Yalnız Mesajı Göster

Osmanlı Devletinin Kuruluşu Gelişmesi Ve Çöküş Sebepleri

Eski 10-09-2012   #13
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Osmanlı Devletinin Kuruluşu Gelişmesi Ve Çöküş Sebepleri



Berlin Antlaşmasının imzalanmasından sonra Sultan Abdülhamid'in saltanatındaki ikinci devre yani devleti şahsî ve bizzat idaresi başladı Bundan sonraki işlerde asıl sorumluluğu yüklenecek olan padişahtır

Böylece, 93 Harbi sonunda Osmanlı İmparatorluğu ve onun idaresini bilfiil üzerine almış bulunan II Abdülhamid Han, sanki bir yıkıntının altında kalmış gibiydi Osmanlı Devleti içeride ve dışarıda büyük meselelerle karşı karşıya idi Ancak aklı, ilmi, zekâsı fevkalade yüksek olan II Abdülhamid Han, bunların üstesinden gelmeyi başardı İdaresi altındaki Türkiye, Berlin Antlaşmasından II Meşrutiyete kadar, 30 sene içinde herhangi bir toprak kaybına uğramadı 1881'de Teselya'nın Yunanistan'a bırakılması ve aynı yıl Tunus'un Fransızlarca işgali bu anlaşmaya imza koyanların rızalarıyla olmuştu Buna rağmen II Abdülhamid Han, Tunus'un işgalini hiç bir zaman kabul etmedi ve bunu sonuna kadar bir siyasî mesele yapmakta devam etti

30 yıl müddetle Sultan Abdülhamid Hanın karşı karşıya bulunduğu meseleler ve bunlara karşı aldığı tedbirler ise şu şekildedir:

1 1853 Kırım Harbi sırasında yabancı devletlerden alınan büyük borçlar; Reşid, Fuad ve âli Paşaların sınırsız harcamaları, Sultan Abdülaziz zamanında ordu ve donanmanın geliştirilmesini sağlamak için alınan borçlar ve Rusya'ya ödenecek savaş tazminatı devletin belini bükmüştü Dış borçlar devlet borcu olduğu için, bunlar ödenmedikçe, yabancı devletlerin elleri Türkiye'de olacaktı Bu sebeple padişah ilk iş olarak bu meseleye çare bulmaya çalıştı 1881'de yayınladığı bir kararname ile devletin bir çok tekel gelirlerini tek idare altında topladı ve buradan dış borçların düzenli taksitlerle ödenmesine karar verildi Buna karşılık dış borcumuzun yarısı silindi Düyun-u Umumiye denilen bu idare, alacaklı devletlerin temsilcileriyle ortak idare ediliyordu Padişah, böylece hem yabancı müdahalelerini önlemiş, hem devletin malî işlerine bir düzen vermiş oldu

2 Berlin Antlaşmasıyla Teselya'ya sahip olan Yunanistan, Osmanlı Devleti aleyhine faaliyetlerini hızlandırdı Girit ve Yanya'da çete savaşlarını körükledi Balkanlarda Yunan ordu birlikleri sınır ihlallerine başladı Bu olaylar üzerine Abdülhamid Han, Yunanistan'a askerî müdahalede bulunulmasına karar verdi Padişah, ayrıca, Batılı devletlerin ve Rusya'nın Yunanistan lehine harekete geçmesini istemediğinden, müdahalenin bir yıldırım harbi olmasını sonucun süratle alınmasını istedi Bu emirle harekete geçen Müşir Ethem Paşa kumandasındaki Türk birlikleri, 24 saatte Termopil geçidini aşıp Atina'ya girdi Bütün Avrupa kumandanları bu olayla şaşkına döndü Çünkü Alman kurmayları, Osmanlı ordusu, Termopili altı ayda geçemez diye rapor vermişlerdi Rusya, İngiltere ve Fransa'nın müracaatı üzerine savaş o noktada durduruldu Bu üç devlet; Türkiye, Yunanistan'dan çıkmadığı takdirde savaş ilan edeceklerini bildirdiler Yunanistan, Türkiye'ye büyük bir savaş tazminatı ödeyerek kurtuldu Ancak, bu üç devlet, Osmanlıyı galip geldiği bir savaşta yenik duruma düşürmek için Girit'e muhtariyet verilmesini kararlaştırdılar Girit, Osmanlı Devletine bağlı kalmakla birlikte, kendi kendini idare eder bir valilik olacaktı Burası, ancak Abdülhamid Han tahttan indirildikten sonra Yunanistan'a ilhak edilebildi

II Abdülhamid Han, Yunan Savaşı hariç bütün dış meselelerini dâima diplomatik yollarla halletmeye çalıştı Gerçi diplomatik yol kesin sonuç vermeyen ve işleri sürüncemede bırakan bir yoldu Ancak, Türkiye zayıf ânında, savaştan uzak kalmak ve dış istekleri sürüncemede bırakmaktan dâima kârlı çıkıyordu Oysa, kesin zafer elde ettiği Yunan Harbinden bile bir kâr elde edememişti

3 İngilizlerin Arap milliyetçiliğini yaymak ve Arapların hakkı olduğunu iddia ederek, Mısır hidivini halife yapmak konusundaki gayretlerine, Abdülhamid Han, Panislamizm politikasıyla karşı koydu O tarihlerde İngiltere, Rusya ve Fransa'nın idareleri altında büyük Müslüman kitleleri bulunuyordu İngiltere'nin, Türk idaresindeki Arap ülkelerine de göz dikmesi üzerine padişah, bu devletlerin Müslüman halklarını kendi nüfuzu altına almayı, bütün dünya Müslümanları ile İstanbul arasında güçlü bağlar kurmayı uygun gördü Bunun için dünyanın her tarafında, İslâm topluluklarının lideri durumunda bulunan büyük din adamlarıyla temasa geçti Bunlara özel mektuplar gönderdi Rütbe ve nişanlar verdi Böylece bu dinî liderlerin hepsi kendilerini İslam halifesinin mahallî memurları, temsilcileri olarak görmeye başladılar Müslümanları Avrupalı ve Rus emperyalistlere karşı uyarmak üzere Çin'e kadar adamlar gönderdi Sonuçta öyle bir durum meydana geldi ki, Afrika'nın en uzak köşesindeki bir Müslüman cemaati bile hiç Türkçe bilmedikleri halde, camilerden çıkınca, ellerinde Türk bayrakları ile dolaşıyorlardı

Ayrıca İstanbul'da basılan binlerce kitap ve broşür, Rus idaresi altındaki Türk ülkelerine gönderiliyor, böylece her tarafta Türkler ortak bir kültür kaynağından besleniyorlardı

Sultan Abdülhamid Han'ın bu politikası sayesinde İstanbul, İslâm dünyasının kalbi durumuna geldi Rusya, İngiltere ve Fransa, onun, kendi Müslüman tebaaları arasındaki bu nüfuzundan çekinerek daha dikkatli hareket etmeye başladılar

4 Birçok gelirini Düyun-u Umumiye'ye bırakan devlet, memur ve asker maaşlarını zamanında ödeyememe, iki veya üç ayda bir ödeme yapma durumuyla karşı karşıya kaldı Ancak aynı devirde hayatın fevkalâde ucuz ve Osmanlı parasının kıymetli olması sayesinde, sıkıntı çeken hiç kimseye rastlanmadı Bir aylık maaş, üç ay boyunca rahatlıkla yetiyordu

5 Yahudilerin arz-ı mev'ud (vadedilen topraklar) üzerinde devlet kurma çalışmalarını hızlandırmaları Yahudiler, İngilizlerin de desteğiyle bu gayenin gerçekleşmesi için Siyonist teşkilatlar kurup zengin gelir kaynakları temin ettiler Siyonist hareketlerin başına geçen Theodor Herzl, Filistin'de bir Yahudi devletinin kurulması için çalışıyordu Yahudiler, 1870 senesinden itibaren Filistin toprakları üzerinde ziraî yerleşme merkezleri oluşturmaya başladılar Daha çabuk ve kesin bir yerleşme yapabilmek için Herzl, Sultan Abdülhamid'le görüştü ve ondan Filistin'de bir aristokratik cumhuriyet kurmak için izin istedi Buna karşılık Osmanlı Devletinin bütün borçlarını ödeyeceklerini bildirdi Bu isteğe karşı Abdülhamid Han, Tarihimize altın harflerle geçen şu cevabı verdi: "Ben, bir karış dahî olsa toprak satmam Zîra bu vatan bana değil, milletime âittir Milletim bu devleti kanlarını dökerek kazanmış ve yine kanıyla mahsuldâr kılmıştır O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz"

Alıntı Yaparak Cevapla