkçe’de Göktürk âbidelerinde, Uygurlardan kalma eserlerde, XI asırda Karahanlılar devrinde Doğu Türk dilinde ‘söz, haber, mesaj, nutuk, şöhret, şey’ mânâlarına gelen ve ‘sa-‘ fiilinden türemiş, ‘sab-sav’ kelimesi XIV asırda da İslâm tesirindeki Kıpçak sâhasında görülüyor
Bu gün yalnız Çuvaşça’da ‘çap’ şekli ve sesi ile ‘şân, şöhret’ mefhumlarına ad olan kelime, Göktürkçe’de ‘öğüt’ fikri ile genişlemiş Turfan metinlerinde açıkça ‘atalar sözü’ için kullanılmıştır Göktürkler’de ve hattâ daha önceki devirlerde aynı mânâya geldiği muhakkak olan ‘sav’ı Kâşgarlı Mahmud’un ‘mektup’, ‘hikâye’, ‘tarihî hâdise’ yanında atalardan kalma öğütleri ifade maksadıyla tesbit ettiğini biliyoruz
Yukarıda Türk dilinde kullanılan karşılıklarını verdiğimiz ‘atalar sözü’ Arapça ‘nush, nasihat, meviza’, Farsça ‘pend’ ve Moğolca ‘erdeni üge: cevherli söz’ün ifade ettiği fikri zamanımıza kadar getiren sözlerdir; mânâsından da anlaşılacağı üzere atalardan intikâl etmiştir Buna göre târihî hayatı olan sözlerdir Zamanın seyri ve sosyal çevrenin coğrafyası içinde şekil ve muhtevasını kazanarak bugüne kadar gelen bu sözlere hususiyle Irak Türkleri’nin ‘eskiler sözü’ demeleri bundandır
Maddî şekli bir hareket noktası yapan ve ilk söyleyicilerini tespit edemediğimiz bu dil mahsulleri, hayat prensibi olacak fikir ve düşünceleri, din, ahlâk, hukuk, iktisad, terbiye, gelenek-görenek ile tabiat hât hâdiselerinden teknikten vb çıkacak kaideleri müşahhasdan mücerrede giden bir yola, bâzen bir fıkra kılığında söz ve yazı ile nesillerden nesillere intikâl ettiren hikmetli cümlelerdir*

 Aman ağlar diyeceğime aman dağlar derim
 Benim derdim inek ile danada, karımın derdi sürme ile kınada
 Erim el olsun, yerim çalı dibi olsun
 Fukaranın ahı, tahtından indirir şahı
 Genç avrat alma el için, yüksek yere harman kurma yel için
 Göç geri dönerse topal deve öne düşer
 Göçün geri döndüğü topal ite yarar
 Gurbete kız verme yiter gider, denize taş atma batar gider
 İnsanı el azdırır, yağmuru yel azdırır
 Koca ekmeği meydan ekmeği, evlat ekmeği zindan ekmeği
 Ölümden öte yol gitmez, mezardan öte sel gitmez
 Sekinin taşlısı, öküzün inek başlısı, kızın sarı saçlısı
 Senin yüzünün aklığı, benim ağzımın pekliğindendir
 Tarlayı taşlı yerden, kızı kardeşli yerden
 Ürmesini bilmeyen it, sürüye getirir kurt

333 Tekerlemeler
Tekerlemeler, masal, hikâye, bilmece ve halk tiyatrosu gibi bâzı türler içinde veya müstakil olarak ortaya çıkan mahsullerdir Masalcı, meddâh, karagözcü, hoş-sohbet insan vb masallarını anlatmaya başlarken dinleyicilerle seyirci topluluğunun dikkatlerini bir noktada birleştirmek ihtiyacını duyarlar
İşte bu tiyatrodaki gonga benzer İhtiyaçtan doğan tekerleme, ‘yuvarlak bir şeyi hareket ettirip yürütmek’ mânâsındaki maddi karşılığı ile de uygunluk göstermektedir
Tekerleme söyleyicisi, vezin, kafiye, aliterasyon ve seciden faydalanarak hisleri, fikirleri, hayalleri, ‘tezâda, ‘mübalağaya, ‘güldürmeye, ‘tuhaflığa, ‘şaşırtmaya dayalı bir takım söz kalıpları içinde, ard-arda, ister açık ister kapalı şekilde ustalıkla sıralar ve yuvarlar Dinleyici bu renkli prolog veya tasvirin kapısından asıl konuya girmiş olur Kısa tekerlemeler bunun en tipik misâlini teşkil eder
Tekerlemeler umumiyetle içinde bulundukları türlere göre masal ve oyun tekerlemesi gibi adlar alırlar En bol tekerlemeye masalların başında, ortasında veya sonlarında rastlanır Bu halk edebiyatı mahsulleri muhtelif muhitlere göre isimler almaktadırlar Doğu Anadolu’da ‘döşeme’ ve Güney Anadolu’da ‘sayıştırma’ bilinen tâbirler arasındadır
Hususiyetleri üzerinde kısaca durduğumuz tekerlemelerin kaynağını ise aklın kanunları dışında hayâlî, uydurma söz ve vakalarla gerçek mâcerâlarla teşkil eder*

3131 Mensur Tekerlemeler
Bir varmış bir yokmuş Evvel zaman içinde kalbur saman içinde Zaman o zaman idi ki bitten binek, pireden yedek, çavdardan kalkan, çöpten kargı; bu hal ile düştüm yola Vara vara vardım bir Çamlıbel’e Çamlıbel’de çamur dizde Yetmiş karga beni görünce, hepsi bir yerde, hep bir ağızdan ‘gelen ağamız, giden paşamız’ demezler mi
Armudu taşlayalım Dibinde kışlayalım Uzun sözün berisi, ala tavşan derisi, müsade ederseniz masala başlayalım

Bir varmış bir yokmuş Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde develer tellâl iken, pireler berber iken, aslan yatağından kalktı bir tilki, tüfeğim olsaydı vururdum belki Anaypazarı’nda satıldı kürkü Param olsaydı alırdım belki
Güle çıktım gülmedim, gülden düştüm ölmedim

Bir varmış bir yokmuş Tanrı’nın kulu çokmuş Evvel zamanın içinde develer gölde uçarken, balıklar çölden geçerken Sırtında kamburu, elinde kalburu, deve gibi yumru yumru Geliyor çalım sata sata Bindim bir yağız ata, dorudur diye Minareyi beline sokmuş borudur diye Keloğlan yatmış kalkmıyor, ayaklarım yorulur diye Keloğlan yatar ama uyumaz Kel kafası kızınca develer gelse korkmaz

Vakti zamanında, zaman zaman içinde, kalbur saman içinde Deve tellâllık ederken, eşek hamallık ederken, Şam’dan vurdum kılıcı, şarktan çıktı bir ucu Yetmiş kazan kaygana pirinci yedik karnımız doymadı, yüzümüz gülmedi, dişimiz ışımadı Ha şurada, ha burada, altmış tarla firik buğday Onu da yedik karnımız doymadı, yüzümüz gülmedi, dişimiz ışımadı İçi dolu boş ambar, minareden büyük bumbar Onu da yedik karnımız doymadı, yüzümüz gülmedi, dişimiz ışımadı O yalan bu yalan, eşeğe binip deveyi kucağına alan, fili yuttu bir yılan bu da mı yalan!

Ne tarlamız vardı, ne darımız Ne kovanımız vardı, ne arımız “Kim demiş ki bal demekle ağız bal olmaz” diye, “Böyle çingenece fal olmaz” diye
Bir gün arı gelip kondu başımıza, görünce girdim yeni bir yaşıma Bir gözünden bal akıyor, bir gözünden kaymak Dünyalar değer bir kere tatmak Gayri ne kirmen eğirdim, ne davar çevirdim Her işi bir yana serip bir arıyı güttüm Bağ bağ gezdirip, bahçe bahçe büyüttüm Her çiçekten bal aldı, yaprak aldı, dal aldı Velâkin yumurcağın biri bir taş attı, ayakları kırıldı Bağlandım olmadı, yağlandım olmadı, bir türlü bir şifa bulmadı Nihayet dolandım bayırı dağı, getirdim bir ceviz yaprağı Sardım sarmaladım inceden ince; ne ağrı kaldı, ne sızı bence

Az gittik uz gittik, dere tepe düz gittik, altı ay bir güz gittik Arkamıza baktık ki bir örme uzunluğu yol gittik Harda hurda altmış iki firik buğday yedik, karnımız doymadı Kulağımızın dibi vız bile demedi
O yalan bu yalan Karıncaya vurduk palan Yedi yerden çektik kalan Karıncaya bindik, fili kucağımıza aldık bu da mı yalan

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, biz hayladık hoyladık cümle alemi topladık Allah’ın karışı, tandırın başı olur da kim gelmez Haylayan da geldi, hoylayan da geldi Hele büyük başı büyük ayak kara kadı geldi Kadıyı duyunca yabanın kazı, ördeği geldi Ördeği, kazı görünce bir de çulsuz tazı geldi Tazının peşinden de görmemişin oğlu, Kôr Memiş’in kızı geldi Ne etti etti, arkası sökün etti Kambur Ese, Sarı Köse geldi Biri saltanata, biri süse geldi

Çatalca’da Topal Nacar, Topal Nacar çatal saban yapar çatar satar Topal Nacar ölürse, çatal saban kim yapar, çatar satar

3132 Manzum Tekerlemeler
Tuz taşı tuz taşı
Altın bilezik kaşı
Senin baban değilse
Benim babam da su başı

Su başının kulusun
Altının çulusun
Ağanın atı kişniyor
Arpa için kişniyor

Arpayı nereden bulayım
Satıcısını alayım
Satıcısında yok derler
Akarcada çok çerler

Akarcanın kinidi
Ebize suyunu kinidi
Geceki gelen kim idi
Emmioğlu Musacık
Elleri kolları kısacık

Çık çıkalım çardağa
Ok atalım ördeğe
Ördek başını kaldırmış
Ak yelesini aldırmış

Ak yelesi başında
İki bülbül bir torbada beslenir
Birin kessen boğazlasan
Elim kana bulaşır

Elimi nerede yuyayım
Akarcada yuyayım
Akarcanın kinidi
Ebize suyunu kinidi
Geceki gelen kim idi
Emmioğlu Musacık
Elleri kolları kısacık

Dinleyin tilkinin hikâyatını
Tilkiden hocanın şikâyatını
Dinleyin tilkinin destanını
Tilki girdiği hocanın bostanını

Hoca tutdu kuşağı ile bağladı
Çakal gördü zari zari ağladı
Arkadaş nedir senin bu işlerin
Yarın ölüm sırtaracak dişlerin

Ben ölürsem pekmez ile yusunlar
Baklavayı sabun diye sürsünler
Hemencecik mezarımı kazsınlar
Kuru üzüm toprak diye atsınlar
Bandırmayı hece taşı diye diksinler
Tavuk bacım gelip baş ucumda ağlasın
Hindi kardeş gelip telkin verip bağlasın

4 BÖLÜM

41 FOLKLOR
411 Geçiş Dönemi Folkloru

411 Ad Verme
Bebeğe isim ailenin en yaşlı erkek üyesi tarafından konur Ama böyle biri yoksa bebeğe isim oğlanın babası tarafından konur
Bebeğe isim koyacak olan kişi önce abdest alır Bebeği kucağa alırken besmele çeker Bebeğin önce sağ daha sonra da sol kulağı üçer defa ismini söyler Böylece bebeğin adı konmuş olur Bebeğe kim isim veriyorsa âdet olarak o kişiye bir çorap ve bir mendi hediye edilir

412 Sünnet
Sünnetten bir gün önce sünnet kınası yapılır Kına kadınlar arasında olur Sünnet olacak çocuğun kına eline yakılır Çocuğun mutlaka bir kirvesinin olması şarttır Bu kirve yakın bir aile dostu olabileceği gibi herhangi biri de olabilir Ancak akraba olmaz
Sünnet günü çocuğun kıyafetlerini kirvesi giydirir Babasının yaptığı katkı kadar kirve de sünnete katkıda bulunur Sünnetten önce yemek yenir Mevlid okutulur Mevlidde kirvenin hanımına iğne oyalı örtülüdür Kirveye ailenin maddi gücü ölçüsünde hanımıyla birlikte bohça hazırlanıp hediye edilir
Kirve çocukla ilgilenir Çocuğa sünnet yatağı hazırlanır Bu yatağa yeni dantelli çarşaf, karyola takımı serilir Yatağın etrafı süslenir Sünnet saati geldiği zaman kadınlar odadan ayrılırlar Odada sadece erkekler kalır Kirvesi çocuğu kucağına alır Sünnet sırasında çocuk bağırmasın diye ağzına sürekli lokum verilir
Sünnet bittikten sonra çocuk yatağa yatırılır ve kirvesi çocuğu hiç yalnız bırakmaz Âdet olarak kirve çocuğa bir saat alır
Sünnetten bir gün sonra kirve yemeğe çağırılır Böylece kirve akraba derecesine yükselmiş olur Kirvenin çocukları aileye kardeş sayılacağı için kız alınmaz veya kız verilmez Bunun sebebi sünnet olan çocuğun kanının kirvenin herhangi bir yerine değmiş olmasındandır
Çocuk büyüdükten sonra bile kirve çocuğun her şeyiyle ilgilenmek zorundadır
Çocuk sünnet olduktan sonra davul, zurna çalınır Kadınlar erkekler kendi aralarında eğlenirler

413 Askere Yolcu Etme
Gençleri askere uğurlamak önemli bir olaydır Askere gidecek olan genç, askere gitmeden önce bütün akrabalarını ve yakın dostlarını ziyarete gider Ziyarete çıkmasa bile akraba ve yakın dostlar, genci yemeğe davet ederler Bu yemeği veda yemeği şeklinde düzenlerler Ziyaret ettiği akrabalar askere, uğurlama sırasında belli bir miktar para verirler Bu paranın miktarı hiç önemli değildir Önemli olan verilmesidir Bu bir gelenektir Askerin gideceği yeri öğrenmesi için gittiği jandarma komutanlığına bile köydeki bütün gençler, toplanıp giderler, askere gidecek genci yalnız bırakmazlar
Askere gidecek olan gencin ailesinin durumu uygunsa mevlid okutulur Mevlid gencin askerliğini kazasız, belasız bitirmesi içindir Âdete göre bir tane kurban kesilir Kesilen kurbandan yemekler yapılır ve gelen misafirlere ikram edilir Misafirlerle en fazla askere gidecek olan genç ilgilenir
Askerin bir de kınası vardır Askere gitmesine bir gün kala kına yakılır kınada davulla, zurnayla köy ve akraba yakın dostlar eğlenirler Kınaya gelenler asker gence hediyeler getirirler
Kınadan sonra askere gidecek genç ve arkadaşları köyde erkeklerin toplu olarak bulunduğu yerlere gider ve herkesle tek tek vedalaşıp helâllik ister
Askere genci genellikle akşam gönderirler Otogarda herkes toplanır Gencin akrabaları, yakın arkadaşları, yakın dostları ve ailesi vardır Asker davullar, zurnalar eşliğinde uğurlanır Genç, davul, zurnayla gönlünce oynar Toplu halde erkekler halay çeker
Askerin uzun süre ait olduğu yerden ve ailesinden ayrı kalacağı düşünüldüğü için asker gencin o gün için dediği yapılır
Otobüse binmeden önce herkesle vedalaşır Annesiyle vedalaşırken annesi oğluna simitten bir parça ısırtır Gerisini saklar Simidin gerisi bir odaya asılır Geri dönene kadar bu simit saklanır
Asker genç, eğer sözlüyse, sözlüsü ona bir mendi hediye eder Bu dantelli mendili genç kız eliyle işler Bu mendili askerde kesinlikle kullanmaz Askerden döndükten sonra ve hatta evlendikten sonra saklar Bu bir gelenektir

414 Düğün

4141 Kız İsteme
Evvelâ oğlan tarafının kendi arasında konuşmalar olur Anne baba oğluna kimi istediğini; kimi arzu ettiğini sorar Bu konuşmalar olduktan sonra kız isteme işlemine geçilir Oğlanın karar kıldığı kızı istemek için köyün ileri gelen yaşlılarından, hacısından, hocasından iki, üç kişi kız evine yatsı namazından sonra, geç vakit gönderilir Geç vakit gönderilmesinin nedeni hiç kimsenin görmemesi içindir
Giden kişiler, selâm, hoş beşten sonra niçin geldiklerini ev sahibine sezdirmeye çalışırlar Daha sonra:
“Ahmet Ağanın oğlu Mustafa’ya kızınız Emine Hatunu, Allah’ın emri peygamberin kavli üzere istemeye geldik Allah yazdıysa siz de münasip görürseniz vereceğiniz kararı, diyeceğiniz sözlü bekliyoruz” denilerek kız istenir Kız taraf, “Biraz düşünelim, kendi aramızda konuşalım Başka bir gün tekrar buyurun gelin” der
Kızı istemeye giden kişiler gelip durumu oğlan tarafına anlatırlar Kendi aramızda konuşalım, düşünelim sözü bir yumuşatma işareti olarak kabul edilir Oğlan tarafı, bu işte bir yumuşaklık var herhalde diyerek sevinir İkinci defa gidiş yani tekrar istemek için gidişte kız tarafı: “Allah yazdıysa ne diyelim” diyerek önceden hazırladıkları bir listeyi dünürcülere sunar Liste yazılmıştır Bir beşi birlik, on sarı lira ve belli bir miktar başlık parası, iki top bez, şu kadar yorgan yüzü, bu kadar döşek yüzü gibi istekler listeye yazılmıştır Liste istekçilere yani dünürcülere sunulur Dünürcüler bu listeyi oğlan evine ulaştırır Oğlan tarafı da bu listeyi makul görüp kabul ederse dünürcülere bildirir Dünürcüler kız tarafına “Bu iş kabul olundu Bundan sonra yapılacak işleri konuşalım” derler

4142 Nişan
Bir gün alınır Eski zamanlarda nişan takma işi gündüz değil, mutlaka gece olur Nişan, çok kalabalık olmaz Oğlan tarafından üç, beş kişiyle birlikte dünürcüler kız evine hazırlanmış tahin helvası götürürler Bu işler yatsı namazından sonra yani geç vakit olur Getirilen helva yenir Nişana gelen kişiler arasında Kur’an okumayı ve dua etmeyi bilen varsa, Kur’an okunur ve dua edilir Kızın parmağına yüzük takılır ama oğlan ortada yoktur Oğlan kendi evindedir Dünürcüler, kız evinin takacağı yüzüğü alır oğlan evine gelir Oğlana yüzük kendi evinde takılır Daha sonra ne zaman düğün yapılacak karara bağlanır

4143 Düğün Hazırlıkları
Yöremizde gelirimiz ağustos, eylül, ekim bu üç aylar arasında olduğu için, üzümden sonra, pamuktan sonra denilerek eylül, ekim ve kasım aylarına düğün günü ayarlanır Gün yaklaştığı zaman listedeki istekler, pamuklar bezler, astarlar oğlan evinden kız evine gönderilir Kız evine oğlan tarafından giden bayanlardan, kız evinin yakını olan bayanlar bir araya toplanıp getirilen pamuktan belli bir miktar ister derler Gelen pamuktan, pamuğa göre, iki, üç tane döşek, yastık, dört beş tane yorgan yapılarak yatak hazırlanır Oğlan tarafında da köy davet edilerek düğün ekmeği yani yufka ekmek yapımı başlar Oğlan evinde yapılmış yufka ekmeklerden beş altı kilosu ufalanır içine leblebi, kuru üzüm konulmuş şekilde becerikli bir kişi tarafından köye dağıtılır Bu yapılan işleme okuntu, davetiye adı verilir Bizim düğümüz var anlamına gelir
Oğlan evinde tekrardan düğün ekmeği yani yufka ekmek yapımı başlar Köyden isteyenler, oğlan tarafını seven kişiler bir tabak içerisine un, buğday doldurur Bulabildiği çiçeklerden unun içerisine koyar Oğlan evine yani ekmek yapılan yere gelir İçerisine çiçek koyduğu un tabağını da getirir Ekmek yapımına yardım eder Düğün ekmeği yani yufka ekmek yapımı iki, üç gün devam eder

4144 Bayrak Dikimi
Düğün, gelenek gereği cuma günü olur Gelin perşembe günü gelir Gerdek perşembeyi cumaya bağlayan gece olur Onun için gelinin geleceği haftanın başında yani pazartesi günü bayrak dikimi olur Oğlan evinde davar kesilir, kavurmalar, çorbalar, yemekler yapılır Köylüye ‘yarın bayrak dikimi var’ diye ilân edilir Köy halkı oğlan evine toplanır Yemek yenilir, Kur’an okunur, dua edilir Silahlar sıkılır ve oğlan evinin damına küçük bir Türk bayrağı dikilir Bayrağın değneğinin başına ayna bağlanır, turunç veya portakal takılır Bu, düğün olacak evin işaretidir Dışarıdan gelen davetliler bu bayrak sayesinde evi sormadan bulabilirler

4145 Düğün Alayı
Düğün alayı, yani yengeler, gençler, yakınlar, davetliler atlarla çalgı eşliğinde kız evine varırlar Kız evi bunları karşılar Kız evine salı günü varılır Perşembeye hazırlık olsun diye çarşamba gününden yemekler yapılır Kazanlarla pilav pişer, topalak çorbası, mantı yapılır Hazırlanan yemekler perşembe günü, davetlilere yedirilir

4146 Kına Gecesi
Çarşambayı perşembeye bağlayan gece kız evinde kına gecesi yapılır Kız evinde davul, saz çalmaz Davul, çalgı ne ise kahvelerde köy meydanında çalar Kız evinde ise kadınlar toplanarak kendi getirdikleri dümbelek ya da deblek denilen çalgı aletini çalarak kendi aralarında eğlenirler O akşam gelin kızın eline kına yakalar

4147 Gelinin Oğlan Evine Gönderilmesi
Perşembe sabahı gideceği yerin uzaklığına göre gelinin bindirilmesi ayarlanır Gelinin bineceği atın üzerine süslü, nakışlı terki atılır Atın gemine ve başındaki yularına ise mendiller, gelinlik kız tarafından işlenmiş süslü çevreler bağlanır Kız, evinin önündeki merdivenin dibine getirilir Kız, yukarıda annesi, babası ve kardeşlerinin yanında, giyinmiş, kuşanmış bir vaziyettedir Gelin kuşağı denilen kırmızı bir kuşak kızın kardeşi tarafından dua ile beline bağlanır Yüzünü görülmemesi için de başına kırmızı bir örtü örtülür Bir koluna erkek kardeşi, bir koluna da babası girerek, gelin kızı merdivenden indirir ve ata bindirirler Atın başını bir kişi çeker Gençler yol boyunca oynarlar, haya çekerler ve oğlan evine varılır Oğlan evinin önünde pişmiş yemeklerin bulunduğu kazanlar vardır Gelin at üzerinde, kazanın etrafında üç defa kıvrandırılır Daha sonra merdiven dibine getirilir Gelin burada bekler Kaynanası ve kayınbabası tarafından geline hediyeler verilir Kayınbabası der ki: “Ben falan bağı verdim” Kaynanası: “Ben aşağıdaki ineği deveyi verdim” Bu bağışlar da yapıldıktan sonra gelin attan indirilir Sonraları güvey gelin kızın koluna girerek yukarı çıkar Gelini odasına yerleştirir Üç, beş dakikadan fazla olmamak şartıyla ufak bir konuşma yaparlar

4148 Gerdek
Gençler, dışarıda güveyi bekler Güvey çıkar ve gençler onu alıp götürür Bir odada sohbet ederler Güvey bu sırada tıraş olur Gelin tarafından alınmış, hazırlanmış giysiler güveye giydirilir Yatsı ezanı okununca iki sağdıç güveyin koluna girer Diğer gençler de arkasından giderler Önce camiye gidilir Camiî’de yatsı namazı kılınır Namazdan sonra köyün imamı nikah duası yapar Daha sonra güvey sağdıçlar ve diğer gençler eşliğinde şarkılar, türküler, biliniyorsa ilâhiler söylenerek evin önüne yani merdivenin dibine getirilir O arada oğlanın babası, yoksa yakını merdivenin başında bekler Gençler: “Ey! Ev sahibi, size bir tosun getirdik Boğa getirdik biz bunu satmak istiyoruz, alır mısınız?” Oğlan tarafı: “Alırım ne istiyorsunuz?” O zamanın parasına göre on lira, yirmi lira para isterler Oğlanın babası veya yakını o parayı verir Oğlanın yanındaki sağdıçları arkasına ufak bir yumruk vurarak serbest bırakırlar Oğlan gerdeğe girer Gençler de oğlanın babasından ya da yakınlarından aldıkları parayla kahveye giderler Lokum, çerez, bandırma alarak yer, içer ve eğlenirler

415 Ölüm Âdetleri
Hıçkırık tutması, burnun dikilmesi, çenenin sarkması, gözlerin sabitleşmesi ölüm belirtileridir
Eğer hastanın öleceğine kanaat getirilirse başında Kur’an okunmaya başlanır Hastaya zem zem suyu verilir Eğer uzakta yakınları varsa hastanın yanına uzaktaki kişinin çamaşırları konur Bu şekilde ona hasret gitmeyeceğine inanılır
Öldükten sonra kişi gömülene kadar serin bir yerde bekletilir Sabah öldüyse, öğlen, öğlen öldüyse ikindi, akşam öldüyse, sabah namazının ardından cenaze namazı kılınıp gömülür
Gözleri açık öldüyse, birine hasret gittiği inancı vardır Ölmeden önce, görmek istediği kişiyi görmemiştir Arkasında sahipsiz kalacak birileri varsa da hasta gözleri açık ölür
Ölen kişinin önce yakınlarına haber verilir Ölü, evinde yıkanır Yıkandığı kazan ters çevrilerek üstüne üç tane küçük taş konur Bu taşlardan her gün bir tanesi atılır Bu üç gün sürecinde odasında ışık yanar Ruhun geleceğine inanılır Ölen kişinin yıkandığı suyun artanı ayak değmeyen bir yere dökülür
Ölen kişinin eşi nikah düştüğü için kendisine haramdır Bu nedenle eşi ölüyü göremez Ama çocukları ellerini öper
Tabutun üzerine yeşil bir örtü ve namazlık örterler Mezarlığa tabut dualarla götürülür Ölü, gömülürken mezarının başında dualar ve Kur’an okunur
Kişi vasiyetinde nereye gömülmek istediyse oraya gömülür Ölü gömüldükten sonra halktan biri beyaz bir beze zift sürerek bu bezi mezarın başına bağlar Sırtlan taze ölü etini sevdiği için gece gelip mezarı kazar ve ölünün kefenini yırtarak etini yer Buna engel olmak için bu işleme başvurulur Kötü bir koku oluştuğu ve sırtlan bu kokuyu sevmediği için yeni gömülen kişinin mezarına yaklaşamaz
Cenazenin ilk günü ölü evinde yemek pişmez Komşular ya da akrabalar tarafından yemek yapılır Yakın akrabalar yemek yaparak ve hoca getirerek evi yas evi yaparlar Cenazenin üçüncü günü ölünün helvası pişirilir Bu helva herkese dağıtılır Ölünün yedisinde kış ayı ise kuru fasulye, yaz ayı ise taze fasulye pişirilir Ölünün mutlaka kırkında ve elli ikisinde de Kur’an okutulur

412 Beslenme

4121 Yöreye Ait Yemek Tarifleri
Topalak Çorbası
Malzemeler:
Dört çay bardağı ince bulgur, iki çay bardağı un
Bir çay kaşığı kimyon, bir çay kaşığı tuz
İki yemek kaşığı sıvı yağ veya katı yağ
Bir büyük soğan, bir kaşık biber salçası
Bir kaşık domates salçası, bir su bardağı nohut
Yarım kilo kemikli et, nane, limon
Yapılışı:
Bulgur sıcak su ile ıslatılır İçine tuz, kimyon konulup yoğrulur Biraz yumuşayınca bulgurun içine un katılıp yumuşayıncaya kadar yoğrulur Yoğrulan hamurdan nohut büyüklüğünde parçalar alınıp avuç içinde yuvarlanır
Diğer taraftan kemikli et haşlanır Nohut pişirilir Tencere içine soğan rendelenir Yağ konulur, soğanlar sararıncaya kadar pişirilir Haşlanmış et parçaları ve doğranmış domatesler konulup pişirilir Bir kaşık domates ile biber salçası da içine katılır Haşlanmış et suyu ilave edilir, kaynamaya bırakılır Su iyice kaynadıktan sonra içine yuvarlanmış bulgur hamuru atılır Bir iki taşım iyice kaynatılır Üstüne limon suyu ve nane atılır, servis yapılır

Sarımsaklı Köfte
Malzemeler:
Dört çay bardağı ince bulgur, iki çay bardağı un
Bir yumurta, bir çay kaşığı kimyon
Bir çay kaşığı tuz, bir büyük baş sarımsak
Bir su bardağı zeytinyağı, iki yemek kaşığı biber salçası
Üç büyük domates, bir demet maydanoz, bir adet limon
Yapılışı:
Tepsi içinde bulgur ıslatılır İçine bir kaşık salça, kimyon, tuz, yumurta ve un konulup yumuşayıncaya kadar yoğurulur Yoğrulan hamurdan nohuttan büyükçe parçalar alınır Avuç içinde yuvarlandıktan sonra baş parmakla ortası delinmeyecek şekilde basılır Diğer taraftan tencere içine dövülmüş sarımsak, iki kaşık biber salçası küçük doğranmış domatesler konulup kaynatılır Bir tutam tuz yapılan hamura atılır, kaynatılır Kaynayınca süzülür Tepsi içine dökülür Yapılan sarımsaklı sos, doğranmış maydanoz ve limon suyu konulup iyice karıştırılır Servis yapılırken yanına turşu, domates dilimleri, turp konulur

İçli Köfte
Malzemeler:
Dört su bardağı bulgur, iki su bardağı un
Bir çay kaşığı irmik, iki yüz elli gram siyah et
Biber salçası, kimyon, tuz
Yarım kilo kıyma, iki kaşık katı yağ
Karabiber, yüz gram ceviz, maydanoz
Yapılışı:
Tepsi içine bulgur konulup ıslatılır İçine, un, irmik, dövülmüş et, kimyon, tuz, salça konulup iyice yoğrulur Hamur yumuşayınca ceviz büyüklüğünde parçalar alınır avuç içinde baş parmak yardımıyla içi açılarak bardak şekli verilir İçine kıyma harcı konulup, ağzı kapatılır ve yumurta şekli verilir Diğer taraftan tencere içinde su kaynatılır Hazırlanan köfteler içine atılıp haşlanır Haşlandıktan sonra köfteler kepçe ile servis tabağına alınır Üzerine sarımsaklı sos yapılıp dökülür
Kıymanın Hazırlanışı:
Yarım kilo kıyma, tencere içinde soldurulur İçine yağ, doğranmış soğanlar konulup kavrulur İçine dövülmüş ceviz, karabiber, tuz kıyılmış maydanoz konulur Soğuduktan sonra köfte içinde kullanılır
Sosun Hazırlanışı:
Dört, beş sarımsak dövülür İçine sıvı yağ, bir kaşık salça, kırmızı biber konulup hazırlanır Yapılan köftelerin üzerine dökülür

Humus
Malzemeler:
Yarım kilo nohut, dört kaşık tahin
İki limonun suyu, beş diş sarımsak
Sıvı yağ, tuz, kimyon
Maydanoz, kırmızı biber
Bir fincan sıvı yağ, bir çay kaşığı sumak
Yapılışı:
Nohut akşamdan ıslatılır Islatılan nohut yumuşayıncaya kadar pişirilir İyice pişen nohut süzgeçten geçirilir Macun haline gelen nohudun içine dövülmüş sarımsak, tahin, kimyon, tuz, limon suyu, bir fincan su konulup bir taşım pişirilir Karışım servis tabağına konulur Üzerine yağ biber karışımı kızdırılarak dökülür Maydanoz ve sumakla süslenerek servis yapılır

Baba Gannuş
Malzemeler:
Dört adet iri topak patlıcan, iki kaşık tahin
Beş diş sarımsak, karabiber, tuz
Limon, kırmızı biber
Bir çay fincanı sıvı yağ, yarım demet maydanoz
Yapılışı:
Patlıcanlar kabuklu olarak közde veya fırında pişirilir Pişen patlıcanların kabukları soyulur Çatalla tabak içinde iyice ezilir İçine dövülmüş sarımsak, limon suyu, tuz, karabiber, tahin konulup iyice karıştırılır Karışım macun şeklini alıncaya kadar iyice karıştırılır Servis tabağına konulup üzerine kırmızı biberle yağ karışımı dökülür Maydanoz ile süslenerek servis yapılır

Tutmaç Çorbası
Malzemeler:
Yarım kilo un, bir yumurta
Bir su bardağı yeşil mercimek, iki kaşık katı yağ
Tuz, üç diş sarımsak, bir kase yoğurt, nohut
Kırmızı biber, nane, bir çay bardağı un, bir kaşık sıvı yağ
Yapılışı:
Tepsi içinde unun ortası açılır İçine tuz, yumurta konulup, normal bir hamur yapılır Hamurlardan da bezeler yapılır Merdane yardımıyla çok ince olmayacak şekilde hamur açılır Yağsız tavada tam pişmeyecek şekilde pişirilir Çok az pişen bazlamalar kibrit çubuğu kalınlığında ince ince kesilir
Diğer taraftan tencere içinde mercimek haşlanır İçine haşlanmış nohut ve tuz atılır Kaynayan suyun içine hazırlanan hamurlar atılıp, çok su kalacak şekilde pişirilir Başka bir tarafta bir çay bardağı un, bir kaşık sıvı yağ, tuz konulur, yoğrulur Yoğrulan hamurdan ufak parçalar kesilir Tavada sıvı yağ kızıncaya kadar pişirilir Kıkırdak haline gelen hamurlar pişen çorbanın içine dökülür
Tabaklara çorbalar konulur Üzerine sarımsaklı yoğurt dökülür Yoğurdun üzerine kızdırılmış yağ, biber, nane karışımı dökülüp servis yapılır

413 İNANMALAR
Çocuğu doğup yaşamayan birisi eğer çocuğu yaşarsa adı Mehmet olan yedi aileden bir parça bez alarak bu bezleri birleştirip elbise diker ve çocuğuna giydirir
Doğum yapan kadının evine un getirmezler Un getirileceği zaman bebeği dışarı çıkarırlar Unu eve öyle koyarlar Gelen undan alıp bebeğin anlına, yanaklarına sürerler Büyüsün, saçı, sakalı ağarana kadar yaşasın anlamındadır
Doğum yapan kadının yanına al basmasın diye kırmızı bir şey giyinip gelinmez
Hamile kadının saçını kestirmezler Eline ve saçına kına yaktırmazlar Doğacak bebeğin ömrünün kısa olacağına inanılır
Cuma akşamları çocuklara sakız çiğnetmezler Ölü eti çiğnenmiş gibi olacağına inanılır
Örümceğin yuvası cuma günü bozulmaz
Saçın uzunu iyidir Kadın öldüğü zaman göğsünü kapatması gereklidir Bu nedenle saç kestirmek istemezler
Leylekler geldiğinde ayaktaysan işinin iyi olacağına, o yıl her işin yolunda gideceğine inanılır
Akşamları süt verilmez İneğin hastalanacağına inanılır Eğer mutlaka verilmesi gerekiyorsa süt verilen tasın üstüne yeşil bir yaprak konulur
Yumurta kabuğunu çiçeğe takarlar Nazara uğrayıp solmasın anlamındadır
Dolu yağarken evin ilk ve tek kızı doluyu bıçakla keser Kesilen dolu parçasıyla bıçağı evin önüne koyar Bu şekilde dolunun kesileceğine inanılır
Eşiğe düşmeyi iyi saymazlar Eşiğe düşen kişi cinlerin çocuklarının üzerine düşmüş olur
Gökkuşağının altından geçmeyi başaran kişinin kızsa erkek, erkekse kız olacağına inanılır
Hava karardıktan sonra acı soğan, kazan ve leğen istemeyi iyi saymazlar
Hızlı yağan yağmurda evin en büyük çocuğu ocağın altına konulan mangal demirini sırasıyla sayarak atar Atarken dua okur Demiri attıktan kısa bir süre sonra yağmurun duracağına inanılır
Namaz kıldıktan sonra, edilen duanın bitiminde Âyete’l Kürsî okunur Bir sağına, bir soluna, bir yere bir göğe ayrı okunup üflenir En son okunan Âyete’l Kürsî yutulur Namazdan bu şekilde kalkan kişinin evine hırsız girmeyeceğine, hırsız gelse bile evin kapısını bulamayacağına inanılır
Nazar değmesin diye üzerlik adı verilen bir tohumu yağda kavurup kişiye koklatırlar
Nazar değmesin diye yanmış kömürü yani közü bir kap suya yedi defa her seferinde dua okuyarak atarlar Köz suyun içinde parça parça olur Bu dualı ve kömürlü suyu nazar değen çocuğa içirirler Elini yüzünü bu suyla yıkarlar Kalan suyu ayakla basılmayan bir yere dökerler Bu şekilde çocuğun nazardan kurtulacağına inanılır
Suyu eşiğe dökmezler Sıcak suyu serpmeyi tercih ederler Çünkü eşiğe dökülen su ya da serpilen sıcak suyun cinlerin üzerine döküldüğüne inanılır
Suyun içine (dere, çay, su birikintisi) tuvalet yapılmaz Öbür dünyada kirpiklerle bu pisliğin ayıklanacağına inanılır
Sünnet olan çocuğun sünnet sırasında annesinin ağlamasını iyi saymazlar Ağlayan annenin gelinini kıskanacağına inanılır
Süpürgeye oturmayı uğursuzluk sayarlar
Tırnağı akşam kesmezler Tırnağını akşam kesen birinin iftiraya uğrayacağına inanılır Perşembe günü cumaya hazırlık olsun diyerek tırnak keserler

Kaynakça

DEVELİ Şinasi, Akdenizde Bir İnci Kent Mersin, Mersin 1998
ELÇİN Şükrü, Halk Edebiyatına Giriş, Akçay Yayınları, Ankara 1993
Türkiye’de Halk Ağzından Derleme Sözlüğü, Tok Yayınları Sayı: 211
Türkçe Sözlük, Tok Yayınları

Sözlük
-A-
Al: Düğünde güveyin boynuna atılan mendil büyüklüğünde kırmızı bez 2 Kadınların alınlarına bağladıkları yeşilli kırmızılı ipek örtü
Ala: Karışık renkli, alaca 2 Açık kestane renginde olan
Alaca: Siyahla beyaz karışık renk, siyahlı beyazlı
Âlem: 1 Dünya, acun, cihan 2 Çevre 3 Durum ve koşullar 4 El gün, herkes 5 Eğlence
Anadan belli: Doğuştan işareti, nişanı olan
Anay: Ara bozucu, müzevir
Anay pazarı: Ara bozuculuğun çok olduğu yer
Aplak: 1 Tembel 2 Budala, şaşkın
Arşın: Eskiden kullanılan ve aşağı yukarı metrenin üçte ikisine eşit olan uzunluk ölçüsü
Asbab: Çamaşır

-B-
Bandırma: 1 İri taneli, beyaz üzüm, razak 2 Kuru üzüm 3 Ceviz içi, badem, ipliğe dizildikten sonra pekmezli veya şekerli nişastaya batırılarak yapılan sucuk, şeker sucuğu, pekmez sucuğu
Bazlama: Mısır, arpa, darı ve buğday unlarından yapılan mayalı, mayasız, yağlı, yağsız, şekerli, şekersiz, ince ve kalın pişirilen sac ekmeği
Belek: Kundak, çocuk bezi
Belik: Saç örgüsü
Bibi: 1 Hala 2 Amca karısı, yenge 3 Abla 4 Nine, büyükanne 5 Teyze
Bostan: 1 Sebze bahçesi 2 Kavun, karpuz tarlası 3 Kavun ve karpuza verilen ortak ad
Boz: 1 Açık toprak rengi, 2 Açılmamış, sürülmemiş
Bucak: 1 Memleket 2 Semt, mahalle 3 Taraf, öte, uzak 4 Dağ eteği 5 Dağ tepesi doruğu

-C-Ç-
Cılga: 1 Harmanda saman ile taneyi ayırmak için her ikisi arasına uzatılan ağaç 2 Kağnı veya araba izi 3 Su yolu
Cihan: Dünya, âlem
Civan: Yakışıklı genç
Civan-ı Mert: Mert yaradılışlı, yüce gönüllü yiğit
Cübbe: Din adamlarının elbise üstüne giydikleri uzun, yenleri geniş, düğmesiz giysi
Cülle: 1 Kafa 2 Küçük kefal balığı 3 Yaramaz kötü
Çevre: 1 Bir şeyin kenarlarının meydana getirdiği kapalı çizgi 2 Bir şeyi kuşatan yakın yerler 3 Bir kimse ile ilişkisi bulunanlar 4 Sırma işlemeli mendil
Çökelek: Ayrandan yapılan yağsız peynir

-D-
Dağım: Çitlembik ağacı ve üzümü
Deste: 1 Demet bağlam 2 Darıya benzeyen ak darı da denilen bir çeşit tahıl 3 Mısıra benzeyen tohumundan un yapılan bitki
Devmek: 1 Kımıldamak hareket etmek 2 Çırpınmak, kıvranmak, tepinmek 3 Çabalamak, uğraşmak, didinmek
Dırpa: Tepe, en yüksek yer, uç
Doğum: Frenk üzümü
Dübek: 1 İçinde kahve ya da bulgur dövülen oyuk taş, taş havan 2 Tahta havan 3 Yayık

-E-
Elemir: Fal
Elemirci: Falcı
Elvan: Renkler demek olup dilimizde “çeşit çeşit renkli” anlamında sıfat olarak kullanılır
Engin: 1 Alçak yer 2 Geniş alan3 Ucu bucağı görünmeyecek kadar geniş
Er: 1 Erkek 2 Koca 3 Aşamasız asker 4 Kahraman yiğit
Eşmeli: Kaymak

-F-
Felek: 1 Gök 2 Acun 3 Talihleri çizdiği sanılan doğaüstü güç
Fetva: Dini ilgilendiren sorular üzerine müftünün verdiği genel yargı
Firik: Olgunlaşmaya başlayan tahıl 2 Çerez olarak yenilen tahıl kavurması

-G-
Gagalı: Yeşil kabuğundan çıkarılmış ceviz
Garb: Batı
Gem: Atı kontrol altında tutabilmek için, ağzına takılan demir araç
Gökçe: 1 Gökle ilgili sema 2 Gök rengi 3 Yormayan, batıcı olmayan, güzel, latif
Gönenmek: 1 Mutlu rahat bir hayat yaşamak 2 Birlikte yaşamayı dilmek 3 Bir işten hayır görmek 4 Bir yere yerleşmek, oturmak 5 Sahip olmak 6 Mirasa konmak 7 Geçinmek
Gunnacı: Gebe hayvan
Gurbet: Yurt, dışı, yad el
Guyu: Kuyu
Güvey: 1 Evlenmekte olan bir erkeğe, evlenme töreni sırasında verilen adı 2 Bir kızın ailesinden olan büyüklere göre o kızın kocası
Güz: Sonbahar

-H-
Harda: Kıldan yapılan yaygı ya da hayvan örtüsü
Harman: 1 Bahçe, sebze ya da meyve bahçesi 2 İncir bahçesi 3 Kolay sulanan tarla
Haylamak: 1 Koşmak, kovalamak 2 Seğirtmek 3 Bağırıp, çağırmak 4 Dövmek
Hoylamak: 1 Kovalamak 2Koşmak, kaçmak
Hûda: Tanrı
Hûdaperest: Tanrıya tapan
Hurda: 1 Çapa ile eşilen toprağın ince kısmı 2 Topraktan yapılan küçük su testisi

-I-
Istar Tezgâhı: Halı, kilim vb şeyler dokunan tezgâh
Işımak: Aydınlanmak

-İ-
İstihkâk: Hak, hak etme
İzdivaç: Evlenme
İzzet-i İkrâm: Ağırlama

-K-
Kabile: 1 Boy 2 Oymak
Kalbur: Tahıl ve başka iri taneli maddeleri elemek için kullanılan büyük delikli ya da seyrek telli elek
Kaygana: Omlet
Keramet: Kimi ermiş insanların doğaüstü birtakım yetenekleri bulunduğuna inanılan şaşkınlık uyandırıcı durum
Kıvranmak: Döndürmek
Kirmen: Elde yün eğirmeye yarayan araç
Kirve: Sünnet olan çocuğun elini kolunu tutan ve çocuk üzerinde babalık hakkı olan kimse
Kolan: 1 Yünden ya da ipekten yapılmış üzeri işli ince kuşak 2 Kuşakların üstüne getirilen üç santimetre eninde kayış

-L-
Lâl: Dilsiz

-M-
Martin: Eskiden kullanılan ve tek kurşun atan bir çeşit tüfek
Met: Kabarma
Mıntıka: Bölge
Mucuk: Bir çeşit küçük sinek
Murad: İstek, arzu
Münasip: Uygun, yerinde, yakışıklı
Mütevazi: 1 Alçak gönüllü, kurumsuz 2 Gösterişsiz
Müzevir: Söz götürüp getiren, ara bozan

-N-
Nefer: 1 Kimse kişi, 2 Er
Noksansız: Eksiksiz

-O-
Oba: 1 Bölmeli büyük göçebe çadırı 2 Çadır halkı, göçebe ailesi 3 Göçebelerin bir zaman için konaklamış oldukları yer
Od: Ateş
Okuntu: Çağrı kağıdı, davetiye
Orak: 1 Ekin biçmekte kullanılan, yarım çember biçiminde, bir ucu tutmaklı, öbür ucu sivri kılıç 2 Ekin biçme, deyirgi, hasat
Oymak: 1 Boy denilen topluluğun ayrıldığı kol, işaret 2 İzcilikte küçük birlik

-Ö-
Öbek: 1 Maddeleri ya da nitelikleri bakımından birbirine yakın olan şeylerin topu, takım, grup 2 Genel olarak yaş, yapı, uzay dağılımları ve hızları bakımından benzer özellikler gösteren dizgelere ilişkin yıldızlar kümesi
Ören: Eski yapı ya da şehir kalıntısı, harabe

-P-
Palan: Kaşsız, enli ve yumuşak bir çeşit eyer
Palas pandıras: Çok çabuk
Parça pinik: Paramparça
Pejmürde: 1 Eski püskü, yırtık 2 Dağınık

-R-
Revan: Akıcı, akan

-S-
Sac: Demir levha
Sancaktar: Sancağı taşıyan kimse
Sarp: 1 Dik, geçilmesi ve çıkılması güç, yalman 2 Sert
Sefer: 1 Yolculuk, 2 Savaşa gidiş, savaş
Seki: Kaldırım
Serden geçti: Fedaî
Sıddık: 1 Doğruluk, gerçeklilik 2 İçten bağlılık
Sındı: Makas
Softa: 1 Eskiden medrese öğrencisi 2 İlmiyeden olanlara aşağılama amacıyla verilen ad 3 Körü körüne bir davaya bağlanıp ayak direyen kimse
Soyka: Ölünün üstünden çıkan giysi
Sumak: Antepfıstığıgillerden, sıcak bölgelerde yetişen, kabuğu hekimlikte ve yaprakları dericilikte kullanılan, mercimeğe benzeyen, taneleri dövülerek ekşilik vermek için yemeğe katılan ve yüz türü bilinmekte olan bir ağaç
Sürme: Kirpik diplerine sürülen siyah boya

-Ş-
Şah: İran ya da Afgan hükümdarı
Şark: Doğu

-T-
Tandır: 1 Su çevresi burgaç 2 Fırında pişirilen ekmek
Telkin: 1 Aşılama, kulağına koyma 2 Ölü gömüldükten sonra mezar başında imamın söylediği dinsel sözler
Tellâl: 1 Bir şeyin satılacağını ya da herhangi bir şeyi halka bildirmek için çarşıda pazarda yüksek sesle bağıran kimse 2 Satışlarda aracılık eden kimse
Terki: Eyerin arka bölümü
Toplak: Camiî
Tuluk: Tulum
Tura: Kadınların başlarına taktıkları küçük altın dizisi
Turunç: Turunçgillerden bir ağaç ve bunun portakalı andıran, suyu acımtırak meyvesi
-U-
Uvak: Ufak
Uzalam: 1 Masal 2 Ahmak

-Ü-
Üleş: Hayvan ölüsü, leş
Ür-: Havlamak
Üzengi: Ayak altı çukuru
Üzerlik: Tütsü, nazara iyi geldiğine inanılan kokulu bir ot

-Y-
Yağız: 1 Karaya çalan buğday rengi, esmer 2 Yiğit, yavuz
Yar: Sevilen kimse, sevgili
Yayık: Tereyağı elde etmek için sütün içinde dövüldüğü ya da çalkalandığı kap
Yörük: Hayvancılıkla geçinen, göçebe Türkmen boyu 2 Bu boydan olan kimse
Yular: Hayvanın başlığına ya da tasmasına takılan ve onu bir yere bağlamaya ya da çekerek götürmeye yarayan ip
Yu-: Yıkamak

-Z-
Zari zari: Zırlamak, ağlamak
Zindan: Hapis yeri

Alıntı Yaparak Cevapla