Yalnız Mesajı Göster

Tek Parti Döneminde Türk Kamu Bürokrasisinin Gelişimi

Eski 10-09-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Tek Parti Döneminde Türk Kamu Bürokrasisinin Gelişimi



II- TANZİMAT'TAN CUMHURİYET'E İKİ TEMEL ÇİZGİ

Tanzimat'la birlikte belirginleşen ve Cumhuriyet dönemine uzanan iki temel çizgiyi anlayabilmek için önce, Tanzimat'la birlikte ortaya çıkan fikir akımlarına ve örgütlenmelerine kısaca bakmak gerekir Ayrıntıları ve iç içe geçen niteliğiyle konumuzun dışında kalmakla birlikte, özellikle Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan merkeziyetçi ve adem-i merkeziyetçi anlayışları, bunların siyasî-idarî sitem içinde edindikleri yeri ve dolayısıyla Tanzimat'tan Cumhuriyete yerel yönetim anlayışını, merkeziyetçi-adem-i merkeziyetçi yapılanmaları daha iyi anlayabilmek için kısaca bunlara değinmekte yarar vardır

Tanzimat'la birlikte Osmanlı başkentinde öncelikle iki tepki ortaya çıkmıştır Bunlardan en önemlisi Yeni Osmanlılar hareketidir “Yeni Osmanlılar, tıpkı Tanzimat bürokratları gibi Tercüme Odası veya Batılı eğitim kurumlarında yetişmiş olan ve Tanzimat'ı birçok açıdan yetersiz bularak eleştiren aydınlardan oluşmuştur Yeni Osmanlılar, Tanzimat'çıların sömürü olgusunu anlayamadıklarını, Batıya maddî ve manevî olarak bağımlı bir sınıf oluşturduklarını ve sınıf içgüdüsüyle davrandıklarını, kendi kültürlerini ihmal ettiklerini, buna karşılık ise ancak yüzeysel anlamda Batılılaştıklarını söylemekte, eleştirilerini bu alanlarda yoğunlaştırmaktadırlar Meşveret ilkesini öne çıkaran Yeni Osmanlılar bu ilkeye dayanarak meşrutiyetçi bir yönetimin gerçekleştirilmesi için mücadele etmişlerdir

Yeni Osmanlılar hareketi Tanzimat'ın açtığı yolda, ancak Tanzimatçıların mekanik bir sistem transferi anlayışına dayalı Batıcılıklarına karşı daha bilinçli bir Batılılaşmayı, İslami temeller üzerinde evrimleştirilmesi gereken ve Osmanlı paradigmasını dikkate alan ama yine de sistemli olmayan bir anlayışı savunmaktaydılar O nedenle genelde Osmanlıcı diyebileceğimiz bir siyasal birlikçiliği amaçladılar Yeni Osmanlılar hem Batıyı, hem de Osmanlı merkeziyetçiliğine bağımlılıklarını sürdürdüler”[xxx] Bu arayış ve çatışmalar gelecekte, sözü edilen bu çelişkili durum üzerinde belirginleşecektir “Ancak, Batılılaşma tarihimizde en önemli hareket olarak ortaya çıkan Yeni Osmanlıların hürriyet eksenli bir çerçevede imparatorluğun toplumsal yapısındaki bozulmaya daha çok yönetilenler açısından yaklaşması önemli bir yeniliktir Yeni Osmanlı hareketinin oluşumunda Tanzimat paşalarının, temsili yönetime önem vermemelerinin önemli bir payı vardır Yine de Osmanlı modernleşme sürecinde ortaya çıkan Yeni Osmanlılar ve Jön Türkler gibi daha çok Batılı eğitim görmüş aydın tabakanın tüm aktivist çabalarına karşın, Osmanlı düzeninde var olagelen merkez-çevre ayrımı giderilememiştir”[xxxi] Merkez- çevre ayrışması, önceki dönemin yapıştırıcı fonksiyonu gören din, ulama gibi unsurlarının etkinliğinin azalmasıyla modernleşme sürecinde daha da belirginleşmiştir Bu ayrılık, İttihat ve Terakkinin teorisyenlerinden Ziya Gökalp tarafından formüle edilen Türkçülük, İslamcılık ve Batıcılık ayrışmasının son tahlilde, özellikle İttihat ve Terakki vasıtasıyla, Batıcılığın galibiyeti biçiminde yeni Cumhuriyete aktarılmasıyla daha da net bir görünüm almıştır

Düşünce ve eleştirilerinde belirli bir homojenlik bulunmayan Yeni Osmanlılar hareketinin en önemli özelliği, Tanzimat'tan Cumhuriyete uzanan anlayış ve yapılanmalarda ana faktör olan, Jön Türkler ve sonrasında ortaya çıkan İttihat Terakki hareketlerini beslemiş olmasıdır İlber Ortaylı'ya göre Yeni Osmanlılar ve Jön Türkler ayrımı zamanlama kadar ideolojilerin ve örgütlenmelerin ve eylemin niteliğini belirleyen çizgiler açısından da gerekli, doğru bir ayrımdır Grubun içinde ideolojiden çok ideolojilerin bulunduğu Yeni Osmanlıların düşünceleri, anayasacı liberalizmin çizgilerinden modernist İslamcılığa, hatta olgunlaşmış bir Türkçülüğe ve sosyalizme kadar çeşitli görüşleri içeren renkli bir yelpaze oluşturur Bu anlamda onlar toplumda yeni bir arayışı başlatan aydınlar olmuşlardır[xxxii] Sina Akşin'e göre ise, pek çok şeyi birden temsil etmek durumunda olan bu düşünürlerin hepsinde, "Bu devlet nasıl kurtulur? Kaygısı egemen durumdaydı[xxxiii]

Osmanlıdan Cumhuriyete uzanan iki temel çizginin asıl olarak billurlaşmasını sağlayan ise, Jön Türkler ve sonrasında İttihat Terakki olarak somutlaşan harekettir Şerif Mardin'e göre, İttihat ve Terakki Cemiyeti, Osmanlıdaki istibdada karşı yönelen ilk hareket olmamıştır Bu cemiyetin tarih içindeki kökleri Yeni Osmanlılar hareketine dayanır İki grup arasındaki ilişki yalnız amaçlarının birleşmesinden değil, fakat İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin Yeni Osmanlılar hareketine dahil olmuş kimselerden yararlanması, sosyal desteğini bir kuşak önce belirmiş sosyal kıpırdanmalardan alması ve 1860'larda üretilmiş bir ideolojiyi kendine şiar edinmesinden doğuyordu[xxxiv] Bu birikimli etkileşim süreci Jön Türkler içinde daha da net çizgilere ayrılacak ve nihayetinde 1902 Jön Türk kongresinde iyice billurlaşacaktır “Kongrede azınlıklarca desteklenen Sabahattin ve Lütfullah Beylerin özgürlükçü bir devrim için Batılı ülkelerin Osmanlı devletine müdahalesini savunmaları cemiyeti ikiye böldü Prens Sabahattin taraftarları Osmanlı Hürriyet Perveran Cemiyeti adında yeni bir örgüt oluşturdular Ahmet Rıza ve yandaşları ise İttihat ve Terakki Cemiyetini oluşturarak Şura'yı Ümmet adlı bir gazete çıkardılar Prens Sabahattin kanadı bölgesel özerklik, yerinden yönetim, bireysel girişim ve kişisel özgürlükleri savunurken; ittihatçı kanat merkeziyetçi, Türkçü, seçkinci ve otoriter bir anlayışa sahiptiler ve Alman Friedrich List'in millî iktisat düşüncesini savunmaktaydılar Oysa Sabahattin kanadı İngiliz iktisadî görüşü olan serbest (liberal) ticaret anlayışına sahiptir

Her iki kanatta meşrutiyetçi ve laik eğilimlere sahiptirler İslam birliği düşüncesini reel politik açısından uygun bulmazken, bir sosyal gerçeklik olarak İslamiyet'in varlığını teyit etmektedirler O nedenle birinci planda imparatorluk güçlendirilmeli ve halkı cehalet ve sefalete düçar eden müstebit yönetim tasfiye edilmeliydi Prens Sabahattin'in eleştirileri ve programı daha kuramsal ve derinlikli analizlere dayanırken, ittihatçı kanadın eleştirileri tepkisel ve sistemin özünden ziyade Abdulhamit ve kadrolarını tasfiyeye yönelikti Her iki kanatta ulusal bir burjuvazi yaratılması hususunda hemfikirdiler İngilizler de uzun vadeli bir politika olarak bu fikri desteklemektedir Sömürülerini ülkedeki siyasal iktidara dayandırmaya çalışan Almanlara karşı İngilizler ulusal bir burjuvaziye dayandırılacak bir sömürü yönetiminin daha rasyonel ve verimli olacağı inancındaydılar”[xxxv] İşte bu niteliklerde ortaya çıkan bu iki kanadın farklı görünümlerdeki uzantıları yeni Cumhuriyetin yapılanması ve oluşumunu da belirlemiştir Ancak burada bir noktanın altını çizmek gerekir Osmanlıdan Cumhuriyete uzanan bu iki temel çizgi, İttihat ve Terakkinin öne çıkması ve Cumhuriyete geçişle birlikte daha belirgin hale gelecek diğer bir deyişle yakın tonlarını da içerir duruma gelecektir Ekonomik ve siyasî yönü ağırlıklı bu belirginleşmeyi Emre Kongar, “devletçi-seçkinci ve gelenekçi-liberal”[xxxvi] kavramlaştırması ile daha geniş bir perspektiften ele alıyor Merkeziyetçilik ve adem-i merkeziyetçilik ilişkileri ile yakından ilgili bu yaklaşımı Cumhuriyet dönemi ile ilgili başlıklarda ele alacağız Burada, ekonomik, siyasî ve idarî bütün yönleriyle Osmanlı'dan Cumhuriyete uzanan, merkeziyetçilik ve adem-i merkeziyetçilik anlayışlarını ve pratiğini etkileyen bu iki temel çizgiyi iki alt başlık altında biraz daha yakından görmekte yarar vardır

A) Prens Sabahattin, Teşebbüsü Şahsi- Adem-i Merkeziyet Düşüncesi ve Liberal Gelenek

İttihat ve Terakki ile ilgili bilgiler sunulurken belirtildiği üzere, hem devletçi-seçkinci hem de gelenekçi-liberal cephe, ağırlıklı olarak Yeni Osmanlılar, Jön Türkler çizgisinde ortaya çıkan hareketler içinden gelmişlerdir Meşrutiyetçi ve laik eğilimler açısından ortak paydayı paylaşan bu iki grubun farklı unsurları da içerir hale gelmesi asıl olarak Cumhuriyetle birlikte ağırlık kazanmıştır

Bu iki gruptan liberal cephe ile adı özdeşleşen Prens Sabahattin, Emre Kongar’a göre, Birinci ve İkinci Meşrutiyeti hazırlayan ve Osmanlı devletinde muasır ihtiyaçlara göre ıslahat yapılamasını isteyen inkılapçılar ve ihtilalciler[xxxvii] anlamında Jön Türkler içinde liberal görüşlerin savunuculuğunu yapmıştır Prens Sabahattin'in Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti'nin 1906 yılında yayınlanan programı şöyleydi; “Siyasî ıslahat yapılarak yerinden yönetim sağlanacaktır Vilayet meclisi üyeleri halk tarafından seçilecektir Merkezde halk tarafından seçilecek bir meclis teşkil edilecektir Osmanlı halkının hak eşitliği sağlanacaktır Yerel yöneticiler halkın nüfus dağılımına uygun olarak, farklı etnik ve dinî oranlara göre seçilecektir”[xxxviii] Bu bağlamda faaliyetlerde bulunan Prens Sabahattin'in düşünceleri, bir hürriyet teorisi niteliğindeydi O, devletten bağımsız olarak kişilerin kendi kişisel yeteneklerini kullanabilmeleri anlamında teşebbüs-i şahsilik düşüncesini ve devlet yönetiminde adem-i merkeziyet talep eden liberal fikirleri savunmaktaydı

Ana hatlarıyla bu düşünceleri savunan Sabahattin, Şerif Mardin'e göre, görüşleriyle gerçekten hayatımızın en derin köklerine dokunmuş ve bu bakımdan kendi kendini eleştirmeyi ancak yüzeysel bir anlamda anlayanları rahatsız etmiştir Gerçek şudur ki, Prens Sabahattin, bazılarınca, toplum tabularımıza dokunduğu için beğenilmemiştir Prens Sabahattin'in fikirleri çerçevesinde meydana gelen polarizasyon un yararlı yanı bizzat kendi toplum tabularımızın üzerine ışık saçmasıdır Zararlı yönü, onun fikirlerini yakından incelememiş olanlar arasında Prens Sabahattin aleyhtarlığının veya taraftarlığının siyasî bir vaziyet alışa tekabül etmesindendir Bununla birlikte onun düşüncelerini meydana getiren unsurları birbirinden ayırt eden olmamıştır Burada bu unsurları ayırt edecek olursak, bir insan ideali, bu insan idealini gerçekleştirecek bir eğitim teorisi, bu insan idealine uygun bir toplum tasavvuru ve mevcut toplumların yapısını tahlil etmeye yarayacak bir toplum tahlil yöntemi gibi başlıklarla karşılaşırız[xxxix] Bu başlıklarla ele alınabilecek içtimaî ve iktisadî düşünceleriyle Prens Sabahattin, Cengiz Çağla'ya göre özgün bir konuma sahiptir Türk aydınının genel nitelikleri olarak sayılabilecek devletçilik, bürokratlık, seçkincilik ve aktarmacılık özelliklerinin Prens Sabahattin için de geçerli olduğunu söylemek oldukça zordur[xl] Bu farklı nitelikleridir ki onu Tanzimat'tan Cumhuriyete uzanan devletçi-seçkinci gruptan ayırmış ve liberal bir geleneğin başlatıcısı olarak anılmasını sağlamıştır

Prens Sabahattin’e göre, Osmanlı devletinin içinde bulunduğu durumu, bir yönetim sorunu değil, bir yapı sorunudur ve bunun çözümlenmesi gerekmektedir Bu da ancak, Science Sociale gözüyle toplum yapısını incelemekle mümkün olabilecektir “İlk defa var olan sorunu değişik bir yaklaşımla ele alan Sabahattin Bey, çözüm yolu olarak, Osmanlı toplum yapısının göz önünde bulundurulmasını ve bu yapı içinde bir çözümleme yapılmasını önermektedir Onun bu bağlamda ortaya attığı idarî adem-i merkeziyet düşüncesi İttihat ve Terakki grubunca siyasî adem-i merkeziyet olarak algılanacak ve tepkilerin odağı haline gelecektir Yine ona göre, bütüncü toplumlarda toplumsal yapı gereği merkeziyetçi yönetimler egemendir Merkeziyetçi yönetimlerde bürokrasinin, gelişmeyi köstekleyici bir rolü vardır Yerinden yönetimin gerekli olduğunu ileri süren Prens Sabahattin, neden olarak da şunları söylüyor; Onsuz, memleketimizi imar kabil olmadıktan başka, bir vilayetteki idare usulünün diğerinde aynen tatbiki imkansızdır Ona göre, merkeziyet yönetimi özgürlükleri kısıtlamakta, çoğunluğun azınlıkça baskı altında tuttuğu ve girişimciliğe yönelik hareketlerin engellendiği bir ortam oluşturmaktadır Bunu şöyle ifade ediyor; merkeziyet demek, hürriyeti inhisara almak, ekseriyeti ekalliyete çiğnetmek, teşebbüs fikrini kahretmektir”[xli]

Yönetimle ilgili bu düşüncelerinin yanında Sabahattin, ekonomik, sosyal, siyasal ve idarî olmak üzere her alanda bireyci kişilik özelliklerini taşıyan bireylerin yetiştirilmesini savunmaktadır Son tahlilde Osmanlı toplumunun kurtuluşunu da buna bağlamaktadır “Prens Sabahattin, Türk aydınının tepeden inmeci niteliğine karşı toplumsal düzeyde daha derinden gelecek değişimi savunmuş, bu anlamda demagog siyasetçiden çok, bilim adamı, reformcu gözüken bir idare-i maslahatçıdan çok radikal bir devrimci olmuştur O, bürokrasinin egemen olduğu düzende anti-bürokrat, memurların baştacı edildiği devirde zihniyet olarak memurluğa muhalif, herkesin devletçi olduğu bir dönemde özel teşebbüsçü ve neredeyse herkesin merkeziyetçi olduğu bir çağda adem-i merkeziyetçiydi”[xlii]

Bütün bu düşünceleriyle Prens Sabahattin'le Jön Türklerin bir kısmı arasında- merkeziyetçilik-adem-i merkeziyetçilik- kopan fırtınanın en mühim yönü, Şerif Mardin'e göre, içtimaî ve iktisadî bir meseleydi İşte bu içtimaî ve iktisadî görüş farklılıkları nedeniyledir ki, 1908'de İkinci Meşrutiyet getirilir ama, İttihat ve Terakki ile Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet cemiyetleri arasındaki uyuşmazlık da iyice artar[xliii]

Bu uyuşmazlık, gelişen siyasal olaylara da paralel olarak daha da kalınlaşan çizgiler halinde genç Cumhuriyet tarafından da tevarüs edilecektir Bu iki temel çizgiden ikincisini ise, hem siyaseten hem de son tahlilde askerî olarak güçlü bir konuma gelen ve o dönemde İttihat Terakki ile temsil edilen devletçi-seçkinci grup oluşturmaktadır Bunların görüşlerinin temeli ise ağırlıklı olarak millî iktisat-millî burjuvazi düşüncesine dayanmaktadır

Alıntı Yaparak Cevapla